Yalın ayaklıların devrimi Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
Makale
21 Ekim 2026 · 17:00

Yalın ayaklıların devrimi

Yemen'deki yalın ayaklıların devrimi saraylar ve onların soytarıları tarafından sevilmiyor.

Alptekin DURSUNOĞLU
Alptekin DURSUNOĞLU
Yazar · 21 Ekim 2026

Yemen’de 2015’ten beri fiili olarak iki hükümet var. Birincisi ülkenin geleneksel başkenti olan Sanaa merkezli hükümet; diğeri ise Riyad merkezli hükümet. BM’de ve uluslararası toplumda Suudi destekli hükümet Yemen devleti olarak tanınırken, ülke nüfusunun yüzde 85’ini yöneten Sanaa hükümetinden ‘Husiler’ olarak bahsediliyor. 

Arabistan’a kendi adını vermiş olan Suudiler Yemen’de 2015’ten beri başkent Sanaa’da var olan hükümeti ‘Husiler’ diye etiketlemiş ve Mart 2015’te Yemen’e karşı açtıkları savaşı şöyle çerçevelemişti: 

yemen güncel harita

- Husiler Yemen’de darbe yaptı. 

- Husiler Zeydi yani Şii mezhebine mensup olduğu için İran’ın vekil gücüdür. 

- Biz ise uluslararası toplumun desteği ve 11 ülkeden oluşan askeri koalisyon ile Yemen’deki meşru hükümeti yeniden tesis etmek için askeri müdahalede bulunduk.  

Suudiler bu söylemle açıkça Amerika’nın savaşlarına meşruiyet üretmek için kullandığı yöntemi taklit ediyordu.   

İstikrarlı ve homojen siyasi, bürokratik ve askeri yapısına rağmen Sanaa hükümetinin ‘Husiler’ diye etiketlenmesi, nesnel gerçekliği mi yansıtıyordu?

2004’te kurulan Ensarullah Hareketi, nasıl olup da 2014’te başkent Sanaa’ya hakim olabilmişti? Suudilerin iddia ettiği gibi bir aile darbe mi yapmıştı? Eğer öyleyse ‘darbeci bir aile’ nasıl olup da Suudilerin 11 ülkenin desteğiyle dayattığı savaşa rağmen Yemen nüfusunun yüzde 85’ini yönetir hale gelmişti? 

Suudilerin 11 ülkeden oluşan bir koalisyon ile başlayıp kısa süre sonra sadece Emirliklerden başka ortağının kalmadığı bu savaş başladığında Ensarullah sadece Saada ve Sanaa kentlerine hakimdi. Bugün ise ülke nüfusunun yüzde 85’ini yöneten bir hükümete liderlik ediyor. 

Yemen’de gerçekten Suudilerin iddia ettiği gibi darbeci bir aile sorunu mu var? ‘Husiler’ kimdir? Zeydilik Yemen’de marjinal bir mezhep midir? Bu makale bu sorulara cevap arayarak Yemen gerçekliğini yansıtmayı amaçlıyor.

Husi ailesi ve Zeydi dirilişi

‘Husi’, Ensarullah Hareketi’ni kuran aile üyelerinin soyadı. Ensarullah Hareketi’nin öncülleri olan ‘Hak Partisi’ ve ‘Mümin Gençler Hareketi’ni kuran Hüseyin Bedreddin el-Husi, Saada kentinde doğmuş olsa da; ailenin ‘Huslu’ anlamına gelen soyadı Amran iline bağlı ‘Hus’ kentinden geliyor. 

Bedreddin el-Husi

Hareketin kurucusu olan Hüseyin Husi’nin babası Bedreddin bin Emirüddin el-Husi, hareketin ideolojik arka planını oluşturan ve oğullarının siyasi faaliyetlerine zemin hazırlayan bir din alimiydi.1927'de Saada'da doğdu. Yemen'in en önde gelen Zeydi mercilerinden biriydi ve çok sayıda eser kaleme almıştı. 

Siyasi mücadelesi: 

Babası Emirüddin gibi, Zeydi mezhebinin doktrinel ilkeleri doğrultusunda o da zulme karşı duruşuyla bilinirdi. Bu nedenle Yemen hükümetlerinin baskısıyla karşılaştı. Baskılar sonucu Yemen'den ayrılarak bir süre İran’ın Kum kentinde ve Almanya'da yaşamak zorunda kaldı. Bu sürgün yılları, onun İran İslam Devrimi'nin etkilenmesinde rol oynadı. 2010 yılında 86 yaşında vefat etti.

Hüseyin Bedreddin el-Husi

Hüseyin Husi, babasının dini ve entelektüel mirasını devralarak onu siyasi ve askeri bir harekete dönüştürdü. 1956'da (bazı kaynaklara göre 1960) Saada'nın Ruveys köyünde doğdu. Babası Bedreddin Husi'nin yanında dini eğitim aldı ve İslami ilimlerde kendini yetiştirdi. Ayrıca Yemen ve Sudan üniversitelerinde eğitim gördü. Babasıyla birlikte bir süre İran'da (Kum'da) bulundu ve İmam Humeyni'nin fikirlerinden derinden etkilendi.

Milletvekilliği Dönemi (1993-1997)

Hüseyin el-Husi, 1990'ların başında ‘Hak Partisi’ içinde siyaset yaptı ve Yemen parlamentosunda Saada'yı temsil etti. Soğuk Savaşın sona erdiği ve Sosyalist Güney Yemen devletinin Kuzey Yemen’le birleştiği 1990 yılında son derece ılıman bir siyasi hava hakimdi. 

Açılan bu siyasi ortamda, babası Bedreddin Husi ve diğer Zeydi alimlerle birlikte Hak Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı. 1993 yılında yapılan meclis seçimlerinde, Saada vilayetinden milletvekili seçildi. 1993-1997 yılları arasında Yemen Meclisi'nde Hak Partisi'nin tek temsilcisi olarak görev yaptı.

Hüseyin Husi, milletvekilliğini bir siyasi kariyer basamağı olarak değil Zeydi mezhebinin ilkeleri ve babasından ve aldığı ideolojik bilinçle hakkı ve adaleti savunacağı bir zemin olarak gördü. Hüseyin Husi’nin bu yaklaşımı onu kısa sürede kendisi de bir Zeydi olan Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’le karşı karşıya getirdi. 

O, 1994 yılında Yemen hükümetinin Güney Yemen'e karşı başlattığı savaşa açıkça karşı çıktı.[1] Ayrıca, 1990'lar boyunca Suudi destekli Selefi-Vahhabi akımlarının Yemen'de artan etkisine karşı mücadele etmeyi temel bir siyasi öncelik olarak belirledi. Bu muhalif tavrından dolayı da dönemin hükümeti onun 1997’den sonra yeniden meclise girmesine izin vermedi. Ancak Hüseyin Husi milletvekilliğini, dini nüfuzunu siyasi bir programa dönüştürdüğü ve daha sonraki muhalefetinin temellerini attığı bir geçiş aşaması olarak kullandı.

