WSJ: Körfez ülkeleri İran’a karşı savaş kararına yaklaşıyor

24 Mart 2026

Fars Körfezi'ndeki Arap monarşileri, Washington-Tel Aviv ekseninin Tahran'a karşı yürüttüğü askerî harekâta fiilen katılma noktasına yaklaşıyor.

YDH- Wall Street Journal'ın haberine göre, Fars Körfezi'ndeki ABD müttefikleri, ''ekonomilerini sekteye uğratan ve Tahran'a Hürmüz Boğazı üzerinde uzun vadeli bir koz sağlama riski taşıyan sürekli saldırıların ardından tutumlarını sertleştirerek'' İran'a karşı yürütülen savaşa katılmaya adım adım yaklaşıyor.

Bugün normalleşmenin anlamına dair ✍︎

‘İbrahim Anlaşmaları’ safsatası ✍︎

Karara yakın kaynakların bildirdiğine göre Suudi Arabistan, kısa süre önce Amerikan güçlerinin Arap Yarımadası'nın batısında yer alan Kral Fahd Hava Üssü'nü kullanmasına onay verdi.

Wall Street Journal'a göre, atılan bu son adımlar, Amerika'nın hava saldırıları düzenleme kapasitesini destekliyor.

╭┈➤ Riyad’dan ABD-İsrail saldırısına 'dolaylı' onay

Ayrıca bu karar, Tahran'ın finansal kaynaklarına yönelik yeni bir saldırı cephesi açıyor.

Körfez liderlerinin aşmamayı umduğu bir kırmızı çizgi olan "ordularını açıkça savaşa sürme" aşamasına henüz geçilmiş değil; ancak İran'ın enerji zengini bu bölge üzerinde daha fazla nüfuz kurma tehdidi sürdükçe ülkeler üzerindeki baskı da giderek artıyor.

Kaynaklar, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın artık caydırıcılığı yeniden tesis etmeye istekli olduğunu ve saldırılara katılma kararı almaya çok yaklaştığını belirtiyor.

Konuya hâkim bir yetkili, Krallığın savaşa girmesinin an meselesi olduğunu ifade etti.

İran'ın Körfez enerji altyapısına yönelik bir dizi saldırısının ardından geçtiğimiz hafta gazetecilere konuşan Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, "Suudi Arabistan'ın İran saldırılarına karşı sabrı sınırsız değildir. Körfez ülkelerinin karşılık verme kapasitesinden yoksun olduğuna dair her türlü inanç büyük bir yanılgıdır." değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), ordusunu savaşa dâhil edip etmemeyi tartışırken ve İran'ın askerî kapasitesinin bir kısmını sağlam bırakacak olası bir ateşkese karşı kulis yaparken; diğer taraftan Tahran'daki yöneticiler için hayati bir can damarı olan İran menşeli varlıklara yönelik baskılarını artırmaya başladı.

Kapatma kararlarına aşina kaynaklar, BAE'nin kısa süre önce Dubai'deki İran Hastanesi ve İran Kulübü'nün faaliyetlerine son verdiğini aktardı.

Hastanenin telefon numaraları, WhatsApp hattı ve web sitesi pazartesi günü itibarıyla devre dışı bırakılırken, Dubai sağlık yetkilileri tesisin artık hizmet vermediğini doğruladı.

BAE hükümetinden yapılan açıklamada, Devrim Muhafızları Ordusu'na atıfta bulunularak, "İran rejimi ve Devrim Muhafızları ile doğrudan bağlantılı olan bazı kurumlar; BAE yasalarını ihlal ettikleri ve İran halkına hizmet etmeyen ajandaları ilerletmek amacıyla kötüye kullanıldıkları tespit edildikten sonra, hedefe yönelik tedbirler kapsamında kapatılacaktır." denildi.

Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed Al Nahyan, Pazar günü ABD merkezli sosyal medya şirketi X platformunda yaptığı bir paylaşımda, ülkesinin "teröristler tarafından şantaja boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Wall Street Journal'ın ana şirketi News Corp bünyesindeki Storyful tarafından doğrulanan videolar, İran'ı vurmak için kullanılan bazı karadan fırlatılan füzelerin Bahreyn'den ateşlendiğini gösteriyor.

 Amazon’un BAE veri merkezi vuruldu •

 İran'ın Riyad'da vurduğu tesis CIA istasyonuydu •

 Dubai'nin sadece 10 gün yetecek taze gıda stoğu kaldı •

 BAE'den İsrail'e lojistik destek •

 Asyalı zenginler Dubai'den kaçıyor •

Savaş üçüncü haftaya girerken Körfez piyasaları çakıldı •

ABD'li yetkililer ayrıca, Suudi Arabistan'daki Prens Sultan Hava Üssü'nde bulunan beş ABD Hava Kuvvetleri yakıt ikmal uçağının İran'ın füze saldırısı sonucu yerde hasar gördüğünü açıkladı.

Arap ülkelerinin savaşa destek verip vermediğine dair açıklama yapmaktan kaçınan ABD ordusu, Körfez ülkelerinin kendi adlarına konuşmasını tercih edeceklerini belirtti.

   ╰┈➤ El-Husi: ABD, omurgasız Arap liderleri 'süt inekleri' olarak görüyor

   ╰┈➤  Ensarullah'tan Suudi Arabistan ve BAE’ye ABD üslerini kapatın çağrısı

   ╰┈➤ Seyyid el-Husi: Askeri seçeneklerin tamamı masada

BAE ve Suudi Arabistan'ın attığı bu adımlar, Arap monarşilerinin ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısının içine nasıl giderek daha fazla çekildiğini gözler önüne seriyor. Üstelik bu, içinde bulunmayı hiç de tercih etmeyecekleri bir konum.

İran'a doğrudan saldırmak, onları dar bir su yolunun hemen karşısında yer alan çok daha büyük bir rakiple açık bir savaşın tarafı hâline getirecek.

Öte yandan Trump'ın aniden savaşı bitirme kararı alması, bu ülkeleri Tahran ile çok daha çetrefilli bir ilişkiyi tek başlarına yönetmek zorunda bırakarak büyük bir riske atabilir.

Ayrıca Arap liderler, olası bir askerî müdahil olma durumunun yalnızca sembolik kalacağından ve savaşın gidişatını değiştirmesinin pek mümkün olmadığından da endişe duyuyorlar.

Ancak İran, son olarak savaşın ardından Hürmüz Boğazı'nın yönetiminde söz sahibi olmak istediğini iddia ederek Körfez ülkelerinin elini zorluyor.

Tahran yönetimi, seyir hâlindeki gemilere saldırarak bu kritik su yolunu fiilen kapatırken, yalnızca ayrıcalık tanıdığı bazı gemilerin geçişine izin verdi.

Görüşmelere yakın kaynaklara göre Tahran, kısa süre önce Arap yetkililere tıpkı Mısır'ın Süveyş Kanalı'nda yaptığı gibi boğazdan geçiş ücreti almak istediğini iletti.

Bölgenin enerji can damarına yönelik bu tehdit, İran'ın Arap komşularının üzerine füze ve İHA yağdırarak rafineler ile yakıt depolarının yanı sıra lüks otelleri ve havalimanlarını hedef almasının ardından geldi. Yalnızca BAE bile bugüne dek 2.000'den fazla saldırıyı savuşturmak zorunda kaldı.

Arap yetkililer; başta BAE ve Suudi Arabistan olmak üzere Körfez liderlerinin düzenli telefon görüşmelerinde Trump'a, işi bitirmesi ve geri çekilmeden önce İran'ın askerî kapasitesini tamamen yok etmesi için baskı yaptığını belirtiyor.

➪ İran'dan küresel ekonominin merkezlerine doğrudan darbe

 Trump’ın ‘küçük operasyonu’ küresel krize dönüştü

➪ Arap dünyasını kim tehdit ediyor: İran mı, ABD ve İsrail mi?

Konuya hâkim kaynaklar, yaşanan bu hamlelerin Arap devletlerini, caydırıcılığı yeniden tesis etmek adına kendi cezalandırıcı taktiklerini uygulamaları gerekebileceği konusunda ikna etmeye başladığını vurguluyor.

ABD'nin güvenlik garantilerinin ve İran'la yürütülen diplomatik angajmanın kendilerini güvende tutacağına dair beklenti tamamen çökmüş durumda.

Bu jeopolitik gerçek, İran'ın geçtiğimiz hafta Katar'ın Ras Laffan enerji merkezinin yanı sıra Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz'deki kilit enerji tesislerine, Kuveyt'e ve BAE'ye yönelik saldırılar düzenlemesiyle acı bir şekilde gün yüzüne çıktı.

Katar, bu saldırıyı tehlikeli bir tırmanış ve ulusal güvenliğine yönelik doğrudan bir tehdit olarak nitelendirerek kınadı.

Arap yetkililer, Körfez devletlerinin İran'a duydukları öfke konusunda birleştiğini dile getiriyor.

Ancak aynı yetkililer, güvenlik ortağı olmalarına ve ikili ilişkilere devasa yatırımlar yapmalarına rağmen Trump yönetiminin kararları üzerinde fazla bir etkiye sahip olmadıklarını fark etmenin getirdiği büyük bir kızgınlığı da taşıyorlar.

İran'ın geçtiğimiz hafta Arap enerji tesislerine yönelik düzenlediği saldırılar, İsrail'in İran'ın en önemli doğalgaz sahası olan Güney Pars'ı vurmasına misilleme olarak gerçekleşti.

Arap devletleri, daha önce İsrail'in Tahran'daki yakıt depolarına düzenlediği saldırının ardından ABD nezdinde lobi yaparak bu tür operasyonları önlemeyi başardıklarını düşünüyordu.

Ancak Amerikalı ve İsrailli yetkililerin aktardığına göre ABD yönetimi, İsrail'den önceden bildirim aldıktan sonra Güney Pars sahasına yönelik saldırının gerçekleşmesine onay verdi.

Silahları ateşlemeye başlama konusunda giderek yaklaşan karar anı, yılların stratejik planlamasını altüst eden ve ileriye dönük hiçbir iyi seçenek bırakmayan bu çatışmanın bir sonucu olarak Amerikan müttefiklerinin içine düştüğü zor durumu simgeliyor.

Washington merkezli Orta Doğu Enstitüsü'nde ABD-Körfez ilişkileri analisti olan Gregory Gause durumu şu sözlerle özetliyor:

"Zayıf tarafların daha güçlü bir müttefikle kurdukları ittifaklarda her zaman yaşadıkları yapısal bir açmaza yakalanmış durumdalar. Güçlü olan taraf savaş çığırtkanlığı yapan bir pozisyon aldığında, zayıf taraflar savaşmak istemedikleri bir çatışmanın içine sürüklenmekten derin bir endişe duyuyor."