İsrail’in Türkiye ile sınır komşusu olmasının önündeki tek engel Hizbullah

04 Haziran 2026 / Alptekin DURSUNOĞLU

Türkiye-Suriye sınırında İsrail askeri cipi görmek isteyenler, Lübnan’da devletin yapısını yeniden şekillendirmeye hatta ülkenin haritasını tartışmaya açıyor.

Suriye’nin bölgedeki Amerikan müttefikleri tarafından Colani’ye teslim edilmesi, İsrail’in Türkiye’ye operasyonel düzeyde sınır komşusu olmasının yolunu açtı. 

Suriye fatihleri’, HTŞ militanlarıyla birlikte Kasyun Dağı’nda ‘hey gidi Beşşar’ diyerek devrim kutlaması yaparken İsrail, Suriye’nin hava ve deniz kuvvetlerini yok etmiş; böylece Türkiye sınırına kadar operasyonel düzeyde eşsiz bir hareket özgürlüğüne kavuşmuştu.

İsrail’e sağlanan bu hareket özgürlüğü, çok ucuza mal oldu.

ABD rejimi, başına 10 milyon dolar ödül koyduğu ‘el-Kaide militanını’ Suriye Cumhurbaşkanı sıfatıyla Beyaz Saray’da ağırladı. Colani’ye iktidar, İsrail’e ise Suriye’de dokunulmazlık armağan etti.

İsrail, işte bu sebeple artık bölgede sadece hava üstünlüğüne değil, karada da operasyonel düzeyde bir dokunulmazlığa sahip. 

Golan’dan giren bir İsrail askeri cipinin Türkiye sınırına kadar gelmesinin önünde şu an tek engel Hizbullah. 

İsrail rejimi, Lübnan’da da aynı hareket özgürlüğünü garanti altına alıncaya dek Suriye’deki bu hareket özgürlüğünü şimdilik sadece Kuneytra, Dera ve Şam kırsalında kullanıyor. 

İşte bu yüzden Lübnan’daki gelişmeler büyük önem taşıyor. 

Türkiye-Suriye sınırında İsrail askeri cipi görmek isteyenler, Lübnan’da devletin yapısını yeniden şekillendirmeye hatta ülkenin haritasını tartışmaya açıyor. 

ABD ve Suudi Arabistan, cumhurbaşkanı yaptıkları Jozef Aun ile başbakan yaptıkları Nevaf Selam aracılığıyla Hizbullah’ı silahsızlandırmaya çalışıyor. 

Hizbullah’ın 2000 yılında Lübnan’ı İsrail işgalinden kurtardığını, şimdi de İsrail’e karşı vatan savunması yapan tek askeri güç olduğunu herkes biliyor. Ancak bunu “silah sadece devletin tekelinde olmalıdır” sloganının arkasına gizliyor. 

Silah tekeline sahip olması gerektiği söylenen Lübnan devleti, İsrail ordusu sınırdan içeri girer girmez ordusunu sivillerden önce geri çekiyor. Jozef Aun ve Nevaf Selam, Lübnan’ı işgalci düşmana karşı savunması engellenen devletin ordusuna, ülkeyi savunan Hizbullah’ı silahsızlandırma görevi veriyor.

Lübnan hükümetine Hizbullah’ı silahsızlandırma ve İsrail’in hareket özgürlüğünü garanti etme görevi veren ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, tarihsel Suriye topraklarını ifade eden ‘Bilad-ı Şam’ ifadesiyle Colani’yi Lübnan’ı işgale heveslendiriyor.[1]         

Buna karşın zahiren İsrail’i Türkiye’ye tehdit olarak gören saray eşrafının İran’a yönelik savaşı da Suriye ve Lübnan’daki gelişmeleri de doğru okuduğu dahi kuşkulu.

2011’den beri izlediği Suriye politikasıyla İsrail’in bugün ulaştığı bölgesel hareket özgürlüğüne en büyük katkıyı sunan saray ve eşrafı, ABD ve İsrail’in savaş dayattığı İran’a “ev ödevleri” veriyor.[2]      

 ‘Suriye cumhurbaşkanı’ sıfatını ABD rejimine borçlu olan Colani, saray ve eşrafının hala gözdesi ve Lübnan’daki gelişmeler ise Ankara’nın gündeminde bile yok.  

Lübnan’da ne oldu ve neler hedefleniyor?

Lübnan’da ne oldu sorununun tek cümlelik cevabı şu: Lübnanlı Şiiler, Gazze soykırımını durdurma çabasının bedelini ödüyor. 

• 7 Ekim 2023: Hamas, Aksa Tufanı Operasyonunu yaptı.

• 8 Ekim 2023: Hizbullah, haberinin dahi olmadığı bu savaşta Gazze’yi yalnız bırakmamak için savaşa destek cephesi rolüyle dahil oldu. Kuzeyden cephe açarak İsrail ordusunun 100 bin kişilik gücünü Gazze’ye sevk etmesini önleyen bu destek cephesi savaşı 27 Eylül 2024’te Genel Sekreter Seydi Hasan Nasrullah suikastına kadar devam etti.

• 1 Ekim 2024: İsrail, lider kadrosunu öldürdüğü Hizbullah’ın askeri altyapısını da tamamen ortadan kaldırmak için kapsamlı bir kara saldırısı başlattı. Ancak iki aydan fazla süren savaşta hiçbir ilerleme kaydedemeyen İsrail 27 Kasım’da ateşkes istedi.

• 27 Kasım 2024: İsrail-Hizbullah ateşkesinin başladığı gün Colani güçleri, son meşru Suriye hükümetine kapsamlı bir saldırı başlattı. 

• 8 Aralık 2024: ABD’nin bölge müttefikleri tarafından satın alınan Suriye devlet aygıtı 8 Aralık 2024’te ülkeyi Colani’ye teslim etti. Bu, İsrail’in hayal bile edemeyeceği büyük bir armağandı. 

Lübnan ve Filistin direnişinin en büyük destek üssü olan Suriye’nin Sünni İslamcıların dolayısıyla da İsrail’in avuçlarına düşmesi, direnişin felaketlerinin, İsrail’in ise hareket özgürlüğünün başlaması anlamına geliyordu.

• 9 Ocak 2025-8 Şubat 2025: ABD ve Suudiler, Jozef Aun’u cumhurbaşkanlığına Nevaf Selam’ı da başbakanlığa getirerek, İsrail için Lübnan’da hareket özgürlüğü sağlayacak siyasi zemini oluşturdu. 

• 5 Ağustos 2025: Aun-Selam hükümeti, “silahın devlet tekelinde toplanması” adı altında Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını öngören kararı yayımladı.

• 28 Şubat 2026: ABD ve İsrail İran’a savaş başlattı. İsrail’in saldırılarını ve suikastlarını sürdürmesine rağmen bu tarihe kadar 27 Kasım 2024’teki ateşkese bağlı kalan Hizbullah, yeni saldırılara karşılık verdi ve savaşa dahil oldu.

• 7 Nisan 2026: ABD rejimi yaklaşık 40 gün süren savaş sonunda İran’ın “10 maddelik şartlarını” müzakereye temel oluşturabilir diyerek kabul etti ve ateşkes talep etti. İran’ın 10 maddelik ateşkes şartlarından biri de İsrail’in Lübnan’a yaptığı saldırıları durdurmasıydı. 

Daha önce Gazze’de ve 27 Kasım’da da Lübnan’da ateşkese rağmen saldırılarını sürdüren İsrail rejimi Lübnan’a kapsamlı bir kara saldırısı başlatmıştı. İsrail rejimi, İran ateşkesine Lübnan’ı dahil etmek istemese de İran’ın kararlı tutumu ve ABD’nin baskısı sebebiyle bunu kabul etmek zorunda kaldı.

Ancak İsrail rejimi, Lübnan’ın kimi yerlerinde fiziksel işgalle kimi yerlerinde de ateş gücüyle 10 km derinliğinde bir alanı ‘sarı hat’ ilan etmişti ve buradan çekilmeyeceğini vurguladı.

Hizbullah ise ülke toprakları işgal altında oldukça saldırılarını sürdüreceğini açıkladı. Dolayısıyla Lübnan cephesinde ateşkes sadece İsrail’in Beyrut’u ve Dahiye’yi bombalamaması ile sınırlı kaldı. Güneydeki her yerde savaş devam etti.

Hizbullah’ın bu kez savaşta özellikle de fiber kablolu İHA’larla yaptığı savunma operasyonları ciddi bir fark yarattı. İsrail rejiminin hiçbir şekilde tespit edemediği bu İHA’lar rejime hem insan kaybı hem de milyonlarca dolarlık tank ve zırhlı araç kaybı yaşattı. 

Verdiği ağır kayıplar, İsrail’de ciddi bir iç tartışma başlattı. Nüfusun yüzde 10’unu oluşturan Hardeilerin askerlik hizmetini reddetmesi yüzünden zaten ciddi şekilde asker sıkıntısı yaşayan İsrail’de iktidar orduyu, ordu ABD baskılarına boyun eğip Beyrut’u Gazze haline getirmeyen siyasileri, her gün ağır kayıplar veren yerleşimciler ise her ikisini suçlamaya başladı.

İşte bu şartlar içerisinde ABD, Lübnan hükümeti ile İsrail arasında barış müzakereleri süreci başlattı. 

Lübnan hükümeti, İsrail’in Beyrut’a saldırmasını engelleyen İran’ı iç işlerine karışmakla suçladı.[3] Lübnan yasalarına göre suç olmasına rağmen düşman olarak tanımlanan İsrail’le doğrudan müzakereler başlattı. 

• 4 Haziran 2026: Lübnan hükümeti ve İsrail, Amerika’nın himayesinde bir ateşkes mutabakatı imzaladı. Bu mutabakatla taraflar, “Hizbullah’ın askeri faaliyetlerini tamamen durdurmasını ve tüm silahlı güçlerini Litani Nehri'nin güneyinden bütünüyle çekmesini zorunlu kılıyor”du.[4]      

Lübnan hükümeti, imzaladığı sözde ateşkes mutabakatında ülkeyi işgal etmiş olan İsrail’den değil, ülkeyi savunmakta olan Hizbullah’tan tüm askeri faaliyetlerini durdurmasını ve bölgeden çekilmesini istiyordu.

Sonuç

Tarihte benzerine az rastlanabilecek olan bu ateşkes ile Lübnan hükümeti İsrail’e sınırsız hareket özgürlüğü verme iradesini gösterdi. 

Bölgede iktidar karşılığında emperyalist güçlere hizmet serüveni, Şerif Hüseyin’le başlamıştı. 

Osmanlı Devletinin Mekke Emiri olan Sünni Şerif Hüseyin, İngiltere’nin Mısır Sömürge Valisi McMahon’un Birleşik Arap Krallığı vaadiyle Osmanlıya karşı cihat başlatırken, Ayetullah Muhammed Takî Şîrâzî ve Ayetullah Kaşani gibi Şii alimleri İngilizlere karşı meşhur ‘1920 Devrimi’ silahlı isyanını başlatmıştı.

Şerif Hüseyin’in torunu Ürdün Kralı 2. Abdullah, ABD’nin Irak’ta işgalci olarak bulunduğu 2005 yılında Direniş Ekseni’ni “Şii Hilali” diye niteledi ve Arap topraklarını işgal eden ABD ve İsrail’i değil, İran’ı ve Şiileri Arap dünyasının tehdidi olarak gösterdi.

Bölgedeki tüm Sünni devletler, 2011’de İsrail karşısında direnişi destekleyen tek Arap devleti olan Suriye’yi hedef aldı. On binlerce Sünni militan din ve mezhep adına intihar saldırıları yapmak üzere Suriye’ye gönderildi. 

14 Haziran’da Irak’ta Musul’u ele geçiren “öfkeli Sünni gençler”in Irak devrimine İran izin vermedi; ama Sünni devletler, 8 Ocak 2024’te Suriye’de devrimi başardı. 

Amerika, bölgedeki Sünni ülkelerin topraklarında kurduğu onlarca üsten İsrail’le birlikte İran’a karşı savaş başlattı. 

ABD rejiminin 168 ilkokul öğrencisinin ölümüne sebep olan saldırısını kınamayan Sünni bölge ülkeleri, İran’ın bu ülkelerdeki üslerini bombalamasını “iğrenç saldırısı” ifadesiyle kınadı.[5]             

Şimdi Lübnan hükümetinin İsrail ve Amerika ile birlikte Hizbullah’a karşı başlattığı savaş başarılı olur ve Hizbullah silahsızlandırılırsa İsrail Suriye’den sonra Lübnan’da da sınırsız bir hareket özgürlüğüne kavuşmuş olacak.

Şu an İsrail’e Türkiye sınırına kadar karadan operasyonel düzeyde nüfuz edebilmesine sorun oluşturacak tek silah Lübnan’da patlıyor. O silah da susturulduğunda İsrail askeri cipini hiçbir güvenlik kaygısı olmadan Türkiye sınırında görebileceğiz.

 

 


[1] AA, 14 Temmuz 2025, ABD'nin, Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusunda Lübnan'a baskı yaptığı belirtiliyor

[2] Cumhuriyet, 3 Mart 2026, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’dan ‘İran’ açıklaması: ‘Ev ödevini yapıp yeteneklerini geliştirmediysen…’

[3] AA, 27 Mart 2026, Lübnan, İranlı büyükelçiyi "istenmeyen kişi" ilan etti

[4] YDH, 4 Haziran 2026 Lübnan hükümeti ve İsrail, ateşkesi Hizbullah'ın çekilmesine bağladı

[5] Foxnews, 19 Mart 2024. 12 Arab and Islamic countries unite to condemn 'heinous' Iranian attacks