Almanya ve Rusya Avrupa'nın Sınırlarını Yeniden Çiziyor
MK Bhadrakumar 29 yıl Hindistan Dışişleri Bakanlığı’nda görev yapmış bir diplomattır. Bu süre içerisinde Özbekistan (1995-98) ve Türkiye’de (1998-2001) Büyükelçi olarak görev yapan MK Bhadrakumar’ın 13 Nisan 2006 tarihli yazısını asiantimes.com’dan arkadaşımız TUBA KARASU çevirdi.
“Biz sorduk. O reddetti.” Bu hüzünlü cümleler bu hafta Brüksel’de gerçekleştirilen Kuzey Amerika ve Avrupa Liderler Zirvesi’nde konuşma yapan Polonya Savunma Bakanı Radek Sikorski’ye aitti.
Sikorski bu cümlelerle aslında Varşova’nın Almanya Başbakanı Angela Merkel tarafından kabul edilmeyen bir boru hattı projesi hakkındaki şikâyetini de dile getirmiş oldu. Merkel, Baltık ve Kuzey Avrupa üzerinden geçecek olan bu boru hattı projesini –selefi Bernard Schroder’in de müzakere etmiş olmasına rağmen- göz ardı etmiş ve Polonya’nın bu projeye 10,5 milyar dolar yatırım yapma isteğini de kabul etmemişti. Berlin’in enerjisini Moskova’ya bağlayacak olan bu hattın, aynı zamanda Polonya ve Baltık ülkelerinden geçmesi planlanıyordu.
1990’ların başında, Sovyetler birliğinin çöküşünün ardından planlanan bu gaz hattı projesi; Rusya’nın, gazını Avrupa’ya ihraç ederken Beyaz Rusya ve Ukrayna gibi ülkelere olan bağımlılığını azaltmayı amaçlıyordu. Plana göre 1,200 kilometrelik bu boru hattı, gazı Rusya’nın Baltık Denizi’ndeki kıyılarından uluslar arası suları kullanarak Polonya ve Baltık ülkeleri üzerinden geçerek Almanya’nın kıyısında bulunan Griefswald’a getirecekti.
“Polonya üzerinde bulunan koridor ve anlaşmalara çok hassastır. Bu Locarno geleneği, Molotov- Ribbentrop geleneği ve 20. yüzyıldır. Biz bunların tekrarlarını istemiyoruz.”şeklinde konuşan Sikorski 20. yüzyıl tarihinin en üzücü olayının Polonya’nın Avrupa süper güçleri arasında sıkışıp kalması olduğunu belirtmiştir.
Sikorski ayrıca “Eğer Avrupa bulunan Almanya gibi önemli ülkeler dış ilişkilerinde ve güvenlik işleriyle ilgili meselelerde bütün Avrupa ülkeleriyle dayanışma içinde olmak istediklerini söylerler, Daha sonra da BM’nin geliştirilmesi ve enerji ilişkileri gibi konularda ABD, Rusya ve Çin’e ayrıcalıklar tanıyan ortak bir siyaset takip etmek isterlerse, o zaman birleşme temeline dayanan ortak çalışmaya ne olacak?” diye de sormayı ihmal etmedi.
Bu konuşmanın asıl amacı Transatlantik liderlerini uyarıp onların dikkatlerini Rus- Alman boru hattının uluslar arası sisteme adapte olabilmiş geniş Orta ve Doğu Avrupa ile Avrasya’ya doğru uzatma gerekliliğine çekmekti.
Avrupa’nın bir numaralı gücü olan Almanya’nın ekonomisinin gerilemesi ve Rusya’nın 21. yüzyılın enerji süper gücü olarak artan statüsü (ve Çin’in de yükselişi) dikkate alındığında, bu üç ülke Euro-Atlantisizmi çok derinden etkileyeceklerdir.
Bunun işaretleri de açık ve belirli olan güçleri giderek müphemleşmeye başlamasıdır. Aslında Sikorski bu konuşmasını; geçen hafta Çarşamba ve Perşembe günlerinde, Batı Sibirya’nın petrol şehri olan Tomsk’da, Merkel ve Rusya Başbakanı Vladimir Putin arasında gerçekleşen zirveden hemen sonra yaptı.
Zirvenin gerçekleştirildiği yer ve zaman da kimsenin dikkatinden kaçmadı. Bu zirve tam da North Atlantic Treaty Organization’ın yabancı bakanlarının Sofya’da yaptıkları toplantı ile çakışıyordu. Aslında ABD Genel Sekreteri Condolezza Rice’da bu toplantı vesilesiyle hem NATO’nun eski Sovyetler Birliği sınırları içinde genişleme evrelerini hem de Karadeniz’de yeni bir ABD askeri üssü açma düşüncelerini gündeme getirerek Rusya’nın cesaretini kırmaya çalıştı.
Tomsk Zirvesi’nden önce sorulan sorular; “Acaba Almanya’nın Rusya’ya açılması önceki sosyal demokratların geçici bir yönetimi mi, yoksa onların varisleri de bu ilişkileri geliştirmek istiyorlar mı?” şeklinde idi. Gerçekleşen zirve bu yündeki bütün şüpheleri gidererek Rus-Alman ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdı.
Merkel genel olarak Moskova ile olan ilişkilerini belirli bir düzeyde tutup fazla ilerlememek konularında imalar yapıyordu. Esasen Washington’da bu tavrı destekliyor ve böyle devam etmesi konusunda Almanya’yı uyarıyordu. Bu öneriler, Merkel’in Ocak ayında gerçekleştirdiği Washington ziyaretinin ana temasını teşkil ediyordu. Tomsk Zirvesi, Merkel’in, Schroder’in Rusya ile ilgili politikasına devam eden ve Almanya’nın çıkarlarını da oldukça önemsediğini gösterdi. Tüm bu gelişmeler hiç şüphesiz Washington’ı kızdıracak ve Avrupa başkentleriyle Moskova’ya karşı birleşmek isteyecektir. Zaten Sikorski’nin feveranı da bu gelişmeler yüzündendi.
Washington, Avrupa hükümetlerini kendisinin liderliğini yapacağı bir platformda yönlendirmek istiyor. Bu sayede enerji güvenliği meselesini de tamamen sağlama alacağını düşünüyor. Daha basit bir açıklamayla; ABD, Avrupa’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığı sebebiyle, bu ülkelerin Moskova’nın politik şantajlarına maruz kalabileceğini düşünmektedir. ABD’nin tüm bu çabalarının asıl amacı, Moskova ile bir “Sınırlı Ortaklık” kurarak bu ülkenin bir dünya devi haline gelmesini önlemektir.
Moskova’ya göre enerji güvenliğini sağlama için iki birbirine bağlı olan koşul vardır. Bunlar; Tüketici konumunda olan ülkelerin enerji taleplerinin, Rusya’nın onlara sağladığı miktarla aynı olmasıdır. İşte Merkel’in ziyaretinden sonra ABD Avrupalı ülkeleri bu koşulları reddetmeleri için teşvik etmeye başlamıştır. Bu konseptin özellikle vurguladığı konu, Rusya’nın gaz depolaması, gaz pazarı ve Avrupa’daki enerji firmaları üzerinde yetkinlik kazanmasıdır.
Washington, enerji güvenliği konusunda Rusya ile arasındaki tansiyonu 15 Haziran itibarıyla, St.Petersburg’da sekiz grubun zirvesinin gerçekleşeceği sırada artırmayı düşünmektedir. Böylece Moskova’nın, endüstri ülkeleriyle arasındaki uzun dönemli projelerin dondurulacağını fark etmeyeceğini düşünüyor.
Avrupa ülkelerini kendi liderliğinde birleştirip bu ülkelerin Rusya’ya karşı ortak bir tavır sergilemesini sağlamak şu anki ABD stratejilerinden biridir. Ancak gerçekleştirdiği zirveyle Merkel, bu stratejiye büyük bir alternatif oluşturmuş ve bazı Alman firmalarının Rusya ile büyük anlaşmalar yapmalarını sağlamıştır. Aynı zamanda da Rusya’daki Gazprom şirketini kabul ederek Avrupa enerji dağıtım ağında yeni fırsatların oluşma ihtimalini yükseltmiştir.
Putin ve Merkel Tomsk’da, Gazprom ve Alman BSF adına 30 yıllık bir periyodun üzerinde sürecek, 25 milyar metreküplük ortak doğal gaz üretimine imza atmışlardır. Bu anlaşma vesilesiyle de, Rusya tarihinde ilk defa yabancı bir şirketin kendi gaz rezervine girmesine izin vermiştir.
Bu anlaşma ile değiş tokuş edilecek varlıklar üzerinde de bir bakış açısı elde edilmiştir. Ayrıca Gazprom şirketi, BASF üyesi olan Wingaz’daki hisselerini %49’a yükseltmeye karar vermiş ve Libya’da üretim yapan BASF yardımcı şirketi Wintershall’den de bir hisse almaya karar vermiştir.
Eğer bu anlaşma gerçekleşirse Wintershall’in, Gazprom’un yan kuruluşu olan Severeneftegazprom’daki hissesi %34 olacaktır. Severeneftegazprom şirketi de BASF’nin Batı Sibirya’da bulunan Yuzhnom-Russkoye gaz kaynağındaki hissesini artıracaktır(Bu miktar yaklaşık olarak 600 milyar metreküptür). Batı Sibiryadaki bu kaynak da Transbaltik-Kuzey Avrupa gaz hattının ana kaynağıdır(Gazprom, bu hattan %51 hisse alırken, BASF ve Alman enerji kuruluşu EON ise %24,5 ‘ar hisse almışlardır).
Bu anlaşmanın Almanya’ya göre en güvenilir tarafı ise; Rusya’dan Almanya’ya gelecek olan bu enerjinin, Yuzhno-Russkoye’deki kaynak sayesinde en azından 15 yıl boyunca kesintisiz olacağıdır. Bu kaynakta üretime başlanma tarihi 2008 olarak belirlenmiştir. Bu arada Gazprom ve BASF’de Avrupa’ya doğal gaz satımı için ortak bir girişim(Wingaz Europa) oluşturma konusunda anlaşmışlardır.
Enerji ortaklığı dışında Tomsk Zirvesi’nde konuşulan diğer bir konu da tren yollarıyla ilgilidir. Bu zirvede Rus demiryolları ve Alman demiryolu operatörü Deutsche Bahn’ın nakliye trafiğini düzenlemek için ortak bir girişim oluşturmaları kararlaştırıldı. Bu oluşumla birlikte Rusya, Almanya ile Asya-Pasifik bölgeleri arasındaki ticaret yolunun merkezi haline gelecektir.
Zirveden çıkan bir başka sonuç da, Putin’in Rusya’nın dış borcu ile ilgili teklifi oldu. Putin, Rusya’nın Paris Club’a olan yıllık borcunun tamamını ödemeyi teklif etti. Rusya’nın bu borcu Almanya’ya olan 9,5 milyar dolarla birlikte yaklaşık olarak 29,8 milyar dolardır(Rusya 1992’de Sovyet hükümetiyle yaptığı bir anlaşmayla bu hükümetin 107,7 milyar dolarlık borcunu kendi üzerine almıştı).
Hiç şüphesiz Tomsk’da gerçekleşen bu zirve, global enerji ilişkilerinin tamamında çeşitli değişiklikler meydana getirecektir. Almanya, üzerinde anlaşma yapılan bu rezervlerin kendi enerji güvenliği için önemli olduğunu ve Rusya’yla çalışmalarının karşılıklı faydaya dayandığını vurgulamıştır.
Şu an bir alternatif olarak, diğer Avrupa ülkelerinin Almanya’yı takip edeceği düşünülebilir(Fransa Başbakanı Jacques Chirac’ın da Rusya’ya yöneldiği aşikârdır). Hollanda da Almanya’yı modelleyerek Gazprom’un kendi ulusal pazarına girmesine izin vermiştir. Bu durumda akla şu soru gelmektedir: O halde ABD enerji konusunda oluşturmak istediği Transatlantik liderliğini nerede kuracaktır?
Merkel’e destek veren -ve Hristiyan Demokrat Birliği (Christian Democratik Union) ile Alman endüstrisini birbirine bağlayan- Alman endüstri kuruluşlarının birleşiminden de anlaşılacağı üzere, Rusya ile Almanya arasındaki yakın ilişkiler Berlin’deki hükümetin değişmesine rağmen yinede Putin’in Schroder’le olan dostluğuna bağlıdır.
ABD, Doğu Avrupadaki küçük ülkeleri, Baltık bölgesini ve Kuzey Avrupayı Rusya ile Almanya’nın arasını açmak için kullanamaya çalışacaktır. Ancak şu da gayet açıktır ki, Berlin ve Moskova ne olursa olsun (hatta Polonya ve Ukrayna gibi ülkelerin çıkardıkları tüm zorluklara rağmen) ilişkilerini geliştirmek istemektedir.
Putin Rusya’nın yürürlüğe koymayı planladığı boru hattı projesi için Doğu Sibirya, Pasifik Okyanusu ve Baykal Gölünü kullanacağını, Tomsk’dan hemen sonra açıklaması hiç de tesadüf değildir.
Putin geçen Çarşamba günü zirvede şöyle konuşmuştur: “ Ne yazık ki, uluslar arası pazarda sürekli adaletsiz rekabetler tecrübe ediyoruz. Bizden istenen yüksek miktardaki enerji talebine karşılık şu an çok kısıtlanmış bir konumdayız. Satış yapabileceğimiz bir Pazar aramalı ve global gelişme sürecine bizde katılmalıyız. Şu an Asya-Pasifik ülkeleri çok hızlı bir gelişme göstermektedirler ve onların bize ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum.”
Aslında Putin, Avrupalı partnerlerine çok güzel bir seçenek sunmaktadır. Bu ülkeler ya Büyük Rusya Enerji Ekspresi’ni(Great Russian Energy Express) seçip bundan çok faydalanırlar ya da bu trenin, yüzünü güneşin doğduğu doğu ülkelerine çevirmesine seyirci kalırlar. Sikorski Merkel’e sorduğu soruyu belki de Sam Amca namına sormuştu. Bu şekilde düşünüldüğünde de Merkel’in bu soruyu olumsuz olarak yanıtlaması hiç de garip değildir.