Güneyli sosyalistlerin hakları için mücadele

Hüseyin Bedreddin Husi'nin 1994 yazında Güneylilere karşı yürütülen savaşa karşı çıkışı, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok katmanlıydı. O, muhalefetini “insani, ahlaki, siyasi ve ilkesel” gerekçelerle açıkladı.

1994 iç savaşı, 1990'daki birleşmenin yarattığı yapısal sorunlar, siyasi güç mücadelesi ve ekonomik anlaşmazlıklara dayanır. Ancak Hüseyin Husi’nin bu savaşa karşı çıkışının anlamını kavrayabilmek için Kuzey ve Güney Yemen devletlerinin bağımsızlık süreçlerini ve birleşmeden sonra niçin savaşa sürüklendiğini özetlemek gerekiyor.

Güney ve Kuzey Yemen’in bağımsızlık süreçleri

Kuzey yemen 

Kuzey Yemen devleti 1918’de bağımsızlığını ilan etmiş olsa da miladi 900 yılından beri kuzeydeki Yemenliler Zeydi İmamların liderliğinde sürekli ve kesintisiz bir otoriteye sahipti. 

İmamlar Yönetiminin Kuruluşu (M.S. 900)

Kuzey Yemen'deki Zeydi imamlar yönetiminin temeli, Miladi 900 yılında atıldı. O dönemde bugünkü İran’ın Hazar denisi kıyılarında yer alan Taberistan’da bir Zeydi otoritesi hakimdi. Taberistan’da yaşayan ve İmam Hasan'ın soyundan gelen Yahya b. Hüseyin (el-Hâdî İlelhak), Kuzey Yemen'deki bir ihtilafı çözmek için Saada bölgesine davet edildi. O, Yemen’e gelip ihtilafı çözdü; halk ona biat etti ve “böylece Yemen’de Zeydîler Devleti’ni kurmuş oldu”.[2]

Zeydi imamların yönettiği bu devlet, Osmanlı Devleti’nin hem birinci hem de ikinci varlığına rağmen Yemen’deki hakimiyetini 1962’daki Abdullah Sellal darbesine kadar sürdürdü. Osmanlı Devleti Yemen’i iki defa işgal ettiyse de her iki dönem de de buraya tam olarak hakim olamadı. 

I. Dönemde (16.-17. yy.) İmam Muhammed b. Yahyâ el-Mutahhar, 1560'larda Zebîd ve Tihâme dışında Osmanlı hakimiyetine son verdi. Daha sonra Osmanlı hakimiyeti kesintiye uğradı ve 19. yüzyılın ortalarına kadar San'a ve Kuzey Yemen, Zeydi imamlarının kontrolüne girdi.[3]

II. Dönemde (19.-20. yy.) Osmanlı'nın Yemen'deki hakimiyeti, ağırlıklı olarak Sünni nüfusun yaşadığı kıyı bölgeleri (Tihâme) ve stratejik şehir merkezleriyle (Zebîd, San'a gibi) sınırlı kaldı. Buna karşılık Zeydi imamlar, özellikle kuzeydeki dağlık iç bölgelerde (Sa'da, Kevkebân ve San'a'nın çevresi) hem I. hem de II. Osmanlı döneminde siyasi ve askeri varlıklarını korudu.”[4]

Bağımsızlık ve Mütevekkiliye Krallığı (1918-1962)

Zeydi imamlar yönetimi, Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgisinin ardından daha sonra Kuzey Yemen devletine dönüşecek olan toprakların tamamına hakim oldu.

İmam Yahya Hamideddin, 30 Ekim 1918'de Kuzey Yemen'in bağımsızlığını ilan etti. Böylece ‘Yemen Mütevekkiliye Krallığı’ kuruldu ve Ortadoğu'nun ilk bağımsız Arap devletlerinden biri oldu.

Tarih boyunca Yemen’in toplumsal dokusunda kabileler, siyasetinde de Bakil ve Haşid adlı iki kabile konfederasyonu belirleyici oldu. Kabilelerin oluşturduğu gevşek bir otoriteyi ifade eden kabile konfederasyonlarından Bakil ve Haşid, Zeydi İmamlar döneminde ‘İmam’ın iki kanadı’ olarak adlandırılıyordu.[5]

Zeydi imam yönetimi, 1948'de İmam Yahya'ya suikast girişimi ve ardından oğlu Ahmed'in iktidara gelmesiyle sarsıldı. Cemal Abdunnasır’ın etkisiyle yükselen Arap milliyetçiliği, monarşiyi zayıflattı.

1962 darbesi ve cumhuriyetin ilanı

Nasır’ın görüşlerinden etkilenen subaylardan Abdulleh Sellal, İmam Ahmed'in ölümünün ardından yerine geçen oğlu İmam Muhammed Bedir'e darbe yaptı ve Zeydi İmamlar yönetimi de böylece sona ermiş oldu. 

İmam Bedir, darbeden sonra dağlara çekilerek Suudilerin desteği ile cumhuriyetçilere karşı uzun süre savaş verdi. Ancak Suudi destekli Zeydi imamcılar ile Cemal Abdunnasır destekli cumhuriyetçiler arasındaki uzun savaşı cumhuriyetçiler kazandı.

Zeydiliğe savaş açan Zeydi: Ali Abdullah Salih 

Darbenin ardından ülke, iç savaşlar ve istikrarsızlıklarla boğuştu. Bu dönemin en belirleyici figürü Ali Abdullah Salih oldu. İmamlar döneminde belirleyici olan Haşid ve Bakil kabile konfederasyonları, cumhuriyet döneminde de belirleyici olmaya devam etti. 

Ali Abdullah Salih'in 1978'de seçimle değil bir dizi suikast, askeri darbe ve kabile ittifakının şekillendirdiği karmaşık bir sürecin sonucunda cumhurbaşkanı seçildi. Salih, Zeydi mezhebine mensup Haşid kabile konfederasyonu içinde yer alan Sanhan kabilesinin üyesiydi. 

Salih'in iktidara giden yolu, 1962'deki cumhuriyet darbesine aktif olarak katılmasıyla başladı. 1970'lerin sonunda Marksist Güney ile Nasırcı Kuzey Yemen arasındaki düşük yoğunluklu çatışmalar ve suikastlar Kuzey Yemen'de siyasi istikrarsızlık yarattı ve bu da Salih'in önünü açtı. Devlet başkanları ardı ardına suikastlara kurban gitti.

1977’de Cumhurbaşkanı İbrahim el-Hamdi, 1978’de de onun halefi Ahmed el-Gaşmi suikastla öldürüldü. Her ikisi de Bakil kabile konfederasyonuna mensuptu. Bu olaylar üzerine, ülkeyi yöneten geçici askeri konsey 17 Temmuz 1978'de Ali Abdullah Salih'i cumhurbaşkanı olarak atadı. 

‘Denge adayı’ Salih ve kabile desteği

Ülke cumhuriyet rejimine geçmiş olsa da kabilelerin siyaset üzerindeki etkisi mutlaktı. Bakil kabile konfederasyonu, Haşid’den daha büyük olmasına rağmen daha gevşek bir otoriteye sahipti. Bakil’i oluşturan kabilelerin daha bağımsız hareket etmesi ve Haşid’in nispeten daha merkezi bir otoriteye sahip olması, bir denge adamı olan Ali Abdullah Salih'in seçilmesinde belirleyici oldu. 

Salih, kabile liderlerini iktidar yapısına dahil etti. Zeydi Haşid şeyhleri, özellikle Haşid’in liderliğini yapan Şeyh Abdullah el-Ahmer, Salih'in iktidara gelmesini kendi çıkarlarına uygun buldu. “Salih rejimi görünürde kurumsal bir parlamenter sistem olsa da pratikte geleneksel bir kabile sistemi olarak işliyordu.”[6]

Salih, bu kabile ağları sayesinde meşruiyet kazandı, birleşmeden sonra da iktidarını 33 yıl sürdürdü. 

Kendisi de bir Zeydi olmasına rağmen Salih, yönetimi boyunca Zeydi toplulukların yoğun olduğu bölgelere yönelik dışlayıcı politikalar izledi. Bu durum, 1990’lı yıllarda Zeydi hareketinin güçlenmesinin zeminini hazırlayan en önemli faktörlerden biri oldu.

Ali Abdullah Salih ve en güçlü kabile desteğini sağlayan Ahmer ailesi de mezhebi olarak Zeydi’ydi. Ancak onlar Saada’daki Zeydi halka ve güneydeki sosyalistlere karşı oldukça dışlayıcı ve ezici bir siyaset izledi. 

‘İyi Şiiler’ ‘kötü Şiiler’ 

1962 cumhuriyet devrimi, bin yıllık Zeydi imamet rejimine son vermişti. Salih'in de içinden geldiği bu cumhuriyet rejimi, Zeydi dini ve siyasi liderleri özellikle seyyidleri potansiyel bir tehdit olarak görüyor ve onları sistematik olarak dışlıyordu.

Ali Abdullah Salih, Zeydi kimliğine rağmen, iktidarını sağlamlaştırmak için Zeydi toplumunu bilinçli olarak zayıflatma ve bölme stratejisi izledi. Bu çerçevede, geleneksel olarak Zeydi bölgelerinde Selefi/Vahhabi militanları destekleyerek mezhebi bir güç dengesi yarattı ve ‘Zeydi dirilişini’ bastırmaya çalıştı.

Salih döneminde Saada vilayeti, siyasi ve ekonomik olarak cezalandırıldı. Bölgeye yeterli yatırım yapılmadı, temel hizmetler götürülmedi. Bu ise halkın rejime olan bağlılığını zayıflattı, öfkesini arttırdı. 

Ahmerler ve Husiler düşman Zeydiler

Ahmer ailesi de benzer şekilde, Zeydi kimliğine rağmen Husi ailesiyle uzlaşmak yerine onlarla çatışmayı seçti. Bunun nedeni, Husileri kabilevi ve siyasi bir rakip olarak algılamasıydı. Çünkü Ahmerler Haşid kabile konfederasyonunun lideri olarak, Yemen'in kuzeyindeki en güçlü gayri resmi otoriteydi. Husiler ise Bakil kabile konfederasyonuna mensuptu ve Zeydi diriliş hareketine fikri olarak liderlik ettiği için Haşid’i oluşturan kabileler üzerinde de nüfuzunu arttırıyordu.

Nitekim kısa sürede Ahmer ailesinin merkezi sayılan Amran ilindeki Haşid kabileleri Ensarullah hareketine katıldı; bu Ahmerlerin hegemonyasının sarsılması demekti. Ahmerler, Ensarullah’a karşı Saada'daki selefi militanları maddi ve lojistik olarak destekledi. 

Ancak Hüseyin Husi ve ardından da Abdulmelik Husi’nin liderliği meseleyi bir kabile ve nüfuz meselesi olmaktan çıkarmış ve ideolojik boyuta taşımıştı. Bu sebeple de halkın desteği Ensarullah’a yöneldi. Ensarullah Hareketi, 2014'te Amran'ı ele geçirip Ahmerlerin kalesi olan el-Hamri'deki evlerini havaya uçurarak bu ailenin on yıllardır süren hegemonyasına sembolik olarak son verdi. 

Güney Yemen

Güney Yemen, 1839’da Aden’i ele geçiren İngiltere’nin sömürgesiydi. Buradaki İngiliz varlığı, 128 yıl devam etti. Güney Yemen'in bağımsızlık ve sosyalist hükümet kurma hikâyesi, 20. yüzyılın ortalarında sömürgecilik karşıtı mücadelelerle şekillenmiş ve Arap dünyasında eşi benzeri görülmemiş bir deneyimi ortaya çıkarmıştır. 

Ekran Resmi 2026-10-21 16.48.13


Bağımsızlık mücadelesi ve sosyalizm

Güney Yemen'deki bağımsızlık hareketi, 1963'te başladı. Bu mücadelenin en etkili gücü, Marksist-Leninist Ulusal Kurtuluş Cephesi’ydi. (UKC) 

Uzun ve kanlı bir direnişin ardından, son İngiliz askerinin toprakları terk etmesiyle 30 Kasım 1967'de bağımsızlık ilan edildi. Bu tarihi adımla birlikte, önce Güney Yemen Halk Cumhuriyeti, ardından da isim değişikliğiyle Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti kuruldu.

İlk ve tek Marksist Arap devleti

1970'lerin başında Marksist-Leninist ilkeleri resmen benimseyen Güney Yemen ilk ve tek sosyalist Arap devleti olarak tarihe geçti. Bu süreçte ülke, UKC’nin devamı olan Yemen Sosyalist Partisi (YSP) tarafından yönetildi.

Güney Yemen, ekonomik ve askeri olarak büyük ölçüde Sovyetler Birliği'ne ve Doğu Bloku ülkelerine dayanıyordu. Hükümet, toprak reformu, kadın haklarının güçlendirilmesi ve kitlesel okuma-yazma seferberliği gibi sosyal ve ekonomik alanlarda radikal reformlar başlattı. Ayrıca kendi devrimci fikirlerini komşu Umman ve Kuzey Yemen'e ihraç etmeye çalıştı. Kuzey Yemen’in iki cumhurbaşkanının öldürülmesinden sorumlu tutuldu.

İç çelişkiler ve 1986 iç savaşı

Sosyalist deneyim, ideolojik coşkuya rağmen ciddi iç sorunlarla boğuştu. Güney Yemen, kuruluşundan itibaren kabile yapıları ve Suudilerin desteklediği Hadramut ayrılıkçı hareketi ile mücadele etmek zorunda kaldı. 

Bu gerilimler, 1986'da parti içindeki farklı hizipler arasında kısa süreli ama kanlı bir iç savaşa yol açtı. Bu çatışma, rejimin istikrarını derinden sarstı ve sosyalist projenin içten içe zayıfladığının bir işareti oldu.

1990 birleşmesi ve sonrası

Soğuk Savaş'ın sona ermesi ve Sovyetlerin çöküşü, Güney Yemen’i ekonomik ve siyasi olarak çökertti. Bu ortamda, 22 Mayıs 1990'da Güney ve Kuzey Yemen, ‘Yemen Cumhuriyeti’ adı altında birleşti. Ancak bu birleşme, beklendiği gibi sorunsuz olmadı. 

1993 seçimlerinden sonra Güney'in iktidar partisi Yemen Sosyalist Partisi'nin (YSP) siyasi olarak saf dışı bırakıldığını hissetti. Bu da gerilimi doruk noktasına taşıdı. Kuzey tarafı ise YSP lideri Ali Salim el-Beyd'i kendisini devirmek için komplo kurmakla suçladı.

Birleşme sonrası ekonomik beklentiler büyüktü, ancak sonuçlar hayal kırıklığı yarattı. Güneyliler ekonomik olarak dışlandığını ve ihmal edildiğini hissetti, bu da ayrılıkçı eğilimleri güçlendirdi.

Birleşme, Kuzey'in muhafazakâr kabile yapısı ile Güney'in sosyalist modelini entegre etmeyi başaramamıştı. En kritik sorun, iki ordunun tek bir komuta altında birleştirilememesiydi. Bu durum, askeri bir çatışmayı kaçınılmaz hale getirdi. Birleşme sonrası dönemde, özellikle Güneyli siyasetçilere yönelik suikastlar, taraflar arasındaki güveni tamamen yok etti.

İşte 1994’teki savaş bu şartların ürünüydü. Savaşın en doğrudan nedeni, birleşmenin mimarları olan Kuzey'in lideri Ali Abdullah Salih ile Güney'in lideri Ali Salim el-Beyd arasındaki iktidar mücadelesiydi. Hüseyin Husi, Ali Abdullah Salih’in güneylilere karşı başlattığı savaşa karşı çıkıyordu. Hüseyin Husi’nin 1994’teki iç savaşa karşı çıkmasının gerekçeleri şunlardı:

Ulusal birliği koruma kaygısı

Hüseyin Husi'nin Ali Abdullah Salih rejiminin birleşmeden sonra haklarından mahrum bıraktığı sosyalist güney halkına açtığı savaşa karşı çıkışının merkezinde, savaşın Yemen'in yeni kurulan birliğini ve toplumsal yapısını parçalayacağı endişesi yatıyordu. 

O dönemde çatışma güney ve kuzey halkları arasında değil; liderliğini Ali Abdullah Salih’in yaptığı ‘Genel Halk Kongresi ve İhvan’ın Yemen kolu olan Islah Partisi ile daha önce Güney Yemen’i yöneten Yemen Sosyalist Partisi arasındaydı. Hüseyin Husi, bu siyasi çatışmanın Yemen’in ulusal birliğini parçalayacağını belirterek "uzlaştırma ekibi" içinde yer aldı savaşı önlemek için aktif çaba sarf etti.[7]

İnsani ve ahlaki gerekçeler

Hüseyin Husi, Ali Abdullah Salih ve Islah Partisinin başlatacağı savaşın "mazlum Yemen halkının kaybı" olacağını söylüyordu. Bu nedenle savaşı ‘zalim’ ve ‘haksız’ olarak nitelendirmiş, kan dökülmesine ortak olmayı reddetmişti.

Kuzeyli biri olmasına rağmen Hüseyin Husi’nin güneylilere karşı başlatılacak bir savaşa karşı çıkışı siyasal söylemden ibaret değildi. Hükümet tüm milletvekillerine başkentten ayrılma yasağı getirerek savaşa "meşruiyet kazandırmaya" çalıştı. Hüseyin Husi bu yasağa uymadı. Sanaa'dan ayrılıp memleketi Saada'ya gitti ve burada savaş karşıtı gösteriler düzenledi. 

Dış müdahale karşıtlığı

Hüseyin Husi'nin iç savaşa karşı çıkma nedenlerinden biri de bölgesel ve jeopolitik sebepti. Ona göre savaş, sadece bir iç çatışma değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel güçlerin yani ABD ve Suudilerin Yemen'deki nüfuz mücadelesinin bir sonucuydu.

Güneylilere karşı savaşa muhalefet, bu dış müdahaleci gündeme ve ülkeyi kaosa sürükleyen güçlere karşı bir duruştu. İç savaşın kışkırtılması konusunda Suudi etkisi çok belirgindi. Suudilerin birleşmeden önce Güney Yemen’le hem ideolojik düşmanlığı vardı hem de sınır ihtilafı söz konusuydu.

İlişkilerin en kronik sorunu, 1934 Taif Antlaşması'ndan miras kalan ve tam olarak belirlenmemiş sınırlardı. 1967'de Güney Yemen'in bağımsız olması ve ardından Marksist bir rejim kurmasıyla bu gerilim ideolojik bir boyut kazandı.

Suudiler, sınırındaki solcu rejimi zayıflatmak için Güney Yemen içindeki sosyalist karşıtı gruplara silah ve destek sağladı. Aynı dönemde Aden yönetimi de Kuzey Yemen'deki solcu isyancıları destekleyerek karşılık veriyordu. Ancak Kuzey ve Güney Yemen’in birleşmesi Suudileri daha da tedirgin etti.

 Suudiler, birleşik ve demokratik bir Yemen'i, kendi monarşisine ve bölgesel hakimiyetine tehdit olarak gördü. Petrol keşifleri, birleşik bir ordunun potansiyeli ve Arabistan'la sınırı olan Yemen’in nüfus büyüklüğü, bu algıyı güçlendirdi.

Birleşik Yemen'in 1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgaline verdiği destek, Suudileri öfkelendirdi. Suudiler yaklaşık 1 milyon Yemenli göçmen işçiyi sınır dışı ederek Yemen ekonomisine ağır bir darbe vurdu.

Suudiler 1994'te Güney'in ayrılık ilan etmesiyle başlayan iç savaşta bu kez Güneyli sosyalist ayrılıkçıları gizlice finanse etti ve onlara silah sağladı. Amaç, birleşik Yemen'i zayıflatmak ve Kuveyt krizinde kendisine karşı duran Ali Abdullah Salih'i cezalandırmaktı. 

Hüseyin Husi’nin 1994 iç savaşını engelleyemedi ve karşı çıkması onun milletvekilliği kariyerinin sona ermesine neden oldu.

Mümin Gençler ve Ensarullah

Hüseyin Husi, muhalefeti sebebiyle rejim tarafından başkentte milletvekilliği engellenince kendi şehri olan Saada’da dini ve kültürel çalışmalara yoğunlaştı.1992’te kurulan ve başlangıçta Hak Partisi ile bağlantılı bir gençlik kolu gibi gözüken ‘Mümin Gençler Hareketi’, Hüseyin Husi’nin Ali Abdullah Salih rejimi tarafından öldürülmesinden sonra Ensarullah Hareketi’ne dönüştü.  

Mümin Gençler, başlangıçta net bir siyasi programdan ziyade, dini, sosyal ve kültürel bir hareket olarak insan kazanmayı hedefledi. Bu amaçla yaz kampları, spor kulüpleri ve sosyal yardım faaliyetleri düzenleyerek taban oluşturdu. Videolar aracılığıyla gençlere Zeydiliğin uzun tarihini ve öğretileri anlatıldı. Hareketin hedefleri şöyle özetlenebilir:

Zeydi kimliğini koruma: 

Hareketin en temel motivasyonu, Yemen'in kuzeyinde yüzyıllardır baskın olan Zeydi Şii kimliğini ve öğretilerini korumak ve canlandırmaktı. 1962'deki cumhuriyet devrimi Zeydi kimliğini bir siyasal tehdit olarak görüyordu. 1978’den beri Yemen’i demir yumrukla yöneten Ali Abdullah Salih’in iktidarına tehdit gördüğü Zeydi dini kimliğini etkisizleştirmeye çalıştı. Hatta Zeydi dini kimliğine karşı Suudi destekli Vehhabiliği teşvik etti. 

Hareketin doktrinel temeli, Zeydi imamet teorisindeki "adaletsiz yöneticiye isyan hakkı" ilkesi oluşturuyordu. Hareket, Zeydi kimliğinin kamusal alanda yeniden görünür olmasını ve siyasi etkinliğinin artmasını savunuyordu. Hareket bu doktrinel temelinden dolayı Zeydi halk kitlelerinde kısa sürede kabul gördü.

Vehhabiliğin yükselişine tepki:

 Hareketin kurucu isimlerinden Yahya el-Husi'nin ifadesiyle, asıl amaçlarından biri "Vehhabilik'le savaşmaktı". Suudilerin desteğiyle Yemen'de Selefi-Vehhabi etkisinin artması, Zeydi toplumunda ciddi bir tehdit algısı yaratmıştı.

Ekran Resmi 2026-10-21 16.50.27

Anti emperyalizm ve direniş: 

Mümin Gençler Hareketi, Suudilerin piyonu olarak gördükleri Ali Abdullah Salih rejiminin politikalarına oldukça sert bir muhalefet yürüttü. Hareket, Lübnan’daki Hizbullah Hareketini model aldı. İdeolojisini ABD ve İsrail karşıtlığı üzerine inşa etti. 

2003'teki ABD'nin Irak işgali sonrasında benimsenen ve hareketin simgesi haline gelen "Amerika'ya ölüm, İsrail'e ölüm, Yahudilere lanet olsun, zafer İslam'ındır" sloganı bu duruşun en somut ifadesi oldu. 

Yemen ulusalcılığı ve yolsuzluk karşıtlığı da hareketin belirgin özelliğidir. Bu yönüyle ideolojisi, bir tür Yemen ulusalcılığı ve "mustazaf" (ezilmiş) halkların savunuculuğu temasını taşır.

Hem Mümin Gençler hem de Ensarullah Hareeketi’nde İran İslam Devrimi'nin etkisi güçlü olarak hissedilir. Hüseyin Husi ve babası Bedreddin Husi'nin 1980'lerde İran'a yaptığı ziyaretler, hareketin ideolojik oluşumunda önemli bir rol oynadı. İran İslam Devrimi'nin söylemi, özellikle ABD ve İsrail karşıtlığı ile ‘mustazafların direnişi’ temaları hareketin söylemini derinden etkiledi. 

Bu yönüyle hareket, kendisini emperyalizme ve Siyonizm'e karşı küresel bir direniş ekseninin parçası olarak konumlandırdı.

Hareketin "Ensarullah adını alması 2004'te, Hüseyin Husi’nin rejim güçleri tarafından öldürülmesinden sonra hareketin siyasi ve silahlı bir yapıya dönüşmesiyle gerçekleşti. Hüseyin Husi’nin Ali Abdullah Salih tarafından dökülen kanı, henüz bir fidan olan Ensarullah Hareketi’nin dev bir çınara dönüştürecek ölçüde besledi.

Saada kentinde küçük bir topluluk olarak görülen Ensarullah Hareketi, 2011’de Arap Baharı denen süreçte Yemen devrimine liderlik edecek ölçüde kitleselleşti    


‘Arap Baharı’ndan ‘Yalın Ayaklıların Devrimi’ne  

2011’de adına ‘Arap Baharı’ denen kitlesel isyanların yaşandığı ülkeler, ABD açısından üç kategoriye ayrıldı. 

1- Hızlı devrildikleri için rejimleri kurtarılamayan müttefik ülkeler,

2- Rejimleri korunması gereken müttefik ülkeler,

3- Rejimleri devrilmesi gereken düşman ülkeler.

Tunus ve Mısır birinci, Bahreyn ve Yemen ikinci, Libya ve Suriye ise üçüncü kategorideydi. 

Yemen’deki ABD çıkarlarıyla uyumlu rejimi kurtarma işini Suudi rejimi üstlendi. Suudiler, bunu Ali Abdullah Salih’i feda ederek rejimi kurtarmak şekli de formüle etmişti. Ancak 2 yıl yönettikleri geçiş sürecinde kontrolü kaybettiler ve 6 Şubat 2015’te Ensarullah Hareketi öncülüğündeki ikinci Kuzey Yemen devletinin ortaya çıkmasıyla sonuçlandı.  

Ensarullah Hareketi’nin ‘anayasa bildirisi’ başlıklı bir metinle siyasi geçiş süreci başlatması, Suudiler ve yandaşları tarafından ‘Yemen’de darbe’[8] olarak yansıtıldı.

Sadece Türkiye’de değil, Suudi liderliğindeki Körfez İşbirliği Örgütü, Amerika ve BM Güvenlik Konseyi tarafından da darbe olarak nitelenen Yemen’deki 6 Şubat kararları özetle şu adımları içeriyordu:

1- Meclis feshedildi ve geçiş sürecinde meclisin yetkilerine sahip 551 üyeli bir Ulusal Geçiş Konseyi kuruldu.

2- İstifa eden Cumhurbaşkanı Abdurrabbuh Mansur Hadi’nin yetkilerini devralan 5 üyeli bir cumhurbaşkanlığı kurulu oluşturuldu.

