Direnişin zaferi yeni bir tarih yazıyor
Lübnan’ın önemli dini-siyasî liderlerinden Allame Muhammed Hüseyin Fadllullah’ın cuma namazında verdiği siyasi hutbeyi arkadaşımız Furkan TORLAK çevirdi.
Bush, BM Genel Kurulu salonunda dünyayı karşısına alan bir tavır sergiledi ve ABD imparatorluğunun başta Ortadoğu olmak üzere birçok bölgeye ilişkin görüşlerini açıkladı. O, tartışmaya yahut redde imkân vermeksizin kesin fermanlarını beyan etti. Zira o üçüncü dünyaya, özellikle de Arap ve İslam dünyası halklarının özgürlük iradesini sergilemesine izin vermiyordu.
Kimsenin imparator ABD’nin yazdığı yazgıyı, azgın siyasetini reddetme gibi bir şansı yok! Zira böylesi bir reddediş, terör, şiddet, İslami faşizm ve terör güçlerini destekleme gibi ithamlara maruz kalmayı beraberinde getiriyor. İşte biz, Filistin halkına yönelik soykırım operasyonlarına girişen İsrail vahşiliğine kucak açarken de Bush’un bu tavrını gördük. Her gün birçok insan ölüyor, birçoğu da yaralanıyor. Birçok ev yıkılıyor; ekim alanları tahrip ediliyor. Tüm bunlar, topraklarını bağımsızlığa kavuşturmak ve insanını işgalin pençesinden kurtarmak için mücadele veren direnişe karşı “nefsi müdafaa” gerekçesiyle gerçekleştiriliyor.
Filistin’de ABD oyunu
Dikkat çeken bir diğer şey de bu Başkanın İsrail’e “Yahudi devleti” sıfatını yakıştırmasıdır. O böylelikle sanki Filistin’deki, bu topraklardaki Arapları unutuyor. Böylelikle bazı Yahudi propagandanın etkisinde kalan kimselerin bu ülkeden sürülmesini destekliyor. Nitekim ABD Başkanı, BM’nin 194 sayılı kararına rağmen kendi ağzıyla sürgünde gönderilen Arapların köylerine, şehirlerine ve evlerine dönmelerini reddettiğini açıkladı ve böylelikle dünyadaki tüm Yahudilere, Filistin’e göç etme hakkı tanıdı.
Bu başkan, İsrail devletinin yanı sıra bir Filistin devletinden bahsediyor. Ancak kaç yıldır bu söylemini gerçekleştirmek için hiç kıpırdamadı bile! Bilakis “Yol Haritası Planı”nı Dörtlü komitenin planını dahi dondurarak bozdu. Zira Bush, İsrail’in Filistin’in Batı bölgesine ve Kudüs’teki birçok bölgeye hâkim olarak stratejik hedeflerini tamamlamasını bekliyor. Filistinlilerin, hayatlarını sürdüreceği bir devlet için hiçbir toprağı kalmasın, diye uğraşıyor.
Bu durum, Başkan Bush’un İsrailli olduğu ve İsrailli kalmaya devam ettiği; diğer Yeni Muhafazakârlardan, hatta Yahudilerden daha fazla İsrail idaresine boyun eğdiği izlenimini veriyor. Aynı şekilde buna Amerikan Yahudilerini de eklememiz gerekmektedir. Gelecek seçimlerde kendisine finans sağlayacak Yahudi oylarına ihtiyacı var. Bush, partisi seçimlerde başarılı olsun diye Filistin halkının ve Arap dünyasının tamamını yakmaya hazırdır. Çünkü o, bizim insanımıza değer vermemektedir.
Halkların hukuku noktasında “demokrasi” gazelleri okuyan Bush, Filistin seçimlerinde demokratik ve özgürce bir seçim gerçekleştirildiğini kabul ettiği halde bu seçimin sonuçlarını; Hamas hareketinin zaferini reddediyor. Bush, bir imparator gibi Filistin hükümetine İsrail’i tanıması için baskı yapıyor. Oysa biz dünyadaki birçok ülkenin İsrail’i tanımadığını ve ABD’nin bu ülkelerle ilişkisi olduğunu biliyoruz. Nitekim Bush, ekonomik baskı yöntemini de denemiştir. Hatta bu doğrultuda kendisine boyun eğen Arap devletlerini dahi kullanmış; Filistin halkının tamamına giden yardımlara engel olmuştur. O hiçbir insani duyguya ve tavra yakışmayacak şekilde bu halkı açlığa sürükleyerek baskı kurmaya dahi çalışmıştır. AB’nin de ABD’nin baskısına boyun eğmesi, Filistin halkına yönelik ekonomik ve siyasi vahşeti simgeleyen ambargoyu desteklemesi gerçekten esef vericidir.
Biz tüm bunlara rağmen, Filistin halkının ABD’nin diktatör oyunlarının bilincinde olmasını istiyoruz. Filistin Başkanının İsrail Dışişleri Bakanı ve ABD’li ortağıyla toplantısında kendisine dayatılan şartlara; milli birlik hükümetine dayatılan şartlara boyun eğmemesini istiyoruz. Eğer Hamas, bu hükümetin bir parçasıysa bu böyle olmalıdır. Aksi takdirde dayatılan şartlara uymak içeride tehlikeli bir fitneye neden olabilir.
Bush, Dünya’yı aldatıyor
Bir yandan da ABD Başkanı, Suriye ve İran’ı terörü desteklemekle suçluyor. Zira Suriye ve İran, insanını ve toprağını savunan Filistin direnişini ve İsrail’in Lübnan topraklarını işgaline karşı mücadele veren İslami direnişi destekliyor. Bir yandan da İran reddettiği halde nükleer silah üretimini planlamakla suçlanıyor. Zira Bush, kendi siyasetine aykırı olan devletleri yalan ve iftira aracılığıyla itham etmeye alışmıştır. Aynı yalanları, Irak kitle imha silahlarına sahip derken söylemiş; sonra bu konuya ilişkin söylediklerinin tamamen yalan olduğunu dünya öğrenmiştir.
Yine ABD Başkanı, Lübnan’daki Direniş’i savaşı körüklemekle suçlamıştır. Oysa Direniş gücü yüksek sesle, İsrail’deki esirlerini geri almayı hedeflediğini açıklamıştı. Ancak o, İsrail’le birlikte çılgın bir savaşın planlarını yapıyordu ve Direniş gücünün görevi, İsrail savaşı başlattıktan sonra sadece kendisini, ülkesini korumaktı. İşin ilginç yanı Lübnan’ın altyapısını tahrip ettikten, bebek, kadın, yaşlı demeden evleri ailelerin başlarına yıktıktan sonra –ki bu kimseler ne savaşçı ne de siyasetçi konumundaydı- bu vahşetin sorumluluğunu Direniş’e yüklemesiydi. O aynı zamanda elçileri ve istihbaratı aracılığıyla insani ve coğrafi yıkımı gerçekleştirenlerin bizzat İsrail olduğunu biliyordu.
ABD Başkanı, açıklamalarında verdiği bilgilerle dünyayı aldatmaya çalışmaktadır. Lübnan’ın geleceğinden bahsederken parlak ve aydınlık bir gelecekten bahsediyordu. Aynı zamanda ona bağlı tüm yetkililer ve onun ekibi Lübnan’ı bir kaos ortamına sürüklemek için ellerinden gelen tüm çabayı sarf ediyor; Yeni Ortadoğu Projesini çiziyordu. Bir yandan da Hizbullah’ın arkasında Suriye ve İran var diyerek Suriye ve İran’a savaş açma gerekçeleri hazırlıyorlardı.
ABD, kendi güdümünde siyaset izleyen grupla hareket etmekte; Lübnanlıların tümüyle hareket etmemektedir. Bu durum da birçok noktada karşıt çevreleri oluşturmakta, bu da Lübnan’ı hem içeride hem de dışarıda olumsuz etkilemektedir.
Dünya’daki terörün lideri
Irak’a baktığımızda, Bush’un hala da “demokrasi” gazeli okuduğunu görüyoruz. Oysa gerçek hiç de bu durumu yansıtmıyor. Bush, ABD kamuoyunda çoğunluğun nezdinde kaybettiği güvenini tazelemeye çalışıyor. Ancak, Iraklıların her gün param parça olan bedenleri, Iraklı her grubun ve her mezhebi kesimin gün aşırı verdiği kayıplar Başkan Bush için bir sorun teşkil etmiyor. Bush’a göre bunun tek bir açıklaması vardı; tüm olan bitenin nedeni terördü!
Biz tekfirci terörün Irak halkını karşısına alan gün aşırı eylemlerini inkâr ediyor değiliz. Ancak cevap verilmesi gereken soru, tüm bunlar yaşanırken ABD, İngiliz ve çok uluslu gücün ne yaptığıdır? Irak’ta güvenliği sağlama bahanesiyle ne gibi bir fonksiyonu icra ediyorlar? Onlar, verilen kurbanların kanlarıyla işgalin Irak’taki varlığını kendi stratejik hedeflerine ulaşmak için devam ettirmeye çalışıyorlar.
Başkan Bush, siyasi bakımdan ve güvenlik açısından izlediği siyasetle dünyadaki terörün liderliğini yapmaktadır. Kendi kafasında kendisi büyütüp dünyayı ıslah etmek üzere Allah tarafından gönderilmiş biri olarak tasavvur ediyor. Ancak biz onun, dünyayı tahrip etmek üzere şeytan tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu görüyoruz. O, ekonomi, siyaset ve güvenlik gibi her alanda mustazaf halkları tehdit etmek görevini icra ediyor.
Dünya liderlerinin önünde BM’de yaptığı konuşmada da bunu gördük. Korkutmak istediğini korkutmaya çalışan; tehdit etmek istediğini tehdit eden konuşmasını gördük. O, Ortadoğu’nun bazı bölgelerinde ABD’nin planlarının dışına çıkmaları durumunda sıranın kendilerine geleceğini söylemeye çalışıyordu. Şeytani ve demokratik başkanın bazı devletleri “ılımlı” olarak değerlendirmesi de gariptir. Ona göre ılımlı ülkeler, halklarına özgürce davranma, özgürce konuşma ve özgürce karar verme imkânı tanımayanlardı. Onun övdüğü bu “ılımlılık” ABD yönetimiyle uyum içerisinde olma anlamına geliyordu.
Direnişin zaferi yeni bir tarih yazıyor
Biz, Vezani nehri dolayısıyla Lübnan’ın suyunu çalan İsrail’e karşı Lübnan halkının dikkatli olmasını ve mücadele etmesini istiyoruz. İsrail, Mavi Hattı ve Lübnan hava sahasını ihlal ediyor. İsrail böylelikle vatandaşlarımızı sindirmeye çalışırken UNIFIL bu olan biteni engellemek için hiçbir şey yapmıyor. İsrail, Lübnan’dan çekilme konusunda da oyun oynuyor; bu noktada İsrailli yetkililer birbiriyle çelişen birçok açıklamalar yapıyor. Biz, vatan topraklarının ve sularının selametini muhafaza etmek için hükümetin daha cesaretli, daha planlı ve daha güçlü olmasını istiyoruz. BM’nin ve UNIFIL gücünün bu düşmanlıkları engelleme noktasında hareket etmesini istiyoruz. Ta ki insanlar, bu gücün Alman müsteşarın ifade ettiği gibi İsrail’i koruma amacıyla geldiğini; Lübnan’ı himaye etmek için gelmediğini düşünmesinler. Nitekim bu gücün, düşmanın ihlallerine müdahalede bulunduğunu görememekteyiz.
Lübnanlı yetkililere sesleniyoruz. Ülkenin istikrarını korumanız gerekiyor. Olumsuz tavırlarını bırakmanız gerekiyor. En zor ve en sıkıntılı şartlarda sabır gösteren halkınıza saygı göstermeniz gerekiyor. Lübnan’da ve Arap dünyasında yeni bir tarihi başlatan Direniş gücünün yanında durmanız gerekiyor. Bu öyle bir zaferdir ki birçok açıklamalarıyla İsrail dahi yenilgisini itiraf etmiştir. Sorumsuzca sarf edilen olumsuz söylemleri terk etmeniz gerekiyor. Söylemlerinizde Lübnan’da, Arap ve İslam dünyasındaki halklarla alay ediyorsunuz. Tüm bu halkları, başkasının etkisine girmekle, düşünce yoksunu olmakla itham ediyorsunuz.
Herkes bilsin ki, halklar stratejik tavırlarında kendi benliklerinin zindanında ve dış güçlerin güdümünde yaşayan siyasetçilerden daha bilinçli ve daha düşüncelidir. Son olarak şunu söylemek istiyorum: Halk, hükümetinden, devletinden evine barkına sahip çıkmasını bekliyor. Halk, geçmişte ve hâlihazırda kendisinden hiç çalmayan güvenilir ellerde olmak istiyor.
