PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
Bu yazı Allame Fadlullah’ın cuma günü verdiği siyasi hutbesidir. Yazıyı Beyyinat dergisinden arakadşımız Furkan TORLAK çevirdi.
Bu savaş Amerika’nın Lübnan halkına karşı savaşıdır. Lübnan, ABD’nin Irak ve Afganistan savaşlarının bir sonraki durağı! Bu savaşın gelecek halkası olarak Suriye ve İran’a savaş planı yapılıyor. ABD, bu savaşı ya direkt olarak geniş çaplı askeri güç kullanarak ya da “vurucu eli” olan İsrail ordusu aracılığıyla sürdürüyor. Terbiye etmek istediğini terbiye ediyor; cezalandırmak istediğini cezalandırıyor; korkutmak istediğini korkutuyor!
Özellikle Arap ülkeleri! Bu ülkeler ABD-İsrail baskısı gerekçesiyle birbirlerini korkutuyor; kendi iradesini eline alamıyor! Öyle ki bu ülkeler müttefiklerinin hiçbir stratejik cevap vermemesine rağmen duruşlarında her zaman taviz göstermişlerdir. Nitekim Beyrut-Arap zirvesinde bu tabloyla karşılaştık; İsrail ve ABD bu zirvede alınan kararlarla alay etti. Arap dış işleri bakanlarının son toplantısı da bundan farksızdı. Bu toplantıda Arap-İsrail barışı meselesi İsrail’in inisiyatifine bırakılarak gözden çıkarıldı ve Arapların “ağlama duvarı” olan Güvenlik Konseyi’ne başvurulması yoluna gidildi.
Bu İsrail eliyle ABD’nin çocuk, kadın, yaşlı ve genç demeden Lübnanlı sivillere karşı başlattığı bir savaştır. Vahşi Siyonistler Lübnanlıların evlerini başlarına yıkıyor; İsrail bombalamasından kaçan arabaları kovalıyor! Zira Bush ve yönetimi ABD’nin İsrail’i silahlandırdığı bombalarla parçalanmış cesetleri görmekten haz alıyor. Özellikle de ileride Mücahide dönüşmesinden korktukları çocukların parçalanmış cesetleri! ABD, vahşice silahlarını Lübnanlıların ve Filistinliler üzerinde deniyor. ABD, kendince Hizbullah’a savaş açma noktasında direnişi destekleyen Lübnanlıları cezalandırıyor.
ABD başkanı ve yönetimi egemenliğini eline almış, özgür ve demokratik bir Lübnan’dan bahsediyordu. Ancak şimdi bu ülkenin her bölgesini ve her noktasını parçalıyor. Zira ABD, bütün müstekbir siyasi çabalarına rağmen Lübnan halkına boyun eğdiremedi. Zira ABD, İsrail’in çıkarlarıyla çeliştiği zaman hiçbir ülkeye, hiçbir demokrasiye, hiçbir insan hakkına saygı göstermiyor.
ABD, teröre karşı savaştan bahsediyor. Ancak ABD gerçekte özgürlüğe savaş açmış durumdadır. Uluslar arası istikbara boyun eğmeyi reddeden halklara savaş açmıştır. Bundan dolayı özellikle Arap ve İslam ülkeleri başta olmak üzere Dünya üzerindeki tüm mustazaf halklar ABD’ye karşıdır. Kendisine karşı oluşan cephe dolayısıyla ABD’nin ayakları Afganistan’da ve Irak’ta siyasi ve askeri olarak birbirine dolaşmıştır. Bu durum ABD’yi açıklama ve söylemlerinde bir türlü ulaşamadığı zafer yakarışlarının ayyuka çıkmasına neden olmuştur. Zira halklar hürriyeti için zafere ulaşmayı istemekte; ABD’nin stratejik planlarının başarısına karşı cepheleşmektedir.
Lübnan sonunda hürriyetine kavuşacaktır. Direniş hürriyet hedefini gerçekleştirmek için 2000 yılında kavuştuğu hürriyetini sürdürmek için bu süreçte İsrail – ABD karşısında harekete geçmiştir. İşte direniş, gördüğünüz gibi yenilemez denilen orduya karşı dimdik duruyor! Yenilmez denilen orduya ağır darbeler indiriyor; şehirlerini yerleşim bölgelerini vuruyor ki bu bölgelerdeki insanlar sığınaklara sığınmak zorunda kalmışlardır. Ekonomik ve siyasi hareketlilik durmuş; bombaya karşı bomba, meydan okumaya meydan okumayla cevap verilmiştir. Nitekim bu durum, düşman karşısında Müslümanların ve Arapların ilk tecrübesidir.
Bu savaşta Araplar kendilerini hiçbir güçlü konum sağlamayacak; ümmetin saygınlığına hiçbir katkısı olmayacak zelil barış projeleri altında bu savaşı unutmaya çalışıyorlar. Biz resmi olarak Arapların direniş aleyhine dillendirdiği söylemlerde bunu gördük. İşte bu söylemler Düşmanla mücadeleyi başlangıcına götürmektedir. Yeni nesillerin direniş ruhunu en baştan kazanması gerekmektedir.
Bu kimseler düşmanın Lübnan’a ve Filistin’e yönelik savaşına saldıracakları yerde bu düşmanla çarpışan, ona karşı dimdik duran direnişe saldırıyorlar. Zira onlar direniş hareketinin gelecekte güç, izzet ve onur odağı olmasından korkuyorlar. Biz Araplardan düşmana karşı bir savaş başlatmasını talep ediyor değiliz. Zira onların orduları İsrail’e karşı savaşma gibi bir kültürle yetiştirilmiş değildir. Öyle ki Batı’dan ithal ettikleri silahları bile İsrail aleyhine kullanmama şartıyla satın almaktadırlar. Bu ordular kendi halklarına karşı, ABD’nin projeleri çerçevesinde bazı bölgesel ve devletlerarası problemlerle beslenerek Arap ve İslam ülkelerine karşı savaşma kültürü üzerine yetiştirilmiştir. Bizler bu orduların Lübnan’ı ve Filistin’i savunmaları için bir savaşa girmelerini talep etmiyoruz.
Ancak hala dinlerinin ve milletlerinin on uruna saygı duyuyorlarsa İsrail ve ABD’ye siyasi, ekonomik ve diplomatik açıdan baskı yapsınlar! Bu ülkeler bu araçların birçoğuna maliktirler. Eğer bu araçları kullanırlarsa Arap dengesi maslahatı noktasında gelecekte güçlü olumlu birçok gelişme görecekler. Yoksa şairin dediğini mi tekrar etmeliyiz:
Kim işi hafifserse her şey ona hafif gelir
Ölüye yara acı verir mi hiç?!
Arap ve İslam halklarına seslenerek diyorum ki; sokaklara inin ve Batı-İsrail beraberliğine karşı güçlü bir protesto başlatın. Batı’nın çıkarlarına tehlikeye düşürecek şekilde onları ekonomik olarak boykot edin. Zira Batı’da karar mercilerini harekete geçiren muhtelif şirketlerdir. Bu savaş ümmetin hür geleceği için, gelecek nesillerin hürriyeti için verilen bir savaştır.
Kimilerinin duruşları, sergiledikleri tavırların onur, hürriyet ve egemenlik anlamındaki tüm değerleri çiğnemiştir. Bizler düşman halkımıza karşı soykırıma özgürce başladığı zaman hürriyetin anlamını algılayamıyoruz. Düşman, Lübnan adına halkının hürriyeti için mücadele veren direnişi saf dışı bırakarak hangi bağımsızlıktan söz etmektedir. Öyle ki “hesaplardaki hatalar”dan bahsediliyor ki bu söylem hiç de hakikati yansıtmıyor.
Bu atmosferde Lübnan hükümetine yeniden savaşta rakip taraf olmamaya çağırıyoruz. Zira mesele Lübnan’a karşı bir savaşa dönüşmüş; düşman, kuzey, başkent, köşe ayrımı yapmamıştır. Zira Lübnan halkı İsrail’in acımasız delice bombalaması altında düşürülmektedir.
Bizler Lübnan ordusunu, direnişin yanında şerefiyle durması dolayısıyla kutlarken Lübnan hükümetine soruyoruz: Neden Lübnan’ın gücü olan Lübnan ordusunun vatanı koruması için bir karar almıyor? Lübnan ordusunun komutanlarının ve askerlerinin siyasî bir karar olmaksızın Lübnan savaşında direnişin yanında yer aldığı için yoğun İsrail bombardımanı altında kalması ve bir karar çıkarılmaması utanç vericidir! Lübnanlı siyasetçilere soruyorum: Bu merhale, direnişle bazı siyasetçiler arasındaki tartışmaların gündeme taşınacağı bir merhale değildir. Zira düşman, -yöneticilerinin açıkça ifade ettiği üzere- Lübnan’a karşı savaşını meşrulaştırmak için o ya da bu grubun aleyhine çeşitli noktalar yakalamak ve böylesi bir atmosferden yararlanmak istemektedir.
Kimilerinin duruşları, sergiledikleri tavırların onur, hürriyet ve egemenlik anlamındaki tüm değerleri çiğnemiştir. Bizler; düşman, halkımıza karşı soykırıma özgürce başladığı zaman hürriyetin anlamını algılayamıyoruz. Düşman, Lübnan adına halkının hürriyeti için mücadele veren Direniş’i saf dışı bırakarak hangi bağımsızlıktan söz etmektedir. Öyle ki “hesaplardaki hatalar”dan bahsediliyor ki bu söylem hiç de hakikati yansıtmıyor.
Ey yetkililer! Ey Lübnan halkı! Sizleri güçlü, hür, izzet sahibi Lübnan’a çağırıyorum. Sonuçlara bakılmaksızın söylüyorum; savaş bu merhalede bitmeyecek. Zira Lübnan konumu, rolü ve Arap bölgesindeki stratejik derinliği ve ekonomik tecrübesi dolayısıyla İsrail’e karşı bir güç olarak belirecek. Oysaki İsrail bölgede siyasi ve ekonomik etkinliği elinde tutmak istiyor. Dolayısıyla mücadele yakın ve uzak gelecekte devam edecektir. Dolayısıyla bizler daha ileriyi düşünmeli; particilik, mezhepçilik vb. asabiyetlerden uzak hareket etmeliyiz.
Yaralı, sabırlı, dik duran Lübnan halkının Milli birlikteliğini korumasını; bu İsrail ABD meydan okuması karşısında zayıf düşmemesini istiyorum. Zira izzet ve kerametli duruşlarıyla tarihe geçen bu halk toplu kıyıma karşı birbirine sımsıkı sarılmalı ve birbirini desteklemeli, korumalıdır. Özellikle yaralar, göçenler ve yolda kalanlar korunmalıdır.
Beyyinat dergisinden çeviren Furkan Torlak