ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının Washington’un bölgesel stratejisinin parçası olduğu ve Arap ülkelerindeki üslerin bu devletleri korumaktan çok, İran’ın misillemelerine açık hale getirdiği bildirildi.
YDH- Middle East Eye’de yayımlanan bir analizde, siyaset bilimci Joseph Massad, ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının Washington’un “bölgesel stratejisinin” parçası olduğunu ifade ederek Arap hükümetlerinin saldırılar karşısındaki tutumunu ve ABD askeri varlığının bölge ülkelerini nasıl “hedef” haline getirdiğini değerlendirdi.
“Armageddon savaşı” söylemi
Joseph Massad, ABD Başkanı Donald Trump ve yönetiminin son bir ayda ABD’yi “beyaz Hristiyan Avrupa ulusu” olarak tasvir eden bir söylem kullandığını belirtti.
Analizde, bu söylemin “Hristiyan olmayan ve beyaz olmayan dünyaya karşı yürütülen bir savaş” retoriğiyle ilişkilendirildiği ifade edildi.
Massad, ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a saldırmasından önce Amerikan komutanlarının askerlere bunun “Armageddon için bir savaş” olduğu ve “İsa’nın dönüşünü getireceği” yönünde ifadeler kullandıklarının bildirildiğini aktardı.
Sosyal medyada dolaşan bazı haberlerde, görevlerine çıkmadan önce ABD Hava Kuvvetleri personeline “son akşam yemeği” olarak biftek ve ıstakoz servis edildiğine dair iddiaların yer aldığı da kaydedildi.
Analizde, Trump’ın etrafında Protestan Evanjelik Hristiyan Siyonist liderlerin yer aldığı ve ABD ile İsrail’in zaferi için dua ettikleri görüntülerin “ABD yönetiminin propaganda tonunu belirleyen bir sahne” olduğu ifade edildi.
ABD siyasetinde ideolojik ayrışma
Massad, ABD sağında derinleşen bir ideolojik ayrışmaya da dikkat çekti. Analizde, bir tarafta İran’a ve Filistinlilere karşı savaşları destekleyen Evanjelik Hristiyan ve Yahudi Siyonist grupların bulunduğu, diğer tarafta ise “ABD’nin İsrail adına savaşlara sürüklendiğini” düşünen sağcı Hristiyan çevrelerin yer aldığı ifade edildi.
ABD solunda da benzer tartışmaların yaşandığını kaydeden Massad, bazı ilerici çevrelerin İsrail’in ABD’yi savaşa sürüklediğini savunduğunu belirtti.
Analizde bu yaklaşımın, ABD’li mali elitlerin ve şirketlerin savaştan elde ettiği çıkarları göz ardı ettiği ifade edildi.
Massad, İsrail’in saldırgan politikalarının ABD’nin bölgesel stratejisinden bağımsız olmadığını vurgulayarak Washington’un “Arap devletleri ile İran arasındaki düşmanlığı artırmayı” hedeflediğini öne sürdü.
Savaşın ekonomik çıkarları
Analizde, bazı sağcı çevrelerin İran karşıtı politikaları destekleyen milyarderleri “İsrail öncecileri” olarak nitelendirdiği, ancak bunun “savaşın arkasındaki ekonomik çıkarları” görmezden geldiği belirtildi.
Massad, ABD savunma sanayii ve enerji şirketlerinin bu savaşta doğrudan kazanç sağlayacağını belirtti. Analizde şu şirketlerin adı özellikle anıldı: Palantir Technologies, Lockheed Martin, ExxonMobil, Raytheon, Boeing.
Massad, bu şirketlerin bölgedeki askeri gerilimden “büyük kârlar” elde edeceğini ve İsrail’in askeri üstünlüğünün ABD çıkarlarıyla uyumlu görüldüğünü ifade etti.
“İsrail ABD’yi savaşa sürükledi” tartışması
Analizde, bazı çevrelerin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıklamalarını İsrail’in ABD’yi savaşa sürüklediğinin itirafı olarak yorumladığı kaydedildi.
Massad ise Washington’un İsrail’in “en büyük silah tedarikçisi” olduğunu hatırlatarak, ABD’nin “isterse” saldırıyı engelleyebileceğini ifade etti.
ABD’nin bunu yapmamasının, İsrail’in savaş planlarını onayladığı ve önceden koordine ettiği anlamına geldiğini belirtti.
Arap hükümetlerinin tutumu
Analize göre, ABD-İsrail saldırısını açık biçimde kınayan “tek Arap ülkesi” Umman oldu ve bu saldırı “uluslararası hukukun ihlali” olarak tanımlandı.
Bunun dışında Arap hükümetlerinin “büyük bölümünün” saldırıyı kınamadığı belirtildi. İran’ın Minab kentinde 170’ten fazla okul öğrencisi ve çalışanı ile İran Devrim Lideri Ayetullah Ali Hamenei ve yakınlarının şehit edilmesine ilişkin de birçok Arap hükümetinden taziye mesajı gelmediği ifade edildi.
Buna karşılık Recep Tayyip Erdoğan’ın İran’a taziye mesajı gönderdiği kaydedildi.
ABD üsleri ve egemenlik tartışması
Massad, İran’ın misilleme saldırılarının hedef aldığı birçok ülkenin topraklarında ABD askeri üsleri bulunduğunu belirtti.
Analizde bu ülkelerin ABD’ye üs vererek egemenliklerinin bir kısmını “fiilen devrettiği” ifade edildi.
ABD üslerinin bulunduğu bazı ülkelerde, kaç Amerikan askerinin giriş çıkış yaptığı veya üslerden hangi operasyonların yürütüldüğü konusunda yerel hükümetlerin “bilgi sahibi olmadığı” kaydedildi.
Massad ayrıca, Katar ve Suudi Arabistan ile yapılan üs anlaşmalarının kamuoyuna “açıklanmadığını”, Ürdün’deki anlaşmanın ise birçok kişi tarafından “ülke anayasasına aykırı” görüldüğünü ifade etti.
İran’ın misillemeleri ve bölgesel gerilim
Analizde İran’ın şu ülkelere yönelik saldırıların sorumluluğunu üstlendiği belirtildi: Kuveyt, Bahreyn, Katar, BAE.
Ayrıca Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’ne yönelik saldırının da İran tarafından üstlenildiği ifade edildi.
Buna karşın İran’ın bazı petrol tesislerine yönelik saldırıları reddettiği kaydedildi.
ABD üslerinin yarattığı risk
Massad, Arap ülkelerinin topraklarında ABD üsleri bulunmasının bu ülkeleri “korumadığını”, aksine onları “doğrudan hedef” haline getirdiğini ifade etti.
Analizde, “Bu üsler olmasaydı bu ülkeler İran’ın misillemelerine maruz kalmayacaktı” değerlendirmesine yer verildi.
İran devriminden bu yana
Massad, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana İran’ın herhangi bir ülkeye saldırmadığını belirtti. Analizde, İran’ın 1980-1988 arasındaki savaşta Irak’ın saldırısına rağmen Körfez ülkelerine karşı misilleme “yapmadığı” ifade edildi.
Arap rejimlerine çağrı
Analizin sonunda Massad, Arap devletlerinin ABD ve İsrail ile kurduğu askeri ittifakların bölgeyi “daha da istikrarsızlaştırdığını” vurguladı.
Arap ülkelerinin savaş sırasında Sergey Lavrov’dan İran’ı misillemeleri durdurmaya ikna etmesini istediği belirtilirken, Rusya’nın Arap hükümetlerine ABD-İsrail saldırısına başından beri destek verdiklerini hatırlattığı ifade edildi.
Massad, savaş sırasında yaşanan yıkımın Arap hükümetlerini ABD ve İsrail’le kurdukları ittifakı yeniden değerlendirmeye yöneltmemesi halinde “hiçbir şeyin bunu sağlayamayacağı” değerlendirmesinde bulundu.