MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
13/07/2012 - 14:17 tarihinde eklendi
“Düşürüldüğü iddia edilen” uçağın görev tanımı
Alptekin DURSUNOĞLU
Amerika ile birlikte Suriye’de bir tampon bölge oluşturmak için yapılacak operasyona ilişkin istihbarat toplamak için gönderilen Türk uçağının düşürülmesi planın çökmesine neden oldu.

Yerli ve Batılı “Yeni Muhafazakar” akılların Amerika’yı Suriye’ye müdahalede liderliğe zorlamak için kanlı bir sürecin ya da bölgesel bir provokasyonun gerekliliğini savunduğu biliniyor. İstenen şey, Rusya ve Çin vetosu sebebiyle BM Güvenlik Konseyi aracılığıyla yapılamayan müdahalenin bir oldubittiyle yapılması. Bu teze uygun bir gelişme 22 Haziran 2012’de yaşandı.

 

Suriye’den yayın yapan Dampress adlı haber sitesi, Suriye uçaksavarlarının hava sahasını ihlal eden iki yabancı uçağa Lazkiye’nin el-Bedrusiye bölgesinde müdahale ettiğini bildirdi ve uçakların İsrail’e veya Türkiye’ye[1] ait olabileceğini öne sürdü.

Bu haberin yayımlanmasından birkaç saat sonra Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Malatya Erhaç Meydanı’ndan kalkış yapan bir uçağımız ile bugün saat 11.58’de Hatay ili güneybatısında deniz üzerinde radar ve telsiz teması kesilmiştir" denildi. Hatay'ın Samandağ İlçesi'nin Çevlik sahilindeki görgü tanıkları, savaş uçağının Akdeniz'de kaybolduğu dakikalarda 3 kez ardı ardına patlama sesi duyduklarını söyledi.[2]

Brezilya’nın Rio de Jenario kentinde düzenlenen "BM Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi"ne katılan ve bir gün önceden Türkiye’ye dönme kararı veren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın uçakla ilgili 22 Haziran’da yaptığı ilk açıklamadaki ihtiyatlı ve sorumlu tavır dikkat çekiciydi.

Başbakan Erdoğan, düşen uçakla ilgili Genelkurmay Başkanlığı’nın gerekli açıklamayı yaptığını belirterek kişisel bir tutum açıklamaktan sakınıyordu. "Kesin bilgi olmadan uçağın düşürüldüğünü söyleyemeyiz. Biraz sonra resmi konutta toplantıda belli olacak" şeklindeki açıklaması, Erdoğan’ın uçağın hangi amaçla Suriye’ye gönderildiğinden ve yapılan planlamadan habersiz olduğunu yansıtır nitelikteydi. Erdoğan uçağın düştüğü yer olarak, "Hatay’ın güneyinde, Lazkiye’nin karaya yakın 8 mil uzaklıkta bir bölgede olduğu söyleniyor. Pilotlarla ilgili haber yok. 4 Hücumbotumuz, bunun yanında helikopterimiz, ayrıca Suriye’nin hücumbotları müştereken aramayı sürdürüyor"[3] diye konuşarak kendisine verilen bilgileri aktarmış olması, uçak düşürülünceye kadar uçağın görev kapsamı hakkında önceden bir bilgiye sahip olmadığı izlenimini veriyordu. Öte yandan Erdoğan’ın "Şu anda Genelkurmayımız zaten gerekli açıklamayı yaptı. Uçağımızın kaybı, düştüğü noktasında, 'düşürüldü' diyemiyorum. Çünkü, bu noktada kesin bilgiler elde olmadıktan sonra bunu söylemek mümkün değil,”[4] şeklindeki sözü ise gerilimin tırmanmasını arzu etmediğini düşündürür nitelikteydi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Başbakan Erdoğan’dan bir gün sonra yani 23 Haziran’da yaptığı açıklamada “Savaş uçaklarının sürati nedeniyle sınır ihlalleri zaman zaman olmaktadır. Bu bir kötü niyet değildir. Soruşturmamız kendi sınırlarımızda mı düşürülüp-düşürülmediği şeklinde olacaktır" diyerek bir yandan Türk uçağının Suriye hava sahasını ihlal etmesini mazur göstermeye çalışırken diğer yandan da uçağın Suriye hava sahasında düşürülmediğinin ortaya çıkması halinde Suriye’ye misillemede bulunulabileceğini ima ediyor ve “Neticesi çok ağır olduğu için detayları incelemeden net bir açıklama yapılmaz. Gereken yapılacaktır"[5] diye konuşuyordu.

