HABERLER    ANALİZLER
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
12-11-2012 tarihinde, 16:42 saatinde eklendi
Haftanın raporu: Suriye konusunda resmi yalanlar
Haftanın raporu: Suriye konusunda resmi yalanlar
Alptekin Dursunoğlu

YDH- 2011’de 1 milyon mülteci için hazırlık yaptığını açıklayan Ankara, savaşın şiddetlendiği bugünlerde “doluluk” gerekçesiyle Suriye sınırını kapattı.

 

YDH-2011’de 1 milyon mülteci için hazırlık yaptığını açıklayan Ankara, savaşın şiddetlendiği bugünlerde “doluluk” gerekçesiyle Suriye sınırını kapattı.

 

Haftanın Raporu

Rusya ve Çin’in BM’deki direnci sebebiyle 4 Şubat’ta Suriye’de Libya modeline uygun bir devrim gerçekleştiremeyeceğini gören Amerika ve bölgesel müttefikleri, 18 Temmuz’dan itibaren devrim hedefine vekalet savaşı yoluyla ulaşmaya çalışıyor.

Suriye’ye yönelik vekalet savaşında Amerika, koordinatör; Katar ve Suudi Arabistan finansör, Türkiye saha komutanlığı rolü oynarken, Libya ise silah ve militan akışında görev alıyor. Bu ülkelerin Suriye içindeki vekillerinin beklenenin aksine kısa sürede devrimi gerçekleştirememesi ve 18 Temmuz’da resmen başlatılan silahlı isyanın yıllara yayılacağı anlaşılan bir yıpratma savaşına dönüşmesi, bu savaşın asli taraflarını kaygılandırdığı görülüyor.

Suriye’ye yönelik vekalet savaşının sosyal ve ekonomik yükünü taşıyan ve bu savaşın yarattığı güvenlik sorunlarından etkilenmeye başlayan Türkiye, savaşın uzamasından endişe ediyor.

Amerika ise hiç de kısa sürmeyeceği görülen bu savaşta özellikle Stinger vb. hassas silahların kontrol dışı “terörist grupların” eline geçmesinden ve bu unsurların sahaya hakim olmasından kaygı duyuyor.

Rusya’dan Suriye’ye silah açıklaması

Bununla birlikte Amerika ve bölgesel müttefikleri, vekilleri aracılığıyla Suriye’de devrim gerçekleştirememelerinin faturasını, BM’deki engelleyici rolünden ve Şam’la Soğuk Savaş döneminden bu yana savunma alanında işbirliğini sürdürmesinden dolayı Moskova’ya kesmek istiyorlar ve Rusya’yı Suriye yönetimini silahlandırarak devrimi “geciktirmekle” suçluyorlar.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 5 Kasım’da yaptığı açıklamada Suriye konusunda kendilerine yöneltilen suçlamalara cevap verdi. Ülkesinin Suriye ile savunma alanındaki işbirliğinin Sovyetler dönemine kadar uzandığını hatırlatan Lavrov Suriye iç savaşında hiçbir tarafı tutmadıklarını, Rusya-Suriye askeri anlaşmasının, Suriye’nin dış güçlere karşı savunma kapasitesini yükseltmeyi amaçladığını söyledi.[1]

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, kendilerinin Suriye’ye verdikleri silahların uluslar arası yasalar ve ikili anlaşmalar çerçevesinde ve özelikle hava savunmasına yönelik silahlar olduğuna dikkat çekerek Suriye’deki isyancıları silahlandıran ülkelerin ise militanlara aralarında Stinger füzelerinin de bulunduğu saldırı silahları verdiğini söyledi.[2] Böylece ABD ve müttefiklerinin bu konudaki baskılarına boyun eğmeyeceklerinin mesajını verdi.

Çözümün adresi Cenevre mutabakatı

Suriye sorununun çözümü konusunda başından beri “devrim” seçeneğine odaklanan Amerika ve müttefikleri, çözümsüzlükten dolayı Rusya’yı suçlarken Rusya ise çözüm adresi olarak Cenevre mutabakatını göstermeye devam ediyor.

5 Kasım’da BM Suriye Özel Temsilcisi Ahdar İbrahimi ve Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil Arabi ile Kahire’de bir araya gelen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, "Cenevre'de alınan kararların uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak Batılı ülkeler ve bölgedeki bazı ülkeler, Suriye hükümetiyle değil, sadece muhaliflerle görüşüyor. Hatta onları zafer kazanana kadar savaşmak için yüreklendiriyorlar"[3] dedi.

30 Haziran’da Cenevre’de yapılan konferansta Suriye’de bir geçiş hükümeti kurulması konusunda anlaşmaya varılmıştı. Amerika ve müttefikleri, geçiş hükümetinde Beşşar Esed’in devre dışı bırakılmasını istemiş; ancak Rusya bu isteğin anlaşma metninde yer almasına izin vermemişti. Sonuç olarak Cenevre’de Beşşar Esed’in cumhurbaşkanlığında muhaliflerin de yer aldığı bir geçiş süreci başlatılması kararı çıkmış ve Şam yönetiminin de kabul ettiği Cenevre mutabakatına Amerika ve müttefikleri de imza atmıştı.

Elbette Cenevre mutabakatının hayata geçirilebilmesi için öncelikle çatışmaların durması ve muhaliflerin geçiş süreci için Şam yönetimi ile müzakerelere başlaması; yani bir anlamda Annan planının uygulanması gerekiyordu.

Fakat Annan planının sabote eden “Suriye’nin Dostları”, hem Suriye içerisindeki silahlı vekillerini silahlandırıp savaşa teşvik ediyor ve “Beşşar Esed’siz çözüm”de ısrar ederek muhaliflerin müzakere masasına oturmasını engelliyor hem de “Suriye’de dökülen kandan” Suriye’yi ve müttefiklerini sorumlu tutuyordu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Kahire’de ABD ve müttefiklerini, imzaladıkları Cenevre mutabakatına uymaya davet ederek çözümsüzlüğün Suriye ve müttefiklerinden değil, Amerika ve müttefiklerinden kaynaklandığını vurgulamış oluyordu.

Nitekim Amerika ve müttefikleri tarafından desteklenen Özgür Suriye Ordusu adlı silahlı grup, Lavrov’u doğrular bir şekilde Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed ve muhaliflerin uzlaşısına dayalı bir geçiş hükümetinin oluşturulmasını öngören Cenevre Mutabakatı'nı kabul etmediğini açıkladı.[4]

Ford planı ve yeni muhalif örgüt çabası

Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un 31 Ekim’de Suriye Ulusal Konseyi adlı örgütün feshedilerek tüm muhalifleri birleştirebilecek yeni bir örgütün kurulmasını istemesi[5], Suriye sorununda yeni bir dönemin başlamasına sebep oldu.

Suriye Ulusal Konseyi’nin 4 Temmuz’da Kahire’de yaptığı birleşme toplantısında sonuç alınamaması üzerine Amerika’nın eski Şam Büyükelçisi Robert Ford, ağustos ayı başında Kahire'de, Özgür Suriye Ordusu'nun da bulunduğu bazı muhalif grupları bir araya getirmiş ve Riyad Seyf girişimi adı verilen yeni bir muhalif oluşumun temelini atmıştı.

Clinton’un açıklamasından sonra Riyad Seyf öncülüğünde gelişen Ulusal Girişim Kurulu’nun kendi yerini alabileceğinden endişelenen Ulusal Konsey, 3 Kasım’da Katar’da toplanarak örgütü Amerika’nın talepleri doğrultusunda yeniden yapılandırmaya ve alternatif bir örgütün kurulmasını engellemeye çalıştı.

Üye sayısını 290’dan 435’e çıkarandı, kadınların temsil oranını yüzde 15’e ve alanda mücadele edenlerin temsil oranını da yüzde 33’e yükselttiğini açıkladı.[6] 8 Kasım’da da herhangi bir kadın üye yer vermemekle birlikte 41 kişiden oluşan bir sekreterya seçti, örgütün başkanlığına da bir Hıristiyan olan Corc Sabra’yı getirdi.[7]

Clinton’un açıklamasına tepki olarak radikalleşme tehdidinde bulunsa[8] da kendisini Amerikan taleplerine uygun olarak yeniden yapılandıran Ulusal Konsey, Riyad Seyf girişimi ile yeni bir alternatifin ortaya çıkmaması için birleşmeye de açık olduğu mesajını verdi ve nihayet, 11 Kasım’da Robert Ford’un girişimi ile Riyad Seyf öncülüğünde oluşan Ulusal Girişim Kurulu ile birleşti.[9]

Ulusal Konsey, “Suriye Muhalefeti ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu” adı verilen yeni örgütte bulunan 60 sandalyenin 22’sini elde etti. Yeni örgütün görevlerinin Suriye muhalefetini temsil edecek yönetim kurulu oluşturmak, geçiş hükümetini kurmak ve Suriye içerisindeki askeri konseyleri birleştirerek tek çatı altında toplamak olduğu açıklandı.[10]

Riyad Hicab yeniden sahnede

Yeni kurulan “Suriye Muhalefeti ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu” adlı örgütün kuracağı geçici hükümetin başkanlığı için adı geçen Suriye’nin firari başbakanı Riyad Hicab, Doha’daki toplantılar sürerken Ankara’ya geldi ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüştü.[11]

Clinton’un 31 Ekim’deki müdahalesi ile Katar’da bir araya gelen Suriyeli muhaliflerin toplantısı tüm Ankara tarafından olduğu gibi Erbil tarafından da dikkatle izleniyordu. Birleşik Arap Emirliklerine gittikten sonra Katar’a da geçen Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, Suriyeli Kürtlere ulusal birlik, amaç ve çıkarlarını göz önünde bulundurmalarını tavsiye etti ve Suriyeli Kürt siyasi parti ve grupları öncülüğünü kendisinin yaptığı Erbil Anlaşması’na bağlı kalmaya çalıştı.[12]

Siyasi muhalifleri ABD, silahlıları da İngiltere örgütlüyor

Amerika’nın Şam Büyükelçisi Robert Ford’un ağustos ayında başlattığı girişim ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un 31 Ekim’deki müdahalesi, Suriyeli siyasi muhaliflerin 11 Kasım’da yeniden örgütlenmesini sağlamıştı.

Ancak sadece siyasi muhaliflerin örgütlenmesi yeterli görülmüyor ve Suriye içerisinde savaşan silahlı unsurların da yeniden yapılandırılmasına çalışılıyordu. Burada da Amerika ve İngiltere arasında bir rol paylaşımı olduğu görülüyordu.

Bu kapsamda İngiliz hükümetinin, Suriye muhalefetini birleştirmek amacıyla silahlı Suriyeli muhalifler ile görüşmelere başlamayı planladığı, bu buluşmaların ise, Ürdün ve Türkiye’de yapılacağı açıklandı.[13]

Suriye konusunda resmi yalanlar

Erdoğan hükümeti, Suriye sınırına aralarında kara taarruzu için tasarlanmış zırhlı personel taşıyıcılarının da bulunduğu geniş çaplı bir askeri yığınak yaparken,[14] hükümetin Suriye politikasına bağlı olarak tüm resmi, yarı resmi ve “özel” çevrelerin Suriye konusunda yalanı bir enformasyon, siyaset ve diplomasi aracı olarak gördükleri anlaşılıyor.

Devletin resmi haber ajansı olan Anadolu Ajansı ile Doğan Haber ajansı, Suriye ordusundan ayrılan 7 generalin Türkiye’ye sığındığını bildirdi. Ancak bu haber Suriye devletinin yalanlamasına gerek kalmadan Özgür Suriye Ordusu adlı silahlı örgüt tarafından yalanlandı.[15]

Suriye krizini doğru olmayan verilerle yönetme tavrının sadece medya alanında olmadığı da görülüyordu. Ulusal Konsey’in Ford planına uyum çerçevesinde Katar’da yaptığı toplantıya katılan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 41 kişilik sekretaryası  içinde kadın ve azınlıklar olmadığı için Batılı ülkelerin Suriye Ulusal Konseyi’ne (SUK) sıcak bakmadığı iddialarına katılmadığını belirterek “Bu doğru değil. Kadın da var, azınlık da”[16] dedi hatta bu kadınlardan ikisiyle tokalaşarak görüştüğünü söyledi.

Halbuki Ulusal Konsey’in yeni genel sekretaryası şu isimlerden oluşuyordu:

İbrahim Miro, Ahmet Bekura, Ahmet Ramazan, Ahmet Seyyid Yusuf, Usame Şerbici, Bedr Camus, Bessam İshak, Cemal el-Vadi, Cemal el-Verd, Hüseyin Es-Seyyid, Hüseyin Abdullah, Hüseyin Abdulhadi Muhammed, Halid Salih, Halid Nasır, Halid Abdurrahman Zini, Halil el-Hac Salih, Ziyad Şefik Ebu Hamdan, Selim Abdulaziz el-Maslat, Said Lahdo, Süleyman el-Hıraki, Semir Neşşar, Sennan Hatahat, Abdulahad Estifu, Abdulbasit Seyda, Abdulkerim Aga, Ubeyde Nehhas, Ammar Ebu Hattab, Luey Safi, Muhammed Ahmed Ubeyd, Muhammed el-Dagim, Muhammed Bessam Yusuf,  Muhammed Hac Abdullah, Muhammed Faruk Tayfur, Muhammed Velid, Mervan Haco, Milham Ratib el-Derubi, Mueyyed Gazlan, Nezir Hakim, Hişam Merve, Heysem Rahme ve Vasil Şimali.[17]

Nitekim Ulusal Konsey bile, yeni sekreteryada kadın üye olmamasını üyelerin seçimle belirlendiğini söyleyerek açıklamışken, Davutoğlu’nun sekreteryada iki kadının bulunduğunu söylemesi şaşkınlık yaratmıştı.

Davutoğlu’nun bu tutumunun, kendisini Suriye Ulusal Konseyi (SUK) ile fazlaca özdeşleştirmesinden kaynaklandığı görülüyordu. Çünkü “SUK’dan ABD memnun değil, bundan dolayı ABD yeni bir süreç başlatıyor görüşüne de katılmıyorum. Suriye Kürt Ulusal Konseyi üyeleriyle de görüştüm. Kürtler de bize tam güven duyduklarını vurguladılar” diyen Davutoğlu, SUK’tan “biz” diye söz ediyordu.

Patriot bilmecesi ve Obama’yı savaşa zorlamak

Suriye sınırına askeri yığınak yapan Türkiye’nin uluslar arası bir destek kazanması durumunda savaşa pek hevesli olduğu biliniyordu.

İsimlerinin açıklanmaması kaydıyla uluslararası haber ajanslarına konuşan Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Türkiye'nin, Suriye sınırına Patriot füzesi yerleştirilmesi için NATO'ya resmi teklif sunmaya hazırlandığını açıkladı. Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu açıklamaları yalanladı.[18]

Gerçi başbakanın açıklaması, bu füzelerin satın alınmasına yönelik bir yalanlamaydı; ancak ABD yönetimi de Patriotların geçici konuşlandırılmasına yönelik olarak Türkiye’den herhangi bir talep almadıklarını açıkladı.[19]

Patriotlarla ilgili açıklamayı Davutoğlu yönetimindeki dışişleri bakanlığından hangi yetkilinin yaptığı belirlenemedi; ancak başbakanın yalanlamasına ve Washington’un Ankara’dan almadıklarını söylemesine rağmen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’de konuyla ilgili açıklama yapmak zorunda kalmış ve bunu balistik tehdide karşı önlem olduğunu söylemişti.[20]

Öte yandan geçtiğimiz ay İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’la yaptığı görüşmeden sonra Suriye konusunda müzakere seçeneğini gündeme getirecek şekilde aralarında İran ve Rusya’nın da bulunduğu çeşitli bölgesel kombinasyonlardan söz eden Başbakan Erdoğan, ABD başkanlığına Barack Obama’nın yeniden seçilmesinin ardından Suriye konusunda yeniden askeri seçeneğe döndüğünü gösterdi.

