
YDH- Drop Site yazarı Jeremy Scahill, İran ile ABD arasındaki müzakere sürecini ve bu süreçteki stratejik hamleleri ele aldığı analizinde, İran'ın bir yol ayrımında olduğunu vurgularken ABD politikasının ne kadar çelişkili ve istikrarsız olduğunu gösteriyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, önümüzdeki günlerde netleşmesi beklenen iki zıt senaryoya karşı hazırlık yapmak amacıyla stratejik bir tura çıktı: Ya diplomasiye dönülecek ya da ABD ve İsrail ile savaş yeniden alevlenecek.
ABD Başkanı Donald Trump, İran hükümetinin iç karışıklıkla boğuştuğunu iddia edip Tahran’ın teslim olmasını beklese de üst düzey bir İranlı yetkili sürece dair farklı bir tablo çizdi.
Drop Site’a konuşan yetkili, Tahran’ın doğrudan görüşmelerin yeniden başlaması için gerekli zemin hazırlığını tamamladığını belirtti.
İran’ın yürüttüğü diplomatik müzakerelerin içeriğine hakim olan yetkili süreci şöyle özetledi:
"Kendi planımız doğrultusunda hareket ediyoruz. Ancak ABD hükümeti deniz ablukasını kaldırmadığı mürece müzakereleri sürdürmenin bir anlamı yok."
Kamuoyuna açıklama yapma yetkisi bulunmadığı için isminin gizli tutulmasını isteyen yetkili, çatışmanın boyut değiştirdiğine dikkat çekti:
"Krizin kapsamı genişledi; dolayısıyla mesele artık sadece nükleer dosyadan ibaret değil."
Yetkilinin aktardığına göre Tahran, herhangi bir ilerleme kaydedilmesi için Hürmüz Boğazı’ndaki ABD kuşatmasının son bulmasını şart koştu. Bu talep karşılandığı takdirde, üst düzey doğrudan görüşmelerde resmi olarak ikinci tura geçilecek.
İranlı yetkilinin aktardığına göre Tahran, herhangi bir ilerleme için Hürmüz Boğazı’ndaki ABD ablukasının kaldırılması talebinden geri adım atmadı. Bu şartın yerine getirilmesi halinde, üst düzey doğrudan görüşmelerde resmi olarak ikinci tura geçilecek.
Tahran Üniversitesi öğretim üyesi ve önde gelen analistlerden Hasan Ahmediyan süreci şöyle yorumladı:
"Arakçi İran’ın en üst düzey diplomatı; dolayısıyla ilerleme şansı yüzde bir bile olsa bunu değerlendirirdi."
Drop Site’a konuşan Ahmediyan, İran’ın savaşı bitirmek için çok aşamalı bir taslak hazırladığını belirtti.
Bu plana göre; bölgede, özellikle de Lübnan’da İsrail’e gerçek bir ateşkes dayatılacak ve Hürmüz Boğazı’nda "İran’ın ve bölgenin güvenliğine halel getirmeden" bir uzlaşmaya varılacak. Bu koşullar sağlandığı anda, İran’ın nükleer programı üzerine kapsamlı müzakereler ve uzun vadeli bir saldırmazlık anlaşması süreci başlayacak.
Ahmediyan; mühimmat stokları, piyasaların durumu ve ABD’deki ara seçimler gibi faktörlerin İran’ın elini güçlendirdiğini, buna karşın ABD’nin mevzi kaybettiğini vurguladı:
"Açıkçası ABD tarafı, 'İran’ı köşeye sıkıştırdık ve istediğimizi aldık' diyebilecekleri bir sonuç peşindeydi. Gözlemlediğim kadarıyla İranlılar bu kozu vermemekte kararlı; Trump’ın arzuladığı o zafer pozuna geçit vermediler."
Beyaz Saray yetkilileri, İran’ın hafta sonu ABD’ye "yeni" bir teklif sunduğu iddiasını kendi güdümlerindeki medya üzerinden yaymaya çalışsa da İranlı yetkili bu söylemi yalanladı.
Trump, İran’ın hafta sonu tavrını yumuşattığını ancak bunun bir anlaşma için yeterli olmadığını öne sürdü. Ahmediyan ise İran cephesinde son dönemde bir değişim yaşandığını doğruladı; fakat bunun Amerikan taleplerine boyun eğmek değil, müzakerelerin başlaması için daha net şartlar öne sürmek anlamına geldiğini belirtti.
"Anladığım kadarıyla bazı değişiklikler var," diyen Ahmediyan, asıl değişimin İran’ın bölgesel savaşı durdurma konusundaki kararlılığı olduğunu, diğer meselelerin tartışılması için bu konunun kilit rol oynadığını ifade etti.
Pratik açıdan bakıldığında Tahran, Trump yönetimiyle muhatap olurken daha önce eşi benzeri görülmemiş bir zorlukla karşı karşıya kaldı. Bir yıl içinde tam iki kez, tam da müzakerelerin en kritik noktasında, İsrail ve ABD İran’ı bombaladı.
Trump ise tutarsız tavırlarıyla sürekli kendisiyle çelişiyor; bir yandan anlaşma için iyimser mesajlar verip İran’ın ABD taleplerine boyun eğdiğini iddia ederken, diğer yandan çark edip İran medeniyetini yok etmekle ve sivil altyapıyı yerle bir etmekle tehditler savuruyor.
Dahası Tahran, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ABD istihbarat raporları ve Beyaz Saray’ın karar alma mekanizmaları üzerinde tarihte görülmemiş bir nüfuz kurduğunu gözlemliyor.
Üst düzey İranlı yetkili, onyıllara yayılan o köklü diplomasi ve teknik görüşme geleneğine atıfta bulunarak, “Ülkemiz son 30 yıldır Amerikalılarla her düzeyde ve her kanaldan müzakere yürüttü,” dedi.
Yetkili, mevcut durumu çarpıcı bir benzetmeyle özetledi:
“Sanki bizi futbol maçına davet edip ragbi kurallarıyla oynamaya zorluyorlar.”
Tahran, Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff’u hem diplomasiye yabancı hem de teknik konularda yetersiz bulduğu için muhatap dahi almıyor.
Jared Kushner ise İran tarafında masadaki “İsrail’in temsilcisi” olarak görülüyor.
Üst düzey yetkili, Başkan Yardımcısı JD Vance gibi ağırlığı olan bir isim masada yer almadığı sürece, İran’ın bu iki isimle vakit kaybetmek için hiçbir sebebi olmadığını dile getirdi.
Geçen hafta İran hükümeti, Dışişleri Bakanı Arakçi’nin Pakistanlı liderlerle görüşmek üzere İslamabad’a gideceğini duyurduğunda bu gelişme medyada yeni bir müzakere turu olarak yorumlandı.
Trump, Vance’in İslamabad yolunda olduğunu ilan ederek İran’ın bir kez daha müzakere için “yalvardığı” imajını çizmeye çalıştı.
Ancak kısa süre sonra Vance’in uçakta bile olmadığı anlaşıldı; İran da Pakistan’da ABD’li yetkililerle görüşeceği iddialarını net bir dille yalanladı.
Buna rağmen Trump, bu kez de Witkoff ve Kushner’i gönderdiğini söyleyince medya bir anda İran’la yapılacak olası görüşme haberleriyle çalkalandı.
Bazı haber kanalları Beyaz Saray kaynaklarına dayanarak uçakların yola çıktığını iddia etti; hatta Beyaz Saray, İran’ın görüşme iddiaları hakkında yalan söylediğini ima etti.
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt Cuma günü yaptığı açıklamada iddiayı bir adım ileri taşıdı:
“İranlılar yüz yüze konuşmak istiyor. Steve ve Jared, yarın İran tarafını dinlemek üzere Pakistan’a geçiyor.”
İran tarafı ise herhangi bir görüşme yapılacağına dair iddiaları reddetmeye devam etti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, Arakçi İslamabad’a ayak basar basmaz, “İran ile ABD arasında planlanmış bir görüşme yok,” açıklamasında bulundu.
Bekai, İran’ın ticaret dahil bir dizi stratejik konuya odaklandığını belirtti. Pazar günü Pakistan, kendi toprakları üzerinden İran’a gidecek üçüncü ülke mallarının taşınma kapsamını genişleteceğini duyurdu.
Bu güzergahlar 2008’den beri gündemde olsa da, Trump’ın deniz ablukasıyla İran’ı “boğduğunu” iddia ettiği bir dönemde gelen bu hamle, zamanlaması açısından oldukça manidardı.
Arakçi Cumartesi günü İslamabad’dan ayrılıp Umman’a geçince, Trump durumu toparlamak adına söylem değiştirdi ve müzakereleri aslında kendisinin iptal ettiğini ileri sürdü.
Trump, Truth Social hesabından şu paylaşımı yaptı:
“Yolculuklarda çok vakit kaybediliyor, yapılacak çok iş var! Dahası, İran’ın lider kadrosu tam bir kaos ve kafa karışıklığı içinde. Kimin yetkili olduğunu kendileri bile bilmiyor. Tüm kozlar bizim elimizde, onlarda hiçbir şey yok! Konuşmak istiyorlarsa telefon açmaları yeterli!”
Ardından Trump, temsilcilerini göndermeyi reddettiği için İran’ın geri adım attığını ve ABD’ye yeni bir teklif sunduğunu iddia etti:
“Bize çok daha kapsamlı bir metin sundular. İlginçtir ki, ben görüşmeyi iptal ettiğim anda, on dakika içinde çok daha iyi bir teklif aldık.”
Trump ayrıca, 7 Nisan’da üzerinde uzlaşılan iki haftalık ateşkesi, İran yönetimindeki bölünmeler nedeniyle uzattığını savunmaya devam ediyor.
Batı medyasında geniş yankı bulan bu anlatıyı Ahmediyan şöyle değerlendirdi:
“Bu, İran’a karşı yürütülen bilişsel savaşın bir parçası. Doğrudan toplumu, elitleri ve Devrim Lideri’nin makamını hedef alıyorlar. Anlattıkları şey ne bir haber ne de bir istihbarat; temel amaçları yapay bir ‘çatlak’ yaratmak. İran’daki karar vericiler arasında güvensizlik tohumları ekmek istiyorlar ancak Tahran artık bu stratejinin farkında.”
Ahmediyan’a göre asıl derin kaos yaşayan taraf ABD yönetimi. Trump’ın sürekli fikir değiştirmesi, içi boş tehditleri ve İslamabad’a gidecek heyet konusundaki kargaşa bunun en net kanıtı.
11 Nisan’da İslamabad’da yapılan ilk tur görüşmelerde İran ekibinin, “tüm sistemi temsil eden net bir mesajla” masaya oturduğunu belirten Ahmediyan, ekibin sergilediği birliğin altını çizdi.
Ahmediyan’ın aktardığına göre İran tarafı, masadan Vance ile Witkoff-Kushner ikilisi arasında keskin görüş ayrılıkları olduğu izlenimiyle ayrıldı.
Ahmediyan durumu şu sözlerle özetledi:
“İranlılar; Witkoff ve Kushner’i ABD’nin değil, İsrail’in çıkarlarının temsilcisi olarak görüyor. Vance ise o masada ABD çıkarlarını temsil ediyordu. İran’a yaklaşım konusunda kendi içlerinde bölünmüş durumdalar.”
Üst düzey bir İranlı yetkilinin Drop Site’a aktardığına göre Arakçi’nin bu üç ülkeyi kapsayan turu, Tahran’ın pozisyonunu gelecekteki olası bir anlaşmada rol alabilecek arabuluculara ve stratejik aktörlere net bir biçimde anlatmayı hedefliyor.
Umman, ABD ve İran arasındaki nükleer krizde onyıllara dayanan bir arabuluculuk tecrübesine sahip. Ancak Maskat yönetimi, dışişleri bakanının Washington ziyaretinden ve bir anlaşmanın "eli kulağında" olduğuna inandırılmasından sadece bir gün sonra İran’a düzenlenen sürpriz saldırıyla sarsıldı.
Umman’ın engin tecrübesi ve teknik birikimi sebebiyle Tahran, Maskat’ın diplomatik sürece yeniden dahil olmasını arzuluyor.
Arakçi, Umman ve İran’ın bu stratejik su yolundaki tek kıyıdaş devletler olması hasebiyle Hürmüz Boğazı’ndaki durumu da gündeme getirdi.
Arakçi, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Odak noktamız, tüm komşuların ve dünyanın yararına olacak güvenli geçişi sağlamanın yollarını aramaktı,” ifadelerini kullandı.
Pakistanlı yetkililerle yaptığı görüşmelerde Arakçi; nükleer zenginleştirme faaliyetleri ve Hürmüz Boğazı’ndaki açmaz dahil bir dizi konuda İran’ın duruşuna dair kapsamlı bir çerçeve çizdi.
Üst düzey İranlı yetkili, bunun yeni bir teklif olmadığını, aksine İran’ın Şubat ayından bu yana ortaya koyduğu şartların detaylandırılmış bir tekrarı olduğunu vurguladı:
“Teknik pozisyonumuzu Pakistan tarafına izah ettik. Nükleer meseleye dair daha önce önerdiğimiz çözümleri, ortak bir anlayışa varabilmek adına yeniden gündeme getirdik.”
Yetkili ayrıca, görüşmelerin ikili mahiyette olması sebebiyle bu açıklamaların doğrudan Amerikalılara yönelik olmadığını, ancak aracıların da teklifler konusunda teknik düzeyde bilgilendirilmesi gerektiğini ekledi.
Bazı İranlı yetkililer, Pakistan’ın süreci yönetme ve Trump karşısındaki tutumu konusundaki yetersizliğinden rahatsızlık duysa da Ahmediyan, Tahran’ın İslamabad’ı kamuoyu önünde eleştirmeyeceğini belirtti.
Ahmediyan, “Bu trafiğin Pakistan ile olan ilişkilere herhangi bir gölge düşürmesini istemiyorlar,” dedi.
Pazartesi günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapacağı görüşme öncesinde Arakçi, müzakerelerin tıkanmasından ABD’yi sorumlu tuttu.
Amerikalıların yaklaşımları nedeniyle önceki turda hedeflere ulaşılamadığını belirten Arakçi, Washington’ın “sergilediği aşırı talepleri ve benimsediği yanlış yöntemleri” kınadı.
Arakçi’nin kritik müttefik Rusya’daki temasları çift yönlü bir stratejiye dayanıyor.
Savaşın yeniden başlaması ya da müzakerelerin çözümsüz kalması durumunda İran; ülkeyi yeniden inşa etmek, ekonomiyi dengelemek ve olası ABD-İsrail saldırılarına hazırlanmak için alternatif bir yol çizmek zorunda.
Özellikle askeri ve istihbari iş birliği noktasında Moskova’nın desteği hayati önem taşıyor.
Pazartesi günü Arakçi ile bir araya gelen Putin, “İran halkının bağımsızlığı ve egemenliği için sergilediği kahramanca mücadeleyi” övdü; savaşın sona ermesi için destek sözü verdi.
Putin, “Rusya, tıpkı İran gibi, stratejik ilişkilerimizi sürdürme niyetindedir,” dedi.
Rusya, 2015 nükleer anlaşmasında kilit bir aktördü ve ABD ile varılacak yeni bir mutabakatta Tahran’ın çıkarlarının garantörü olarak yeniden sahneye çıkabilir.
2015’teki anlaşmanın ardından İran, zenginleştirilmiş uranyumunun yaklaşık yüzde 98’ini Rusya’ya göndermişti.
Trump’ın anlaşmayı tek taraflı feshetmesinden sonra İran zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırdı; şu anda elinde 450 kilogram civarında yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum olduğu tahmin ediliyor.
Trump geçtiğimiz günlerde, İran’ın bu uranyumu teslim almak üzere ABD askerlerinin ülkeye girmesine izin vereceğine dair asılsız bir iddia ortaya atmıştı.
İran ise zenginleştirilmiş uranyumu ülke dışına çıkarmayacağını net bir dille açıkladı.
Bunun yerine, uluslararası denetim altında seyreltme işlemini kabul edebileceğini belirtti.
Rusya’nın sürece dahil olmasının bu sert tutumu değiştirip değiştirmeyeceği ise belirsizliğini koruyor.
Ahmediyan bu hususta şu yorumları yapıyor:
“Anladığım kadarıyla Rusya ve Çin, İran’ın masadaki ana muhatapları. Bu ülkeler, ABD’den çok daha güvenilir bulunan, arabuluculuk rolü üstlenebilecek ve zenginleştirilmiş uranyum konusunda bir uzlaşmaya varılırsa 'varış noktası' olabilecek ortaklar. Çin ve Rusya ile yürütülen tüm müzakerelerin temelinde bu arayışın yattığını düşünüyorum.”
İran, zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılmasına karşı duruşunu değiştireceğine dair henüz bir sinyal vermedi; ancak meseleyi ABD ile yapılacak kapsamlı bir çözümün parçası olarak ele alma niyetini korudu. Üst düzey İranlı yetkili süreci şöyle değerlendirdi:
“Saha gerçekliğinin net ve pratik çözümleri var; biz bunları anlamlı müzakerelerde defalarca masaya yatırdık. ABD tarafının ciddi bir müzakere yürütebilmesi için, uzmanları ve farklı bakanlıkları içeren geniş bir ekiple masaya oturması şart. Ancak bu şekilde kendi içlerindeki sektörel boyutları kapsayan, nitelikli bir anlaşmayı idrak edip yürütebilirler.”
Şu an için Tahran, ABD ve İsrail’in savaşı yeniden başlatma ihtimalini oldukça yüksek görüyor. İranlı yetkili, “Değerlendirmemiz o ki, Trump’ı bir anlaşma inşa edebilecek kapasitede görmüyoruz,” diyerek ekledi:
“Bize göre onlar, rejim değişikliği hedefine ulaşana dek savaşı sürdürmeye karar vermiş durumdalar.”
Yetkili, bu çabanın sonuçsuz kalmaya mahkûm olduğu öngörüsünü de paylaştı. Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı da dahil olmak üzere yeni misilleme planları ve farklı eylem biçimleri üzerinde çalıştığını hissettirdi.
22 Nisan’da, Devrim Muhafızları Ordusu’na yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı’nın Fars Körfezi’ndeki deniz altı kablo ağının haritalarını yayımlaması bu stratejinin bir parçası olarak görüldü.
Bu hamle; İran’ın kabloları keserek küresel internet kesintilerine yol açabileceği, ticareti felç ederek dünya ekonomisini sarsabileceği imasıyla büyük endişe yarattı.
İranlı askeri komutanlar, ABD’nin ateşkes sürecini bölgeye askeri yığınak yapmak için kullandığını, ancak Tahran’ın da bu sürede silah sistemlerini topyekûn bir çatışmaya hazır hale getirdiğini belirtti.
İran, ABD hedeflerinin yanı sıra, Amerikan saldırılarına destek veren Körfez ülkelerinin altyapılarını da hedef alacağını gizlemedi.
Tüm bu gelişmeler; Hürmüz Boğazı’nda gemilere el konulması, geçişlerin engellenmesi ve rota değişiklikleri gibi neredeyse her gün yaşanan olayların gölgesinde cereyan ediyor.
Ahmediyan, “İran’ın, ABD’nin gemilerine el koymasını eli kolu bağlı izleyeceğini sanmıyorum; bunun yerine savaşı göze alırlar,” dedi.
Önümüzdeki hafta bir ilerleme kaydedilmezse gerilimin tırmanmasını bekleyen Ahmediyan sözlerini şöyle noktaladı:
“ABD’nin İran üzerindeki askeri baskıyı artıracağını tahmin ediyorum; ancak İranlılar bu kez çok daha sert bir karşılık verecek. İran tarafı, altyapısı hedef alınırsa misliyle, hatta dört katıyla yanıt vereceğini söylüyor. Bunu bir blöf olarak görmüyorum; yapacaklardır. Çünkü karşı tarafın canı ne kadar çok yanarsa, İran altyapısını hedef alma iştahı da o kadar azalacaktır.”
Çeviri: YDH