
YDH- Tesnim, İslam Devrim Muhafızları Ordusu Tümgeneral İbrahim Cabbari ile gerçekleştirdiği röportajda, İran’daki son olayların, özellikle de 18-20 Ocak sürecinin, son birkaç on yılın en önemli ve karmaşık darbe girişimlerinden biri olduğunu bildirdi.
Tümgeneral İbrahim Cabbari ABD ve İsrail’in doğrudan, açık ve net rolüyle şekillenen bu girişimin 22 Ocak ve 22 Şubat yürüyüşlerinde milyonlarca İranlının meydanlara çıkmasıyla boşa çıkarıldığını söyledi.
General Cabbari, 12 yıl boyunca Veliy-i Emr Kolordusu’nun komutanlığını yürütmüş; öncesinde ise Tahran ve Zencan Devrim Muhafızları ile Besiç Teşkilatı bünyesinde kritik güvenlik görevleri üstlenmiş bir isim.
Tesnim: İzin verirseniz tartışmaya, bir aydan uzun süre önce (18 Ocak) başlayan olaylarla başlayalım. Son birkaç on yıla baktığımızda; 1999’da başlayan, ardından 2009, 2017, 2018, 2019 ve nihayet bu yıl yaşanan bir dizi ayaklanma, isyan veya karışıklık süreci gördük. Bir güvenlik yetkilisi olarak sizce bu olaylar arasındaki temel fark neydi?
╰┈➤ Tahran’da dün geceki terör eylemlerinin istatistikleri paylaşıldı
Cabbari: Geçmişteki isyanlar, son dönemde yaşananlardan çok farklıydı. Elbette bence bu kalkışmaların tamamında doğrudan ya da dolaylı olarak yabancı bir elin etkisi vardı; ancak bu etkinin derecesi farklılık gösteriyordu.
Örneğin, Reformist hareketin iktidara gelmesinden iki yıl sonra, 1999'da gerçekleşen ilk ayaklanmalarda sürecin büyük kısmı, yabancıların desteği ve yönlendirmesiyle bizzat iktidardaki o yapılar tarafından yürütüldü. Yani dış düşmanın bir rolü vardı ama doğrudan müdahale etmek yerine dolaylı yoldan yönlendirmeyi seçtiler. Bu gerçekten acı verici bir durumdur.
1999 yılında Zencan ili Devrim Muhafızları komutanıydım. O dönemde valinin siyasi yardımcısı, İçişleri Bakanlığı Siyasi Müsteşarı Taczade’nin yönlendirmesiyle hareket ediyordu. Asıl görevi güvenliği sağlamak, huzursuzluğu önlemek, üniversitelere gidip gençlerin ve öğrencilerin soru işaretlerini gidermek olan vali yardımcısı; bizzat insanları bir araya getirip kaos planlayan kişi haline gelmişti. Belki o beyefendinin yabancıyla doğrudan bir teması yoktu ama bence yabancı mihraklarla bağlantılı unsurlar işin içindeydi.
╰┈➤ İran Yargı Erki Başkanı: Şiddete müsamaha yok
Güvenlik konseyi toplantısında vali yardımcısını yakasından tutarak, "Utanmıyor musun? Bu ilde asayişi ve huzuru sağlaması gereken sen, perde arkasında nasıl kaos yaratırsın? İnsanları kışkırtıp sahaya mı sürüyorsun?" demiştim.
Aynı durum Tahran’da da yaşandı. Bir grup İçişleri Bakanlığı önünde toplanıp rejime karşı sloganlar atarken; ülkedeki birçok suçun, yolsuzluğun ve baskının kaynağı olan dönemin İçişleri Bakan Yardımcısı, bakanlığın bodrum katında sandviç ve içecek hazırlatıyordu. Göstericilere arka kapıdan yemek servisi yaparak onların dinlenmesini, zinde kalıp rejime ve devrime karşı slogan atmaya devam etmelerini sağlıyordu. Olayların doğrudan içindeydiler.
Örneğin 2009’da, bir yalan üzerine inşa edilen ve sekiz ay süren büyük bir fitne çıkardılar. Hatta kutsal değerlere, Ehl-i Beyt’e ve İmam Hüseyin’e (a.s) hakaret etme cüretini gösterdiler. Sonunda halk meydana indi ve bu fitne bastırılana kadar büyük bir irade ortaya koydu.
Son ayaklanmanın öncekilerden farkı şudur: Sistemin içindeki bazı yapıların yanı sıra; devrim karşıtı, ayrılıkçı, münafık (Halkın Mücahitleri), Komala ve Demokrat gibi düşman gruplar ile misyonerlik faaliyeti yürüten yapılar da sürece dahil oldu. Bunlara ek olarak sahte tasavvuf grupları, Bahailer ve suç şebekeleri gibi unsurların da varlık göstermesi kritik bir noktadır.
Bu kez düşmanın planı; önce kaos yaratmak, toplum düzensizliğe sürüklendiğinde ise askeri bir saldırı başlatmaktı.
Bu yapıların uyguladığı stratejilerden biri -12 Günlük Savaş’tan farklı olarak- yedi, sekiz, hatta on yıl öncesinden ülke genelinde sayıları birkaç bini bulan azılı suçluları tespit edip onlarla çalışmaktı.
╰┈➤ İran Polis Şefi: Yalanlarla kandırılan isyancılar için hukuki yol açık
Tamamı sabıkalı; uyuşturucu, kumar ve fuhuş batağına saplanmış, hırsızlığı meslek edinmiş bu şahıslar, halkın malına çöken son derece acımasız tiplerdi. Son olaylarda sergiledikleri vahşetin bazı örneklerine hepimiz şahit olduk.
Bu kişileri görünüşte eğlence maksatlı Türkiye gibi komşu ülkelere götürdüler; ardından istihbarat servisleri aracılığıyla başka ülkelere transfer ederek, ana kadroyu işgal altındaki topraklara sevk ettiler.
Orada her biri için 21 günlük üç ayrı kurs düzenlediler ve kişi başı 25 bin dolar harcadılar. Sonrasında kimliklerinin deşifre olmaması ve izlerini kaybettirmek amacıyla iki-üç yıl boyunca üçüncü ülkelerde bekletip eğittikten sonra İran’a geri gönderdiler.
Son isyan dalgasında; bu ülkede iş yapıp astronomik servetler biriktiren, ekmeğini yediği sisteme ihanet ederek varlığını bu çapulculara para yedirmek için harcayan bazı sermayedarların gerçek yüzünü gördünüz.
Tutuklanan bu isimlerden biri; sadece bir ekip kurmak ve 50 kişiyi eğitmek adına on milyarlarca tümen ödediğini bizzat itiraf etti.
Bu isyanın öncekilerle benzer bir yanı yoktu. Amerikan ve İsrail istihbarat servislerinin, bazı gerici grupların ve kimi Avrupa ülkelerinin bu olaydaki rolü son derece somut ve ortadaydı.
Evvela Pentagon’da bir araya gelip iki ayrı plan sundular: İlki, ekonomik sıkıntıları ve geçim derdini bahane ederek bir ayaklanma çıkarmak, halkı sokağa dökmek; insanlar meydana indiğinde onlara silah ve imkân sağlamak ve kargaşa zirveye ulaştığında nihai darbeyi vurmaktı. Bu, Amerikalıların ve Siyonistlerin ilk senaryosuydu.
İkinci senaryo ise doğrudan askeri bir saldırı başlatmaktı.
İran genelindeki gösteriler sönüyor ❮❮❮❮
Pentagon’daki oylamada ilk senaryo kabul gördü. Ancak Siyonist lobisi buna itiraz ederek doğrudan askeri müdahaleyi savundu.
Nitekim biz henüz müzakere aşamasındayken bize saldırdıklarını gördük. Saldırı sonrası büyük bir kaos bekliyorlardı; fakat onurlu halkımız, büyük bir özveri, inanç ve vatanseverlikle, on milyonlarca nefer halinde sahaya inerek devrimi savundu.
18 ve 19 Ocak tarihlerinde yaşanan olayların ekonomik bir niteliği yoktu. 12 Günlük Savaş’ta hedeflerine ulaşamayınca kaos planını Ocak ayına ertelemişlerdi.
Çarşı ve esnafımızın birçoğu, 7-8 Ocak’a kadar yaşanan belirsizliklere ve döviz dalgalanmalarına haklı olarak tepki gösterdi. "Dükkân kiraladık ama satış yapamıyoruz, kirayı nasıl ödeyeceğiz?" diyorlardı. Bu doğru bir serzeniştir; hükümet ve devlet bu sorunu çözmekle mükelleftir. Ancak emin olun, 8-9 Ocak olaylarının ekonomik bir yönü yoktu; bu tamamen bir darbe ve ayaklanma planıydı. Yani halkın 8-9 Ocak’ta ekonomik gerekçelerle sahada olduğunu söylemek yanlıştır. İnsanlar bu ikisini birbirinden ayırt etmeli.
╰┈➤ ABD Hazine Bakanı itiraf etti: 'İran’da ekonomik çöküşün sorumlusu bizim yaptırımlarımız'
Tesnim: Toplanma biçimleri, sloganlar ve sergilenen tavırlar da zaten çok farklıydı.
Cabbari: Kesinlikle. Yedinci ve sekizinci maddedeki protestolar haklıydı; halk ve esnaf dövizdeki istikrarsızlığa tepki gösteriyordu. Fakat 8-9 Ocak olayları %100 yıkıcı bir girişimdi, doğrudan bir darbe denemesiydi ve düşman artık maskesini çıkarmıştı. 12 Günlük Savaş’ta planladıkları ancak halkın ferasetiyle başaramadıkları o senaryoyu bu kez bizzat sahaya inerek icra etmeye çalıştılar. O acımasızlığı ve gaddarlığı bu yüzden gördük.
İran Emniyet Müdürü'nden kararlılık mesajı ❮❮❮❮
Bunun bir benzerine 1987’de şahit olmuştuk; yaşlı bir ayakkabıcı, sırf İmam’ın (r.a) takipçisi olduğu ve dükkanına onun bir resmini astığı için katledilmişti. Ya da insanları kaçırıp bir eve kapatırlar, konuşturmak için diri diri derilerini yüzerlerdi. Fakat o dönemde bile kimsenin sokak ortasında yakıldığına şahit olmamıştık.
Gerçekten şaşkınım. Benim de üç kızım var; kız çocukları nezaketin ve şefkatin timsalidir. Fakat bizim kızlarımıza ne yaptılar, zihinlerini nasıl bulandırdılar ki; sokak ortasında bir devrimciye saldırıp 50-60 kez darp ettikten, vücudunu parçaladıktan sonra "Kafasını kesin!" diye bağırabildiler? Ne oldu da bu noktaya gelindi?
Halkımızın bir kesimini bu derece etkileyip acımasızca devrimin karşısına dikebilmeleri; bizim ihmalimiz mi, yoksa düşmanın hummalı çalışmasının bir sonucu mu?
Sorduğunuz soruya binaen şunu tekrar vurgulamalıyım: Bu seferki olayların geçmiştekilerden temel farkı, düşmanın doğrudan sahaya inmesidir. Ülkeye karşı zerre merhamet duymayan, vatanı yabancılara peşkeş çekmeye dünden razı ayrılıkçı suçluları ve kendi öz kardeşine, annesine bile acımayan haydutları sokağa sürdüler. Bu gözü dönmüş güruh, sokaklarda iki-üç bin onurlu insanımızı katletti.
Aslında bu, üzerinde durulması gereken çok acı bir nokta. Şehit Komutan Nur Ali Şuşteri’nin oğlu Şehit Ferecollah Şuşteri ile çok yakın bir hukukumuz vardı. Kendisi Besiç üyesi bile değildi; tam bir gönüllüydü. Nerede bir sel, deprem ya da halkın bir sıkıntısı olsa, 20-30 kişilik ekibiyle hemen yardıma koşardı.
O gün sokaktaki kaosu görünce, eli boş bir halde, tamamen babacan ve kardeşçe bir tavırla gençlere yol göstermeye; başkalarının kuklası olmamaları gerektiğini anlatmaya gitti. Yanında silahı yoktu, çatışmaya niyetli biri de değildi. Üstelik babası gibi heybetli bir yapısı vardı; eline bir sopa alsa o isyancıların on tanesini tek başına dağıtırdı.
╰┈➤ Laricani: Eğitimden geçirilmiş isyancılarla sert şekilde ilgilenilecek
Şehit edildiği sahneyi -bunu büyük bir kederle söylüyorum- izlerseniz; altı yedi çete üyesi onu palalarla kıstırıp, henüz sağken parça parça ettiler. O görüntüleri izlediğimde, zihnimde Aşura günü öğle vaktinin o trajik sahnesi canlandı.
Tesnim: Anlattıklarınızdan şunu çıkarıyorum: Ekonomik, sosyal, medya yönetimi ve genç istihdamı gibi alanlarda ciddi yönetim zafiyetlerimiz var. Sizin de belirttiğiniz gibi, bu ülkede büyüyüp palazlanan bazı sermayedarların kargaşa anında düşmanla iş birliği yapması veya Milli Güvenlik Yüksek Konseyi’nin "erişimi kesin" talimatına uymayan operatör yöneticileri gibi örnekler bu zayıflığı gösteriyor. Ancak Devrim Lideri bu olaylar için "darbe" terimini kullandı, siz de birkaç kez zikrettiniz. "Darbe" kavramının yükü ağırdır; bu olaylara darbe denmesi oldukça çarpıcı.
Cabbari: Düşman belki yirmi yılı aşkın süredir plan yapıyordu ancak son 7-10 yıldır vites yükselttiler. Ülke içindeki haydutları, çeteleri ve kalpsiz karşı devrimci odakları devreye soktular.
Ayrıca bir grup IŞİD militanı da içeri sızdırıldı. 12 Günlük Savaş sırasında Irak ve diğer bölgelerden gelen iki-üç IŞİD komutanı tespit edildi. Afganistan ve Pakistan sınır hatlarında, olayların başlamasıyla birlikte yaklaşık 4.000-5.000 IŞİD militanı ve azılı suçlu içeri girmek için hazır kıta bekliyordu.
Örneğin Kürdistan’da bir şehri ele geçirip, devrimin sadık savunucuları olan Kürt halkını sindirmek istediler. Fakat Sünni alimlerimizin devrimin arkasında nasıl dimdik durduğunu hepimiz gördük.
Tesnim: Bu süreçte birçok Sünni alim suikasta kurban gitti?
Cabbari: Evet, o değerli insanlar her zaman meydandaydı ve vatanın toprak bütünlüğü için gövdelerini taşın altına koydular.
╰┈➤ İran Genelkurmay Başkanı: Halkın bilinçlenmesi yumuşak savaşta önceliğimizdir
Karşı devrimciler, Batı Azerbaycan gibi bölgelerdeki Kürt kardeşlerimizi hedef alıp o şehirleri üs olarak kullanmayı ve devrimin ilk yıllarındaki kaosu tekrarlamayı hedefliyordu. Bu militanları içeri sokabilselerdi neler olabileceğini bir hayal edin. Neyse ki komşu ülkelerle yapılan iş birliği sayesinde o odaklar dağıtıldı. Sonrasında ise Suriye’den kaçıp Kuzey Afganistan’a yayılan IŞİD unsurlarını toplayıp ülkemize getirme planları da boşa çıkarıldı.
Biliyorsunuz, 1999 olaylarında halk 8 ay sonra, 2009'da ise 6 ay sonra sahaya inmişti. Ancak bu kez halkın feraseti, bilinci ve zamanlaması mükemmeldi. 22 Ocak’ta meydanlara inen on milyonlar, 30 Aralık 2009 destanını katbekat aşan bir irade sergiledi.
En ücra köylerden büyük şehirlere kadar herkes sokaklardaydı. Tahran’daki o devasa kalabalık, düşmanın askeri saldırı hazırlığı yaptığı o kritik boşluğu, devrimden yana saf tutarak doldurdu.
Düşman, Pentagon’un ilk senaryosunda olduğu gibi; içeride kaos çıkıp bir darbe zemini oluştuğunda hemen saldırmayı, altyapımızı imha edip illerin Tahran’la bağını kesmeyi planlıyordu.
Ancak 22 Ocak’ta halk, Sayın Rehber’in deyimiyle "11 Şubat 1979 (22 Behmen 1979)" ruhuna eşdeğer bir duruş sergiledi. Bu görkemli eylem, düşmanın askeri hamle yapma cesaretini kırdı.
Şu anki hazırlık seviyemiz, Sayın Rehber’in bilgece yönetimi, silahlı kuvvetlerin teyakkuz hali ve halkın o müthiş zamanlaması sayesinde bir saldırı ihtimalini düşük görüyorum. Zira böyle bir çılgınlığa kalkışırlarsa, bu halk desteği ve Allah’ın izniyle onlara ölümcül darbeler indireceğiz.
Tesnim: Gözlemlerimize göre, özellikle 18-20 Ocak arasındaki o üç kritik günde olayları yönlendirenlerin —bahsettiğiniz haydutların— çoğu dışarıdan, başka şehirlerden gelmiş gibiydi. Muhtemelen kendi şehirlerinde tanınmak istemediler. Bu taktiği nasıl yorumluyorsunuz?
Cabbari: Çünkü niyet ne olursa olsun, normal vatandaş şiddete başvurmazdı. Bu eylemler, aylar öncesinden "uyandırılmış" profesyonel çetelerce yürütüldü.
╰┈➤ İran genelinde İsrail-ABD destekli isyancılara karşı protestolar
Bir darbe planı birkaç katmandan oluşur. İlk katman; yurt dışında eğitilmiş, silah, lojistik ve finansal olarak donatılmış ana unsurlardır. Bunlar gaddarlığın zirvesindeki isimlerdi. Zihinleri öyle bir yıkanmıştı ki, onlara her şeyi yaptırabilirlerdi.
İkinci katman ise siber alan üzerinden dış istihbarat servislerine bağlananlardı. Bunlara kripto paralar ya da yerel ajanlar vasıtasıyla kaynak aktarıldı. Tabii ekonomik sıkıntılar da burada bir kaldıraç olarak kullanıldı. İşsiz, sorunlu ve darda olan gençleri zamanla sisteme düşman edip yıkıcı birer unsura dönüştürdüler. Ne yazık ki devletin kültürel kurumları ve devlet televizyonu (IRIB) bu konuda sınıfta kaldı; bu gençleri kazanacak bir etki oluşturamadı.
Örneğin, son yıllarda üretilen diziler o kadar niteliksiz ki, bizler gibi kuruma gönülden bağlı insanlar bile izlemek istemiyoruz. Bir keresinde şaka yollu, "Gidip Kore dizisi (Dong Yi) izleseniz daha iyi," demiştim.
Bakın, Hz. Yusuf dizisinin üzerinden 20 yıl geçti ama hâlâ en çok izlenen yapım o. Eğer IRIB’deki kardeşlerimiz radikal bir dönüşüme gitmezlerse, izleyici kitlemiz %10’lara kadar gerileyebilir.
İran: Tahran'daki ayaklanmalarda silah ve patlayıcı madde ele geçirildi ❮❮❮❮
Camilerimiz gençleri cezbedecek donanıma sahip olmadığında, kültürel kurumlarımız ise bir durgunluk ve körelme döngüsüne girdiğinde; gençlerimiz Instagram, WhatsApp ve Twitter gibi yabancı platformların kucağına itiliyor. Düşman onları buralarda yakalıyor ve sayıları az da olsa, bu gençleri kendi askeriymiş gibi kullanıyor.
╰┈➤ Trump'tan İran'daki teröristlere: Kurumları ele geçirin; yardımımız geliyor
Olaylara karışan üçüncü grup ise asıl çoğunluğu oluşturan, iletişim kurmayı beceremediğimiz gençlerden ve ergenlerden teşekkül ediyordu. Bunların belki de %80-90'ı bir anlık gaflete düşerek günah işledi, hata yaptı; düşmanın, o sapkın grupların ve yabancı aparatların oyuncağı haline geldi. Onlara "yabancı askeri" demiyorum ama sahada figüranlık yaptılar ve maalesef içlerinden bir kısmı, çatışma alanında düşman saflarına bilerek ya da bilmeyerek lojistik sağladı.
Bu zafiyetin temelinde eğitim yatıyor. Açık ve dürüstçe ifade etmeliyim ki; son 15 yıldır bu genç kuşağı adeta ihmal ettik.
Aile, eğitim sistemi, toplum, camiler ve kültürel kurumlar; bu gençleri doğru yönlendiremedikleri için suçludur.
Onları dini öğretilerle, devrim tarihiyle, bu toprakların kadim medeniyetiyle ve Kaçar-Pehlevi rejimlerinin 200 yıllık ihanetleriyle tanıştıramadık. Şunun altını çizmeliyim: Biz sekiz yıllık savaşta vatan toprağının bir santimetrekaresini dahi feda etmedik; oysa Kacar ve Pehlevi rejimleri bu ülkeyi parsel parsel sattılar.
Rıza Han, kendi adına iki binden fazla köyü yağmalayıp talan etmiş biridir. O Rıza Han Palani’nin (Pehlevi) torunu ve annesi, bu halkın hazinesinden 30-40 milyar doları gasp ettiler.
Ülkeden kaçarken yanlarında 80 bavul dolusu altın ve mücevher götürdüler. Yaklaşık yarım asırdır bu çalıntı servetle lüks içinde yaşıyor ve suç işlemeye devam ediyorlar; üstelik bu paranın tek kuruşunu dahi ülkeye yatırım için kullanmıyorlar.
Aynı torunun bir röportajında, İran halkı için kendi güvenliğini riske atmaya niyetli olmadığını söylediğini duydunuz. Peki, bizim gençlerimiz neden kendi şerefini bile korumaktan aciz, böylesine yozlaşmış bir suçlunun emellerine kurban gitsin?
Biz gençlerimizle diz dize verip onlara hakikatleri anlatmadık. Devrimin ilk on yılını ve 1980’li yılların ruhunu yeni nesle aktarmayı başaramadık.
Geçenlerde Eğitim Bakanı ile yaptığım görüşmede; kendisinin yeni geldiğini ancak selefi olan bakanların bu konuda sorumlu, hatta suçlu olduklarını ve hesap vermeleri gerektiğini belirttim.
╰┈➤ İran: Şiddet olayları için tarifeler oluşturulmuş
Öğretmenlerimizin çoğu dindar ve vatansever insanlardır; ancak aralarında gençleri sokağa dökmeye teşvik edenler de var. Bu nasıl mümkün olabiliyor? Aile ve toplum bağı zayıfladığında, eğitim sistemi yatırım yapmadığında ve siber uzaydaki yabancı odaklar gençlerimizi kışkırttığında asıl suçlu kimdir?
Evet, bu genç adam yabancıların oyuncağı olarak bir hata yapmıştır; ancak biz de suçluyuz, eğitim sistemi de suçludur. Bunlar birbirinden net bir şekilde ayrılması gereken sorumluluk katmanlarıdır.
Sistem, ilk iki grupla tavizsiz bir şekilde hesaplaşmalıdır. Fabrikasını askeri cephaneliğe çeviren, Molotofkokteyli üreten, işçilerini zorla sokağa döküp camileri ve Kur’an-ı Kerim’i yaktıran o pis kapitalistlerin canına okumalıdır.
Yargı bu odaklar karşısında çelik gibi durmalıdır; ancak üçüncü gruba, yani o gençlere şefkatle yaklaşılmalıdır. Onlara rehberlik edilmeli, gerçekler anlatılmalıdır.
╰┈➤ İran’daki çocuk kurbanlarının bedenlerinde İsrail mermisi
Bir zamanlar bu ülkede sadece büyükelçilerin değil, İngiliz elçiliğindeki bir güvenlik görevlisinin bile bize parmak salladığını; ancak bugün ise dirayetli liderimizin dünya devlerine karşı dik durup son sözü söylediğini bu gençlere öğretmeliyiz.
Bugün Peygamber Efendimiz tüm dünyada sevgiyle anılırken; biz kendi içimizde, yetkililerimizin zafiyeti nedeniyle gençlerimizi sanal yanılsamaların ve suç çetelerinin kucağına terk ettik. Bu tablodaki sorumluluğun büyük kısmı bize aittir ve bunu düzeltmek zorundayız. Gençlerimize babacan bir edayla yaklaşmalı, zihinlerini aydınlatmalıyız.
Tesnim: Biraz da güncel konulara, özellikle müzakere sürecine dair analizlerinizi merak ediyoruz. Ülke yönetmek kuşkusuz zor bir zanaat; yeri gelir müzakere edersiniz, yeri gelir savaşırsınız. Bir dönem Devrim Lideri, "ABD ile müzakere etmek beyhudedir" mealinde kesin ifadeler kullanmıştı; ancak bugün masadayız ve sizin de "uzak bir ihtimal" olarak gördüğünüz bir savaş riski kapıda. Mevcut süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cabbari: Anayasamıza göre barış ve savaş kararı, Başkomutan sıfatıyla Rehber’in yetkisindedir. Elbette askeri komuta kademesi ve danışmanlar görüşlerini sunar, Rehber de bu istişareleri değerlendirir; fakat nihai hüküm onundur.
İmam; Allah’a, Zamanın İmamı’na (a.s), tarihe ve halka karşı sorumludur. Bu sorumluluk alanı paylaştırılamaz veya on kişiye devredilemez; son kararı tek bir irade verir, o da Silahlı Kuvvetler Başkomutanı’dır.
Rehber, prensip gereği Amerika ile müzakereye sıcak bakmaz; çünkü onların fıtratında yalan ve ihanet vardır. Nükleer anlaşma (KOEP) sürecinde de gördünüz; halkımızı yıllarca oyaladılar.
Bir hükümet kuruldu ve o hükümet tüm kaderimizi bu anlaşmaya bağladı ama ekonomik sahada yaprak kımıldamadı. Bugün çektiğimiz sıkıntıların kökeni, ülkenin sekiz yılını bu hayale hapseden Sayın Ruhani dönemine dayanmaktadır.
O dönemde Sayın Rehber, açık ve kesin bir dille "Direniş Ekonomisi" modelini işaret etmişti; ancak onlar yaptırımların kalkacağı umuduyla bu talimatı sümen altı ettiler.
Sonuçta Amerikalıların ne yaptığını hepimiz gördük; masayı devirip gittiler. Sayın Rehber, herkesten daha çok müzakere karşıtıdır ancak kritik eşiklerde "hikmetli" kararlar almasını da bilir.
12 Günlük Savaş öncesi yapılan anketler, toplumun hatırı sayılır bir kesiminin müzakere istediğini gösteriyordu.
Soruyorum size; bu ülkenin nüfusu sadece bir-iki milyondan mı ibaret, yoksa her şeye itiraz eden o üç-beş kişiden mi oluşuyor? Hayır, bu zat 90 milyonun imamıdır, dar bir kitlenin değil.
O, bir yandan düşmanı iliklerine kadar tanıyor, diğer yandan onu dünya kamuoyu önünde rezil etmek istiyor. Amerikalıların ve Siyonistlerin yalancı olduğunu tarihe not düşmek niyetinde. İran halkına, onların müzakere masasında bile ihanet eden müfteriler olduğunu kanıtlamak istiyor. Peki, bu sadece sözle mi olur?
╰┈➤ İsrail'in, İran'daki teröristlere silah sağladığı içeriden doğrulandı
İran halkının bir kısmı "müzakere şart" diyorsa; dünya Müslümanlarının ve hürriyet sevdalısı halkların önderi olarak Rehber, yarın öbür gün birileri çıkıp "Müzakere etseydik her şey farklı olurdu" demesin diye bu kapıyı açmıştır. 12 Günlük Savaş öncesi müzakerelere izin verilmesinin hikmeti budur.
Televizyonda uzman sıfatıyla boy gösterip hâlâ o süreci sorgulayan Sayın Milletvekili; anla artık! Dinle ve idrak et! Bu karar, barış ve savaştan mesul olan Başkomutan tarafından alınmıştır. Müzakerelere izin verildi ki; hem halk, liderliğin toplumun sesine kulak verdiğini görsün hem de düşmanın ne mal olduğu tüm dünyaya ispatlansın. Siz hâlâ kendi sığ görüşlerinizle bu stratejik hamleyi sorgulamaya mı cüret ediyorsunuz?
Evet, ilkesel olarak müzakere reddedilmiştir; ancak bu hakikati halkın gözleri önüne sermek ve liderliğin ferasetini kanıtlamak için o temaslara cevaz verilmiştir.
On iki yıl boyunca o ekiple birlikte çalışmış, istisnalar kaideyi bozmamak üzere neredeyse tüm toplantılarda bulunmuş biri olarak ve 1950’lerden bu yana mücadelenin, devrimin bizzat içinde yer almış bir fert sıfatıyla diyorum ki: Sayın Rehber’in aldığı bu karar, bazılarınca hata gibi görülse de aslında bir zaruretti. Eğer bu kararı almasalar ve müzakerelere geçit vermeselerdi, İran halkının büyük çoğunluğu "Neden masaya oturmadınız? Belki de Amerikalılar haklıydı," diyecekti.
Tesnim: Yani meşruiyet zeminini onlara altın tepside sunmuş olacaktık.
Cabbari: Kesinlikle. Bize ait olan o haklılık payını onlara kaptırmış olacaktık ve dünya kamuoyu bize "Neden diplomasiyi denemediniz?" diye hesap soracaktı.
Sayın Rehber, bu "mucizevi" kararıyla tüm dünyayı etkiledi; bugün dünya halkları onun bu ferasetini takdir ediyor. Peki, biz neden bu bilgece, akıllıca ve stratejik kararı sorguluyoruz? Bu ülkedeki bir avuç insan neden ısrarla anlamıyor? Neden hâlâ kendi hatalarının faturasını bu karara kesmeye çalışıyorlar? Belli bir idrak düzeyine sahip olması gereken bir milletvekili, neden bu basiretli adımı sorgular?
12 Günlük Savaş öncesinde alınan bu karar, dünyayı yanımıza çeken bir diplomasi mucizesiydi. Halkımızın desteğini pekiştirdi, Amerika ve Siyonistleri ise dünya kamuoyu önünde küçük düşürüp itibarlarını sarstı. Şimdi biz, bu görkemli hamleyi mi tartışacağız?
Bu sözleri sarf eden beyler; İslam İran’ının tüm meselelerine güneş gibi vakıf olan "Ümmetin İmamı" kadar bir ferasete ve bilgi birikimine sahip misiniz? Yoksa sürekli bağırıp çağırarak halkın moralini bozan, Meclis çatısı altına kadar girmiş ama henüz olgunlaşamamış birer gençten mi ibaretsiniz?
╰┈➤ İran'daki teröristler itiraf ediyor: 'Bize insanların kafasına ateş etmemiz söylendi'
Sayın Araki’nin bugün Dışişleri Bakanı sıfatıyla, Sayın Rehber’in ve rejimin onayıyla yürüttüğü bu müzakere süreci; yine düşmanı köşeye sıkıştırmak içindir. Dünyaya bir kez daha düşmanın bizden haksız ve gayrimeşru taleplerde bulunduğunu, bunları asla kabul etmeyeceğimizi haykırmaktır. Sayın Araki’nin son açıklamaları son derece yerinde ve isabetlidir; tamamen Sayın Rehber’in vizyonuyla örtüşmektedir.
Düşmanın ihanet edeceğini zaten biliyoruz; ancak biz dünyaya ve bölge ülkelerine, "Sakın düşmanın safına geçmeyin, bakın bunlar sözünde durmaz," mesajını veriyoruz. Bunda yanlış bir şey yok. Bu adımlar izin alınarak atılıyor; sistemin bu dâhiyane hamlelerini baltalamaya kimsenin hakkı yoktur.
Bugün iki aşırılıkçı akımın arasında sıkışmış durumdayız. Bunlardan ilki; bugünlerde ihanet dolu açıklamalar yapan, insanları kışkırtan reform hareketinin radikal kanadıdır.
Tesnim: Adeta devrim karşıtı bir medya organı gibi davranmaları çok manidar.
Cabbari: Bu insanlara, "Daha kaç kez fitne çıkarmaya çalıştınız da başarısız oldunuz?" diye sormak lazım. Bugün, yabancıların doğrudan müdahalesini ve elini apaçık gördüğünüz halde hâlâ toplumu mu kışkırtıyorsunuz? Utanmıyor musunuz? Kötülük yapmaktan hiç mi yorulmadınız? O şahıs için kaleme aldığınız, altına imzalar topladığınız ve toplumu germeye çalıştığınız o bildiriler neye hizmet ediyor?
İnanıyorum ki reform hareketinin bu radikal unsurları, ihanet ve kışkırtma konusunda geçmişe nazaran bugün çok daha acımasızlar. Yargı sistemi bu duruma seyirci kalmamalıdır; bu işin şakası yok.
╰┈➤ Tahran’daki isyancı liderlerin Komala bağlantısı doğrulandı
Öte yandan, bu ülkenin imkânlarıyla zenginleşip saraylarda yaşayan ama ağzını açtığında düşman ağzıyla konuşan sözde ünlüler var. Siz, Trump’a karşı dik duran Hollywood sanatçılarından daha mı aşağıdasınız? Onlar bile Trump’ı sorguluyor, Gazze’yi savunuyor ve liderimizin cesaretini takdir ediyor. Peki, siz bu rejimin onurundan ve mücadelesinden bahsetmeye neden korkuyorsunuz?
Elbette bu reform cephesinde, geçmişte hataları olsa da 12 Günlük Savaş’ta devletin yanında saf tutan isimler de vardı. Rejimi ve Sayın Rehber’in bilge rehberliğini vakarla savunan o kişilere teşekkür ediyor, bu yolda devam etmelerini temenni ediyoruz. Eğer bu radikal kötülük dizginlenmezse, İran sonunda Suriye’den beter bir hale gelir. Acaba o beyler bu manzaradan memnun mu kalacaklar?
Yabancıların "Size özgürlük ve refah getireceğiz" vaatlerine sakın kanmayın. Allah şahittir ki, onların İran’a, tarihimize ve İslam’a duydukları nefret o kadar büyüktür ki; eğer silahlı kuvvetlerimiz zayıf düşerse ülkemizi yerle bir ederler. Suriye’nin hali ortada. Düşmana bu fırsatı vermeyin.
İkinci tehlikeli grup ise kendilerini "Hizbullahi" olarak tanımlayan ama devletin stratejik kararları hakkında bozgunculuk yapan aşırılıkçılardır.
"Sadık Vaat 1" operasyonu icra edilirken bazı teknik sorunlar tespit ettik. Şehit General Hacızade, bu eksiklerin giderilmesi için Rehber’den "Sadık Vaat 2" operasyonunun bir miktar ertelenmesini talep etti. Rehber de buna onay verdi. Ancak bu bekleme süresinde, o sözde Hizbullahi radikallerin neler saçmaladığını hepimiz gördük.
Oysa o sabırlı stratejinin sonucu ne oldu? Sadık Vaat 2 harekâtında füzelerimiz hedefi %80’in üzerinde bir başarıyla vurdu.
Eğer o gün sizin o fevri sesinize kulak verilseydi, başımız büyük belaya girerdi. Bu işler sizi ne ilgilendirir?
Bazılarınız sanki altınızdan kedi fırlamış gibi panikle kaçıyor, sonra da bu ülkenin en bilgili, en cesur komutanlarını -Bakıri, Selami, Raşid ve Hacızade gibi isimleri- eleştirmeye cüret ediyorsunuz.
Siz askeri stratejiden ne anlarsınız? Füze teknolojisinden, liderliğin ince hesaplarından haberiniz var mı? Neden bu kararları sorguluyorsunuz?
╰┈➤ İran’da artan terör ve 'dijital savaş' faaliyetleri
Biz tamamen bir strateji dahilinde hareket ettik. 12 Günlük Savaş’ta önce depolarımızdaki 200 füzeyi ateşledik ki düşmanın savunma refleksini ölçelim. Sonrasında öyle bir noktaya geldik ki, fırlattığımız 30 füzenin 28’i tam isabetle hedefi vurdu. Şimdi bu mu başarıdır, yoksa plansızca 30 füze atıp hiçbir sonuç alamamak mı?
Bilmeyenler müdahale etmemeli. Askeri konularda deha sahibi olan Sayın Rehber ve komutanlarımız, görevlerini basiretle ve planlı bir şekilde yerine getiriyorlar. Size düşen sadece izlemek ve sükûneti korumaktır. Kendini "egemenlik yanlısı" olarak pazarlayan radikallerin, reformcu radikallerden hiçbir farkı yoktur. Lütfen artık susun.
Tesnim: Çok teşekkür ederiz Komutan. Söyleşi epey uzadı, vaktinizi ayırdınız. Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı?
Cabbari: Destanlar yazan asil İran halkına, silahlı kuvvetlerimize ve hatta o aşırılıkçı gruplara naçizane tavsiyem; Sayın Rehber’in dudaklarından dökülen her kelimeye kulak kesilmeleridir.
Şehit Kasım Süleymani’nin vasiyetine bakarsanız, onun da asıl vasiyetinin "sadakat ve itaat" olduğunu görürsünüz. Alimlere ve topluma verdiği öğütlerde hep şunu vurgular: "Dikkatli olun, İslam İran’ının bu kutsal kalesini savunun; zira bu kale yıkılırsa, yeryüzündeki tüm mukaddesatlar yerle bir olur."