 Başbakan Tayyip Erdoğan, Suriye’de Esad’lı bir çözümün mümkün olmadığını savunarak, “Seçimler nedeniyle çok fazla Amerika’ya yüklenmedik. Görüşmelerimiz telefon diplomasisi ya da bir araya gelmek suretiyle olabilir. ABD’nin konuyu farklı bir şekilde ele almasının gereğine inanıyorum”[21] dedi. 

Ekonomi bakanından Suriye itirafı, ABD’den yalnız değilsiniz mesajı

Başbakan’ın Suriye konusunda neden tedirgin, aceleci ve öfkeli olduğunun cevabı Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın açıklamasında gizliydi.

Skytürk360 televizyonuna açıklamalarda bulunan Ekonomi Bakanı zafer Çağlayan “Kimsenin öngörüsünde olmayan bir mesele. Suriye’ye ihracatımızda kaybımız söz konusu. 2,5 milyar dolar ihracatta azalışımız var. Biz bunu pazar çeşitlemesi yaparak telafi ediyoruz”[22] dedi.

Bakan Çağlayan’ın “kimsenin öngörüsünde olmayan bir mesele” dediği şey, aslında Davutoğlu’nun Türkiye’yi sürüklediği Suriye politikasından ibaretti. Erdoğan hükümetinin Suriye politikası, Suriye’yi bir viraneye döndürürken, Türkiye’yi de 2.5 milyar Dolar kayba uğramıştı. Ancak Başbakan hala seçimler dolayısıyla yüklenmediği Obama’ya Beşşar Esed’i devirmek için daha fazla baskı yapmaktan söz ediyordu.

Öte yandan Türkiye’de Washington’un Suriye konusunda Ankara’yı yalnız bıraktığına ve askeri müdahalede bulunmadığına ilişkin şikayetler artarken, Ankara’nın gönlünü almak ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’ye düşmüştü.

Ricciardone, bir yandan seçimlerin ardından ABD'nin dış politikasında çok büyük değişiklik olmayacağını söyleyerek Ankara’nın duymak istemediği acı gerçeği dile getirirken, öte yandan da “Türkler de Amerikalılar gibi, askeri müdahaleye çok hevesli değiller” diyerek uluslar arası toplumun Türkiye'nin yanında olduğunu söyleyip Ankara’yı teselli etmeye çalıştı.[23]

2011’de 5 yıldızlı kamplar kuran Türkiye savaştan kaçan Suriyelilere sınırı kapattı

Erdoğan hükümeti, Suriye içerisindeki silahlı grupları destekleyerek bir an önce Şam yönetimini devirmek ve Suriye’nin oluşturduğu mali ve insani yükten kurtulmaya çalışıyordu; ancak silahlı gruplara verilen bu ölçüsüz destek, Türkiye’ye yönelik güvenlik sorunları yaratıyor ve Türkiye’nin yükünü arttırıyordu.

 Bir dışişleri yetkilisi, 9 Kasım’da yaptığı açıklamada son 24 saat içinde Suriye'den Türkiye'ye 8 bin kişinin sığındığı ve Türkiye'ye sığınanların sayısının 113 bine yaklaştığını açıkladı.[24]

Türkiye tarafından desteklenen silahlı gruplarla Suriye güvenlik güçleri arasında Ceylanpınar sınırındaki Resu’l- Ayn’da yaşanan çatışmalardan kaçarak Türkiye’ye gelmek isteyen Suriyeliler, içeri alınmadı. Mardin Valisi, Türkiye’ye sığınmak isteyen Suriyelilerin sınırın öteki tarafından tutulmasının sebebini kampların dolu olmasıyla açıkladı.[25]   

Halbuki Erdoğan hükümeti, 2011 yılında herhangi bir iç savaş olmamasına rağmen Suriyelilere muhteşem kamplar hazırlamıştı ve hükümet yanlısı gazeteler, bu kamplarda “5 yıldızlı hizmet”[26] verildiğini yazmıştı.

Ankara, 9 Haziran 2011’de Suriye’den 500 bin ila 1 milyon arasında mülteci beklediğini açıklamış[27] Davutoğlu da 16 Haziran 2011’de Suriyelilere kapıları kapatmayacaklarını[28] söylemişken Erdoğan hükümetinin savaşın en şiddetli olduğu bir dönemde Suriyelilere “kamplardaki doluluğu” gerekçe göstererek sınırı kapatmasını kimse sorgulama gereği duymuyordu.

Elbette durum son derece açıktı. 2011’de uluslar arası topluma Suriye’de insani bir facia olduğu görüntüsü verilmek istenmekteydi ve Erdoğan hükümeti 1 milyon Suriyeli gelecekmiş gibi hazırlık yaptığını belirterek göz alıcı bir insancıllık gösterisi yapmıştı.

Ancak 2011’de olmayan insani facia Erdoğan hükümetinin silahlı gruplara verdiği destek sebebiyle yakıcı bir gerçekliğe dönüşmüştü ve bu kez Erdoğan hükümeti “kamplardaki doluluğa” sığınıyordu.

 



Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
ahmet tarafından 12-11-2012 17:38:17 Tarihinde yazıldı.
harika bir yazı daha
farkındamısınız ama...taradığım bütün gazatelerde ortadoğu konusunda bu denli derin analiz yapan hiçbir yazar yok...bu konuda yazan bütün yazarlar en sonunda sizin yaptığınız bu analizlerin sonuçlarını yazmaya başladılar...kenarından köşesinden hepsinin ağzı sizin söylediklerinize geliyor...ama açık açık dile getiremiyorlar sizin gibi....sizden de çok yararlandıkları kanısındayım...kaleminize yüreğinize sağlık...burada size kesin olarak katıldığımı belirtmek isterim aynı zamanda şu sözüde hatırlatmak isterim "Gerçeği bilmeyen sadece aptaldır. Fakat gerçeği bilen ve ona yalan diyen, suçludur, canidir" saygılarımla...
ozan kemal tarafından 13-11-2012 11:23:44 Tarihinde yazıldı.
selam
haftalık analizler ve diğer yazılar çok bilgilendirici oluyor. efradını cami ve ağyarını mani, az çok gündemin içinde olan bizler için bile çok öğretici. ellerine sağlık.
Cihan ceyhani tarafından 17-11-2012 13:32:17 Tarihinde yazıldı.
selam
siyasi analiz derinlik, dikkat, takip ve geçmişlerin bilgilerine vakıf olmayı gerektirir. az çok bu işin içinde olmasak da faydalandık:)
Mücahit tarafından 19-11-2012 01:03:47 Tarihinde yazıldı.
Teşekkür
Haftalık raporlarlara ilişkin tek bir kaygım var, bir müddet sonra kesilebilecek olması. İnşaallah devam eder. Bir hafta içinde olup bitenleri kafamızda toparladığı gibi, ileriye dönük de nefis bir arşiv oluşuyor. teşekkür ediyoruz.
Diğer İlgili Başlıklar
ABD, Suriye’de petrolü çalmak için Blackwater’ı ve teröristleri kullanıyor 04-12-2019 tarihinde eklendi
Estonya’nın Rusya’dan toprak talebi 24-11-2019 tarihinde eklendi
ABD-İran sessiz savaşı Irak isyanına dönüştürüldü 06-10-2019 tarihinde eklendi
Rusya ve İran nasıl rakiplerinin stratejilerini yeniyor 24-09-2019 tarihinde eklendi
Arhangelsk’te patlama. Gerçekte ne oldu? 19-08-2019 tarihinde eklendi
İran ve Amerika arasında savaş çıkarsa… 16-06-2019 tarihinde eklendi
Türkiye ve Rusya: İdlib’de neler oluyor? 14-06-2019 tarihinde eklendi
Geçen hafta Balkanlar: Kosova’da neler oldu? 04-06-2019 tarihinde eklendi
Bızov’un makalesi için okuma notları ve bazı değiniler 08-05-2019 tarihinde eklendi
Putin dönemine dair bir analiz 08-05-2019 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Amerikan jokerleri
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım