Maskat: Zorlayıcı diplomasi ve stratejik sabrın çarpışması

06 Şubat 2026

El-Ahbar'da yayımlanan analize göre, Washington, sınırlı bir saldırının kontrol edilemez maliyetinden çekinirken; İran, Amerikan diktelerine boyun eğmektense müzakerelerin iflasını daha taşınabilir bir bedel olarak görüyor.

YDH- Yahya Dabbuk, el-Ahbar'da yer alan analizinde, zorlayıcı diplomasi ile stratejik sabır arasındaki çarpışmaya odaklanarak  Washington’ın askeri tehdit ve yaptırım sarmalını İran’ın bölgesel doktrinini değiştirmek için bir manivela olarak kullanma çabasını; Tahran’ın ise bu süreci, rejimin temel kolonlarını (füze gücü ve bölgesel nüfuz) feda etmeden egemenliğini tahkim etme aracı olarak kurgulamasını inceliyor.

İran ve Amerika Birleşik Devletleri, sarsıntılı bir başlangıcın ardından bugün gündemi belirsiz, tanımları muğlak ve oldukça kırılgan bir müzakere zeminine adım atıyor. İki tarafı dolaylı temaslarla Maskat’ta buluşturan bu süreç, çelişkili olasılıkların kıskacında ilerlerken; taraflar arasındaki derin uçurumun ağırlığı altında her an çökme riski taşıyor. Yine de her iki aktör, kendi stratejik hesapları doğrultusunda diplomatik süreçle yakından ilgileniyor.

Müzakere masası, taraflar için öncelikli bir tercih olmaktan ziyade, söylem düzeyindeki gerilimin kritik eşiği aşmasıyla beliren tek çıkış yolu niteliğinde. Bir yanda tırmanışın ve tehditlerin fitilini ateşleyen Washington, diğer yanda ise olası bir yıkımı engelleme stratejisi güden Tahran bulunuyor.

Bu tabloda ABD, ya her iki tarafın da kaçındığı topyekûn bir savaşı tetikleyecek sınırlı askeri müdahale tehdidini hayata geçirecek ya da çatışmanın maliyetinden kaçınmak için diplomasiye sığınacaktı; nitekim nihai tercih diplomasi oldu ve İran da bu yönelimi karşılıksız bırakmadı.

Tahran, masaya otururken temel amacının yaptırımların tasfiyesinde somut ilerleme kaydetmek ve askeri tehditleri etkisiz hale getirmek olduğuna inanıyor. Ancak füze programı, bölgesel nüfuz alanı ve Direniş Ekseni’ne verilen destek gibi "müzakere edilemez" olarak nitelediği egemenlik alanlarına müdahale edilmesine asla geçit vermiyor. Bu başlıklar Tahran için birer pazarlık unsuru değil; zira bunlardan verilecek en küçük taviz, rejimin hem iç hem de uluslararası meşruiyet zeminini sarsacak, meseleyi basit bir davranış değişikliğinden çıkarıp varoluşsal bir krize dönüştürecektir.

Washington ise müzakereleri sadece nükleer programın dondurulması olarak değil, askeri baskıyı İran’ın stratejik kimliğinde kalıcı bir dönüşüme zorlamanın aracı olarak kurguluyor. Bu sebeple ABD’nin, taleplerini balistik füzeler ve bölgesel nüfuz konularını kapsayacak şekilde genişletmesi, müzakere sürecini daha doğum sancıları aşamasında tıkayabilecek bir hamle olarak öne çıkıyor.

ARKA PLANİran'dan ABD'ye: Dosyaların ayrılmasından geri adım yok

ARKA PLAN: Trump 'çıkış yolu' arıyor

Bu ek dosyaların ajandaya dahil edilmesi, özünde Washington’ın nükleer meseledeki temel çıkarlarından ziyade, İsrail’in kışkırtmalarından besleniyor.

Değerlendirmelerdeki asıl makas burada açılıyor: Tel Aviv, füze kapasitesini ve İran’ın direniş hareketleriyle olan organik bağını varoluşsal bir tehdit ve "kırmızı çizgi" olarak tanımlarken; Washington bu başlıkları taktiksel ve stratejik düzlemler arasında gidip gelen, esnek parametreler içinde uzlaşmaya açık pazarlık kalemleri olarak görüyor.

AYRICA OKUYUN: İran’ın diplomatik iradesi sınandı: Müzakere çerçevesi korunuyor

AYRICA OKUYUN: ABD'nin müzakere masasına dönüşü: Askeri ve siyasi projelerin iflası

Eğer ABD gündemi genişletme noktasında ısrarcı olursa, İran varoluşsal bir ikilemle yüzleşmek zorunda kalacak: Ya İslam Devrimi’nin varlık sebebini ve meşruiyetini tehdit eden konuları tartışmaya açacak ya da süreci tamamen reddederek masanın devrilmesini göze alacaktır. Bu senaryoda müzakerelerin çökmesinin bedeli, Amerikan dayatmalarına boyun eğmenin yaratacağı yıkımdan çok daha hafif kalacaktır.

Benzer bir açmaz Washington için de geçerli: Ya İsrail’in taleplerine boyun eğerek müzakerelerin sonunu hazırlayacak ya da sadece nükleer dosyaya odaklanıp geri adım atacak; ki bu durum iç siyasette ve bölgesel dengelerde taktiksel bir esneklikten ziyade zayıflık işareti olarak okunma riskini taşıyor.

Tahran’ın buradaki stratejik bahsi, kritik dönemeçte Washington’ın –özellikle İran nükleer alanda somut adımlar atarsa– sürecin tamamen iflas etmesindense aşamalı bir başarıyı yeğleyeceği varsayımına dayanıyor.

Sadece nükleer eksende bir uzlaşı sağlandığında, ABD yönetimi bunu önceki dönemlerin ötesinde bir zafer olarak pazarlayabilir ve diğer çetrefilli konuları geleceğe havale ederek krizi çözmek yerine dondurmayı seçebilir.

Her durumda, bu yüksek riskli denklemden nasıl bir çıkış yolu bulunacağı belirsizliğini koruyor ve sahadaki pratik göstergelerin titizlikle izlenmesini zorunlu kılıyor.

Nitekim son iki günün verileri, özellikle müzakerelerin kesintiye uğrayıp hızla yeniden başlaması, Beyaz Saray’ın engelleri aşma konusundaki gerçek niyetini ifşa ediyor.

Washington, Tahran’ın müzakereleri İstanbul’dan Maskat’a taşıma talebine boyun eğdi ve sürecin geniş katılımlı bir bölgesel dışişleri bakanları zirvesine evrilmesini engelleyerek formatı iki tarafla sınırlı tuttu.

Dahası ABD, füze ve bölgesel nüfuz dosyalarını ilk turda masaya getirme ısrarından geçici olarak vazgeçerek odağı nükleer meseleye indirdi.

Bu geri çekilme, henüz kesin sonuçlar çıkarmak için erken olsa da Washington’ın tüm taleplerini dayatmaktansa savaştan kaçınmayı önceliklendirdiğine dair güçlü bir sinyaldir.

AYRICA OKUYUN: İran'ın ABD ile anlaşma için belirlediği şartlar açıklandı

Amerikan esnekliği, yalnızca basit bir taktik manevra değil; yönetimin, müzakereleri askeri tehditleri ertelemenin bir paravanı olarak kullandığının işaretidir. ABD için sınırlı bir askeri operasyonun dahi bölge sınırlarını aşan Amerikan çıkarlarına vereceği zarar, eksik bir anlaşmanın maliyetinden çok daha ağır bir risk barındırıyor; Tahran’ın üzerine oyun kurduğu zayıf nokta da tam olarak burasıdır.

ARKA PLAN: İran'a dayatacağı bir savaş ABD ekonomisini nasıl çökertebilir?

ARKA PLAN: İran hangi ABD üslerini kolaylıkla vurabilir?

Netice itibarıyla, yeni filizlenen bu müzakere süreci ne taraflar arasındaki tarihsel husumeti ortadan kaldırıyor ne de çatışan ajandaları nihayete erdiriyor. Aksine her iki aktör de, özellikle Amerika Birleşik Devletleri, çıkarlarına uygun gördüğü ilk fırsatta gerilimi tırmandırmak için pusuda beklemeye devam ediyor.

İran füze gücünü ve bölgesel seçeneklerini geleceğin stratejik kozu olarak saklı tutarken; Washington, diyalog sürse dahi askeri yığınağını ve baskı taktiklerini olası bir tırmanmanın kilit bileşeni olarak sahada tutmayı sürdürüyor.

Çeviri: YDH