Suriye yönetimi de Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül’ün ihtiyatlı açıklamalarına yardımcı olacak şekilde tansiyonu düşürücü açıklamalar yaptı. 22 Haziran gecesi, açıklama yapan Suriye ordu sözcüsü, "Kimliği belirsiz bir hava aracı alçak uçuşta ve yüksek hızla Suriye karasularına girdi. Bunun üzerine Suriye savunması uçak karadan 1 km ötedeyken uçağı vurdu. Uçak Lazkiye sahilinin 10 km ötesine düştü. Hedef bir Türk uçağı çıktı. Yasalara göre uygun olan prosedürler uygulandı. İki ülkenin deniz kuvvetleri ortaklaşa pilotları arama çalışması yürütmekte"[6] diyerek gerilimin dozunu düşürmeye çalışırken 23 Haziran’da A Haber televizyonunun sorularını cevaplayan Suriye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Cihad Makdisi de "Şu an için önemli olan şu ki, Türk ve Suriyeli deniz yetkilileri pilotları bulmak için birlikte çalışıyor. Umarım pilotları en kısa zamanda buluruz ve bu olayın üstesinden geliriz. Şuna dikkat edilmeli, Türkiye'ye karşı herhangi bir düşmanlık yoktu, sadece egemenliğimiz için savunmada bulunuldu... Bu bir kaza, kesinlikle saldırı değil"[7] demişti. Türk uçağının düşürülmesinden 2 gün önce Suriyeli bir pilot, kullandığı savaş uçağıyla birlikte Ürdün’e sığınmıştı. Suriye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Cihad Makdisi, Türk uçağının radarla değil çıplak gözle tespit edilerek vurulduğunu ve düşürüldükten sonra Türk uçağı olduğunun anlaşıldığını belirtip bu olaya da işaret ederek “uçak Suriye’ye ait olsa bile düşürürdük” demiş ve Türkiye’ye ortak bir araştırma komisyonu kurmayı teklif ettiklerini[8] açıklamıştı.

Aynı gün Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türk Hava Kuvvetleri'ne ait askeri uçağın Suriye tarafından düşürülmesiyle ilgili olarak dünya başkentleriyle telefon diplomasisi başlattı.Davutoğlu, Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague, Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Suud el Faysal, Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil Arabi ve AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ile telefon görüşmesi yaptı.[9]

Davutoğlu, 24 Haziran’da da TRT televizyonunda katıldığı programda Türk savaş uçağının görevine ve uçağın nerede ve nasıl düşürüldüğüne ilişkin açıklamalarda bulundu.

Davutoğlu, düşürülen uçağın Suriye’nin şu an yaşadığı krizle ilgili bir görev tanımına sahip olmadığını belirterek uçağın ulusal radar sisteminin test edilmesi amacıyla görevlendirildiğini belirterek son bir yıldır rejimini devirmek için her türlü girişimde bulunduğu Suriye’yi böyle bir uçuştan tehdit algılaması çıkardığı için “ya art niyetli ya da amatör” olmakla suçluyordu.

"Çünkü bu kadar gerilimli bir ortamda bulunduğunuzda, Doğu Akdeniz'de bu kadar uzun sahili olan bir ülkenin her an kendi sahilini ve kendi topraklarını koruma kapasitesini kendisinin test etmesi ve sürekli bu eğitimin içinde olması lazım. Zihnimizde bizim bu konuda net bir tablo vardır. Uçağımızla ilgili tereddüt doğuracak herhangi bir durum, bir algı oluşturacak şey söz konusu değildir"[10] diyen Davutoğlu, Türk uçağının test uçuşu yapmasını “Doğu Akdeniz’deki gerilimli ortam” ile gerekçelendirirken sürekli olarak dış müdahale ve tampon bölge tehdidi altında tutulan Suriye’nin hava sahasını ihlal eden bir uçaktan tehdit algılamasını “art niyetli” olarak nitelendiriyordu.

“Uçağın güzergahının İskenderun Körfezi’nden Akdeniz’in belli derinliğine gidip dönme şeklinde planlandığını” belirten Davutoğlu, uçağın Suriye hava sahasını ihlal ettiğini kabul etmekle birlikte uçağın uluslar arası hava sahasında vurulduğunu; ancak Suriye karasularına düştüğünü söylüyor ve şöyle diyordu:

"Uçağımız uluslararası hava sahasında vurulmuştur. Uzun çalışmalarımız sonucunda net olarak ulaştığımız neticedir, uçağımız uluslararası hava sahasında vurulmuştur; Suriye sınırına 13 deniz mili uzaklıkta vuruluyor. Radar görüntülerimiz ve elimizdeki veriler, uçağımızın vurulduktan sonra pilot kontrolü ortadan kalktığı için düzensiz hareketlerle, o anda zaten merkezle irtibatı kesilir, doğal olarak, kontrolü kaybettiği için Suriye karasularına düşer. Yani vurulduğu andan sonra Suriye karasularına düşer. 8 mil açıkta denize düşer. Bizim gördüğümüz tablo, elimizdeki veriler bu."[11]

Saatte 900 kilometre huzla giden Türk uçağının Suriye hava sahasını 5 dakika[12] “istem dışı” ihlal ettiği mazeretini ileri süren Davutoğlu, uçağın uluslar arası sularda vurulduğunu belirterek Suriye’yi suçluyor ve şunları söylüyordu:

"Bütün bu süreçte uçağımıza yapılmış hiçbir uyarı yok. Burada Suriye'nin gündeme getirdiği iddia, bir ihlal var mı? İlk misyonu yapıp Türkiye'ye dönerken kısa süreli olarak Suriye hava sahasına girmek söz konusu. Ama bu, vurma olayıyla alakalı değil." "Bu olaydan yaklaşık 15 dakika önce böyle bir ihlal söz konusu; ama bu ihlal esnasında Suriye tarafından verilmiş herhangi bir mesaj ya da uyarı yine yok. Aksine bizim merkezi radarımızdan uçağımıza giden 'Yanlış rotaya girdin' uyarısı üzerine - Orda çünkü topoğrafya birbirine çok benzediği için, Türk hava sahasına gireceğim derken kısa süreli bir ihlal yaşanıyor.- pilotlarımız süratle Suriye hava sahasından çıkıp orayı terk ediyorlar. Bu, vurma olayından 15 dakika önce oluyor. Daha sonra Türk hava sahasına giriyor uçağımız ve tekrar rutin görevine döner. Vurulma olayı, bundan, bizim hava sahamıza girdikten yaklaşık 12-13 dakika sonra uluslararası hava sahasında 13 mil uzakta olur."

Suriye tarafının uçağı Suriye hava sahasını ihlal ettiği için düşürdüklerine ilişkin savunmasını da geçersiz sayan Davutoğlu, şunları söylüyordu: "Bir olay bitmiş, o ihlal, istenilmeyen bir ihlal, kasıtlı olmayan ve her zaman olabilecek, çoğu zaman bizim hava sahamızda da olabilen ve karşılıklı - ki bunun birçok aşaması var. Velev ki böyle bir ihlal olmuş olsa - önce mesaj göndereceksiniz uçağa. Çünkü uçağın kimliği açık, kanalları açık. Kendini gizlememiş. Uçarken bu açık bir şekilde belli. Ona mesaj göndereceksiniz, uyaracaksınız; ola ki bir yanlışlık olmuştur. Son birkaç ay içinde bile bizim sınırlarımızda böyle oldu; dost ülkeler, komşu ülkeler tarafından da karşılıklı mesajlarla bu aşılabildi. Bu her zaman olabilecek bir şey. Olmadı, uçak kaldırırsınız, kontrollü bir şekilde davranırsınız. O da olmadı, daha açık bir uyarı gerçekleştirirsiniz veya uçağı inmeye zorlarsınız. Bütün bunların olabileceği kadar bir süre zaten Suriye hava sahasında kalınmış değil. Bunların hiçbir yapılmadan, bizim uçak Suriye hava sahasını terk ettikten sonra, uluslararası hava sahasına döndükten sonra ikinci bir vukuat oluyor, tabiri caizse. Bu açıdan da zihnimizde, olayın seyri nettir. Uçağımızın bu konuda Suriye tarafında herhangi bir hasmane tutumu olmamıştır. Süratle Suriye hava sahasını terk etmiştir, ilk aşamada. Ve bütün o süreç bittikten sonra da rutin görevine dönmüştür. Ve bu arada da, her an kanallar açık. Bize dönük de dışişleri kanalları ya da istihbarat üzerinden, 'Uçağınız böyle bir ihlal yaptı, sebebi nedir?' ya da yapmasın, böyle bir mesaj da yaşanmamış bu süreç içinde. Elimizdeki veriler, tabloyu bu şekilde ortaya koyuyor."[13]

Davutoğlu’nun, açıklamasını şu üç pozisyonu üreten bir kurgu üzerine bina ettiği anlaşılıyordu:

1- Mazeret: Uçak Suriye hava sahasını ihlal etti; ama bu isteyerek olmadı.

2- Haklılık: Suriye tarafı Türk uçağını uyarmadı.

3- Suçlayıcılık: Suriye, Türk tarafını uluslar arası hava sahasında vurdu.

“Mazeret” ve “haklılık” ortaya konup karşı tarafı sanık sandalyesine oturtma pozisyonu elde edildiğine göre sıra sanığa cezasının kesilmesine geliyordu.

Dışişleri Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun bununla ilgili söylediği “Biz fevri adım atmayız. Herhangi yanlış bilgiye dayalı bir eylem içinde olmayız. Önce bütün doneleri toplarız, ne olduğunu tespit ederiz, sonra da adımlarımızı kararlı bir şekilde atarız” şeklindeki ifadeleri, Ankara’nın tek başına ceza kesebilecek durumda olmadığını gösteriyordu.

Davutoğlu, “Bizim ulaştığımız resim ulusal ve uluslararası kamuoyu tarafından bugün görülecek.”, “Her bir adım bütün detayları düşünülerek, bütün verilere ulaşılarak atılacak ve derin devlet tecrübemizin gereği neyse o yapılacak” diyerek Avrupa Birliği ve NATO’dan gelecek desteğe göre adım atacaklarını söylemiş oluyordu.

Nitekim hükümet; askeri uçağın Suriye tarafından düşürülmesi konusunda, içeride siyasi partiler arasında ulusal düzeyde ortak bir tepki oluşturulması, dışarıda ise sorunun NATO gündemine taşınması için harekete geçti.
Hükümet kanadında yapılan toplantılarda konunun sadece Türkiye-Suriye konusu olmadığı, NATO ve uluslararası toplumu da ilgilendirdiği üzerinde duruldu. Toplantılarda bu çerçevede adım atılması ve NATO’nun devreye sokulması düşüncesi öne çıktı.[14]

Ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan’la görüşmesinden önce “Mustafa Kemal, 'Savaş zorunlu olmadıkça cinayettir' demiştir. Yedi düvele karşı savaşmıştır, ama bu ülkenin onuru için savaşmıştır. Ve savaşın sonunda şunu söylemiştir, 'Hem yurtta barış istiyoruz hem dünyada barış istiyoruz'. Daha dün bir uçağımız düşürüldü. Bizim Suriye ile ne alışverişimiz var? Neden Suriye'nin iç işine burnumuzu sokuyoruz? Neden Suriye ile savaşın eşiğine kadar geldik? Her yerde bunu sorgulamamız lazım”[15] hükümeti suçlamıştı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan’la yaptığı görüşmenin ardından da kendilerine kamuoyuna açıklananlardan başka bir bilgi veya yol haritası sunulmadığını belirtti “Türkiye’yi yönetenler Suriye yönetimini devirmek konusunda kendilerini teşvik eden sözde dostları tarafından yalnız bırakılmışlardır”[16] diyerek hükümeti eleştirdi; ancak Suriye’nin uçağı “Türk uçağı olduğunu bilmeden ve yanlışlıkla vurduklarına” ilişkin mazeretini de gerçekçi bulmayıp “Olay sineye çekilemez, üstü örtülemez, zamana yayarak unutturulamaz. Türkiye, saldırılarla her canı isteyenin rahatlıkla sınayabileceği bir ülke değildir. Kimse Türkiye’nin gücünü ve caydırıcılığını test etmeye cüret etmemelidir. Türk dış politikası da işi bu noktalara getirecek bir çizgide olmamalıdır”[17] dedi. Böylece hem bir muhalefet partisi olarak iktidarı eleştirmiş hem de “ulusal bir meselede” sorumluluk içinde hareket ettiğini göstermeye çalışmış oldu.

Diğer muhalefet partilerinden MHP’nin Lideri Devlet Bahçeli "Şam yönetimi elbette bunun hesabını vermeli ve bu tavrının karşılıksız kalmayacağını bilmelidir"[18]diyerek hükümete tam destek verirken BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak ise “uçağın orada ne işi vardı” sözüyle hükümetin Suriye politikasını sorguladı ve "Bunun ne kadar tehlikeli ve riskli bir politika olduğu dün yaşananlarla ortaya çıkmıştır. Öncelikle Türkiye'nin bu müdahaleci, askeri operasyon yanlısı ve bunu da Türkiye eliyle yapma heveslisi olmaktan kurtulması gerekmektedir. Dün yaşadığımız olay gerçekten üzüntü veren, olmaması gereken bir durumdu. Ancak bu, Türkiye'nin Suriye’nin, Ortadoğu politikasını sorgulamamıza vesile olabilecek önemli bir gelişmedir. Buradan yola çıkarak milli bir gururmuş gibi bu işi tanımlayıp, toplumu böyle hazırlayıp, bir müdahale ve bir sıcak çatışma sürecini başlatma yaklaşımı varsa, herkesin bunun karşısında durması lazım. Bir devlet için savaş uçağının düşürülmesi kolay kabul edilebilir bir şey değildir. Ama bunu kendisi bile 7-8 saat izah edemeyecek haldeyse, o uçağın orada ne işi vardı, hangi görev için gitti, niye sınır ihlali yaptı, bunların cevabını veremiyorsa bu zaten büyük bir problemdir. O nedenle biz bunun bir savaş politikasına vesile edilmesine kesinlikle karşıyız. Bunun Türkiye için, halklarımız için hayırlı bir şey olmayacağını biliyoruz"[19] diye konuştu.

Ankara’nın Suriye politikasına verilen dış destek iç destekten fazla

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Suriye politikasına Batılıların verdiği desteğin içeride verilen destekten fazla olduğu anlaşılıyordu. Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone “Türk jetinin Suriye tarafından düşürülmesi hayasız ve kabul edilemez bir harekettir"[20] derken Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ise “Türkiye, Suriye rejiminin kendi halkına uyguladığı şiddeti ele almaya yönelik uluslararası toplumun çabalarında bir lider. Suriye'de demokratik değişimi desteklemeye yönelik daha geniş kapsamlı çabalarımızın bir parçası olarak, Türkiye ile yakın işbirliğimize devam edeceğiz”[21] vurgusunu yaparak uçağın düşürülmesini “küstah ve kabul edilemez” ifadeleriyle kınıyordu.

Türkiye’nin “uluslar arası toplumun” Suriye’ye yönelik çabalarındaki “liderliğini” vurgulayan Clinton’un, olaydan hemen sonra “Türk hükümetine olan güçlü desteğini yeniden teyit” ettiği ve “Türkiye, BM Güvenlik Konseyi de dahil olmak üzere bu olaya vereceği yanıtını belirlerken, Türkiye ile yakın temasta kalmayı sürdüreceklerini” belirttiği açıklaması desteği de aşan bir teşviki andırıyordu.

Avrupa Birliği Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton da Türkiye'nin, askeri uçağının Suriye tarafından düşürülmesiyle ilgili uluslararası hukuktan doğan haklarını şimdilik saklı tuttuğunu belirtip Türk hükümetiyle yakın temasta olacaklarını[22] ifade ederek Clinton’la paralel bir tutum sergiliyordu.

26 Haziran’da Suriye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Cihad Makdisi, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun uçağın düşürülmesiyle ilgili iddialarını yalanlayan açıklamalarda bulundu.

Uçağın Suriye hava sahasını ihlal ettiğine dikkat çeken Makdisi, yaşanan olayın “Suriye’nin egemenliğinin açıkça ihlal edilmesi” olduğunu belirtmekle birlikte Türkiye’ye karşı düşmanlık beslemediklerini vurgulayarak gerilimi azaltmaya çalıştı. Uçağın Suriye sınırından 13 mil açıkta ve uluslar arası sularda düşürüldüğünü belirten Davutoğlu’nun iddialarını yalanlayan Makdisi, uçağın “Suriye topraklarının 1-2 kilometre açığında, saatte 800 kilometre hızla gittiğini”, “karaya doğru uçarken çıplak gözle bile görülebildiğini”, “uçağın füzeyle değil menzili maksimum 2.5 kilometre olan uçaksavar silahlarıyla vurulmasından dolayı uluslararası hava sahasında vurulmuş olmasının imkansız olduğunu” söyledi ve “Uçağın kuyruğundaki delikler füzeyle değil makineli tüfekle vurulduğunu kanıtlıyor”[23] dedi.

Aynı gün partisinin grup toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan ise Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun tezlerinin doğruluğunda ısrarcıydı. Uçağın uluslar arası hava sahasında vurulduğunu; ancak Suriye karasularına düştüğünü belirten Başbakan, “Türkiye’nin dostluğu ne kadar değerliyse, herkes bilsin ki Türkiye’nin gazabı da o kadar şiddetlidir” ve “Türkiye Cumhuriyeti ne yaptığını da ne yapacağını da gayet iyi bilmektedir. Türkiye olarak elbette savaş çığırtkanlarının tuzağına düşmeyiz. Ancak uluslar arası sularda uçağımıza yapılan saldırı karşısında susacak, tepkisiz kalacak bir ülke değiliz. Uluslararası hukuk çerçevesinde bu hadisenin üzerine kararlılıkla gideceğiz.[24] diyerek Suriye’ye gözdağı vermeyi sürdürüyordu.

Başbakan Erdoğan’ın konuşmasında dikkat çeken bir diğer husus da Türk ordusunun artık angajman kurallarını değiştirdiğine ve bu olaydan sonra artık Suriye’den Türkiye sınırına yaklaşan her askeri unsurun bir tehdit olarak değerlendirileceğine ilişkin sözleriydi. Erdoğan’ın sözleri ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin angajman kurallarını değiştirdiğini açıklaması, savaş riski endişelerini beraberinde getirirken Beyaz Saray Sözcüsü Jay Carney, Erdoğan’ın sözlerini “ölçülü” bulduklarını[25] söylemişti.

Bu arada Türk uçağının düşürülmesini 5. Madde kapsamında ele alıp almamaya karar vermek için yapılan NATO toplantısı da sona ermiş yapılan açıklamada “Suriye’nin Türk savaş uçağını düşürürken uluslar arası normları ihlal ettiği” belirtilmekle birlikte NATO Genel Sekreteri Rasmussen, “toplantının, NATO Antlaşması'nın herhangi bir tehdit karşısında üye ülkeler arasında istişareler yapılmasını öngören 4'üncü maddesi kapsamında yapıldığını, toplu savunmayı öngören 5'inci maddenin ise gündemde olmadığını”[26] açıklamıştı. Yani Türkiye’ye verilen destek sadece sözde kalmış, eyleme dökülememişti. Ancak Başbakan Erdoğan 28 üye ülkenin tamamının Suriye’yi kınamasını yeterli bulmuş NATO’nun kararından memnun olduğunu açıklamıştı.[27]

Öte yandan uçağın düşürüldüğü yer ve düşürülüş şekli konusunda hem Rusya’dan hem de Amerika’dan Davutoğlu’nun tezlerini yalanlayan, Suriye’nin tezlerini doğrulayan bilgiler gelmeye başlamıştı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye tarafından düşürülen Türk uçağı ile ilgili objektif verilere sahip olduklarını ve bunları paylaşmaya hazır olduklarını[28]açıklarken Rusya’nın Arapça yayın kuruluşu Rusya el-Yovm televizyonuna demeç veren Rusya Savunma Bakanlığı yetkililerinden İgor Kurçenkov da Türk uçağının uluslar arası hava sahasında değil Suriye hava sahasında düşürüldüğünü ispat etmeye hazır olduklarını[29] söylemişti.

Türk uçağının Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun iddia ettiği gibi uluslar arası hava sahasında değil Suriye hava sahasında düşürüldüğüne dair bilgiyi açıklayanlar sadece Ruslar değildi. Adının açıklanmasını istemeyen Amerikalı üst düzey bir güvenlik yetkilisi, Wall Street Journal’a yaptığı açıklamada, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait düşürülen RF-4E keşif uçağının vurulduğu sırada Suriye hava sahasında olduğunu öne sürerek, “Uçağın karadan havaya füzelerle vurulduğuna dair bir işaret görmedik”[30] diyordu.

Başbakan Erdoğan Wall Street Journal’i “namert”likle suçlayıp[31] haberin kaynağını açıklamasını istedi. Gazete ise kaynağını açıklamamakla birlikte kendilerine bu bilgiyi verenlerin Amerikalı yetkililer[32] olduğunu ifade ederek haberinin arkasında durdu.  

Başbakan Erdoğan ile Amerikan gazetesi arasında yaşanan polemiğe Amerikalı yetkililerle NATO yetkilileri de dahil oldu. Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, Wall Street Jorunal gazetesinin, Suriye tarafından düşürülen Türk savaş uçağıyla ilgili haberine yönelik olarak, “Müttefikimiz Türkiye'yi ne kadar güçlü biçimde desteklediğimizi biliyorsunuz ve biz her türlü sızdırmayı kınıyoruz”, NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen ise “Kaynağı anonim haberlere güvenmemeniz gerekiyor” açıklamalarını yaptı.[33]

Hükümet yanlısı çevreler, Nuland’ın ve Rasmussen’in açıklamalarını “ABD ve NATO’dan yalanlama” olarak yansıttılar; ancak ne Nuland’ın ne de Rasmussen’in açıklamalarında yalanlama yoktu. Rasmussen, açıklamasında kaynağın anonim olması gerekçe gösterilerek haber “güvenilmez” olarak niteleniyor; Nuland ise Türkiye ile olan müttefiklik ilişkisini vurgulayarak bilginin sızdırılmasına tepki gösteriyordu.

Rusya ve Amerika’dan gelen bu bilgiler Davutoğlu’nun uçağın düşürülüşü ile ilgili yaptığı açıklamanın doğruluğu konusundaki şüpheleri güçlendirmiş, bu yüzden de Türkiye bu konudaki tezini değiştirmeye başlamıştı. 10 Temmuz tarihli Hürriyet gazetesinin haberine göre Türkiye, düşürülen jeti için tezini revize ediyordu. Haberde şöyle deniyordu: “Elinde uçağın füze ile vurulduğuna dair radar ya da telsiz kaydı olmayan Türkiye, Nautilusun fotoğrafladığı uçak parçalarıyla da tezini destekleyemedi. ''Radar güdümlü füze olsa GES tespit ederdi'' iddiası nedeniyle gözlerin çevrildiği MİT de füze izine rastlayamadı. Hükümet, ilk tezin Genelkurmay'ın bulgularına dayandığını söylüyor. Türkiye, ''Uluslararası hava sahasında vuruldu'' tezi yerine ''Suriye uluslararası hukuk kurallarını ihlal etti'' yaklaşımına dönüyor. Diplomatik kaynaklar uçağın vurulduğu yerin öne çıkarılmasını yanlış buluyor.”[34]

Türkiye’nin tezini değiştirdiğine ilişkin bu haberden bir gün sonra ise Genelkurmay Başkanlığı, internet sitesinde, Suriye tarafından düşürülen Türk jetiyle ilgili daha ilginç bir açıklama yaptı. Genelkurmay’ın açıklamasındaki ifadeler şöyleydi:

Haber :

Uluslararası Hava Sahasında Suriye Tarafından Düşürülen Uçağımızın Enkazını Arama Kurtarma Faaliyetleri.

Açıklama:

1.   22 Haziran 2012 tarihinde, Doğu Akdeniz’de, uluslararası hava sahasında, görev uçuşu yaparken, radar ve telsiz teması kesilen ve müteakiben Suriye resmi makamlarınca kendileri tarafından düşürüldüğü iddia edilen Hv.K.K.lığımıza ait RF-4 uçağımız ile ilgili bilgiler bugüne kadar doğru ve tam bir şeffaflık içinde kamuoyu ile paylaşılmıştır. Bundan sonra da aynı şekilde paylaşılmaya devam edilecektir. Konuyla ilgili son gelişmeler aşağıda sunulmuştur.

2.   Arama ve kurtarma faaliyeti sırasında su yüzeyinden toplanan malzemeler, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığınca incelenmiş ve tanzim edilen rapora göre; malzemeler üzerinde petrol türevi herhangi bir yangın başlatıcı ve hızlandırıcı madde profiline, organik ve inorganik patlayıcı madde artığına ve herhangi bir mühimmata ait olduğu değerlendirilen bir bulguya rastlanmamıştır. Ayrıca, Hv.K.K.lığı tarafından, elde mevcut parçalar ile halen deniz dibinde bulunan parçaların kamera görüntüleri üzerindeki teknik inceleme devam etmektedir.

3.   Diğer taraftan, uçağımızın enkazının aranması ve kurtarılması faaliyetlerine Dz.K.K.lığı ve Sahil Güvenlik K.lığına ait 4 adet askeri gemi ile devam edilmektedir. Bu kapsamda, belirlenen ilave alanlarda, TCG ÇEŞME hidrografi gemisi tarafından dip taraması faaliyeti icra edilmektedir.

4.   NAUTILUS araştırma gemisinin, kamera sistemindeki arıza nedeniyle bölgeden ayrılması üzerine, deniz dibinde tespit edilen ve halen çıkarılamayan parçaların denizden çıkarılması için yeni imkânların araştırılmasına başlanmıştır.[35]

Genelkurmay’ın açıklamasında “Suriye resmi makamlarınca kendileri tarafından düşürüldüğü iddia edilen”  ve “malzemeler üzerinde petrol türevi herhangi bir yangın başlatıcı ve hızlandırıcı madde profiline, organik ve inorganik patlayıcı madde artığına ve herhangi bir mühimmata ait olduğu değerlendirilen bir bulguya rastlanmamıştır” şeklindeki ifadeleri, uçağın düşürülmüş olduğunu bile tartışmaya açar nitelikteydi. Teknik “incelemelerin devam ettiği” vurgusuna rağmen yapılan bu açıklama, Rusya ve Amerika’dan sonra Davutoğlu’nun Genelkurmay Başkanlığı tarafından da yalanlandığını gösteriyordu.

Davutoğlu’nun uçağın nerede ve nasıl düşürüldüğüne ilişkin açıklamaları konusunda ciddi şüpheler oluşturan bu gelişmeler, aynı şekilde uçağın görev tanımı konusunda yine Davutoğlu tarafından yapılan açıklamayı da tartışmalı hale getirmekteydi. Davutoğlu, uçağın ulusal radar sistemini test etmek amacıyla görevlendirildiğini açıklamıştı. Halbuki askeri uzmanlar, F-4 E gibi hantal bir uçağın radar testi için kullanılamayacağını söylüyordu.[36]

Rusya Savunma Bakanlığı yetkililerinden İgor Kurçenkov’a göre ise, Suriye hava sahasını ihlal eden Türk uçağı NATO adına Suriye’nin radar gücünü test etmek için görevlendirilmişti. Türk uçağının elde ettiği istihbaratı NATO’ya verdiğini iddia eden Kurçenkov, “Batılılar Suriye’ye hava operasyonu yapıp yapmama konusunu ciddi bir şekilde tartışıyor. Ancak bu olay onlara Suriye’ye herhangi bir hava saldırısı yapmaları durumunda uçaklarının ve pilotlarının ciddi bir riskle karşı karşıya olduğunu gösterdi” diyordu.

Rus Savunma Bakanlığı yetkilisi İgor Kurçenkov’un söylediklerini destekleyen gelişmeler 2012 yılının nisan ayında yaşanmaya başlanmıştı. Bu gelişmeler, ilkin Foreign Policy dergisinin Amerikan dış politikası muhabiri Josh Rogin’in, Washington kulislerine dayanarak “ABD’nin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirmek için yeni yollar aradığını” öne süren haberi aracılığıyla öğrenilmişti.

Amerikan Başkanı Barack Obama yönetiminden adının gizlenmesini isteyen üst düzey bir yetkili, Rogin’e yaptığı açıklamada Suriye konusunda yeni stratejinin gerekliliğini “Başkan’a seçenek sunmak için sağlam bir Suriye politikasının oluşturulması kararı en üst seviyede alındı. Müttefiklerimiz bize gelip ‘Bir sonraki adımınız ne?’ deyince fikrimiz olmadığını kabul etmek zorunda kalıyoruz” ifadeleriyle anlattı.

Habere göre politikayı değiştiren Türkiye’nin tavrı olmuştu.
”Rogin’in görüştüğü bir kaynağa göre Suriye içerisinde tampon bölgeler kurulması fikri artık ciddi tartışılıyor. Washington’da Obama’nın  Esad’a çekilmesi yönünde çağrı yapmasından bu yana geçen 8 ay içinde BM çatısı altında gelişen süreçle ilgili memnuniyetsizliğin büyümesinin sonucu olarak ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri Özgür Suriye Ordusu’nun Türkiye’deki komutanlarıyla görüşmeye başladı. Rogin’e göre Amerikan politikasındaki değişimin bir diğer önemli sebebi de Türkiye ve Körfez ülkelerinin muhalefete finansal ve askeri sağlama konusunda istekli davranmaları oldu.

‘Silah yollamak için sizi bekliyoruz’
Fakat Amerikalı üst düzey yetkililer Türkiye’nin Esad’a karşı muhalefeti açıkça desteklese de gelişmeler için ABD’nin ‘yolu açmasını beklediğinin’ altını çiziyorlar. Bir yetkili “Beyaz Saray’da iki adım ötesi düşünülmüyor. O yüzden B planı için bu talep ortaya çıktı” dedi. Geçtiğimiz haftalarda Türkiye’nin Suriye sınırındaki mülteci kamplarını ziyaret eden senatör Joe Lieberman ve John McCain muhaliflerin yanı sıra Türk yetkililerle de görüştü. İki senatör Türk yetkililerin ‘sınırdan silah geçirilmesine izin vermek ve Suriye muhalefetine yardım için daha agresif adımları atmak istediklerini fakat ABD liderlik göstermedikçe bunu yapmayacaklarını’ belirttiler.

Devlet Başkanı Beşar Esad’ın ardından muhalif Suriye Ulusal Konseyi’nin başkanı Burhan Galyun’un kişisel mailleri sızdırıldı. Lübnan’da yayınlanan El Ahbar gazetesinin yayınladığı maillerde Galyun’un Konsey’in Katar’daki hesabından İstanbul’da bulunan hesabına düzenli olarak bir milyon dolar transfer edilmesini istediği görünüyor. Maillerde ayrıca Konsey’in Amerikan dışişleri bakanlığıyla sıkı bir koordinasyon içinde çalıştığı da belgeleniyor.”[37]

Bu haberden anlaşıldığına göre Amerika’yı Suriye’ye müdahaleye teşvik eden taraf Türkiye’ydi; ancak Türk yetkililer, sınırdan silah geçirilmesine izin vermek ve Suriye muhalefetine yardım için daha agresif adımları atmak için Amerika liderlik beklediklerini belirtmişlerdi. Amerika, Türk yetkililerinin beklediği göstermeye başlamış, bu liderlik de New York Times, Independent ve Reuters’in haberlerine yansımaya başlamıştı.

New York Times’in haberine göre Suriyeli muhalif gruplara silah sevkıyatı, Türkiye'nin güneyinde faaliyet gösteren bir grup CIA ajanı tarafından organize edilmekteydi.[38] Independent[39] gazetesi ile Reuters[40] ise Katar ve Suudi Arabistan tarafından finanse edilen silahların Suriye’de silahlı eylemler yapan militanlara MİT’in aracılığıyla ulaştırıldığını bildiriyordu.

“New York Times gazetesi, üst düzey Amerikalı ve Arap istihbarat yetkililerine dayandırdığı haberinde, Suriyeli muhaliflere CIA aracılığıyla otomatik tüfek, tanksavar ve diğer bazı başka silahların verildiğini”, “bu silah sevkıyatının, Suriye'deki Müslüman Kardeşler'in de aralarında olduğu bir grup aracıdan oluşan gizli şebekeler üzerinden yapıldığını ve silahların parasının da Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar tarafından ödendiğini” yazmaktaydı.

“Gazeteye konuşan üst düzey Amerikalı bir yetkili, CIA ajanlarının son birkaç haftadır Türkiye'nin güneyinde faaliyette olduklarını ifade ediyor ve CIA ajanlarının bir diğer görevinin de söz konusu silahların el-Kaide ve başka terör örgütlerinin eline geçmesini engellemek”[41] olduğunu belirtiyordu.

 Amerikalıların Türk yetkililerinin talebi doğrultusunda Suriye’deki iç savaşa liderlik etmeye başladığının bir diğer göstergesi ise Amerika’nın eski Şam Büyükelçisi Roberd Ford ve Amerikan Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Koordinatörü Frederick Hoff’un, Özgür Suriye Ordusu adlı silahlı örgütün üst düzey liderleriyle görüşmesi[42] olmuştu. Amerikan Başkanı Obama’ya ulusal güvenlik konularında danışmanlık yapan Ulusal Güvenlik Konseyi’nin üst düzey yetkililerinin de katıldığı görüşmede Washington’daki Özgür Suriye Ordusu temsilcileri iki hafta içinde Amerikalı yetkililerie sunmayı planladıkları, tanksavar roketleri ve ağır makineli tüfekler gibi ağır silahları da içeren bir liste oluşturmuşlardı.[43]

Öte yandan Amerikan Savunma Bakanlığı’nın Suriye’ye saldırı planını tamamladığı açıklanmış.[44] CNN International televizyonundan bir yetkiliye açıklamada bulunan Pentagon yetkilileri Suriye’ye saldırı için kullanılacak birliklerin türünden sayısına kadar her konunun belirlendiğini, yalnızca Amerikan Başkanı Barack Obama’nın saldırı talimatının beklendiğini ifade etmişti.[45]

Türk uçağının düşürülmesinden bir iki ay önce yaşanan bu gelişmeler Rusya Savunma Bakanlığı yetkilisi İgor Kurçenkov’un uçağın görev tanımıyla ilgili söylediklerini destekler nitelikteydi. Yani bu teze göre Türk uçağı, Davutoğlu’nun söylediği gibi ulusal radar siztemimizi test etmek için değil, Amerika ile birlikte Suriye’de bir tampon bölge oluşturmak için yapılacak operasyona ilişkin istihbarat toplamak için gönderilmişti. Ancak Türk uçağının düşürülmesi planın çökmesine neden olmuştu.

 


Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
Amerikan jokerleri 08/12/2019 - 14:24 tarihinde eklendi
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet 18/10/2019 - 22:53 tarihinde eklendi
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Amerikan jokerleri
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım