PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
"Kuzey Irak İslami Hareketleri" başlıklı yazı dizimizin dördüncü bölümünde "el-Cemaatu’l- İslamiyye"nin oluşumunu, kurucusunun hayatını, düşünsel yapısını, hareketin İslami ve ulusalcı hareketlerle ilişkisini, işgal güçlerine ve direniş olgusuna bakışını inceledik; hareketin geleceğine dönük öngörülerde bulunulduk.
“Cemaat’ul İslamiyye” Lideri: Molla Ali Bapir
Babası “Miravdili”, annesi “Menguş” aşiretinden olan Ali Bapir Vitman, Süleymaniye’ye bağlı “Buşder” bölgesindeki “Kencare köyü”nde 01.07.1961’de dünyaya geldi. İlköğretimini Sengser’de tamamlayan Ali Bapir, 1979–80 yıllarında Necef’teki hukuk fakültesinden yüksek bir notla mezun oldu.
“Şia mezhebini tanımak için Necef’te bir süre ikamet ettim” diyen Ali Bapir, İran-Irak savaşı sırasında askerliğe çağrıldığı halde gitmedi. “Baas Partisi”nin gençlik çalışmalarına da katılmayan Ali Bapir hakkında tutuklama kararı çıkarıldı ve 1982’den itibaren takibata alındı. Nitekim Ali Bapir, Saddam liderliğindeki “Baas Partisi” yıkılana dek kaçak yaşadı.
Ali Bapir, 1978 yılında kurulan “İslami Rabıta Hareketi”ne katıldı. Ali Bapir, 1987’de “İslami Hareket”in kuruluşunda aktif rol oynadı ve hareketin siyasi birim şurasında görev aldı. 2002 yılında bu hareketten ayrılarak “İslami Cemaat” hareketini kurdu. Daha sonra Muhammed Berzenci ile anlaşarak hareketin emirliğini üstlendi. 40’dan fazla yazılı eseri bulunan Ali Bapir’in makalelerinde medrese bilgisi dışında Batı dünyasına ilişkin bilgilere de sahip olduğu göze çarpmaktadır.
“1991’de diğer Kürt partilerle birlikte kıyama katıldık” diyen Ali Bapir “Raniye’de silah bırakmayan tek grup bizdik. Diğer partilerin çoğu silahlarını bırakmıştı. Ben bölge halkını camide toplamış; konuşma yapmış ve onlara güven vermiştim” diyordu.
Ali Bapir, 10 Temmuz 2003’te Kuzey Irak’a ABD savunma bakan yardımcısı Paul Wolfovitz’in gelmesinden birkaç saat sonra işgalci ABD güçleri tarafından tutuklandı. 22 ay tutuklu kalan Ali Bapir ancak 28 Nisan 2005’te serbest bırakıldı. Tutukluluk sırasında “Allah’ın kitabında tecelli eden İslam” adlı eserini kaleme alan Ali Bapir, serbest bırakıldıktan sonra yapılan seçimle birlikte tekrar “İslami Cemaat” hareketinin emiri olarak görev almış; Kürdistan parlamentosunda 6 sandalye ile etkinliğini sürdürmüştü.
Tarihi Arka plan:
“Geleneksel İslam anlayışı”nın hâkim olduğu Irak “Kürdistan”ındaki ilk İslami faaliyetlerin “İhvan-ı Müslimin” hareketi ile başladığını; ancak 1970’li yıllarla birlikte siyasi sahada herhangi bir etkinlik göstermediklerini geçen yazımızda belirtmiştik. Bu süreçte kurulan “İslami Rabıta hareketi” ve bu hareketin katılımıyla kurulan “İslami Hareket”in oluşumunda aktif rol alan Ali Bapir daha sonra bu yazımızın konusu olan “Cemaatu’l- İslamiyye” hareketini kurmuştur.
“Cemaatu’l- İslamiyye”nin lideri Ali Bapir, Irak “Kürdistan”ındaki ilk çalışmalarına “İslami Rabıta Hareketi”yle başlamış; bölgedeki “İhvan-ı Müslimin” hareketinin çalışmalarına katılmamıştır. Ona göre “İhvan, 1970’lerden sonra Irak’ta açık bir yapılanmaya gitmemişti. Ayrıca bu hareket, Mısır şartlarına göre oluşmuş bir hareket”ti. “Mısır’ın sorunlarına dahi çözüm bulamayan İhvan hareketi”ne katılmayı uygun görmeyen Ali Bapir, “doğal yapılanmaya” gitmişti. Bu noktada çeşitli arkadaşlarıyla kurdukları ilk hareket olan “İslami Rabıta Hareketi doğal şartların ürünüydü.” Ali Bapir bu durumu şöyle izah ediyordu:
“İslami Hareketin kuruluşunda esaslı rol oynadım. Çalışmalarımız özellikle Süleymaniye bölgesinde yoğunlaşıyordu. İlk çalışmamızın adı İslami Rabıta Hareketiydi. Hareketimiz parti ve örgütsel nitelikte değildi; doğal şartların ürünüydü. Bu hareket Saddam’ın baskıları dolayısıyla oluştu. Hareket, siyasi esaslar doğrultusunda, düzenli, homojen bir hareket de değildi. Üyelerin bir kısmı molla, bir kısmı aydın, bir kısmı da esnaftan oluşuyordu. Zaman zaman bir araya gelirdik. Kürt halkının mazlumiyeti ve Baas baskısı bizi bir araya getiriyordu.
Bizler Saddam rejimine ilk kurşunun İslam adı altında atılması taraftarıydık. Kıyam edenler Müslüman’dı; ama İslam şemsiyesi altında bir çalışma içerisinde değillerdi. Zira onlar Kürt halkını ve İslam’ı iyi tanımıyorlardı. Öyle ki 1970-80’li yıllarda Marksist olmayanın özgürlükçü ve devrimci olamayacağına inanılıyordu. Bunun sebebi de Kur’an ve Sünnetin yeterince anlaşılmamasıydı. 1990’lı yıllarda Marksizm kendi doğduğu coğrafyada çöktü ve bu da kendi bölgemizi İslam Bayrağı altında savunma düşüncemizi pekiştirdi.”
Ali Bapir ve arkadaşları, 1987’de “İran’a hicret” fetvası veren Şeyh Osman’a katılmış; böylelikle “Rabıta” hareketi, “İslami Hareket”e dönüşmüştür. Şeyh Osman hareketin liderliğinde kaldığı sürece “İslami Hareket”ten ayrılmayan Ali Bapir; Şeyh Osman’ın kardeşi Şeyh Sadık’ın kurduğu “İslami Uyanış Hareketi”ne de katılmamıştı.
“Cemaatu’l- İslamiyye” Düşüncesi:
Bu başlık altında “İslami Cemaat” liderliğini yapan Ali Bapir’in açıklamalarına başvurarak cemaatin düşüncesiyle ilgili verilere yer vermeye çalışacağız:
“İslamcı”lık:
Ali Bapir, İslami çalışmalara katılış sürecini şu sözleriyle ifade etmektedir: “İslam’ı öğrendikçe İslam’ın bireysel ve toplumsal olmak üzere iki yönü olduğunu gördüm. İslam’ın yönetim ve siyasetle de ilgilendiğini anladım. İslam’ı öğrendikçe milletimi gözetmek zorunda olduğunu öğrendim. Nitekim mescitten, çarşı-pazardan, hükümetten vb. ayrı bir İslam yoktur.”
Yine Ali Bapir “Siyasal İslam”, “İslamcılık” gibi kavramları kabul etmemekte bu noktada şunları kaydetmektedir:
“Siyasal İslam olmaz. İslam, İslam’dır. Ancak İslam dini, ekonomi, toplum, siyaset vb. alanlarla ilgilenir. Ben İslam’dan başka hiçbir eğilimle hiçbir zaman birlikte olmadım.”
Nitekim bir röportajı sırasında “radikallik” konusuna da değinen Ali Bapir şu ifadelere yer vermiştir:
“Müslüman, radikal veya ılımlı olamaz. Müslüman orta yol (itidal) üzere olur. Şeriata göre adım atar. Şeriata göre sert yahut ılımlı olur.
Biz her zaman bu ölçülerle şartlara göre davrandık. Bunu ABD yetkililerine zindanda da söylemiştim.”
“Kürtçü”lük - “İslamcı”lık İlişkisi
Ali Bapir, “Kürtçü”lük ve “İslamcı”lık üzerine kendisine sorulan bir soruda şöyle söylüyordu:
“Kürt olmamız seçimimize bağlı olmayan tabi bir durumdur. Ama Müslüman olmamız kendi seçimimize bağlıdır. Dolayısıyla milletimiz bir kusur ya da fazilet nedeni olamaz.
Kürtlük ve İslamcılığı zıt göstermeye çalışanlar İslam’ı tanımamaktadır. Kur’an insanların çeşitli milletler halinde yaratıldığını söylemektedir. Herhangi bir millete karşı olmak Allah’ın Rabliğine karşı olmaktır.”
Kürt kimliği ve İslami kimliğe değinen Ali Bapir şu tespitiyle dikkat çekmektedir:
“Kürt, Müslüman olmadan önce de Kürt’tü. İnsan doğduğunda dini bir sorumluluğa sahip değildir. İnsan İslamî veya başka bir kimliği sonradan seçer.
Bana göre Kürt Müslüman ya da Müslüman Kürt aynıdır. İslam’ı algılamadan önce Kürt’tüm; şimdi de Kürt’üm… Ama diğer açıdan Müslüman bir Kürt’üm. Nitekim bir millete sahip olmaksızın Müslümanlık olamaz.”
Ümmet-kavim (millet) ilişkisine de değinen Ali Bapir sözlerine şöyle devam ediyordu:
“Bir devlete sahip olursak diğer milletlerle iyi ilişkiler geliştirmeli ve kendi aramızda bir halife; bir büyük kardeş seçmeliyiz. Ama kendi özerkliğimiz; kendi eğitimimiz elimizde olmalıdır. Bununla birlikte Müslümanlarla birlikte büyük bir yönetimi oluşturmalıyız.”
“Silah”lı Yapılanma Düşüncesi
Ali Bapir’e göre “silahlı yapılanma” İslami hareketin şartlara göre kullanabileceği bir araçtır. Ona göre “silahlı yapılanma” düşüncesi İslami hareketin ne ayrılmaz bir parçasıdır; ne de İslami hareketin yapısına aykırı düşen bir araçtır.
Nitekim Ali Bapir, kendisine “neden Saddam’ın devrilmesi sonrası silah bıraktınız” sorusunu soran bir muhabire bu doğrultuda cevap olarak şunları söylemişti:
“Silah bırakmak silaha karşı olmak değildir. Silah bir araçtır; hedef değil! Hedef böyle bir ihtiyacı gerektirdiğinde yine böyle bir araçtan yararlanabiliriz. Cemaatimizin kıyamete kadar silahlı olma; ya da silahlı olmama diye bir durumu söz konusu olamaz.”
Nitekim Ali Bapir “silahlı yapılanma Kur’an’a uygun mudur” şeklinde kendisine yöneltilen soruya da aynı doğrultuda cevap vermiştir:
“Evet, Kuran’da ‘Allah düşmanlarını ve düşmanlarınızı korkutun’ diye bir ayet var. Öyleyse en basitinden en gelişmişine kadar silah hazırlamak; namus, din vb. savunmak gerekiyor.”
Nitekim “cihad”ın yalnızca “kıtal” (çarpışma) anlamına gelmediğini söyleyen Ali Bapir, cihadı şu şekilde değerlendiriyordu:
“Cihad, Allah yolunda tüm gücünle bir şeyler yapmandır. Silah olmazsa bile fikri, medyatik, kültürel ve siyasi sahada çaba harcamak da cihattır. Cihad yalnızca silahla sınırlı değildir. Önemli olan şeriatın hedefleri doğrultusunda olanca güçle çalışmaktır.”
“İhvan-ı Müslimin” ile ilişkisi
“İhvan hareketinin içerisinde hiçbir zaman olmadığını”; ama “âlim ve düşünürlerinin kitaplarından faydalandığını” söyleyen Ali Bapir; “İslami Hareket”in kuruluşunda aktif rol oynamıştı.
Bapir, “Irak’ta 1970’lerden itibaren siyasetten çekilme kararı alan İhvancıların gizli bir örgüt olduğunu; açık faaliyeti olmadığını ve bu yüzden bu harekete katılmadığını” söylemektedir.
Ali Bapir İhvancıları şu noktada eleştirmektedir:
“İslami faaliyetler toplumsal yapı temelinde olmalıdır. İhvan Mısır’ın şartlarına ve gerçeklerine göre şekillendi ki Mısır için bile yeterli bir hareket özelliğine sahip değildi. Bu noktada onlar için dahi yeni içtihatlar gerekliydi. Mısır’ın şartlarına bile cevap veremeyen bir grubun, Kürdistan şartlarına çözüm üreteceğini düşünerek nasıl olanlara katılabilirdim?!”
“İttihad-ı İslami” ile ilişkisi
“31 Mayıs 2001’de ‘İtihad-ı İslami’nin programı üzerinden çalışmalarımızı devam ettirdik” diyen Ali Bapir, “İttihad-ı İslami” ile birleşmelerinin mümkün olduğunu; “ancak bunun tek taraflı olarak gerçekleştirilemeyeceğini” söylüyordu.
Bu noktada liderlik meselesinin bir problem olmadığını söyleyen Ali Bapir şunları kaydediyordu: “Eğer İslami çalışma olursa bu noktada bir engel olmaz. Üstat Selahaddin de böyle düşünüyor… Bir grup kendisine Kur’an ve Sünneti rehber edinmişse o grubun askeri olmaya da razıyız.”
Nitekim “Birlik, beraberlik şer’i sorumluluktur ki bizim programımızda da bu var” diyen Ali Bapir, Ensar dâhil tüm gruplarla müzakerelerde bulunmuş; ancak çeşitli anlaşmazlıklar dolayısıyla İslamî hareketler böylesi bir birliği sağlamaya muvaffak olamamışlardı.
“İslami Hareket” ile ilişkisi
Öte yandan Ali Bapir, Şeyh Osman’ın yerine “İslami Hareket”in başına geçen Ali b. Abdulaziz’le ayrışarak “İslami Cemaat Hareketi”ni kurmuştur. Ali Bapir bu noktada şunları kaydetmektedir:
“Şeyh Osman liderimizdi. Düzenlenen kongrede Şeyh Osman liderlikten uzaklaştırıldı. Kurul kardeşi Şeyh Ali’yi seçmişti. Şeyh Osman da liderliği Şeyh Ali’ye bırakmıştı. Şeyh Sıddık’ın hareketi ile tekrar birleşme sırasında 1 yıl sonra kongre düzenlenmesi kararı alınmıştı.
2000 yılının Ağustos ayından düzenlenen kongrede üyeler Şeyh Ali’yi liderliğe liyakatli görmediler. Kongre devam etti. 900 kişinin çoğu, oyunu Şeyh Ali’nin aleyhine verdi.
Oylamada daha çok bize yakın kimselere oy verildi. Biz de Şeyh Ali’nin liderlik salahiyetine sahip olmadığını ilan ettik. İhtilaflar başladı. Birkaç oturum boyunca anlaşma olmadı. Bu kongrede İranlı gözlemciler de bulunuyordu. 9 aylık bekleyiş sonrası 30 kongre üyesinden 25-26’sı birlikte ayrılarak yeni hareketi kurduk.”
“Ensar’ul İslam” ile ilişkisi
Ali Bapir ise “Ensaru’l- İslam” ile ilgili olarak şunları kaydetmektedir:
“Biz Ensar’lı yetkililerle 2–3 saat tartıştık. Yanlışlarını söyledik. Kürdistan toplumunu ve İslam dinini iyi bilmiyorlar. İçerideki ulemadansa dışarıdakileri dinliyorlar. Arapça fetva verenleri daha âlim sanıyorlar. Birçok Kürt âlim dışarıdaki ulemadan daha bilgilidir. Kaldı ki kendi meselelerimizi bizler daha iyi biliyoruz.
Mezarlıklara vb. bomba koymalarını da yanlış görüyoruz. Hem yaşananların günahından ölüler nasıl sorumlu tutulabilir? Bize göre kabir ziyaretleri Peygamberin sünnetidir. Allah Resulü, “Sizi kabirleri ziyaretten men etmiştim. Artık ziyaret edebilirsiniz” buyuruyor.
Ali Bapir, bölgede “Cundu’l- İslam gibi aşırı grupların çıkış sebebi nedir” şeklinde kendisine yöneltilen bir soruya ise şöyle cevap veriyordu:
“Bu kimseler İslam’ı iyi tanımıyorlar. Kendi toplumlarını iyi tanımıyorlar. Diğer siyasi grupların zorbalıkları bu gibi çıkışları zorunlu kılıyor. Mescitlerin kapatılması ve mollaların baskı altına alınması gibi sebepler de bu gibi grupların belirmesini sağlıyor. Güç ve baskı artınca bir şekilde diğer uç da beliriyor.
Dışarıdan gelen kitap ve makalelerin de bunlar bu gibi grupların çıkışında etkisi oldu. Bu kitaplar ve makaleler çoğaltılarak dağıtıldı. Adamın biri Yemen’de oturmuş ne bölgeyi bilir ne Kürt toplumunu! Kitap yazıp gönderiyor. Londra’dan Ebu Basir “Falanca Müslüman; falanca Kâfir’dir” diye fetvalar yolluyor. Bu tür fetvalar doğru değildir. Fetva veren kimsenin iki noktada bilgisi olmalı: Hem İslami ilimler hem de fetva verilecek konudaki vakıfiyet. Dolayısıyla birilerinin Afganistan’dan Yemen’den Londra’dan fetva vermesi doğru değil. Bazı gençler bu fetvalara kanıyor ve uygulama için harekete geçiyor. Bu fetvaları sorgulamıyorlar. Dolayısıyla İslam’ı gerçeğinin dışında gösteriyor; halkı İslam’dan uzaklaştırıyorlar.
“Ensar’la birleşmeleri gibi bir durum söz konusu olabilir mi?” şeklinde kendisine yöneltilen soruya Ali Bapir, “Biz birleşmek için çok çalıştık; ama onlar kabul edilemez şartlar öne sürdüler. Bize katılmayı istediklerini söylediler; ama şart olarak Talabani’yle savaşmamızı öne sürdüler. Biz de anlaşmamız olduğunu ve bu anlaşmaya uymamız gerektiğini söyledik. Celal Talabani de onları savaştan vazgeçirmek için çok çaba sarf etti. Ama onların tavrını değiştiremedi. Biz aracılık yapmayı başaramadık. Molla Krekar’ı davet ettik, oturumlar yaptık; ama o Ensar’ı seçti. Onlarla hareket etmeyi kendisine uygun gördü.” şeklinde cevap veriyordu.
“Ulusalcı”larla ilişkisi
Son sürece dair “Kürtlerin elde ettiği haklar Allah’ın onlara tanıdığı haklardır” diyen Ali Bapir bir yandan ulusalcı hareketleri eleştirirken diğer yandan da onlara karşı hasmane bir tutum izleyenleri de eleştirmektedir:
“Kürtler, Şii ve Sünnilere karşı ABD’yle hareket ettiler, deniyor. Kürtler yalnızca kendi topraklarını savunmuşlardır. Evet, bu noktada ABD ile işbirliği hatadır. ABD gidecek ve biz yine beraber yaşayacağız.”
Anayasanın İslam’a göre olması noktasında Sünni-Şii ittifakına karşı Kürtlerin ABD bakış açısını savunmasını eleştiren Ali Bapir şunları kaydetmektedir:
“Irak halkı, anayasanın İslam’a göre yazılmasını istiyorsa Kürtler bundan kendi aleyhlerine bir pay çıkarmamalıdır. Kürtler anayasanın laikleştirilmesi için çabalamamalıdır. Zira onlar da bir noktada Müslüman halk tabanını temsil ediyorlar.
Ben zindanda beraber kaldığım Baas liderlerine de söyledim: Siz seküler bir yapıda hareket etmeseydiniz; Kürt halkına zulmetmezdiniz durum böyle olmazdı. Zira Kürt halkına İslam’ı mı; başkasını mı istersiniz diye sorsanız Kürtler, İslam’ı seçerdi.”
“İslamcılar Kürdistan’da dışlanmaya çalışılıyor” diyen Ali Bapir, “yeni süreçte televizyonlarda dahi başörtülü kadınlar gösterilmemeye çalışılıyor. ABD’ye ‘biz seküleriz’ diye yalakalık yapılıyor” şeklindeki sözleriyle bölgedeki ulusalcı televizyonları eleştirmektedir.
“Kürdistan’da Müslümanlar tutuklanıyor; Müslümanlara eziyet ediliyor. Tahkikatsız tutuklamalar yapılıyor. Bu olaylar terördür.” diyen Ali Bapir, “‘İslami hareketle ilgim yoktur’ diye birçok tutuklanan Müslüman’a kâğıt imzalatıldı. Tüm bunlar bir dayatmadır…” diyor.
İşgal Güçlerine Bakış
Selefi kaynaklara göre ABD güçleri Irak’a saldırmaya başlamadan birkaç gün önce Ali Bapir’in, Cezire televizyonuna çıkarak; ABD güçleriyle kendisiyle çarpışmaması durumunda çarpışmayacağını; Saddam rejimini yıkmasına karışmayacağını ilan etmişti.
Yine Selefi kaynakların verdiği bilgiye göre ABD güçleri 20 Mart 2003’de Irak’ı işgal edince gerekli önlemleri almamış; 21–22 Mart 2003 gecesi Ali Bapir’in karargâhları bombalanmıştı. Bu bombalamada 2’si siyasi bürodan 50 civarında “mücahit” ölürken, “Havraman” dağında bulunan “Ahmet Avah” bölgesinde dört karargâh yerle bir edilmişti. Birinci bombalamada Ensar hareketinden sadece 2 kişi ölmüştü. Diğer haber kaynakları, ulusalcıların verdiği yanlış istihbarat dolayısıyla Bapir’in kamplarının bombalandığını söylerken selefi kaynaklar da bu eylemi, Allah’ın Bapir’i cezalandırması olarak değerlendirmişti.
Yazımızın başında da dile getirdiğimiz üzere Ali Bapir, 10.07.2003 tarihinde Kuzey Irak’a ABD savunma bakan yardımcısı Paul Wolfovitz’in gelmesinden birkaç saat sonra işgalci ABD güçleri tarafından tutuklanmış; 22 ay süreyle tutuklu kalmış; ancak 28 Nisan 2005’te serbest bırakılmıştı.
Nitekim 21 Temmuz 2003 tarihinde Erbil’de ABD’ye karşı en geniş çaplı protesto gösterisi düzenlendi. Musul, Süleymaniye ve Erbil’in önde gelen âlimlerinin katıldığı gösteride binlerce kişi tepkisini dile getirdi.
Düzenlenen eylemdeki pankartlarda şu ifadeler yer alıyordu:
“Biz Selahaddin’in torunlarıyız. Kimse bizi tutamaz!”
“ABD, Kimyasal[1] Ali’yi tutuklayacağına Molla Ali Bapir’i tutukluyor”
Protestocular ABD’nin yerel bürosuna kadar yürüyüp bölgedeki yetkilisiyle görüşmüş; Ali Bapir’in bir an önce serbest bırakılmasını talep etmişlerdi.
Ali Bapir, serbest kaldıktan sonra bir röportajında tutuklanma olayını anlatırken şunları söylemektedir:
“Müzakere için yola çıkmıştım. Zira müzakere başarısız olsa bile savaşmadan önce müzakerenin bir zararı yoktur. Askeri adımlarda ziyan dengesi gözetilirse; getirisi götürüsünden fazla ise meşru olabilir. Nitekim direniş diye yoldaki bir polisin, Erbil’deki bir sivilin öldürülmesinin İslam’a herhangi bir faydası olamaz.
Kimileri dini şiddet yanlısı bir imaj verme sebebi oluyor. Mafya ve kaçakçılar bu tür eylemler düzenlediler. Saddam’ın eski istihbarat servisi bu tür eylemlere çok başvurdu. Bütün bu eylemleri yapanlar, bir değişim yaratırsa sıra onlara gelecek. Ayrıca direniş hareketinin, lider ve programının belli olması, öte yandan belli bir tabanının olması gerekir.
Biz 43 gencimizin öldürülmesi meselesini ve dolayısıyla onların neden siyasi görülmediklerini tartışacaktık. Dukan’da Aşur oteline ulaşmamıza 5 dakika kalmıştı. Kontrol bölgesinde bizi durdurdular. Helikopterlere bindirdiler. Önce Musul’a sonra Bağdat’a götürdüler.
9 gün tutukevinde kaldım. Orada ruhi ve psikolojik işkenceye maruz kaldım. Sonra bir günlüğüne başka bir yere götürdüler. Sonunda 22 ay tek kişilik hücrede kaldım. Bazılarının tırnak ve dişlerini çekiyor; çırılçıplak soyuyorlar. Ama ben bu tür işkencelere maruz kalmadım.
Bana yöneltilen 4 suçlama vardı: Cemaat liderliği, ABD’ye karşı savaşma niyetinde olma, Saddam’la irtibat, Ensar’ı himaye etme.”
ABD’nin “terör” suçlamasıyla bölgedeki halka zulmettiğini söyleyen Ali Bapir, "terör" konusuna değinerek şunları kaydetmektedir:
“Terör ne demek, bunu anlamak gerekiyor. ABD kendisine uymayan herkesin anlına "terörist" damgasını vuruyor. Dolayısıyla önce terörün ve terörizmin tanımlanması gerekiyor. ‘Önemli Güncel Meseleler’ adlı kitabımda bu konuyu ele aldım. Bize göre terör, şahsi görüş ve inancını diğerine şiddet kullanarak dayatmaya çalışmaktır. Bu konuda Kur’an’ın hükmü açıktır. İslam’da teröre yer yoktur. Tutuklandığımda ABD’li yetkililere de söyledim. En büyük terörist ABD’dir.”
Öte yandan Kürdistan toplumunda “Kurtarıcı ABD” ile “Terörist ABD” tartışmalarına değinen Ali Bapir, ABD’nin Irak’a girişini şöyle değerlendiriyordu:
“ABD hem teröristtir; hem kurtarıcıdır: Baas açısından ve Irak halkı açısından elbette teröristtir. Kurtarıcı yönü ise Irak halkını Saddam’dan ve Baas’tan kurtarmasıydı. Nitekim Saddam’ın bizlere yaptığı zulmü ABD bizlere göstermedi. Biz Saddam zamanında 2. hatta 3. sınıf insan sayılıyorduk…”
Direniş Olgusuna Bakış
Irak işgali sonrası “direniş” adı altında yapılan eylemleri değerlendiren Ali Bapir, “belli bir liderliği ve programı olmayan sadece patlamadan ibaret eylemlerin İslami veya meşru olamayacağını” savunmaktadır. Ali Bapir bu noktada şunları söylemektedir:
“Peygamberin savaşlarında somut siyasi hedefler söz konusuydu… Sahih İslami hareketlerin hedeflerinin tüm halk tarafından bilinmesi gerekir. Dinler ve Peygamberler tarihinde, Peygamber düşmanlarının kin ve nefreti araç haline getirdiklerini; peygamberlerinse yumuşak tavırla bunlara karşı koyduklarını görürüz.”
“Müzakere başarısız olsa bile savaşmadan önce müzakerenin bir zararı yoktur. Askeri adımlar ziyan dengesi gözetilirse; getirisi götürüsünden fazla ise meşru olabilir. Nitekim direniş diye yoldaki bir polisin, Erbil’deki bir sivilin öldürülmesinin İslam’a herhangi bir faydası olamaz.
Kimileri şiddet yanlısı bir din imajı verme gayreti içerisindedir. Mafya ve kaçakçılar da bu tür eylemler düzenlediler. Saddam’ın eski istihbaratı da bu tür eylemlere çok başvurdu. Oysa bu yolla bir değişim yaratılsa bile sıra direnen Müslümanlara gelecektir.”
“Direnişçi”lerin çeşitli mescit ve türbelere saldırmalarına değinen Ali Bapir, Arabiyye televizyonunda İmam Hadi ve İmam Hasan Askeri’nin türbelerine yönelik gerçekleştirilen saldırıları değerlendirirken canlı yayında şunları söylemişti:
“Biz bu eylemi ve Irak sahasında Zarkavi’nin ortaya attığı ‘Şii kanının mübah olduğuna dair’ şayiaları kınadık. Allah her ikisinden de razı olsun, İmam Ali Hadi ve İmam Hasan Askeri Müslümanların imamı ve âlimleridir. Onlar yalnızca Şiilerin değil İslam’ın âlimleridir. Nasıl Müslümanlar Peygamberler arasında bir ayrıcalık yapmıyorsa Ehl-i Sünnet de âlimlerle İmamlar arasında bir ayrım yapmaz. Hepsine saygı gösterir, hepsini üstün tutar. Biz bu hadiseyi kınadık. Şahsen hareketimizin siyasi bürosuna içeriden ulaşmaya çalışmış; kendilerinden bu eylemi kınamalarını istemiştim… Türbeleri patlatmak dine aykırıdır; zira ölüye saygısızlık, dirilerin duygularını yaralama söz konusudur. Özellikle kabir sahibi Müslümanların âlimlerinden birisi ise, onların sembollerinden ve imamlarından biriyse!”
Hareketin Geleceği
Kuzey Irak Müslümanları arasında ikinci büyük yapılanmaya sahip “Cemaatu’l İslamiyye”nin aktif çalışmaları olduğunu biliyoruz. Bu çalışmaları ve bölgedeki köklü mücadelesi dolayısıyla “Cemaatu’l İslamiyye”nin tabanını genişletmesi mümkündür.
Buna karşın bölgedeki ulusalcı hareketler, diğer taraftan ABD, “Cemaatu’l- İslamiyye”nin taban olarak genişlemesini istememektedir. Nitekim “Ensar kampları” diye ABD güçlerine verilen istihbarat raporları sonrası ABD’nin gerçekleştirdiği saldırıda “Cemaatu’l- İslamiyye” büyük zarar görmüş; önde gelen bazı liderlerini kaybetmiştir.
[1] - Kimyasal Ali, Halepçe’ye kimyasal silahla saldırdığı söylenen Saddam’ın amcasının oğlu Ali Hasan el-Mecid’in lakabıdır.