Uçak gemileri: Büyük bir tehdit mi, 'leziz' bir hedef mi?

22 Şubat 2026

Askeri analistlere göre, bir uçak gemisinin batırılması gerekmiyor ve USS Abraham Lincoln gibi Nimitz sınıfı uçak gemileri, İran’ın çok katmanlı asimetrik doktrini karşısında dokunulmaz değil.

YDH- Batı Asya merkezli askeri analistler, bölgedeki Amerikan deniz varlığının sembolü olan USS Abraham Lincoln gibi Nimitz sınıfı uçak gemisi görev gruplarının operasyonel risklerini ve İran’ın bu devasa yapılara karşı geliştirdiği asimetrik harp kapasitesini kapsamlı bir inceleme ile değerlendirdi.

Analiz, İran’ın savunma doktrininin uçak gemilerini "dokunulmaz" değil, "yüksek riskli ve maliyetli hedefler" olarak kodladığını ortaya koyuyor. Ayrıca analistler, İran’ın "eli kolu bağlı bir ülke olmadığını" vurgulayarak, olası bir çatışma senaryosunda Tahran’ın devreye sokabileceği çok katmanlı savunma ve saldırı stratejilerini değerlendirdi.

╰┈➤ Seyyad-3G sahnede

╰┈➤ Ebu Mehdi füzesiyle Fars Körfezi'nde caydırıcılık 

╰┈➤ Hürremşehr-4, denklemi nasıl değiştirdi?

╰┈➤ Hut torpidosu, uçak gemilerini menzil dışına itiyor

Askeri analistler, İran’ın amacının bir uçak gemisini tamamen batırmak zorunda olmadığını, sadece gemiye hasar vermesinin bile Amerika’nın küresel askeri prestijine telafisi zor bir darbe vuracağını savunuyor.

Bilindiği üzere uçak gemileri, süper güçler arasındaki çatışmalar için inşa edilmiş platformlar; bu nedenle İran gibi bölgesel bir güç tarafından hedef alınmaları, Amerikan doktrininde kabul edilemez bir itibar riski oluşturuyor.

 

Hareketli kaleyi tespit etmenin zorluğu ve anlık veri gereksinimi

Askeri analistlerin vurguladığı en kritik nokta, uçak gemilerinin sadece fiziksel gücü değil, hareket kabiliyeti. Saatte 50-60 km hıza ulaşabilen bir uçak gemisi, her dakikada kendi uzunluğunun (yaklaşık 330 metre) üç katı kadar mesafe katediyor.

Analistler, bu denli hareketli bir yapıyı sadece harita üzerindeki koordinatlarla vurmanın imkansız olduğunu, saldırı anına kadar hedefin tam konumunu saptayacak online ve kesintisiz veri akışının şart olduğunu belirtiyor. Bu durum, saldırgan taraf için dünyadaki en karmaşık askeri operasyonlardan biri olarak kabul ediliyor.

 

İran’ın çok katmanlı saldırı doktrini

Batı Asya merkezli kaynaklar, İran’ın uçak gemisi görev gruplarına karşı tek bir silah sistemine değil, eş zamanlı ve çok katmanlı bir saldırı planına güvendiğini belirtiyor:

 

Şahid-129 vakası

Analiz raporunda, geçen hafta yaşanan Şahid-129 İHA vakası, basit bir ihlalden ziyade İran’ın "bulma ve takip etme" kabiliyetinin bir kanıtı olarak sunuluyor.

╰┈➤ Washington-Tahran hattında ilk ateş

Silahsız bir İran İHA'sının, uçak gemisi grubunun tam tepesine kadar yaklaşıp anlık görüntü alması ve bir F-35 tarafından düşürülene kadar bölgede kalması; İran’ın "Sizi her an, her koordinatta bulabiliriz" mesajını operasyonel olarak doğruladığı bir vaka olarak nitelendiriliyor.


Bir uçak gemisinin anatomisi

Bugünlerde, USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve beraberindeki taarruz grubunun bölgedeki varlığı kadar, sanal dünyayı meşgul eden başka bir gündem maddesi bulunmuyor.

Bu devasa geminin ne olduğu, kapasitesi, işlevi ve olası bir çatışma senaryosunda neler yapabileceği üzerine pek çok iddia ve tartışma yürütülüyor.

╰┈➤ ABD'nin bölgedeki hava ve deniz gücü tahkimatı en üst seviyeye çıktı

Karşıt hamlelerin neler olabileceği sorusu da cabası. Peki, Abraham Lincoln’ün gerçek hikayesi nedir? Nereden geldi ve tam olarak ne işe yarıyor? Ve en önemlisi de, neler yapabilir? 

 

Nimitz sınıfı

USS Abraham Lincoln, resmi olarak 1989 yılında hizmete girmiş Nimitz sınıfı bir uçak gemisidir. Bu geminin tarihsel ve teknik kökenlerini anlamak için, Amerikan ordusundaki uçak gemisi sınıflarına kısaca göz atmak gerekir.

ABD Donanması'nda genel hatlarıyla üç ana uçak gemisi sınıfı bulunur. Bunların ilki, Soğuk Savaş dönemine ait olan ve günümüzde hizmet dışı kalarak oyun dışı kalan Enterprise sınıfıdır. 20. yüzyıl deniz harp tarihinden bahsederken sıkça anılan Enterprise sınıfı, 2026 yılının askeri denklemlerinde artık yer almamaktadır.

İkinci ve günümüzde ABD deniz gücünün omurgasını oluşturan sınıf ise Nimitz'dir. Bu isim, İkinci Dünya Savaşı'nda Pasifik cephesindeki Japon İmparatorluk Donanması'nı klasik bir deniz savaşında kelimenin tam anlamıyla mağlup etmeyi başaran Amiral Chester W. Nimitz için verilmiştir.

İnceleme konumuz olan Abraham Lincoln de işte bu Nimitz sınıfının bir üyesi.

Üçüncü ve en yeni sınıf ise adını eski bir ABD başkanından alan Gerald R. Ford sınıfıdır. Nimitz'e kıyasla daha gelişmiş bir teknolojiye sahip olan Ford sınıfı; yüksek otomasyonu, azaltılmış personel ihtiyacı ve savaş uçaklarının kalkışını sağlayan elektromanyetik mancınık (catapult) sistemleriyle öne çıkmaktadır.

 

Savaşlardan ziyade psikolojik bir güç gösterisi

Abraham Lincoln uçak gemisi, doğrudan fiili bir savaşa girme zorunluluğundan çok, ABD ordusunun küresel tiranlığını ve gücünü telkin eden en güçlü görsel figürlerden biridir.

Kavramsal tasarımı 1970'li yıllarda yapılan ve inşası 1984'te başlayan gemi, başlangıçta Sovyetler Birliği ile yaşanabilecek olası bir savaş için kurgulanmıştı. Ancak 1989'da, Soğuk Savaş'ın son günlerinde sulara inip resmi olarak hizmete girdiğinde, aslında kendisi için tasarlanan o büyük düşman (Sovyetler Birliği) çok kısa bir süre sonra, yaklaşık iki yıl içinde çöktü.

╰┈➤ ABD, bölgeye devasa vuruş gücü yığıyor

Bu tarihten itibaren Lincoln, Amerikan askeri gücünün tartışılmaz bir sembolü haline geldi. Gemi, doğal afetlere müdahaleden müttefik donanmalarla ortak tatbikatlara ve küresel stratejik noktalara konuşlanmaya kadar çok yönlü ve güvenilir bir unsur olarak ABD Donanması'nın ön saflarında yer almayı sürdürdü.

İlk muharebe deneyimini 1991 yılında, Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesi üzerine 30'u aşkın ülkenin birleştiği "Çöl Fırtınası" operasyonunda yaşadı. İkinci büyük görevi, 11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan'a yönelik başlatılan ve birinci Taliban hükümetinin devrilmesiyle sonuçlanan süreçteydi.

Üçüncü kritik varlığı ise 2003 yılında oğul George W. Bush yönetiminin Irak'ı işgali ve Saddam rejiminin devrilmesiyle sonuçlanan savaştı. Lincoln'ün hafızalara kazınan o meşhur görseli tam da bu savaşın sonunda ortaya çıktı.

En az üç büyük savaştan en küçük bir kayıp dahi vermeden, yüzde yüzlük bir başarıyla ayrılan bu görev grubunun güvertesi, tarihi bir an için seçilmişti. Dönemin ABD Başkanı Bush, askerlerin ve savaş uçaklarının dizildiği Abraham Lincoln'ün güvertesine çıkarak, arkasında asılı duran devasa "Görev Başarıyla Tamamlandı" (Mission Accomplished) pankartının önünde Irak'taki zaferi ilan etti.

Bu sebeple askeri uzmanlar, bu taarruz gruplarının yarattığı dehşetli imajın, bazen fiziksel yıkım güçlerinden bile daha etkili bir caydırıcılık sağladığını vurgulamaktadır.

 

F-18'ler ve Lincoln'ün hava gücü

Nimitz sınıfı bir uçak gemisi olan Abraham Lincoln, yaklaşık 75 adet hava aracını taşıma kapasitesine sahiptir. Bu uçak gemisi filosunun belkemiğini, F/A-18 çok amaçlı savaş uçakları oluşturur.

Dördüncü nesil bu uçaklar, okyanusların ve denizlerin sunduğu en zorlu fiziki koşullara dayanacak şekilde geliştirilmiştir. Kısa pistlerden kalkış ve iniş yapabilme kabiliyeti, gövdesinin yüksek basınca dayanıklılığı ve güçlü çift motoru, F-18'i benzersiz kılar. ABD'nin F-15 ve F-16 gibi diğer savaş uçaklarıyla benzer mühimmatları kullanabilen bu uçak, gelişmiş radar ve hedefleme sistemleriyle hava-hava muharebelerinde son derece dişli bir rakiptir.

Aynı zamanda füzeler ve bombaları içeren geniş silah yelpazesiyle çok etkili bir hava-yer saldırı platformudur.

Oluşturduğu devasa algının aksine, bir uçak gemisi taşıdığı uçak sayısı bakımından karasal üslere kıyasla sayısal olarak daha sınırlı bir kapasiteye sahiptir. 1970'lerde Nimitz sınıfı gemilerin tasarımı yapılırken temel amaç; ABD ordusunun karadan erişiminin olmadığı, üs kuramadığı coğrafyalarda bölgesel kısıtlamaları havada, karada ve denizde uygulayabilmekti.

Bu nedenle gemiler nükleer reaktörlerle donatıldı ki yakıt ikmaline ihtiyaç duymadan aylarca okyanuslarda kalarak Amerikan askeri hedeflerini organize edebilsinler.

 

Hareketli güç karasal üslere karşı

Ancak bugünkü duruma bakıldığında, ABD'nin Batı Asya bölgesinde zaten sayısız askeri üssü bulunmaktadır.

Irak'taki Ayn el-Esad veya olası bir İran çatışmasında öncü rol oynayabilecek Katar'daki el-Udeyd, Kuveyt'teki Ali es-Salem, Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Ez-Zafra ve Ürdün'ün doğusunda güçlendirilen Muvaffak Salti gibi hava üsleri, uçak gemilerinden çok daha fazla sayıda uçağa, devasa mühimmat depolarına ve yakıt kapasitesine ev sahipliği yapmaktadır.

Üstelik bir hava üssünü işletmek maliyet açısından çok daha ucuzdur ve ateş gücü çok daha yüksektir. Ayrıca bölgedeki kritik oyunculardan biri olan ve neredeyse ABD ile eşdeğer hava imkanlarına sahip olan İsrail (Siyonist rejim) de İran ile olası bir çatışmada coğrafi bir yakınlığa sahiptir ve 12 günlük savaş sürecinde bu potansiyel görülmüştür.

Eğer mesele sadece ateş gücü olsaydı, Lincoln taarruz grubunun buralarda bulunmasına teknik olarak gerek kalmayabilirdi. Fakat Lincoln'ün en büyük avantajı hareket kabiliyeti ve psikolojik etkisidir.

Karasal üsler sabit hedeflerdir; konumları bellidir ve düşman istihbaratı tarafından yakıt veya silah depoları kolayca keşfedilip füzelerle vurulabilir.

Oysa Abraham Lincoln, saatte 50 ila 60 kilometre hıza ulaşabilen, hareket halindeyken uçak indirip kaldırabilen tam teşekküllü yüzen bir şehirdir.

