HABERLER    ANALİZLER
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
17-12-2012 tarihinde, 21:36 saatinde eklendi
Haftanın raporu: Suriye bunalımında son viraj
Haftanın raporu: Suriye bunalımında son viraj
Alptekin Dursunoğlu

YDH- Şam’ın müttefiklerinin siyasi çözümünün başarılı olması, Suriye’ye uzun bir tedavi süreci; “Dostlar”ın devrimi, yeni bir belirsiz gelecek vaat ediyor.

 

Bu hafta başında yaşanan bazı gelişmeler Suriye krizine ilişkin yeni bir çözüm inisiyatifinin doğabileceğine işaret ediyor.

Bir süre önce Suriye içindeki muhalefet gruplarının temsilcileriyle Şam yönetimi temsilcilerini Tahran’da ağırlayan İranlı yetkililer, Suriye sorununun çözümü için 6 maddelik bir plan hazırladıklarını açıkladı.[1]

İran, Rusya, Çin ve Suriye’nin Beyrut büyükelçilerinin Suriye konusundaki istişare toplantısının[2] ardından İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın Suriye konusunu görüşmek üzere Moskova’ya gittiği açıklandı.[3]

Dostlar’ın güdümünde olmayan Suriyeli muhalifler, Ulusal Koordinasyon Kurulu’nun organizasyonu ile Roma’da bir konferans düzenlerken Moskova, konferansın Şam’ın karşıtları tarafından hükümet ile diyalog yapılması için genel platformun hazırlanmasına yardım edeceği umudu ile bu etkinliği desteklediğini açıkladı.[4]

Ve Suriye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Faruk Şara, "Hiçbir muhalefet bu savaşı askeri olarak bitiremez, güvenlik güçleri ve ordu ise nihai bir sonuca ulaşamaz… Suriye’nin varlığını savunmamız gerekiyor. Bir bireyin ya da bir rejimin hayatta kalması için savaşmıyoruz”[5] diyerek başta Rusya olmak üzere Şam’ın müttefiklerinin söylemiyle örtüşen bir pozisyon açıkladı.

Yeni Soğuk Savaş dengesi ve “Dostlar”ın yeni oyun düzeni

Uluslar arası alanda Suriye üzerinden bir tür yeni Soğuk Savaş dengesinin oluşmaya başladığı biliniyor. Suriye üzerinden yaşanan yeni Soğuk Savaş’ın bir tarafında ABD liderliğindeki “Dostlar” diğer tarafında da Rusya, Çin ve İran’dan oluşan Şam’ın geleneksel müttefikleri yer alıyor.

ABD liderliğindeki “Dostlar”, geçtiğimiz ay içerisinde Suriye konusunda şu adımları attılar:

1- Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 31 Ekim’deki açıklamasıyla Washington, Suriye sürecinde doğrudan liderlik rolü üstlendi.

2- “Dostlar”ın yönlendirmesiyle hareket eden muhalifler ABD liderliğinde Katar’da yeniden yapılandırıldı.

3- Yeni örgüte sahada savaşan gruplar üzerinde belirleyici olmak, geçici hükümet kurarak Şam’la müzakere seçeneğini devre dışı bırakmak ve savaş seçeneğini sürdürerek sonuca ulaşmak şeklinde bir yol haritası belirlendi.

Bu yol haritasına paralel olarak da 12 Aralık’ta Fas’ta yapılan “Dostlar” toplantısında Katar’da kurulan yeni muhalif örgüt “Suriye halkının yasal temsilcisi” olarak tanındı.[6] Bu tanımaya bağımsız olarak Amerika[7] da Avrupa Birliği de iştirak etti.[8]

Amerika, el-Kaide’nin Suriye kolu olarak nitelenen Nusra Cephesi’ni terör örgütleri listesine aldı.[9] Yeni muhalif örgütün liderleri Nusra Cephesi’nin terör örgütü listesine alınmasına sahadaki güçlerinden çekindikleri için söylem düzeyinde karşı çıkmakla birlikte[10] Koalisyon adına sahada savaşan silahlı gruplara komuta etmek üzere Antalya’da kurulan askeri örgütte Nusra Cephesine yer vermeyerek[11] ABD’nin beklentileri doğrultusunda adım attı.

Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), kurucusu ve komutanı Riyad Esad’a Antalya’da kurulan yeni örgütte yer verilmemesine rağmen, Katar’da kurulan yeni örgüte katılmayı prensipte kabul ettiğini; ancak Konsey'in hangi kademesinde ve yüzde kaç oranında yer alacağı konusunda görüşmelerin sürdüğünü açıkladı.[12]

“Dostlar”ın Şam’ın müttefiklerini teslime zorlamaya dönük psikolojik savaş manevraları

“Dostlar”ın elindeki kartları açarak oyundaki son sözünü söylediği izlenimi veren bu adımların ardından içerideki savaşın Şam yönetiminin aleyhine geliştiği, müdahale ihtimalinin bulunduğu, Rusya’nın Suriye tutumunu değiştirmekte olduğu ve Şam’ın düşmesinin an meselesi olduğu yönünde hava oluşturuldu.

Suriye yönetiminin kimyasal silahlarını bulundurduğu birden fazla yerde hareketlilik saptadığı öne sürüldü.[13] Şam yönetiminin muhaliflere karşı fosfor bombaları[14] ve Scud füzeleri kullandığı hatta Şam’ın bu füzelerle Türkiye’ye yerleştirilecek olan NATO Patriotlarını hedef alabileceği[15] iddia edildi.

Birleşmiş Milletler, Suriye’deki krizin sadece Suriye’yi değil komşu ülkeleri de tehdit etmeye başladığı uyarısı yaptı.[16] NATO Suriye’nin kısa menzilli balistik füzelerini Türkiye’ye yönlendirebileceği öngörüsünde bulundu.[17]

Şam yönetiminin kimyasal silah kullanma riskine karşı Türkiye sınırına Patriot füzeleri yerleştirilmesine karar verilmesi ve ABD uçak gemisi "USS Dwight Eisenhower”ın Suriye karasuları yakınına demir atmasının ardından Fransa da olası bir kimyasal silah saldırısına karşı Suriye açıklarına bir uçak gemisi gönderdi.[18]

Nihayet Türkiye’den sonra Amerika’nın da Rusya’ya Suriye konusunda bir çözüm planı önerdiği ve Rusya’dan Suriye politikasını değiştirmesini istediği[19] bildirildi.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un Dublin’de Rus meslektaşı Sergey Lavrov’a önerdiği planın; Suriye’deki yönetim yanlılarının, tüm muhalif grupların, farklı mezhep ve etnik toplulukların da dahil olduğu geçiş hükümeti kurulmasını öngördüğü açıklandı.[20]

Şam’ın müttefikleri ve siyasi çözüm

“Dostlar”ın Şam yönetimine ve müttefiklerine yönelik psikolojik savaş manevraları sürerken, önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “Suriye yönetiminin avukatı değiliz”[21] şeklindeki sözleri, ardından da Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov’un “Gerçeklere doğrudan bakmalıyız. Suriye’de rejim ve hükümet her gün biraz daha fazla alanın kontrolünü yitiriyor. Maalesef Suriye muhalefetinin zaferi göz ardı edilemez”[22] şeklinde yansıtılan sözleri “Dostlar” nezdinde heyecan yarattı.

Ancak Suriye konusundaki her uluslar arası çözüm girişimi öncesinde “Moskova, Şam’ı satmak üzere” propagandasına alışkın olan Rusya, herhangi bir tutum değişikliği içinde olmadığını bir kez daha açıklamak zorunda kaldı.

Devlet Başkanı Putin’in İstanbul’daki sözleri üzerine yapılan “Rusya tutum değiştirdi” yorumları Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov[23] tarafından Bogdanov’a atfedilen sözler de Rus Dışişleri Bakanlığı tarafından yalanlandı, Moskova’nın Suriye politikasında değişiklik olmadığı vurgulandı.[24]

Bütün bu gelişmeler, Suriye’ye ilişkin vekalet savaşı yoluyla gerçekleştirilecek “devrim”den başka bir seçenek sunmayan “Dostlar”ın tutumunda da sorunun Cenevre mutabakatı çerçevesinde barışçı yollarla çözümünü savunan Rusya, Çin ve İran’ın tutumunda da bir değişikliğin olmadığını gösteriyordu.

Nitekim “Dostlar”ın savaşı sürdürme kararlılığını yansıtan adımlarına rağmen savaş sürecinin uzaması halinde Rusya, Çin ve İran’ın değil; ama Amerika’nın tutum değiştirmesi çok daha muhtemel gözüküyor.

Zira Cenevre mutabakatına imza atan Amerika ile Rusya ve Çin’i farklılaştıran tek husus, Şam yönetiminin de kabul ettiği geçiş hükümeti sürecinde Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’e tayin edilmeye çalışılan kaderle ilgili.

Washington, geçiş hükümeti sürecinin “Esed’siz” olmasında ısrar ederken, Moskova, Pekin ve Tahran, herhangi bir ülkenin siyasi kaderiyle ilgili kararın başka ülkeler tarafından verilemeyeceğine, bunun uluslar arası hukuka aykırı olduğuna dikkat çekerek Esed’li veya Esed’siz devam edilmesine yabancı ülkelerin değil Suriye halkının karar vermesi gerektiğini savunuyor.

İki taraf arasındaki görüş farklılığına ilişkin bu ayrıntı, Clinton’un Dublin’de Lavrov’a ilettiği çözüm önerisinde de kendini gösteriyor.

Yazının başında Suriye krizine ilişkin yeni bir çözüm inisiyatifinin doğabileceğine işaret eden gelişmeler sadece Tahran’ın Suriye yönetimi ve bağımsız muhalifleri nezdindeki temasları ve çözüm planıyla sınırlı değil.

Çin, Suriye sorununun tarafsız, barışçı ve uygun şekilde çözülmesi için, taraflardan bir an önce Suriye halkının yönlendirdiği siyasi geçiş sürecini başlatmalarını isterken,[25] Rusya “Dostlar”ın güdümünde olmayan muhaliflerle temaslarını sürdürerek[26] siyasi çözümde buluşmasını sağlamaya çalışıyor.[27]

Sonuç:

Amerika liderliğindeki “Dostlar”ın kullandığı muhalif gruplar aracılığıyla Suriye’de başlattıkları vekalet savaşını bir süre daha devam ettireceği anlaşılıyor.

Ancak Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun umduğunun aksine sürecin Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in 2013 yılının ilk üç ayında çekilmesiyle[28] sonuçlanmaması ve bu vekalet savaşının el-Kaide unsurlarının artmakta olan nüfuzu sebebiyle “asılların” da kontrolünden çıkmaya başlaması durumunda aylardır ABD’yi bu vekalet savaşında liderliğe zorlayan Erdoğan yönetiminin bu kez Washington’dan siyasi çözüm dilenmek durumunda kalması beklenebilir.

Ankara’nın Batılı dostlarının Suriye’yi ağır ve acılı bir şekilde öldürmekte olan bu vekalet savaşı konusunda acelesinin de maddi bir külfete girmek niyetinde olmadığı ne kadar açıksa Erdoğan yönetiminin ısrarcı olduğu bu vekalet savaşından en büyük zararı Türkiye’nin görmekte olduğu da o kadar açık.

2013 yılının ilk üç ayında Suriye’de devrim hayali kuran Erdoğan yönetimi, bu vekalet savaşının kontrolden çıkarak uzaması durumunda bildik “Suriye’de dökülen kan ve sızlayan vicdan” söylemiyle Rusya ve İran’la birlikte bir siyasi çözüm arayışına girer mi bilinmez. Ancak kontrolden çıkacak bu iç savaşın artık Cenevre mutabakatı temelinde bir siyasi çözüm imkanını da ortadan kaldırabilecek olması kuvvetle muhtemel.

Savaş seçeneğinde ısrar eden “Dostlar”ın da Cenevre mutabakatı çerçevesinde bir barışçı siyasi çözümü yeniden diriltmeye çalışan Şam’ın müttefiklerinin de attığı son adımlar, Suriye bunalımında son viraja girildiğini gösteriyor.

Şam’ın müttefiklerinin siyasi çözümünün başarılı olması, Suriye’ye ve bölgeye uzun bir tedavi süreci; “Dostlar”ın devrimi, Suriye’ye ve bölgeye yeni bir belirsiz gelecek vaat ediyor.

  



Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
a.fuad tarafından 19-12-2012 23:56:36 Tarihinde yazıldı.
Son virajda sürprizler var !!
"Suriyede dökülen kan ve sızlayan vicdan"söylemini maske yaparak muhtemel tüm ateşkes ve barış girişimlerinin önünü tıkama da elinden geleni yapan Ankara,son virajda karşılaşacağı sürprizler karşısında "Kendim ettim kendim buldum"şarkısını söyleyerek kurtulamayacak ! Bir sürü yanlış politikalarla ülkemizi meçhul akıbete sürüklemekte ısrar eden Sayın Erdoğan ve sayın Davutoğlu vede akıl tutulmasındaki tüm suspus mahfiller,umulur ki hala vakit varken aklı selimi tercih ederler.
Diğer İlgili Başlıklar
ABD-İran sessiz savaşı Irak isyanına dönüştürüldü 06-10-2019 tarihinde eklendi
Rusya ve İran nasıl rakiplerinin stratejilerini yeniyor 24-09-2019 tarihinde eklendi
Arhangelsk’te patlama. Gerçekte ne oldu? 19-08-2019 tarihinde eklendi
İran ve Amerika arasında savaş çıkarsa… 16-06-2019 tarihinde eklendi
Türkiye ve Rusya: İdlib’de neler oluyor? 14-06-2019 tarihinde eklendi
Geçen hafta Balkanlar: Kosova’da neler oldu? 04-06-2019 tarihinde eklendi
Bızov’un makalesi için okuma notları ve bazı değiniler 08-05-2019 tarihinde eklendi
Putin dönemine dair bir analiz 08-05-2019 tarihinde eklendi
Yalan, provokasyon, bombardıman: Yugoslavya’nın yok edilişinin kısa tarihi 30-03-2019 tarihinde eklendi
Rusya: Sermaye ve iktidar arasındaki açı 09-03-2019 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım