
YDH- Press TV yazarı Muhammed Muley, ABD silahlı kuvvetlerinin simgelerinden biri olan MQ-9 Reaper insansız hava aracının "yenilmezlik" ve "en değerli oyuncu" imajının İran semalarında yerle bir olduğunu vurguladığı analizinde, İran ve Direniş Ekseni'nin asimetrik harp teknikleriyle süper güç ABD karşısında nasıl taktiksel ve stratejik bir zafer kazandığını açıklıyor.
✱✱✱
ABD ordusunun kendi içinde sessizce bölgedeki askeri operasyonların "en değerli oyuncusu" ilan ettiği bir insansız hava aracı var. Ancak bu araç, Amerikan askeri tarihinin yakın geçmişinde eşine rastlanmamış bir hızla adeta gökten süzülüp düşüyor.
ABD-İsrail savaş makinesinin hiç yoktan başlattığı ve yasa dışı bir işgal niteliği taşıyan Ramazan Savaşı, Şubat 2026'nın sonlarında patlak verdi. İşte bu savaşın başından bu yana İran ve geniş Direniş Ekseni, sadece birkaç ay içinde inanılmaz bir başarıya imza attı: Söz konusu İHA'nın şimdiye kadar dünya genelindeki tüm çatışmalarda verilen toplam zayiatından çok daha fazla MQ-9 Reaper'ı etkisiz hale getirdi.
Pentagon kayıtları, Kongre Araştırma Servisi verileri, medya raporları ve İranlı savunma analistlerinin derlediği görsel kanıtlar çapraz sorgudan geçirildiğinde çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor. Ve bu tablo, ABD Hava Kuvvetleri’nin Amerikan kamuoyuna öyle pek aceleyle açıklamak istemeyeceği cinsten.
MQ-9A Reaper, General Atomics firmasının göz bebeği olan bir silahlı keşif platformu. 50 bin feet (15 bin 240 metre) yüksekliklere kadar tırmanabilen, tek damla yakıt ikmali yapmadan 24 saat boyunca havada kalabilen, Hellfire füzeleri ile hassas güdümlü bombalar taşıyabilen bu devasa drone; yaklaşık yirmi yıldır Afganistan, Somali, Suriye, Irak ve Yemen’deki ABD taarruzlarının adeta bel kemiğini oluşturdu.
Birim başına maliyeti yaklaşık 30 milyon doları bulan bu araç, tam da tasarlandığı koşullarda —yani düşmanın kayda değer bir hava savunmasının bulunmadığı, tehdit seviyesi düşük hava sahalarında— ABD askeri envanterinin en etkili gözetleme ve vurucu güçlerinden biri kabul ediliyor.
İşte zurnanın zırt dediği yer de tam olarak bu son cümle. Çünkü MQ-9, gökyüzünden kendisine etkili bir karşılık veremeyecek rakiplere karşı savaşmak üzere tasarlanmıştı. Yani ne radardan kaçacak bir gizlilik (stealth) teknolojisine sahip ne de yeterince hızlı.
Diğer taraftan karşısında İran gibi bir güç var. İran; Majid sistemi, Qaem-118 önleme füzeleri ve özellikle orta irtifadaki yavaş hava araçlarını avlamak için geliştirdiği "358" tipi dolanan mühimmatı kapsayan, katmanlı ve yerli imkanlarla örülmüş bir hava savunma ağını yıllardır adım adım inşa ediyor. Açık konuşmak gerekirse, böyle bir hava savunma ağı karşısında Reaper, hedef tahtasındaki açık bir avdan farksız.
İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı yürütülen bu Amerikan savaşı, CENTCOM planlamacılarının hiç hesaba katmadığı bir zaafı bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Sahada yaşanan sarsıcı kayıplar da zaten bu acı gerçeği birebir yansıtıyor.
Kayıpların büyüklüğünü doğru kavrayabilmek için önce taşların nereye oturduğunu, yani başlangıç noktasını bilmek gerekiyor. Pentagon bütçe evrakları ve ABD Hava Kuvvetleri’nin teslimat kayıtları incelendiğinde net bir veriyle karşılaşıyoruz: Şubat ayı sonlarında Ramazan Savaşı patlak verdiğinde, Amerikan ordusunun farklı birliklerinde görev yapan yaklaşık 250 adet MQ-9 bulunuyordu.
Bu filonun tablosuna baktığımızda; yaklaşık 206 uçak Hava Kuvvetleri'ne, 20 uçak Deniz Piyadeleri'ne ve 24 uçak da Hava Ulusal Muhafızları'na tahsis edilmiş durumdaydı. Hava Kuvvetleri'nin aktif operasyonel filosu —yani CENTCOM operasyonlarında fiilen göreve hazır olan uçak sayısı— yaklaşık 155 olarak değerlendirilirken, geriye kalan 44 uçağı ise Deniz Piyadeleri ve Ulusal Muhafız birlikleri elinde tutuyordu. İşte ortaya koyacağımız tüm analiz için hayati önem taşıyan temel çizgi, tam olarak bu 155 uçaklık operasyonel filodur.
Savaşın yaklaşık 83. gününe denk gelen 21 Mayıs 2026 tarihinde Bloomberg, konuyu yakından takip eden üst düzey bir kaynağa dayandırdığı haberinde acı gerçeği açıkladı: Çatışmaların başından bu yana İran, iki düzineden fazla MQ-9 Reaper İHA'sını küle çevirmişti.
Bu kayıp, Pentagon'un savaş öncesindeki operasyonel envanterinin neredeyse yüzde 20'sinin bir anda silinmesi ve yaklaşık bir milyar dolarlık servetin havaya uçması demekti. ABD Kongresi'nin tarafsız araştırma organı olan Kongre Araştırma Servisi (CRS) de Mayıs başlarında yayımladığı "Destansı Öfke Operasyonu'nda ABD Hava Aracı Savaş Kayıpları" başlıklı raporda, bağımsız incelemeler sonucu en az 24 Reaper'ın kaybedildiğini teyit etmişti. Bloomberg'in ulaştığı kaynak ise bu sayıyı daha da yukarı taşıyarak imha edilen araç sayısını 30 olarak güncelledi.
Peki bu kayıplar nasıl yaşandı? Zayiat iki farklı senaryoda gerçekleşti: Bir kısmı İran hava sahasında süzülürken savunma sistemlerince vurulup düşürülen Reaper'lar; diğer kısmı ise İran'ın balistik füze ve kamikaze İHA'larla bölgedeki ABD üslerini hedef alması sonucu, park edildikleri, hangara çekildikleri ya da havalanmaya hazırlandıkları pistlerde karada imha edilenler...
Pentagon'un Planlar ve Programlardan Sorumlu Hava Kuvvetleri Kurmay Başkan Yardımcısı Korgeneral David Tabor'un Kongre oturumundaki itirafı durumun vahametini kanıtlıyordu: Hava Kuvvetleri'nin operasyonel Reaper filosu o an itibarıyla 135 uçağa kadar gerilemişti. Bu sayı, kurumun kendi koyduğu uzun süreli asgari operasyonel eşik olan 189 sınırının da çok ama çok altındaydı.
İran'ın bu insansız hava araçlarını gökyüzünde avlamak için sahaya sürdüğü silahlar arasında; yerli imkanlarla geliştirilen "Majid" kısa menzilli hava savunma sistemi, "Qaem-118" önleme füzeleri ve özellikle orta irtifada devriye gezen yavaş ve radardan kaçamayan hava araçlarını vurmak için tasarlanmış "358" tipi dolanan mühimmatlar öne çıkıyordu.
İran'ın Yemen'deki müttefiklerine de tedarik ettiği bu "358" platformu, bölge genelindeki Reaper kayıplarının aslan payını üstlendi. Ateşkes ilan edildikten sonra bile bu sistemin operasyonel kalması, ABD İHA kayıplarının neden bir türlü bıçak gibi kesilmediğini de açıkça gözler önüne seriyor.
Bloomberg'in 21 Mayıs'ta ilan ettiği 30 kayıp ne yazık ki son durak olmadı. 21 Mayıs tarihi doğrulanmış bir nirengi noktası kabul edildiğinde; Mayıs ortasından Temmuz ortasına kadar düzenlenen İran askeri operasyonlarında 11 ila 12 MQ-9 gövdesinin daha imha edildiği kayıt altına alındı. Bu kayıplar şu şekilde belgelendi:
Güney İran semalarında bir Reaper vurularak düşürüldü. Kuveyt'teki Ali al-Salem Hava Üssü'ne düzenlenen doğrudan bir saldırıda iki araç karada vuruldu; ardından gerçekleşen ayrı bir misilleme saldırısında yine Ali al-Salem'de bir Reaper daha hurdaya döndü. Cam, Hürmüz, Huzistan eyaleti, Aseluye, İlam vilayetinin Dehloran bölgesi, Ahvaz ve Kirmanşah üzerinde birer adet Reaper düşürülürken; Ürdün'deki Muvaffak Salti Hava Üssü'nde konuşlu bir İHA'nın daha karada vurulduğu uydu görüntüleriyle kesinleşti.
Böylelikle, Ramazan Savaşı’nın patlak vermesinden bu yana gerek İran semalarında ve Basra Körfezi üzerinde vurularak düşürülen gerekse Kuveyt ve Ürdün’deki ABD üslerinde henüz havalanamadan vurulan MQ-9 Reaper’ların belgelenmiş toplam sayısı 41 ila 42’ye yükseldi.
Devrim Muhafızları tarafından Nasr-2 Operasyonu’nun 42. dalgası sonrası yapılan açıklamada ise 10 Reaper’ın daha yok edildiği duyuruldu. Bu araçlardan sekizi, düşürülen uçakların yerini doldurmak üzere Kral Faysal Hava Üssü’ne sevk edilen ve montaj bekleyen taşıma konteynerlerinin (kanister) içinde, ikisi ise doğrudan pist üzerinde küle çevrildi.
Reaper kayıplarının bir diğer kritik boyutu da Ürdün’deki ABD askeri varlığını, özellikle de Amerikan İHA operasyonlarının kalbi sayılan Muvaffak Salti Hava Üssü’nü hedef alan saldırılardı.
İran’ın bu üsse düzenlediği misilleme harekatlarında 9 ila 11 MQ-9 Reaper imha edildi. Açık Kaynak İstihbaratı (OSINT) kanallarınca paylaşılan ve bağımsız analizlerle de doğrulanan uydu görüntüleri, üste yer alan uçak sığınaklarının ağır hasar gördüğünü ve zayiat rakamlarının iddialarla birebir örtüştüğünü kanıtladı.
Devrim Muhafızları’nın Nasr-2 Operasyonu’nun ilerleyen safhalarına dair yaptığı açıklamalarda, Muvaffak Salti’deki İHA hangarlarının ve konuşlanma alanlarının dümdüz edildiği özellikle vurgulandı. Nitekim 12 Temmuz tarihli OSINT görselleri de yakın zamanda gerçekleşen ayrı bir saldırıda, aynı üste bulunan bir MQ-4C Triton hangarının yerle bir olduğunu doğruluyordu.
Aslına bakılırsa, karada verilen bu kayıplar stratejik açıdan uçuş sırasında düşürülmelerden çok daha ağır bir darbedir. Çünkü bir İHA’yı henüz göreve hazırlanırken pistte avlamak ya da montaj beklediği taşıma konteynerinde yok etmek, sadece operasyonel bir aracı devre dışı bırakmaz; aynı zamanda Washington’ın gözetleme ve vurucu gücünü tazelemek için güvendiği ikmal zincirini de kökten keser.
Bütün bu bilançonun dışında, tamamen ayrı bir parantez açılması gereken tek bir araç var: İtalyan Kara Kuvvetleri bünyesinde görev yapan ve 28 Şubat öğleden sonra İran’ın düzenlediği İHA ve füze yağmurunda Kuveyt’teki Ali al-Salem Hava Üssü’nde imha edilen MQ-9.
Aynı saldırıda İtalyanlara ait iki Eurofighter Typhoon savaş uçağı da şarapnel parçaları nedeniyle hasar gördü, ancak İtalya kanadından herhangi bir can kaybı bildirilmedi.
İtalyan ordusuna ait bu MQ-9, ABD Hava Kuvvetleri envanterinden tamamen ayrı bir yerde tutuluyor ve Bloomberg’in açıkladığı 30 araçlık kayıp listesine dahil edilmiyor. Bu uçak, koalisyonun genel tablosuna eklenen ayrı bir zayiat olarak kayıtlara geçmiş durumda.
Doğrulanmış temel veriler ışığında baktığımızda tablo netleşiyor: ABD Hava Kuvvetleri bugüne kadar toplamda yaklaşık 206 MQ-9 teslim aldı. Ancak bu araçların 90'dan fazlası farklı savaşlarda ve operasyonel kazalarda heba oldu. Şöyle ki: 41 ila 42'sinin Ramazan Savaşı ve sonrasındaki süreçte İran tarafından imha edildiği kesinleşti, yaklaşık 29'u Yemen'de düşürüldü, 20 kadarı ise Afganistan, Güney Kore ve çeşitli kaza kırıma uğrama olaylarında kaybedildi.
Devrim Muhafızları Ordusu'nun taşıma konteynerleri ve pist saldırılarına ilişkin son açıklamalarını bir kenara bıraksak bile, en iyimser senaryoda Hava Kuvvetleri'nin elinde kalan MQ-9 filosu 95 ila 116 uçak arasına sıkışmış durumda.
Bu aralık; Bloomberg'in 21 Mayıs verilerine göre elde kalan 135 uçaktan, o tarihten bu yana yaşanan 11 ila 12 ilave kaybın düşülmesiyle elde edilen rakamlarla tam bir tutarlılık gösteriyor.
Haliyle bu rakamlardaki "en iyi ihtimal" ile "en kötü ihtimal" arasındaki makas; Devrim Muhafızları'nın son hangar ve konteyner iddialarının ne kadarının bağımsız görsellerle teyit edildiğine dair, dürüstçe kabul etmemiz gereken gerçek bir belirsizliği yansıtıyor.
Fakat ortada su götürmez bir gerçek var ki, Hava Kuvvetleri kesinlikle kendi belirlediği 189 uçaklık asgari operasyonel eşiğin yanından bile geçemiyor. Amerikan ordusu İran savaşında —kesin rakama bağlı olarak— planlamacıların kesintisiz küresel operasyonlar için kırmızı çizgi gördüğü tabanın %35 ila %50 altında bir Reaper filosuyla ayakta kalmaya çalışıyor.
Yaratılan bu devasa açık, yıllar önce emekliye ayrılan ve Reaper'ın atası sayılan üç eski MQ-1 Predator gövdesinin apar topar tekrar göreve çağrılmasıyla kapatılmak istendi. Ancak bu çaba da dikiş tutmadı; bu araçlardan ikisi Güney İran semalarında, biri ise Irak üzerinde vurularak düşürüldü.
MQ-9'un Direniş Ekseni'nin elindeki silahlara karşı çaresizliği elbette Ramazan Savaşı ile başlamadı. Yemen'deki Ensarullah hareketi, 2017'den bu yana Reaper'ları avlıyor ve yıllar geçtikçe bu işte adeta ustalaştı.
Atlantic Council verilerine göre, yalnızca Kasım 2023'ten bu yana doğrulanmış 14 düşürme vakası kayıt altına alındı. Hatta henüz Ramazan Savaşı patlak vermeden önce, 23 Nisan 2025 itibarıyla Yemen silahlı kuvvetleri mevcut harekat döneminde en az 22 Reaper'ı yere indirmişti. 2023 öncesindeki olaylar da eklendiğinde toplam bilanço çok daha kabarık bir hal alıyor.
Yemen ordusunun bu avlarda en sık başvurduğu silah ise tanıdık bir isim: Devrim Muhafızları'nın İran'ın kendi hava savunma ağına bolca yerleştirdiği, İran tasarımı "358" tipi dolanan önleme mühimmatı.
Yemen ile İran arasındaki bu ortak mühimmat bağı bir tesadüf değil. Bu durum, Tahran'dan Direniş Ekseni'ndeki ortaklarına aktarılan sistemli bir kabiliyet transferinin açık bir kanıtı. Öyle ki bu transfer, aslen İran'da tasarlanmış bir füzeyi, ABD Hava Kuvvetleri'nin henüz panzehirini bulamadığı, çok cepheli bir "Reaper katiline" dönüştürdü.
━━━━━━━━━━━ Irak & Yemen ━━━━━━━━━━━━━━━━━━
Irak direnişinden ABD hedeflerine 280 operasyon ✦
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
Irak'taki İslami Direniş de Reaper kayıplarında pay sahibi oldu; ancak buradaki bilanço daha mütevazı bir seviyede kaldı ve sayıları netleştirmek nispeten daha zor.
Amerikalı yetkililer ile Irak İslami Direnişi'nin açıklamalarına göre, bir Reaper'ın Irak direnişinin ateşine hedef olduğunun ABD tarafından resmen doğrulandığı ilk vaka Ocak 2024'te yaşandı. ABD ordusu, o tarihte bir MQ-9'un Irak'ın kuzeyindeki Balad Hava Üssü yakınlarında düştüğünü kabul etmişti.
Mart 2026'ya gelindiğinde ise Irak İslami Direnişi, Selahaddin eyaleti semalarında bir Reaper daha düşürdüğünü ilan etti. Irak semalarında yaşanan diğer münferit olaylar bölgesel bilançoya başka hava araçlarını da eklese de Irak direnişinin toplam payı, İran veya Yemen'in ulaştığı boyutların gerisinde kalmayı sürdürüyor.
ABD Hava Kuvvetleri, Ramazan Savaşı'na girdiğinde elindeki Reaper filosu geçmişteki kayıplar yüzünden zaten kritik taban seviyesinin altına gerilemişti. Ardından, İran hava savunma ağının ve bölgesel üslere düzenlenen füze/İHA yağmurunun etkisiyle; birim değeri 30 milyon doları bulan, toplamda ise yaklaşık 1,25 milyar dolarlık 41 ila 42 hava aracını daha kaybetti.
Üstelik bu devasa kayıp; aylar değil günler sürmesi, hatta ilk hafta içinde İran semalarında tam bir Amerikan hava hakimiyeti kurması planlanan bir savaşta yaşandı.
Hava Kuvvetleri artık acı bir gerçeği kabul etmek zorunda: Savaştan önce bile yetersiz görülen bu filoyu sırf eski haline getirebilmek için bile ek tedarik bütçesine muhtaçlar.
Süreç devam ederken Reaper, yeni nesil sistemlere yerini bırakması için kademeli olarak hizmet dışı bırakılıyor. Fakat sorun şu ki, bu yeni sistemler henüz göreve hazır değil; üretim hatları istenen hıza ulaşamadı. Savaş ise geçiş dönemi envanterini öyle bir eritti ki, CENTCOM'u kapatılması yıllar alacak devasa bir gözetleme ve vurucu güç açığıyla baş başa bıraktı.
ABD ordusunun planlarına göre MQ-9 Reaper; İran üzerinde gökyüzündeki göz olacak, hedefleri tespit edecek, taarruz uçakları için hedefleri lazerle işaretleyecek ve sonuçları raporlayacaktı.
Fakat bunun yerine İran semaları onun mezarlığına dönüştü. Programın başından bu yana ABD Hava Kuvvetleri'ne teslim edilen araçların %90'ından fazlası; İran, Yemen ve Irak direniş güçleri tarafından vurularak ya da şu veya bu operasyon sahasındaki kazalarda heba olarak artık kullanılamaz hale geldi.
Özetle, İran harekatının "en değerli oyuncusu" olarak pazarlanan bu hava aracı, soğuk istatistiklerin de netçe gösterdiği üzere, en sistemli şekilde imha edilen aracı olmaktan öteye gidemedi.
Çeviri: YDH