PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.
❝Buradaki mücadele yalnızca silahlarla sınırlı değil; mesele aynı zamanda Irak'ın kendi parası ve petrolü üzerindeki egemenlik hakkıdır.❞

Bağdat yönetimi üzerindeki Amerikan baskısı günden güne yoğunlaşırken, silahların yalnızca devletin tekelinde toplanması için öngörülen sürenin de sonuna yaklaşılıyor.

Özellikle silahsızlanmaya karşı direnen grupların destekçileri arasında, Irak’ın ekonomik karar alma mekanizmalarını dış müdahalelerden arındırmaya yönelik çağrılar giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor.
Üstelik bu tepkiler, petrol gelirlerinin, Washington’a Irak'ın fonları üzerinde geniş bir denetim yetkisi veren mevcut finansal sistem üzerinden akmaya devam ettiği kritik bir dönemde yükseliyor.
Ekonomik egemenlik yönündeki bu çağrıların en günceli, Nüceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kabi’den geldi.
Irak'ın mali yapısı üzerindeki Amerikan “vesayetini” sert bir dille eleştiren Kabi, petrol satış kanallarının ve bankacılık ilişkilerinin çeşitlendirilmesi gerektiğini belirterek, ülke gelirlerinin tek bir gücün insafına terk edilmesinin önüne geçilmesini savundu.
Benzer bir çıkış yapan Ketaib Seyyid eş-Şüheda Genel Sekreteri Ebu Ala el-Velai de Irak'ın ekonomik kaynakları üzerindeki Amerikan "hegemonyasına" dikkat çekti.
Velai, Bağdat'ın hiçbir yabancı gücün güdümünde kalmadan, tamamen bağımsız bir mali ve ticari irade ortaya koyması gerektiğini vurguladı.

Bilindiği üzere, 2003 yılından bu yana Irak'ın petrol gelirleri ABD dolarına endekslenmiş durumda ve New York Merkez Bankası'ndaki (Federal Rezerv) bir hesapta tutuluyor.
Ocak 2016 tarihli bir Reuters raporuna göre bu düzenleme, petrolün Irak devlet gelirlerinin yaklaşık yüzde 90'ını oluşturması hasebiyle, Washington'a Bağdat üzerinde kesintisiz bir ekonomik nüfuz sağlıyor. Yasal açıdan bakıldığında bu durum, Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak'ın parasına doğrudan el koyduğu veya istediği gibi harcadığı anlamına gelmiyor; fonlar nihayetinde Bağdat'a ait. Ancak paranın muhafaza edilmesi ve dolar kuru üzerinden değerlendirilmesi mekanizması, tamamen Amerikan finans sisteminin çarkları arasından geçiyor.
Dahası, 2003'teki işgalin ardından Irak Kalkınma Fonu'nu ve ülkenin petrol gelirlerini ABD mahkemelerindeki olası davalardan korumak amacıyla kurulan yasal kalkan, 2014 yılında kaldırıldı.
Bu durum, söz konusu tazminat taleplerinin her an yeniden gündeme gelebileceği anlamına geliyor.
Tüm bu tablo karşısında yükselen "Fonları serbest bırakın" sloganı, ilk bakışta bu tür şantaj hamlelerini bertaraf etme çabası gibi görünse de; özünde Irak'taki grupların ABD etkisini kırma yönündeki giderek büyüyen iradesinin bir yansımasıdır.

Tam da bu bağlamda, Nüceba Hareketi liderlerinden Mecid el-Kabi, el-Ahbar gazetesine verdiği demeçte oldukça net konuştu:
“Irak, Amerikan hegemonyasının prangalarından kurtarılmalı; dış etkilerden arınmış, tam bağımsız bir karar alma mekanizmasına kavuşmalıdır.”
Direniş cephesinin 2011 yılında da Amerikan güçlerinin ülkeden çekilmesi için ciddi bir baskı unsuru olduğunu okuyuculara hatırlatan Kabi, “İçinde bulunduğumuz süreç, ülkeyi işgalcilerden tamamen temizlemeyi zorunlu kılıyor,” ifadelerini kullandı.
Siyasi ve ekonomik bağımsızlığın etle tırnak gibi olduğuna dikkat çeken Kabi, petrol gelirlerinin işleyişi ile ABD ile yapılan anlaşmaların Irak'ın kendi kararlarını almasını kısıtladığını gözler önüne serdi.

Meclisteki Haklar blokunun önde gelen isimlerinden Mikdad el-Hafaci de el-Ahbar'a yaptığı değerlendirmede, “Buradaki mücadele yalnızca silahlarla sınırlı değil; mesele aynı zamanda Irak'ın kendi parası ve petrolü üzerindeki egemenlik hakkıdır,” diyerek konunun boyutuna dikkat çekti.
“Washington, Bağdat'ı köşeye sıkıştırmak için mali ve ekonomik enstrümanları bir silah gibi kullanmaya çalışıyor,” tespitinde bulunan Hafaci'ye göre çözüm net: Irak'ın karar alma süreçlerine sızmış olan tüm yabancı mekanizmaların devreden çıkarılması.
Hafaci ayrıca, direnişin elindeki silahları "işgale ve dış kaynaklı saldırganlığa karşı koymanın doğal araçlarından biri" olarak nitelendirdi.
Tüm bu itirazlara karşılık Irak hükümeti, Amerikan finans sistemiyle kafa kafaya gelmekten kaçınıyor ve bu sebeple de silah bırakılması yönündeki Amerikan baskılarına olumlu yanıt verme eğilimi taşıyor.

Nitekim Güvenlik Medya Ağı, farklı grupların elindeki kayıt dışı silahların toplanmaya devam ettiğini, bugüne kadar 580 binden fazla silahın teslim alındığını ve Ulusal Silah Düzenleme Komitesi'nin çalışmalarını aralıksız sürdürdüğünü duyurdu.
Atılan bu adımlar, sorunun hem siyasi hem de güvenlik boyutunda çözümü için kritik bir eşik olarak belirlenen 30 Eylül tarihine yaklaşırken hız kazandı.
Bağdat'ta sular durulmuyor; silah ve ekonomi başlıklarını masaya yatırmak üzere devletin zirvesindeki üç makamın (Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı) katılımıyla düzenlenen toplantı da dahil olmak üzere baş döndürücü siyasi ve askeri gelişmeler yaşanıyor.
Bu süreçte "Koordinasyon Çerçevesi" içerisinde dikkat çeken bir formül de gündeme geldi:
Amerikan askerlerinin çekilme takvimi ile silahlı grupların dağıtılması meselesinin birbirinden ayrı tutulması ve böylece silah bırakan gruplara daha sağlam siyasi güvenceler sunulması.

Öte yandan, Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kani’nin Bağdat’a yaptığı ziyaret, somut sonuçları henüz gün yüzüne çıkmamış olsa da, satranç tahtasına çoktan bölgesel bir boyut ekledi.
Yaşanan gelişmeler ne yönde seyrederse etsin, ülkedeki mali krizin bu çekişmeyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğu gün gibi ortada.
Washington yönetimi, kara para aklama ve döviz kaçakçılığıyla mücadele kılıfı altında, bazı bankaların dolarla işlem yapmasını yasaklayarak Irak bankacılık sistemini baskı altına almak için mali araçlarını çoktan devreye soktu. Nitekim Mayıs 2026'da ABD Hazine Bakanlığı, doğrudan petrol sektörü ve silahlı gruplarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle bazı Iraklı şahıs ve kurumlara yönelik yeni yaptırımları yürürlüğe koydu.
Stratejik araştırmalar uzmanı ve el-Gad Merkezi Direktörü Ali Muhyiddin, el-Ahbar'a yaptığı analizde, "Hükümetin attığı son adımlar, bilhassa da el-Zeydi'nin Washington ziyareti ve orada varılan mutabakatlar mutlaka mercek altına alınmalıdır," uyarısında bulundu.
Muhyiddin'e göre bu anlaşmalardaki bazı maddeler, başta petrol sektörü olmak üzere Irak ekonomisinin bütününde çok daha derin bir Amerikan nüfuzuna kapı aralayabilir.
“Bağdat yönetiminin, Irak'a ait fonların serbest bırakılması ve ülkenin kendi gelirlerini yönetme inisiyatifini artırması için Washington'a baskı kurması şart,” diyen Muhyiddin, sözlerini şöyle noktaladı:
“Bugün Irak halkının belini büken mali ve parasal krizleri, Amerika Birleşik Devletleri ile kurulan ekonomik ilişkilerin doğasından bağımsız okuyamayız.”