MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
15/04/2007 - 22:10 tarihinde eklendi
Bölge ülkeleri, ABD ve Kürt yönetimi
Alptekin DURSUNOĞLU
“Kürtlere haddini bildirme”yi ABD’nin çekilmesine erteleyen bölge ülkeleri kadar, Kürtlerle ABD’nin çekilme sonrasına ilişkin bir stratejiye sahip olmadığı mı varsayılıyor?

Kürt meselesinin, kültürel hak ve özgürlük meselesi olarak ortaya konduğu dönemler artık geride bırakılıyor.

 

Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesinden itibaren, Kürt meselesi Kuzey Irak’tan başlamak üzere tüm bölgede artık “devletsiz bir halkın ulus devlete sahip olma hakkı” olarak ortaya konuyor.

 

Elbette Kürt meselesinin bu şekilde ortaya konmasının mazisinin bölge coğrafyasını ciddi bir şekilde değiştiren 1. Dünya Savaşı yıllarına kadar uzandığı söylenebilir. Bununla birlikte 1. Dünya Savaşı galiplerinin başta Irak olmak üzere bölgede yeni ihdas ettikleri yahut anlaşmaya vardıkları devletlerle kurduğu çıkar birlikteliği, Sevr’le Kürtlere vaat edilen sözün geri alınmasına sebep olmuştu.

 

Bölge ülkeleri, 20. yüzyılın başlarında “Şark Meselesi” diye adlandırılan meselenin, Batı tarafından tasarlanmış bağımsız Kürdistan’ı içeren bir bölgesel siyasi proje olduğunun farkındaydı. Binaenaleyh gerek Körfez Savaşı’ndan sonra 36. paralelin kuzeyinde fiili bir Kürt bölgesinin kurulması, gerekse Irak’ın işgal edilmesiyle bu bölgenin –şimdilik- federasyon şeklinde hukuki bir niteliğe kavuşması, başta Türkiye olmak üzere tüm bölge ülkelerine Şark Meselesi’yle tasarlanan projenin 100 yıllık bir gecikmeyle yeniden sahnelendiğini düşündürtüyor.

 

Bölge ülkelerine göre Batılı emperyalistler, 20. yüzyılın başlarında adına  “Şark Meselesi” dedikleri bölgesel siyasi projeyle Osmanlı İmparatorluğunu etnik ve siyasi temellerde bölmüştü ve Körfez Savaşı’ndan, 2003 yılındaki Irak işgaline kadar yaşanan süreçte Batı’nın Kürt ilgisinin temelinde yine “Şark Meselesi” bulunuyordu.

 

Bu teze göre Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı, bölgede işbirliğini en aza indirgeyen ve kontrol edilebilir bir bölgesel husumet ve çatışma zemini yaratan bir güç dengesi oluşturarak bölgesel aktörleri birbiriyle meşgul etmiş, böylece ihtiyaç duyduğunda yapacağı müdahaleleri bölgenin ihtiyacı haline getirmişti.

 

İran’daki şah rejiminin 1970’li yıllar boyunca Molla Mustafa Barzani’yi Irak’a karşı kullanması, 1980’li yıllarda Irak’ın İran’a karşı sürdürdüğü 8 yıllık savaş, 1990’lı yıllarda Saddam’ın Kuveyt’e saldırması ve Kuzey Irak’ta 36. paralelin kuzeyinde fiili bir Kürt devletinin kurulması ve son olarak 2003’teki Irak işgalinin Kürt bölgesine hukuki bir siyasi nitelik kazandırma çabaları, Batı’nın bölgedeki sözü edilen güç dengesinin son 37 yıllık sonuçları oldu.

 

Kürt sorunu konusundaki pozisyonunu bölgedeki ittifak ilişkilerine göre belirleyen ABD ve Avrupa, resmi düzeyde bu meseleyi siyasi boyutu vurgulu bir insan hakları sorunu olarak gündeminde tutuyor. Batı’nın gelecekte Kürt sorununu insan hakları sorunu olmaktan çıkarıp “devleti olmayan bir halkın devlete sahip olmak hakkı” şeklinde ortaya koymaya karar vermesi ise bölge ülkelerinin birbiriyle ve Batı’nın bölgesel çıkarlarıyla ilgili politikalarına bağlı gözüküyor.   

 

Irak’ın işgaline kadar bölge ülkelerinin Kürt meselesiyle ilgili tutumu, kendi Kürt’ünü bastırmaya, bölgesel rekabetler çerçevesinde komşunun Kürt’ünden komşu aleyhine siyasi ve askeri düzeyde yararlanmaya dönük olarak gelişti. Bölge devletlerinin komşunun Kürt sorunundan yararlanma politikası, kısa vadeli göreceli taktik kazançlar sağladıysa da bölgeyle ilgili istikrarsızlıkların bölge dışı müdahalelere imkan vermesi sebebiyle bu tür politikaların tüm bölgenin aleyhine stratejik sorunlar doğurduğu görüldü.

 

Bu çerçevede Hafız Esed yönetiminin PKK’ya verdiği desteğin, 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren Türkiye İsrail ilişkilerinin “stratejik ittifak” boyutuna taşınmasına gerekçe kılındığını hatırlamakta yarar var.

 

Tüm bölgenin ulus devlet olma yönünde akan yakın tarihi içerisinde ulusalcı Kürt hareketlerinin son yüz yıllık tarihi; yerel, bölgesel ve uluslar arası güç oyununda nesne olmaktan çıkıp özne haline gelme mücadelesi olarak özetlenebilir.

 

Binaenaleyh ulusalcı Kürt hareketler uluslar arası ve bölgesel satrancın taşları olarak kıymetlendirildiklerinin farkında olarak veya olmayarak yerel, bölgesel ve uluslar arası rekabetlerde güçlüden yana rol alarak Kürt ulusal idealleriyle eşitledikleri kendi konumlarını güçlendirmek şeklinde bir strateji izlediler. Bu aslında bir bakıma kimi bölge ülkelerinin uluslar arası güçler karşısında izlediği politikanın daha küçük ölçekte örnek alınmasından ibaretti.

 

Kürt ulusal hareketleri, son yüz yıllık süre içerisinde rakip Kürt lidere karşı yerel iktidarla, yerel iktidara karşı rakip komşu ülkeyle ve bölge ülkelerine karşı bölge dışı güçlerle işbirliği yaparak yahut mücadele ederek özne olmaya çalıştı.

 

Kuzey Irak’taki Kürt federasyonunun Başkanı Mesut Barzani’nin komşu ülkelerin iç işleri konusunda sergilediği cesaretin, 2003 sonrası süreçte aldığı rolden kaynaklandığı biliniyor. Bölge ülkeleri bu bilgiden hareketle, “işgal bir gün bitecek ve ABD Irak’ı terk ettikten sonra bizler baş başa kalacağız” türünden bir üstü örtülü tehditle Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimi muhatap alıyor.

 

Halbuki Irak’tan çekilecek ABD’nin, komşularıyla Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimi baş başa bırakacağı, sadece iyimser bir beklentiden ibaret gözüküyor. Zira Irak’ın toplam petrol rezervinin yüzde 40’ına sahip olan Kerkük’ün Kürt bölgesine dahil edilmesi, Kürt yönetimini bölgede kendi ayakları üstünde durmasını sağlayacak bir adım olarak hayata geçiriliyor ve Irak’tan çıkmadan önce Kerkük adımıyla Kürtlerin kendi ayakları üzerinde yürüyeceği yolu stabilize eden ABD’nin bu yolu sahipsiz bırakmayacağı ortadadır.

 

Kaldı ki tüm gerginliklere rağmen Kuzey Irak’a açılan sınır kapısını ekonomik gerekçelerle kapatmaya cesaret edemeyen komşu ülkelerin, Kerkük’e sahip olmuş bir Kürt yönetimiyle baş başa kalması durumunda da ona iyi dileklerini ifade etmekten başka söyleyeceği söz kalmayacak gibi gözükmektedir.

 

“Kürtlere haddini bildirme”yi ABD’nin çekilmesine erteleyen bölge ülkeleri kadar, Kürtlerle ABD’nin çekilme sonrasına ilişkin bir stratejiye sahip olmadığı mı varsayılıyor?

 

Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı 21/01/2018 - 17:13 tarihinde eklendi
İran’a dair iki tasvir 01/01/2018 - 09:04 tarihinde eklendi
Güncel
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
21:42 (25.03.2019)
El Cezire: Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrail'in Gazze'nin kuzeyini hedef alan saldırısında 3 Filistinli yaralandı.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım