Son Dakika
İnşa

Ladin’in Irak’taki şiddete cevabı

11 Kasım 2006 Bu sayfayı yazdır

Bin Ladin Şiilerin hiçbir zaman yabancılaştırılmaması gerektiğine, aksine Sünnilerle birlik olarak

Ladin’in Irak’taki şiddete cevabı
Ladin’in Irak’taki şiddete cevabı YDH
Yazı boyutu
100%
4 dk okuma
 

Asia Times’ın Pakistan Büro Şefi Saleem Shahzad’ın “Asia Times” için yazdığı “Osama's answer to Iraq's violence” başlıklı makaleyi arkadaşımız Yenal GÖKSUN çevirdi.

 

Ladin’in Irak’taki şiddete cevabı

 

Irak’taki Şii-Sünni çatışmasının ciddi bir kriz noktasına ulaştığı, iki tarafın da bu şiddete bir son vermek için toplanma kararı almasıyla kesinleşmiş durumda. Mekke’de, Kutsal Kâbe’ye bakan El-Sefa Sarayı’nda açıklanan ortak bildiride dini liderler birbirlerinin varlığını tanıma doğrultusunda ve mezhepsel çatışmaların sona ermesi üzerinde anlaştılar.

 

İslam Konferansı Örgütü ve onun üye kuruluşlarından biri olan Uluslararası İslami Fıkıh Akademisi bünyesinde yapılan toplantıda Şii ve Sünni liderler, özgürlüğün korunduğu birlik ve bütünlük içinde istikrarlı bir Irak için çağrıda bulundular. Onların deyişiyle “yabancı işgaline bir son verilmesi ve Arap-İslam kimliğinin korunması için bu bir gereklilik.”

 

Fetva niteliğindeki bu bildiri, başta Irak’taki Şii lider Ayetullah Ali Sistani olmak üzere önemli Şii ve Sünni liderlerden mutlak anlamda kabul ve destek gördü. İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu alınan bu kararın ahlaki bir yükümlülük olduğunu ancak ne uluslararası bir örgütün aldığı kararın ne de hiçbir kimsenin kişilerin vicdanları üzerinde bir gücü olamayacağını, bu yüzden alınan kararın Irak’taki grupları ne şekilde ikna edeceği konusunda bir yorum yapamayacağını söyledi.

 

Bu Irak’taki en büyük problem: Milisler veya diğer liderler artık “halkın vicdanı” üzerinde kontrol sahibi değiller ve görünen o ki sonuç bitmek bilmeyen çatışmaların kısır döngüsü.

 

Köklerinin izini sürmek

 

Amerikanın başını çektiği ‘teröre karşı savaş’a destek veren çeşitli ülkelerin (buna Pakistan da dâhil) istihbarat servislerinde şöyle bir bilgi dolaşmaktaydı: Saddam rejiminin sona ermesiyle birlikte İran istihbarat servisinin (Vezarat-e Ettela'at va Amniat-e Keshvar), İran karşıtı düşünceye sahip Eflakizm’in kökünü kurutmak için Baas Partisi liderlerine suikast girişimine hazırlandığı… (Eflakizm, Baas Partisinin kurucusu olan Mişel Eflâk’a nispeten kullanılan bir ifadedir)

 

Bu görev için Bedr örgütündeki Irak İslam Devrimi Yüksek Meclisi üyeleri ile İran istihbarat teşkilatı tarafından yıllardır desteklenen Şii lider Mukteda el-Sadr’ın Mehdi ordusu kullanılacaktı. Bu gruplara ortadan kaldırılması gereken ordu mensuplarının, akademisyenlerin ve aydınların bir listesi verilmişti. Bunların arasında Şii ve Hıristiyanlar da olmakla birlikte çoğu Sünni kökenliydi. Nitekim listedeki isimlerin çoğunun öldürüldüğü biliniyor.

 

Bu süreç, Irak’taki milislerin varlığını ortaya çıkardı. Fakat bu “resmi” örgütlere hemen ardından yerel aşiretler, dini liderler ve siyasi partiler tarafından oluşturulan ve kendi hesapları için kullandıkları küçük, kendi içinden yetişmiş, paramiliter birlikler de artan düzeyde katılmaya başladı.

 

Başlangıçta bu grupların önceden belirlenmiş amaçları vardı. Fakat zamanla bunların çoğu kendi asıl liderlerinin kontrolü dışına çıkarak kana susamış katillere dönüştüler. Amerikan yönetiminin Nuri el-Maliki liderliğindeki Irak hükümetine milisleri silahsızlandırması için baskı yapması ve bunun kendileri için de bir arzu olarak ortaya çıkmasına rağmen ideolojik veya örgütsel desteğin eksikliği, Bağdat’ı tamamen etki alanı dışında bıraktı.

 

Usame Bin Ladin’i yok saymak 

 

Pakistan’da bir zamanlar Ladin’in en yakın çevresinden olan Veziristan aşireti bölgesindeki insanlarda örneğini gördüğümüz gerçek şu ki, el-Kaide lideri Şii düşüncesine karşıt güçlü fikirlere sahip olmasına karşın kendini her zaman mezhep ayrılığından uzak tutmuştur. Nitekim Amerikan kuvvetleri tarafından öldürülmeden önce, Şii-Sünni çatışmasını tırmandırmasıyla tanınan bir zamanların Irak el-Kaide lideri Ebu Musab El-Zerkavi ile arasında her zaman bir mesafe koymuş olmasının nedeni de budur. Bin Ladin Şiilerin hiçbir zaman yabancılaştırılmaması gerektiğine, aksine Sünnilerle birlik olarak ABD’nin Irak’taki emperyalist varlığını sona erdirebileceğine inanmaktadır. Gerçekten de Zerkavi öldürülmeden birkaç ay önce Bin Ladin ve yardımcısı Eymen El-Zevahiri Şiilere düzenlenen saldırıları durdurmada ve Amerikan karşıtı bir blok oluşturma fikrinde başarılı olmuştur.

 

Pakistan’da Lashkar-i-Jhangvi (L J) militanları Şiiler arasında karışıklık yaratan bir rol oynardı. Afganistan’da Taliban iktidardayken, çoğu L J üyesi, toplu cihad için eğitildikleri ve Şii karşıtı dar görüşlerini bırakmak için yetiştirildikleri El-Kaide eğitim kamplarının bulunduğu Afganistan’a firar etti.

 

Bu kısmen işe yaradı. Taliban’ın 2001 yılında çekilmesinden sonra L J iki ayrı safa bölündü. Bunlardan daha küçük olanı Şiileri öldürmeye devam ederken diğer grup El-Kaide’ye katıldı. Bunun sonucu olarak ilk grubun üyeleri izole edilmiş bir biçimde istihbarat servislerinin kolay hedefi oldu. Bunların çoğu şu an ya ölü, ya da demir parmaklıklar arkasında.

 

Irak’taki durumu değiştirecek herhangi bir planın bu yaklaşıma sahip olması gerekmekte. Mümkün olduğunca çok farklılığın aynı manevi ve ideolojik paydada buluşması için yukarıdan bir girişimin gerçekleşmesi gerekiyor. Bundan sonra ise istihbarat operasyonlarıyla çok sayıda bağlantının içine sızılarak bu tecrit edilmişler en alt düzeyde bulunmalı ve ezip yok edilmelidir. Şii ve Sünni liderlerin gerçekleştirdikleri son çağrı, bu yolda atılan bir ilk adım olabilir.

Aynı Yazardan