3- Ülkedeki güvenlik ve istikrarı sağlamak üzere bir Ulusal Güvenlik Konseyi kuruldu.

Normal işleyen bir devlet söz konusu olsaydı, belirli bir grup tarafından tek taraflı olarak atılan bu adım bir hükümet darbesi olarak nitelenebilirdi. Ancak gerçek görünenden çok farklıydı.

2011’deki ‘Arap Baharı’ sürecine uzayan geçmişiyle birlikte değerlendirildiğinde Yemen’deki 6 Şubat 2015 kararları bir ‘darbe’ değil, aslında ‘devrimin ilk adımı’ idi. Yemen halkının büyük çoğunluğu bu adımı destekledi; bir kısmı ise Suudilerin desteğiyle karşı devrimci bir rol üstlendi.

‘Yemen devrimi’nin özeti

Yemen’in 2011’de ‘Arap Baharı’ süreciyle başlayan devrim öyküsü özetle şöyle:

2011’de Tunus ve Mısır’daki halk isyanlarının etkisiyle 1978’den beri ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’e karşı kitlesel gösteriler başladı. Suudi liderliğindeki Körfez İşbirliği Örgütü, Salih’i yetkilerini yardımcısı A. Mansur Hadi’ye bırakarak çekilmeye ikna etti. 

A. Mansur Hadi, 21 Şubat 2012’de tek aday olarak girdiği seçimler sonunda cumhurbaşkanı oldu. Ancak Salih’i çekilmeye zorlayan ve ‘devrim’ adı verilen şartlar Salih döneminde dışlanan ve ezilen Ensarullah Hareketi ile sonradan Güney Geçiş Konseyi adını alacak olan güneyli ayrılıkçıların belirleyiciliğini arttırmıştı. 

Salih dönemi statükosunun sürdürülmesinden yana olan kesimlerle Salih döneminde dışlanan ve ezilen kesimlerin talepleri arasında denge kurmaya çalışan Hadi, Ensarullah ile Güney Yemen Hareketi’nin baskıları sonucu ulusal diyalog konferansları düzenlemeye mecbur oldu.

Aylarca süren ulusal diyalog konferansları sonunda tüm grupların imzaladığı ‘Ulusal Barış ve Katılım Anlaşması’ adlı bir anlaşma metni hazırlandı.

Anlaşma tüm siyasi grupların yönetime adil ve eşit katılımını öngörüyordu; ancak eski statükonun devamından yana olan gruplar, anlaşmaya aykırı adımlar atarak ya da anlaşma maddelerini uygulamayarak onu işlevsiz hale getirmeye çalıştılar.

22 Eylül’den 6 Şubat’a kadar üç kritik aşama

Bu durum şu üç gelişmenin yaşanmasına neden oldu:

1- Ensarullah Hareketi ve müttefikleri 2014 yılının ağustos ayından itibaren Ulusal Barış ve Katılım anlaşması doğrultusunda bir ulusal birlik hükümeti kurulması ve yolsuzluklarla mücadele edilmesi talebiyle kitlesel gösteriler düzenledi. 

Eski statükonun sembol ismi General Ali Muhsin el-Ahmer’in gösterileri şiddetle bastırma girişimi başarısız oldu. Ensarullah, 22 Eylül’de başkent Sana’yı kontrol altına aldı Ali Muhsin Ahmer de ülkeden kaçmak zorunda kaldı.

2- Cumhurbaşkanı Hadi, Ensarullah ve müttefiklerinin ulusal birlik hükümeti talebine direnemedi; ancak Ahmed Avad bin Mübarek gibi eski statükonun devamından yana olan isimleri başbakanlığa ya da kilit görevlere atamaya çalışması ve Yemen’in 6 bölgeye ayrılmasını anayasa taslağına yerleştirmesi, krizin daha da büyümesine neden oldu. 

Ulusal Barış ve Katılım Anlaşması Güneylilerin talebi doğrultusunda Yemen’de federatif bölgeler kurulmasını içeriyordu; Ensarullah da sadece güneylilerin haklarının iadesi bakımından buna onay vermişti; ancak Mansur Hadi’nin ülkede 6 federal bölge oluşturulmasını öngören bir anayasa maddesi hazırladığı ortaya çıktı. Ensarullah, bunu Suudilerin Yemen’i bölme girişimi olarak okudu ve buna şiddetle karşı çıktı.  

Ensarullah Hareketi, Cumhurbaşkanlığı Bürosu Başkanı Ahmed Avad bin Mübarek’in Ensarullah karşıtı kabilelerin silahlandırılmasını isteyen ses kayıtlarının yayımlanmasını ve Ulusal Barış ve Katılım Anlaşmasını rafa kaldırmayı hedefleyen belgelerin ele geçirilmesini gerekçe göstererek Bin Mübarek’i tutukladı.

Cumhurbaşkanlığı Muhafızları Komutanının Ensarullah karşıtı kabilelere verilmek üzere karargahtaki silahları dışarıya nakletme girişimi 20 Ocak’ta Ensarullah’la Cumhurbaşkanlığı muhafızları arasında çatışmaya neden oldu.[9]

Cumhurbaşkanlığı sarayını kontrol altına alan Ensarullah Hareketi krizin çözümü için Cumhurbaşkanı Hadi’ye Yemen’in 6 bölgeye ayrılmasını öngören anayasa taslağı maddesinin gözden geçirilmesi, Barış ve Katılım anlaşmasının uygulanması ve Ma’rib kenti olmak üzere ülkedeki güvenlik sorunlarının[10] çözülmesi gibi hususları içeren 4 maddelik bir çözüm önerisi sundu.[11]

Ancak Cumhurbaşkanı A. Mansur Hadi, çözüm yönünde adım atmak yerine 22 Ocak’ta istifa etti.

3- Hadi’nin tüm hükümetle birlikte istifa etmesi, ağır ekonomik kriz ve güvenlik sorunları yaşayan Yemen’de otorite boşluğunun doğmasına neden oldu.

Ensarullah Hareketi’nin müttefiki olmasına rağmen ayrılıkçı Güney Yemen Hareketi’nin istifaları bağımsızlık için bir fırsat olarak değerlendirdiği[12] düşünüldüğünde Yemen’in fiili bir bölünmeye gittiği de görüldü. 

Ensarullah Hareketi, istifalar sebebiyle doğan yönetim boşluğunu gidermek, ekonomik krizin ve güvenlik sorunlarının ağırlaşmasını önlemek ve ülkenin bölünmesinin önüne geçmek için tüm siyasi grupların temsilcilerinin yer alacağı bir cumhurbaşkanlığı kurulu ve geçiş süreci önerdi.[13]    

BM Yemen Özel Temsilcisi Cemal bin Ömer’in de katıldığı siyasi gruplar arası müzakerelerden sonuç alınamadı ve Ensarullah Hareketi, 6 Şubat’ta askeri ve sivil bürokrasinin de desteği ile geçiş sürecini yönetecek kurumları ve yol haritasını açıkladı.

6 Şubat kararları Ensarullah’ın tek taraflı adımı mı?

Ensarullah’la çatışmaları ile tanınan İhvancı Islah Partisi, Ali Abdullah Salih’in Kongre Partisi, Nasıri Partisi, hatta Ensarullah’ın müttefiki olan Güney Yemen Hareketi, 6 Şubat kararlarına farklı gerekçelerle karşı çıktılar.

Ancak Ensarullah, iki yıllık geçiş sürecinde Yemen’i yöneteceği belirtilen yeni kurumların, Yemen anayasası, Yemen Devrim Komitesi bildirisi ve ülkenin yüksek çıkarları esas alınarak kurulduğunu belirterek atılan adımın yasallığını vurguladı ve diğer grupları katılıma çağırmayı sürdürdü.

Ensarullah’ın 6 Şubat sonrası süreçte askeri bürokrasinin desteğine sahip olduğu da görülüyordu.

Mansur Hadi kabinesinde Savunma Bakanlığı görevinde bulunan General Mahmud Subhi’nin Yüksek Güvenlik Konseyi’nin başkanlığına atanması ve eski kabinenin İçişleri Bakanı Celal Rişavi’nin, Güvenlik Politikaları Merkezi adlı kurumun başkanlığını yapan General Halid Sufi’nin, Ulusal Güvenlik Kurulu Başkanlığı yapan Hasan el-Ahmedi’nin ve Genelkurmay Başkanı Hüseyin Hayran’ın konseyde yer alması askeri bürokrasinin desteğini yansıttı.

Ensarullah açısından 6 Şubat

Abdulmelik Husi, 8 Şubat’ta yaptığı konuşmasında ‘darbe’ olarak nitelenen geçiş süreci adımını, “siyasi boşluğun giderilmesi için sorumlukla atılmış tarihi bir adım” olarak izah etti. Abdulmelik Husi’nin konuşmasında öne çıkan hususlar şöyle:

“Bazıları siyasi boşluktan yararlanarak Yemen’i hedef alıyor. İçeride ve dışarıda Yemen halkının iradesi karşısında yenilmiş kesimler, Yemen’i ileri götürecek her adıma karşı çıkıyor, kumpaslar kuruyor. 

Cumhurbaşkanı A. Mansur Hadi’nin ve başbakanın istifasından sonra bir siyasi boşluk meydana geldi. İstifa eden hükümet yetkilileri ve onları destekleyen siyasi grupların hedefi ne? Otorite boşluğu oluşmasını ve tüm devlet kurumlarının çalışamaz hale gelmesini mi istiyorlar? Bunu yaparak başka kartlar mı açmak istiyorlar? 

El Kaide’nin eylemlerini yeniden arttırması, ülkenin güvenliğinin istikrarının, ulusal bütünlüğünün hedef alınması ve ülkenin çok sayıda kantona ayrılarak bölünmesi için çaba gösteriyorlar. 

İşte bu çerçevede yönetim boşluğu tam anlamıyla bir komploydu. Yemen halkına yönelik zalimce bir adımdı. Cumhurbaşkanının istifası ve o yönde hareket eden grupların davranışları sorumsuzca ve insafsızca bir hareketti. Bu adımla ülke kaosa sürüklenmek ve çöküşe götürülmek istendi. 

Büyük Yemen halkı bu büyük ve ölümsüz devrimi ile hiç kimsenin ülkenin güvenlik ve istikrarıyla oynamasına izin vermeyecektir. Atılan bu devrimci, halkçı ve tarihi adım, küstahça değil sorumluca bir adımdır. Bazı siyasi gruplar, yalnızca kaos çıkararak siyasi süreci bitirmek ve ülke kurumlarını yok etmek için çalışıyor. Onların akıllıca ve sorumluca hiçbir programı yok. 

Onlar dışlanmadı, devrim onları hedef almadı. Devrim, sahayı herkesin katılımı için açtı; ama onlar katılımı kabul etmiyor. Onlara katılımdan başka ne istiyorsunuz dedik. Ülkede otorite boşluğu olduğunda bunun size ne faydası olacak dedik. Bu boşluk ülkenin yararına değil. 

Otorite boşluğunun doğmasının ülkeyi ekonomik ve güvenlik açısından tehdit edeceği son derece açık. Onlar, otorite boşluğunun devam etmesini istiyorlardı. 

Onlar tüm grupların yer alacağı cumhurbaşkanlığı kurulu oluşturulması önerisine yanaşmadılar. Doğan otorite boşluğunun, doğru bir şekilde doldurulmasına karşı çıktılar ve boşluğun sürmesinde ısrar ettiler.”

Arap Baharı’nın ilk devrimi 

Yemen içindeki Suudi yanlıları tarafından ‘darbe’ olarak nitelense de Yemen aslında 6 Şubat’tan itibaren gerçek bir devrime giden ilk ‘Arap Baharı’ ülkesi oldu. Çünkü 2011’de 6 ülkede başlayan ve ‘Arap Baharı’ diye nitelenen isyanlar sonrasında geçiş süreçleri sadece Tunus ve Mısır’da tamamlanabildi.

Bahreyn, Suudiler tarafından bastırıldı. Libya’daki isyan başarılı oldu; ama devrime değil iç savaşa dönüştü. Suriye’deki isyan ise hem başarısız oldu hem de Amerikan müttefiklerinin Şam’a karşı vekalet savaşına dönüştü.

Tunus ve Mısır’da isyanlar cumhurbaşkanlarını koltuklarından ettiği için başarılı oldu; ancak bu ülkelerdeki isyancılar iktidara ortak olmayı devrim için yeterli gördüler. Geçiş süreçlerini kendileri belirleyip bürokrasiye rol vermek yerine bürokrasinin belirleyiciliğini kabul edip geçiş süreçlerinde rol almayı tercih ettikleri için de kolayca bertaraf edildiler.

Yemen’de 2011’de başlayan isyan sürecinin en önemli aktörlerinden biri olan Ensarullah Hareketi, Tunus ve Mısır’daki benzerlerinin aksine iktidar ortaklığını değil, sistemin tüm kesimlerin katılımıyla toptan değiştirilmesini savundu.

Geçiş sürecini devrimcilerin belirlemesini, askeri ve sivil bürokrasiye ise devrimcilerin rol tayin etmesini istedi. Bu yüzden devrimci gruplara katılım çağrısı yaparken, eski statükonun korunmasından yana olan hem içerideki hem de dışarıdaki güçlerle mücadeleyi göze alabildi.

Yemen devrimcilerinin Arap Baharı devrimcilerinden farkı

Yemen, Ensarullah liderliğindeki devrimcilerin başkent Sanaa’yı kontrol altına aldığı 21 Eylül 2014’ten itibaren sadece yöneticilerin değişmesiyle sınırlı olmayan köklü değişimlere zorlandı.

Yemen’i sadece yönetici değişiklikleriyle sınırlı kalan ‘Arap Baharı’ devrimlerinden farklı kılan ve kelimenin gerçek anlamıyla devrime zorlayan en önemli aktör, Suudilerle yandaşlarının ‘Husiler’ diye küçümsemeye çalıştığı Ensarullah Hareketi oldu.

2010 yılının aralık ayında Tunus’ta başlayıp 6 ülkeye yayılan ve ‘Arap Baharı’ adı verilen isyanlar, Bahreyn dışındaki 5 ülkede ‘devrim’ hedefine ulaştı.

Zeynelabidin bin Ali’nin ülkeyi terk ettiği 14 Ocak 2011, Hüsnü Mübarek’in çekildiği 11 Şubat 2011, Ali Abdullah Salih’in istifa ettiği 23 Şubat 2011 ve Kaddafi’nin linç edildiği 20 Ekim 2011 ve ABD müttefiki bölge ülkelerinin el-Kaide militanı Colani’ye Şam’ı hediye ettiği 8 Aralık 2024, bu beş ülkedeki Arap Baharı devrimcilerinin zafer tarihleri oldu. 

Arap Baharı devrimcileri ve devrim perspektifi

‘Arap Baharı devrimcilerinin’ sadece yerel iktidar sahipleriyle çelişkisi vardı; onların sistemleri ile ve onları destekleyen bölgesel veya uluslararası sistemle herhangi bir çelişkisi yoktu.

Tüm devrim perspektifleri, devirdikleri iktidarlara ait mekanizmaları kullanarak ülkede kendi ideolojik ve siyasi programlarını uygulamaktan ibaretti. Devrim sürecinde halkın çoğunluğunun Müslüman olmasını iktidarlarının garantisi olarak gördükleri için serbest seçimleri ve sandık demokrasisini vurguladılar.

Arap Baharı devrimcileri ve ulusal bilinç

Arap Baharı devrimcileri, gerek devrim sürecinde gerekse iktidarda, Amerikan çıkarlarıyla uyumlu oldular. İktidarı halka karşı güçlü kılan mevcut yerel sisteme dokunmadılar, örneğin iktidar karşılığında İsrail liderliğinde bölge düzenine uyumluluk garantisi verdiler.

Arap Baharı devrimcileri yabancı güçleri iç işlerinde karar verici olmaktan uzak tutacak bir ulusal bilince sahip değildi. 

Arap Baharı’ndan bugüne kalan

2011’de 6 ülkeyi etkisine alan Arap Baharı serüveninde bugünkü tablo şöyle:

Mısır’da 2013’teki halk destekli askeri darbe ile Tunus’ta ise 2014’te serbest seçimlerle eski rejim seçkinleri yeniden iktidarda. 

Libya fiili olarak birkaç parçaya bölünmüş bir çökmüş devlete dönüştü. Tarihsel olarak Arap ulusal bilincinin ve İsrail’e karşı direnişin en güçlü kalesi olan Suriye ise İsrail işgaline açıldı.    

Yalın ayaklıların devrimi 

Yemen’de 2011’de ‘Arap Baharı’, 2015’te ise yalın ayaklıların devrimi gerçekleşti. Suudi liderliğindeki Körfez İşbirliği Örgütü, Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’i yetkilerini yardımcısı Abdurrabbih Mansur Hadi’ye bırakarak çekilmeye ikna etti ve Yemen halkı 23 Şubat 2011’de devrim kutlaması yaptı. Bu Yemen’deki Arap Baharı devrimiydi. 

Suudi ve Katar modeli Arap Baharı devrimi, İsrail karşısı Arap devletlerini çökertmeyi, İsrail’le uyumlu olan Arap devletlerinde ise hiçbir şeyi değiştirmemek için yöneticiyi değiştirmeyi öngören bir modeldi. 

Ancak 6 Şubat 2015’te Yemen’in Suudi ve ABD büyükelçilikleri tarafından yönetilmesine son veren yalın ayaklıların devrimi gerçekleşti. Suudiler ABD çıkarlarıyla uyumlu eski Yemen’i getirmek için Mart 2015’ten beri savaşıyor. Çünkü yeni Yemen, İsrail’le ticaretini dahi sonlandırmadan Gazze’deki soykırımı seyreden bölge devletlerinin aksine İsrail’e deniz ablukası uyguladı ve Eylat Limanının iflasına sebep oldu. 

İşte bu yüzden yalın ayaklıların devrimi saraylar ve onların soytarıları tarafından sevilmiyor. 



[1] Savra, 1 Mayıs 2025 27 أبريل 1994.. حين رفض أنصار الله حرب “عفاش” وظلوا أوفياء للجنوب حتى اليوم

[2] Saffet Köse, "Hâdi-İlelhak, Yahyâ b. Hüseyin", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 15, İstanbul 1997, s. 516-518.

[3] TDV İslâm Ansiklopedisi, "Osmanlı Hâkimiyeti" maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, c. 44 (İstanbul: TDV Yayınları, 2013), 240.

[4] TDV İslâm Ansiklopedisi. "Osmanlı Hâkimiyeti" maddesi. Cilt 44. İstanbul: TDV Yayınları, 2013.

TDV İslâm Ansiklopedisi. "San'a" maddesi. Cilt 36. İstanbul: TDV Yayınları, 2009.

"Yemen'de Osmanlı Varlığı ve Zeydî İmamlar." Toplum ve Bilim, sy. 83 (2000): 85-100.

[5] Adel Dashela, "Northern Yemeni Tribes during the Eras of Ali Abdullah Saleh and the Houthi Movement: A Comparative Study" (Sana’a Center for Strategic Studies, 14 Şubat 2022) Erişim tarihi: 20 Ekim 2026.

[6] Adel Dashela, "Northern Yemeni Tribes,". 

[7] 26 September, 23 Mayıs 2021, الوحدة.. إرادة اليمنيين في مواجهة الطامعين

[8] Habertürk, Vatan, Yeni Akit, Türkiye, 6 Şubat 2015, 

[9] YDH. 20 Ocak 2015. Ensarullah: Cumhurbaşkanlığı sarayını koruyoruz

[10] YDH. 18 Ocak 2015. Suudilerin Yemen rövanşı

[11] YDH. 21 Ocak 2015. Ensarullah’tan Yemen krizinin çözümü için 4 şart

[12] AA. 28 Ocak 2015. "Güney Yemen devletini kuracağız"

[13] Star. 1 Şubat 2015. Husiler 3 günlük süre verdi

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 21.10.2026 19:06 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/makale/703/yalin-ayaklilarin-devrimi