Başkan’ın planındaki beş kusur
Post-sömürgeci çağda, sömürgeci bir savaşa girmek ve sürdürmek, ancak öz-yıkım olarak değerlendirilebilir
SAAF-Zbigniew Brzezinski’nin 12 Ocak 2007 tarihinde Washingtonpost’ta yayınlanan “Five Flaws in the President's Plan” başlıklı yazısını arkadaşımız Başat İlker çevirdi.
"ABD eski başkanlarından Jimmy Carter döneminde Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevi yapan Zbigniew Brzezinski, Financial Times gibi önde gelen uluslar arası basın kuruluşlarında yazılar yazmaktadır."
Başkan’ın planındaki beş kusur
Başkanın konuşması beş temel fikri ortaya koyuyor.
Iraktaki durumu diğer başkan demeçlerine göre, çok daha gerçekçi bir biçimde analiz ediyor.
- Başarısızlık için kişisel sorumluluğun kabulüyle, mesuliyeti üzerinden atma gibi tipik insan psikolojisi tavrı sergilense de başarısızlığı kabul ediyor. Verilen mücadeleyi, genç bir demokrasiyi uç gruplara karşı koruma savıyla açıklayıp Irak’taki direnişi basitleştiren, Amerikan toplumunu teröristlerden koruma çabası gibi söylemlerde ısrar edilmeyen konuşma metninde, 11 Eylül’den beri Başkan Bush’un geleneksel retoriği haline gelmiş İslam fobisi için daha yumuşak bir dil kullanılmış. Tüm bu önermelere artık daha şüpheli yaklaşılıyor.
- 21,500 askerin daha bölgeye yerleştirilmesi, taktiksel yönden çok anlam içermeyen, stratejik hiçbir yarar sağlamayan politik bir hile. Savaşın askeri olarak kazanılması için yetersiz.
- Süregelen mezhebi ve etnik çatışmalara, yaşanan kargaşaya, Amerikan karşıtı isyana çözüm getirmeyecek, yeni ABD güçlerini kanlı bir sokak kavgasına çekecek bir uygulama.
“Bağımsız” Irak rejimine belirli “ölçütleri” dayatırken, Suriye ve İran’ın gösterdiği dış tehdide vurgu yaparken Birleşik Devletler ordusunun katılımını artıran karar, yönetimi, birisi ölçütlerin karşılanmadığı yönündeki artık aşikâr olan -veya olmak üzere olan – iki seçenekle yüzleştiriyor. Birinci seçenek “suçla ve kaç” politikasının uygulanması: Irak hükümetinin devri başarmayacağı. Bu seçenek, Başkanın A.B.D.’nin çekilmesinin kaçınılmaz ve korkunç sonucu olarak altını çizdiği, şüpheli “devrilen domino taşları” senaryosu için çözüm sağlamayacak. Diğer seçenek, belki de Bush’un kafasında zaten var olan, savaşı Suriye’ye ve İran’a düzenlenecek askeri harekâtla yaymak. Bu, başkanın çevresindeki ve beyaz saray dışındaki neo-conların üzerinde durdukları bir güvenlik iddiası. Örneğin Sen. Joseph Lieberman gibi, diğerleri de bu yolu tercih edebilir.
- Konuşma, sonucunda politik çözümü öngören, bir çerçeve geliştirme olasılığını bile araştırmıyor. Politik çözüm arayışı, itibar gören ve fiziki güç kullanan tüm gerçek Irak politik liderleriyle Amerikanın oluşturacağı birliğin A.B.D’nin en son geri çekilme tarihi konusundaki mutabakatını sağlayacak ciddi bir diyalogu gerektirmektedir. Yapılan anket sonuçları, Irak halkının çoğunluğunun nispeten en kısa dönemde A.B.D.’nin geri çekilmesini istediğini gösteriyor. Mutabakat sonucu belirlenen tarih, Irak’ın tüm komşularını bölge güvenliği ve istikrarı ile ilgili ciddi tartışmaların içine çekecek çabaları kolaylaştıracaktır.
A.B.D.’nin İran ve Suriye ile diyalog imkânlarını reddetmesi, yönetimin stratejik anlayış yerine sloganizmi esas alan diplomatik tarzına uygun bir öz dışlama politikasıdır.
- Demeç, çağımızı önemli derecede yanlış anladığımızı yansıtmaktadır. Amerika, Irak’ta sömürgeci güç rolü oynamaktadır. Ancak sömürgecilik çağı çoktan geçmiştir. Post-sömürgeci çağda, sömürgeci bir savaşa girmek ve sürdürmek, ancak öz-yıkım olarak değerlendirilebilir. Bu Bush’un politikasının öldürücü kusurudur.
