Son Dakika
İnşa

Ortadoğu’da İran ve ABD

29 Ocak 2007 Bu sayfayı yazdır

Uluslar arası medya kuruluşları ABD’nin İran’a vuracağı darbeye dakikalar kaldığını ve bu operasyonun 2007 Nisan ayından önce başlayacağını söylemektedir

Ortadoğu’da İran ve ABD
Ortadoğu’da İran ve ABD YDH
Yazı boyutu
100%
4 dk okuma

Peter GONÇAROF Rus Haber Ajansı RIA Novosti'nin siyasi yorumcusudur. Bu yazıyı, RIA Novosti'nin internet sitesindeki Arapça sayfasından Furkan TORLAK çevirdi.

 

Ortadoğu’da İran ve ABD: Savaş mantığıyla cezalandırma mantığı arasında

 

“İran, Ortadoğu’ya hâkim olamayacak, Fars Körfezi'ni kontrolüne alamayacaktır. Bu noktada İran, ABD’nin bölgedeki çıkarlarını koruyacağını anlamak zorundadır. Aynı şekilde ABD, bölgedeki istikrarı sağlayarak, petrol ve denizdeki gazın güvenliğini temin edecektir.”  Bu yorum Başkan Bush’un bölgede güvenliği sağlamak üzere savaş uçakları taşıyan iki deniz filosu gönderme kararı alması üzerine ABD Dışişleri Bakan yardımcısı Nicholas Burns’ün yorumuydu.

 

Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy de birkaç gün önce “LCE” kanalında yaptığı konuşmada “uluslar arası toplumun, İran’dan nükleer alandaki tehlikeli çalışmalardan uzak durmasını istemesinin ‘savaş mantığı’ değil, “cezalandırma mantığı”na dayalı olduğunu ilan etti. Ancak İran konusundaki durum, -eğer genel olarak böyle bir şey varsa- uluslar arası toplumun iradesine rağmen bu günlerde büyük ihtimalle ikinci senaryoya taşınmaktadır.

 

Şu anda Fars Körfezi'ne doğru ABD deniz kuvvetlerinin oluşturduğu uçak taşıyan yeni bir vurucu filo ilerlemektedir. Uçak gemisi “Stennis. John C”ye, 3 binden fazla mürettebat, 80 uçak, 8 destek gemisi ve 4 nükleer denizaltı eşlik ediyor. Nitekim şu anda Fars Körfezi'nde “Eisenhower Dwigt D” tipi bir filo daha bulunuyor. “Stennis”in de körfeze ulaşması sonra o bölgede bulunan ABD deniz kuvvetleri iyice güçlenecek.

 

Yine körfez bölgesine yeni nesil Amerikan füzesavar sistemi olan “Patriot” füzeleri yerleştiriliyor.

 

Washington bu görüntüyü açıklama konusunda uzun süre sessiz kaldı. Eğer İran ABD’yi köşeye sıkıştırmayı başarırsa ne olacak? Gerçekte soru tersine sorularak “ABD, İran’ı köşeye sıkıştırırsa ne olacak” deniliyordu.

 

Böylelikle kastedilen eğer İran nükleer programını sürdürmeye devam ederse ABD esas hasım sıfatıyla İran’ı önce cezalandırıcı uçaklarla sonra da askeri operasyonla karşı karşıya bırakacaktır. Bu düşünce ABD’yi felakete götüren bir senaryoyla karşı karşıya bırakacaktır. Buna göre İran’ın Fars Körfezi'ndeki tüm petrol ve gaz alt yapısı vurulacak; öte yandan iki petrol gemisi batırılarak Hürmüz boğazı kapatılacak ve Irak’ta savaş başlayacaktır. Böylelikle ABD nihai suretle sıkıntıya düşecektir. Buradan çıkarılacak sonuç, İran’a karşı bir askeri operasyonun ABD için bir intihar anlamına geleceği ve ABD’nin böylesi bir operasyona kalkışmayacağı yönündedir.

 

Dolayısıyla “neler oluyor” sorusu gündemden düşecek; ancak “Acaba ABD, İran’la savaşmaktan uzak durmayı başarabilecek midir?” sorusu gündemde kalacaktır.

 

Bu sorunun canlılığı açıktır. İran şu anda nükleer programını bırakmayı düşünmemektedir. İran birçok kez, İran yılbaşında (İran takvimine göre 21 Mart’ta) 3 bin santrifüjlük uranyum zenginleştirme tesisini açacağını ilan etmiştir. Bu da İran’ın nükleer yakıt anlamında üstün seviyeye erişmesi demektir. Bu da siyasi bir iradeye bağlı olarak istenilen zamanda nükleer bomba üretiminin yapılabilmesinin yolunun açıldığını gösterir.

 

İran’ın uranyum zenginleştirmede bu seviyeye ulaşması durumunda Washington’un büyük bir sorunla karşı karşıya kalacağı açıktır. Bu durumda ABD, ya Tahran’ın nükleer bomba sahibi olmasına razı olacaktır yahut askeri operasyona kalkışacaktır. Rus uzman Alexei G. Arbatov’ın görüşüne göre bu da ABD’nin “sınırlı” şer ile “büyük” şer arasında kalacağını göstermektedir. ABD açısından “büyük” şer İran’ın nükleer bomba üretmesidir. Eğer ABD, İran’a karşı doğrudan karşı koymazsa “sınırlı” şer seçeneği seçmelidir.

 

ABD de uygun duruşu sergilemek için hazırlıklara başlamıştır.

 

Bu noktada Dubai’deki “Arap Körfezi Araştırma Enstitüsü”nün raporu da dikkat çekicidir. Enstitü, Nicholas Burns’ün Başkan Bush’un açıklamalarına yönelik bir rapor hazırlamıştır. Raporda, Tahran’ın “Körfez İşbirliği Konseyi’nin, İran’ın nükleer silaha sahip olması ile ABD’nin İran’a bir darbe vurması arasında bir tercihte kalması durumunda ikinci seçeneği tercih edeceğini” anlaması gerektiği vurgulanmaktadır.

 

Dubai’deki bu enstitü, konseyin savunma kuruluşlarının düşünen aklı konumundadır. Konsey bölgedeki petrol zengini altı ülkeden oluşmaktadır. Bu ülkeler Suud Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt, Amman ve Katar’dır. Bu altı devlete Bush’un yeni Ortadoğu stratejisini destekleyen Ürdün ve Mısır’ı da eklemek gerekir.

 

Uluslar arası medya kuruluşları ABD’nin İran’a vuracağı darbeye dakikalar kaldığını ve bu operasyonun 2007 Nisan ayından önce başlayacağını söylemektedir.

 

Evet, Pentagon Başkanı Robert Gates başka bir şey söylemektedir. O, savaş çıkacağını sanmamakta ve pazarlığa çağırmaktadır. Ancak İran, ABD’nin Irak’ta sıkıntıya düşmesi dolayısıyla ABD’ye tehlikeli düşman olarak bakmadığı için Washington’un Tahran’la doğrudan pazarlığa girişmesinin bir getirisi olmayacaktır. Gates’e göre söz konusu olan bir savaş değil, savaş uçaklarıyla destekli filoların Körfez'e gitmesiyle İran’a siyasi baskı uygulama noktasında iyi bir unsura sahip olunacağıdır.

 

Ancak “Gates’in iyi baskı unsuru” Washington’un dilediği gibi İran’ın etkileyebilecek midir?

Aynı Yazardan