Böylesi bir hıza sahip bir hedefi vurmak olağanüstü zordur. Karşı tarafın anlık ve kesintisiz uydu veya radar verisine sahip olması, ateşlediği seyir füzesini, dronu veya balistik füzeyi hedefe ulaşana dek sürekli yönlendirebilmesi gerekir.

330 metre uzunluğunda ve 70 metre genişliğindeki bu gemi, saatte 60 kilometre hızla ilerlerken her dakikada 1 kilometre, yani kendi uzunluğunun tam üç katı kadar yer değiştirir. Sabit koordinatlara kilitlenen standart silahlarla bu hareketli kütleyi vurmak neredeyse imkansızdır.

Bu durum, stratejik olarak Hint-Pasifik ve Ortadoğu'da sıkça görevlendirilen Lincoln'ü, İran gibi parlama noktalarında ABD'nin kararlılığını simgeleyen ve hızlı askeri harekat seçeneğini masada tutan eşsiz bir caydırıcı güç yapmaktadır.

 

Beşinci nesil ağ merkezli harp ve destek filosu

Gemi sadece F-18'lere ev sahipliği yapmaz. Aynı zamanda radara yakalanmayan beşinci nesil F-35 savaş uçaklarını da taşıyarak ağ merkezli savaşın temelini oluşturur ve kusursuz hedefleme yapar.

Elektronik harp bağlamında ise yine F-18 platformu üzerine inşa edilmiş Growler uçakları devreye girer. Growler'lar, düşman hava savunma sistemlerini bozmak, sahte hedefler üreterek radarları yanıltmak ve füzelerin kilitlenme sürelerini uzatarak kendi taarruz uçaklarına hayati zaman kazandırmakla görevlidir.

Hawkeye adı verilen keşif ve komuta kontrol uçakları ise uzak mesafelerdeki hedefleri tespit ederek operasyonun beyni olarak çalışır. Denizaltı savunma harbi, devriye ve arama-kurtarma görevleri için ise donanma helikopterleri filoya eşlik eder.

Bugün itibarıyla bu taarruz grubunda yaklaşık 77 adet uçağın bulunduğu, bunların 44'ünün doğrudan taarruz uçağı olduğu ve geri kalan hava araçlarının (helikopterler dahil) eşlik eden muhripler üzerine dağıtıldığı yetkililerce ifade edilmektedir.

ABD'li askeri uzmanlara göre günün sonunda her şeyin özü "caydırıcılığa" çıkıyor. Uçak gemisi, "Biz buradayız, hazırız ve gerektiğinde harekete geçeriz" mesajını vererek bölgeye istikrar katmaya çalışan bir varlık sembolüdür.

 

Arleigh Burke muhripleri ve Aegis sistemi

Bu devasa uçak gemisi, okyanuslarda asla tek başına seyretmez; ona tam donanımlı bir taarruz grubu eşlik eder.

Filoda, personelin rotasyonla dinlenmesini ve geminin onarımını sağlayan destek gemileri bulunur. Asıl vurucu ve koruyucu güç ise filoya eşlik eden Arleigh Burke sınıfı güdümlü füze muhripleridir. 

Tomahawk seyir füzeleri ateşleyebilen bu muhripler, dünyanın en iyi hava savunma sistemlerinden biri olarak kabul edilen "Aegis" ile donatılmıştır.

Birçok bağımsız askeri uzman, Arleigh Burke muhriplerindeki Aegis'in dünyadaki tartışmasız en üstün hava savunma ağı olduğuna inanmaktadır.

Bu sistem; denizaltılardan gelen torpidolara, tepeden inen balistik füzelere, alçak irtifa seyir füzelerine ve kamikaze İHA sürülerine karşı kusursuz bir kalkan oluşturur.

Bu destek gemilerinin de taarruz kabiliyeti vardır ancak uçak gemisinde olduğu gibi bu kabiliyetleri sahip oldukları mühimmat depolarının boyutuyla sınırlıdır.

Yine de sabit karasal üslere göre sahip oldukları mutlak mobilite, onlara dokunulmazlığa yakın bir taktiksel üstünlük sağlamaktadır.