MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
11/11/2012 - 20:25 tarihinde eklendi
ABD’nin doğrudan liderliği ve Suriye’nin geleceği
Alptekin DURSUNOĞLU
Amerika’nın doğrudan liderlik üstlendiği Suriye konusunda yeni sürecin muhalifler açısından da Şam yönetimi açısından da oldukça zorlu geçeceği görülüyor.

 

Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un 31 Ekim’de Suriye Ulusal Konseyi adlı örgütün feshedilmesini ve tüm muhalifleri birleştirebilecek yeni bir örgütün kurulmasını istemesi[1], Suriye sorununda yeni bir dönemin başlayacağının işareti oldu.

“Dostlar grubu, Suriye Ulusal Konseyi'ni bütün Suriyelilerin meşru temsilcisi ve Suriye muhalif gruplarının altında toplandığı şemsiye bir örgüt olarak tanımaktadır”[2] ifadesinin yer aldığı 1 Nisan tarihli “Dostlar Toplantısı” sonuç bildirisini imzalayan Clinton 6 ay sonra radikal bir değişikliğe gitti.

Ulusal Konsey, Suriye’de Libya modeline uygun bir devrime liderlik etmek amacıyla ABD, Türkiye, Fransa ve Katar’ın hazırladığı zemin üzerinde kurulmuştu. Ancak Ulusal Konsey beklenenin aksine “devrime” liderlik edebilen bir “şemsiye örgüt” olmayı başaramadı; sadece Katar, Türkiye ve Fransa’nın etki alanındaki muhalifleri bir araya getirebilen bir örgüt olarak kaldı.

Türkiye’nin Suriye devrimindeki liderlik rolü

Mısır ve Tunus devrimlerinden sonraki siyasal süreçler, Arap Baharı’ndaki en etkili yerel dinamiğin İhvan-ı Muslimin olduğu yönünde bir algı oluşmuştu. Washington, Arap Baharı sürecinin yönetiminde biraz geri planda kalmayı ve liderlik rolünü bölgesel müttefikleriyle paylaşmayı tercih ederken, Ankara, bu algıyla ana gövdesi İhvancılardan oluşan bir muhalif örgütle Suriye devrimine ve devrim sonrası sürece liderlik etmeyi hedefledi.  

Erdoğan hükümetinin Suriye’deki isyan sürecinde ortak olarak İhvancıları almasında şu etkenler rol oynamıştı.

1- İhvan’la Adalet ve Kalkınma Partisi arasındaki ideolojik yakınlık,

2- İhvancıların Adalet ve Kalkınma Partisi’ni bir model olarak görmesi,

3- Türkiye’nin model ülke sıfatıyla genelde Arap Baharı’na özelde de Suriye isyanına liderlik etme ve devrimden sonra Suriye’yi bir uydu devleti haline getirme hevesi,

4- İhvan’ın Suriye’de 1980’lere uzanan mücadele geçmişi ve Suriye’deki en örgütlü yapının İhvan olduğuna ilişkin ön kabulü.

Türkiye’ye açılan liderlik kredisi sona erdi

1 Nisan’da İhvan ağırlıklı bir örgütü “Suriyelilerin meşru temsilcisi ve Suriye muhalif gruplarının altında toplandığı şemsiye bir örgüt olarak” tanıyan Washington’un 31 Ekim’de fikir değiştirmesi sadece Ulusal Konsey’e değil Türkiye’ye de açılan liderlik kredisinin bittiğinin ilanı olarak okunabilir.

Öyle gözüküyor ki Amerika, 1 Nisan’da Ulusal Konsey’i Türkiye’nin ısrarına karşı çıkarak “yegane temsilci” ilan etmeyerek aslında Ulusal Konsey’den çok da umutlu olmadığını ortaya koymuş; ancak hem Türkiye’ye hem de Konsey’e 6 aylık bir kredi açmıştı ve Bayan Clinton, 31 Ekim’de sürenin dolduğunu ilan ediyordu.  

Çünkü onlarca devletin Ulusal Konsey’i, “Suriye muhalif gruplarının altında toplandığı şemsiye bir örgüt” olarak tanıması, bir gerçek değil temenniden ibaretti. Nitekim kimi gruplar, Ulusal Konsey’i dış güdümlü gördüklerinden, kimi gruplar, İhvancıların ağırlıkta olmasından, kimi gruplar da arka plandaki liderlik rolünün Türkiye’de olmasından dolayı Konsey’e katılmayı reddetmişlerdi.

Konsey’deki İhvan ağırlığı ve arka plandaki Türkiye rolü devam ettikçe de muhaliflerin birleşmesi mümkün gözükmüyordu.

Ulusal Konsey’de belirleyici olan İhvancılar hem diğer muhalif gruplara hem de başta Amerika olmak üzere Batı’ya uzlaşmaya açık olduğu mesajını vermek için ciddi adımlar attı. Örneğin, İran ve Hizbullah konusunda Batı’nın hoşuna gidecek açıklamalar yaptı[3], Ulusal Konsey’de arka planda durmaya çalıştı, her kesimden bireylerin Konsey’de yer almasına özen gösterdi; ancak bunlar, Ulusal Konsey’i bir şemsiye örgüt haline getirmeye yetmedi.

İhvancıların ağırlıkta bulunduğu Ulusal Konsey’in içerisinde her etnik, dini, mezhebi ya da siyasi kökenden kişilerin bulunduğu doğruydu; ancak bu kişilerin mensubu oldukları kesimleri değil, sadece kendilerini temsil ettikleri de açıktı.

Temsilden mahrum örgüte yeni düzen

ABD Dışişleri Bakanı Clinton, 31 Ekim’deki açıklamasında, Ulusal Konsey’deki kişilerin 30-40 yıldır Suriye dışında olduklarını dolayısıyla da şu an içerideki silahlı isyanı yönetebilecek durumda olmadığını belirterek yeni muhalif liderliğin silahlı gruplara komuta edebilecek kişilerden oluşması gerektiğini söyledi.

Ancak Ulusal Konsey’in Suriye içerisindeki silahlı gruplara liderlik edemediği doğru olmakla birlikte “Özgür Suriye Ordusu” adını kullanan onlarca silahlı grubun sadece kendi liderlerinden emir aldığı ve bu liderlerin de para kaynaklarının değişmesine bağlı olarak kolaylıkla saf değiştirebildikleri biliniyor.

Nitekim Guardian gazetesinde Julian Borger imzasıyla yayımlanan haberde, şu bilgilere yer veriliyor:

“Muhalefete maddi kaynak sağlayan kişilerden biri, ÖSO'nun çok sayıda, koordine edilmemiş kaynaklardan finanse edilmesi halinde bölünmüş olarak kalmaya devam edeceğini söyledi. Finansör, 'Yerel birlik komutanları kendilerini kim desteklerse onlara bağlılık yemini ediyor ve kendilerine dışarıdan para gönderen topluluk tamamen bölünmüş durumda. Bunlar ABD'de ve Körfez'de yaşayan, kendi güvendiği kanalları kullanan kişiler. Bu sebeple çok fazla cepten içeri para akıyor. Bir komutanın yönetebileceği savaşçıların sayısı, onları silahlandırabildiği, onların ve ailelerine para sağlayabildiği ölçüde çabucak değişebiliyor. Bu sebeple bütün birlikleri bir araya getirecek güce sahip bir lider yok' şeklinde konuştu.

Kaynak, Suudi Arabistan ve Katar'ın burada istisna olduğunu, ancak oralardan gelen paranın da ölçüsüz bir şekilde Selefi ve cihatçı gruplara gittiğini söyledi: En iyi organize olan örgütler, aşırı uçtaki İslamcı gruplar tarafından yönetiliyor ve en çok gelire bunlar sahip. En büyük vahşet bu kesimlerden geliyor, ancak en çok silah ve cephaneye sahip olan ve birleşik bir kaynaktan para alan kesim bunlar. Diğer tüm para farklı kaynaklardan ve farklı kanallarla geliyor. Bunları ancak birleşik bir para kaynağıyla birleştirebilirsiniz.'[4]

Türkiye’nin liderliğinin yarattığı sorunlar

Binaenaleyh, Amerika’nın Suriye konusunda artık doğrudan rol alarak Suriye muhalefetini yeniden yapılandırmaya çalışmasının sebeplerini şu şekilde sıralamak mümkün:

1- Tüm muhalifleri bir araya getirebilecek bir örgütün kurulamaması,

2- Siyasi kanattaki muhaliflerin, sahadaki silahlı gruplara komuta edememesi,

3- Özgür Suriye Ordusu’nun mali kaynaklarının çeşitliliği oranında giderek dünyanın en kalabalık ve en disiplinsiz terör örgütüne dönüşmeye başlaması,

4- Terör ve kaos ortamının sebep olduğu belirsizliğin, kontrol dışı terörist unsurları alanda hakim kılmaya başlaması,

5- Şam yönetiminin devrilmesi varsayımının dahi kaos ve belirsizliği ortadan kaldıramayacak, hatta aksine daha da şiddetlendirecek potansiyeller taşıması,

6- Suriye’deki vekalet savaşının bölgesel bir vekalet savaşına dönüşebilecek olması.

Ulusal Konsey’e açılan kredi ne zaman bitti

Washington’un Ulusal Konsey’e açtığı kredinin bittiği Bayan Clinton tarafından 31 Ekim’de ilan edilmiş olsa da Amerika’nın bu düşünceye 4 Temmuz’da ulaştığı görülüyor.

Amerika’nın eski Şam Büyükelçisi Robert Ford’un 6 Temmuz’da Paris’te yapılan Dostlar Toplantısından iki gün önce Kahire’de muhalifleri tek çatı altında toplama girişimi başarısız olmuştu. Her ne kadar Bayan Clinton Cenevre toplantısı sonrasında Rusya’ya güçlü bir ele sahip olduğu mesajını vermek için Paris’teki toplantıda muhaliflerin Kahire’de birlik olduklarını[5] söyleme zorunluluğu hissettiyse de Ford’un bu başarısızlığın faturasını Ulusal Konsey’e kestiği ve Washington’un yeni bir muhalif örgütün kurulması sürecini başlattığı görülüyor.

Guardian gazetesi Robert Ford’un ağustos ayı başında Kahire'de, Özgür Suriye Ordusu'nun da bulunduğu muhalif grupların katıldığı bir toplantı yaptığına ve üzerinde uzlaşmaya varılacak bir geçiş planı hazırlayacak geniş kapsamlı bir komite kurmayı amaçladığına ilişkin haberi bunu doğruluyor.[6]

Ulusal Konsey’e ölümü gösterip sıtmaya razı etmek

Amerika’nın Ulusal Konsey’i dışta bırakacak veya daha iyimser bir ihtimalle onu Riyad Seyf öncülüğünde oluşturduğu Ulusal Girişim Kurulu adı verilen yeni örgütün bir parçası haline getirecek adımı Ulusal Konsey’in tepkisine neden oldu.

Ulusal Konsey, Clinton’un açıklamasından iki gün sonra Amerikan yönetimini “devrim mücadelesinin altını kazımaya çalışmakla” [7] suçlamakla birlikte 3 Kasım’da Doha’da kendisini Amerikan taleplerine uygun bir şekilde yeniden yapılandırmaya başladı. Çünkü Batı basınında yer alan haberlere göre “Suriyeli muhalifleri birleştirme” adı altında başlatılan yeni girişime sadece Amerika değil, İngiltere ve Fransa da destek vermekteydi ve yeni sürece Riyad Seyf ile Suriye’nin firari başbakanı Riyad Hicab’ın öncülük edeceği anlaşılmaktaydı.[8]

Suriyeli muhalif kulislerde Seyf'in liderliğini üstlendiği Ulusal Girişim Kurulu’nun Ulusal Konsey'de mi kalacağı yoksa Ulusal Konsey'e alternatif bir siyasi yapımı olacağı tartışılırken Ulusal Konsey'in eski Başkanı Burhan Galyun "Seyf'in girişimini Amerikan girişimi" olarak niteledi. Ancak yeniden başkanlık umutları taşıyan Galyun, Doha’daki toplantılarda Konseyin sekreteryasına bile seçilmedi.

Ulusal Konsey, yeni girişim dolayısıyla Amerika’ya tepki gösteren açıklamalar yapsa da üye sayısını 290'dan 435'e yükselterek Suriye muhalefetinin bir parçası olmaktan çıkıp Suriye muhalefetinin çatı örgütlenmesi haline geldiğini ispatlamayı hedefliyordu.

Öte yandan İhvancılar da Konsey'in varlığını korumak ve alternatif bir yapının kurulmasını önlemek için Riyad Seyf’e Ulusal Konsey başkanlığını önerdi. Riyad Seyf, Ulusal Konsey dahil tüm muhaliflere çağrıda bulunarak, uluslararası toplumun desteğinin kazanılması için yeni bir Suriye liderliğinin oluşturulmasını istediğini, uluslararası toplum tarafından da tanınacak bir geçiş hükümeti kuracağını, yeni girişimin Konsey'e alternatif olmayacağını; ama Konsey'in de bu girişimde yer alması gerektiğini ifade edince Ulusal Konsey de yeni oluşumda yüzde 40 temsil hakkına razı olacağını"[9] açıklayarak uzlaşmaya çalıştı.

Ulusal Koordinasyon Kurulu gibi Suriye içerisinde olan, başından beri dış müdahaleye ve şiddete karşı çıkan bağımsız muhalif gruplar, Doha’daki toplantıya katılmadılar. Ulusal Konsey’i Türkiye ve Körfez ülkelerinin anlaşmasının ürünü olarak niteleyen ve Türk istihbaratının güdümünde olmakla suçlayan bu gruplar, yeni girişimin de daha fazla bölünmeye sebep olmaktan başka bir işe yaramayacağını öne sürdüler.[10]

Ulusal Konsey’in hayatta kalma mücadelesi

Clinton’un açıklamasına ve yeni oluşuma tepki gösterse de Ulusal Konsey kendini Amerikan talepleri doğrultusunda yeniden yapılandırarak yeni oluşuma gerek olmadığı mesajını vermeye çalıştı; ancak yeni oluşumun engellenememesi ihtimalini de göz önünde bulundurarak yeni oluşuma belli bir ağırlıkla girmeye de açık olduğunun sinyalini de verdi.

Üye sayısını 290’dan 435’e çıkaran Konsey, kadınların temsil oranını yüzde 15’e, alanda mücadele edenlerin temsil oranını da yüzde 33’e yükselttiğini açıkladı.[11] Herhangi bir kadın üye yer vermemekle birlikte 41 kişiden oluşan bir sekreterya seçti, başkanlığa da bir Hıristiyan olan Corc Sabra’yı getirdi.[12]

ABD liderliğinin ilk meyvesi

Ulusal Konsey’in yeniden yapılanma çabası yeni oluşumu önleyemedi; ama Amerika’nın liderliği sayesinde zaten aynı sepette yer alan muhalifler, yeni bir koalisyon oluşturmayı başardı.

El-Cezire televizyonu, yeni koalisyonun Amerika ve bazı devletler tarafından desteklenen Riyad Seyf'in girişimi esas alınarak oluşturulduğunu ve Ulusal Konsey'in Batı ve Arap devletlerinin uyguladığı baskılardan sonra oluşturulan “yeni koalisyonu” kabul ettiğini duyurdu.[13]

"Suriye Muhalefeti ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu" adını taşıyan yeni koalisyonun görevleri arasında Suriye muhalefetini temsil edecek yönetim kurulunun oluşturulması, geçiş hükümetinin kurulması ve Suriye içerisindeki askeri konseyleri birleştirerek tek çatı altında toplamak yer alıyor.

Riyad Seyf'in girişimine girmek için yüzde 40 temsil hakkı isteyen Suriye Ulusal Konseyi, yeni koalisyonda 60 sandalyenin 22’sini kazanırken, yeni koalisyonun geçiş hükümetini uluslararası toplum tarafından tanınmasından sonra kuracağı açıklandı.

Yeni koalisyon, Clinton’un son müdahalesinin Cenevre Mutabakatı temelinde Şam’la müzakere edecek bir muhalefet yaratmaya yönelik olmadığını da ortaya koydu. Temel hedefini Suriye'deki yönetimi devirmek ve yerine demokratik bir rejim kurmak olarak belirleyen yeni koalisyon, Suriye'deki rejimle diyaloga girmeyi asla kabul etmediğini açıkladı.[14]

Sonuç

Amerika’nın müdahalesi ve liderliği doğrudan üstlenmesi sayesinde oluşan yeni koalisyonun tüm muhalifleri bir çatı altında topladığı iddiası tartışmalı olsa da Ulusal Konsey aracılığıyla elde edilemeyen birçok kazanımın yeni koalisyon sayesinde elde edilebileceği söylenebilir.

Çünkü Amerika’nın doğrudan liderliği sayesinde oluşan bu yeni örgüt, Ulusal Konsey’in aksine muhalif örgütler içerisinden bir örgüt olarak değil, tüm örgütlerin ortak çatısı olarak tanımlanıyor ve “uluslar arası toplum”un bu örgütü “tek meşru temsilci” sıfatıyla tanıması öngörülüyor.

Dolayısıyla yeni örgüt sayesinde Türkiye’nin liderliğindeki Ulusal Konsey’le elde edilemeyen şu kazanımların ABD liderliğindeki yeni örgütle elde edilmesi beklenebilir.

1- “Uluslar arası toplum” tarafından Suriye halkının “tek” meşru temsilcisi olarak tanınmak.

2- Sahadaki silahlı gruplara komuta edebilecek bir nitelik kazanmak.

3- “Uluslar arası toplum” tarafından tanınan bir hükümet kurmak.

Yeni örgütün sahadaki silahlı grupları, öteden beri İslamcılara yönelik karşıt tutumuyla bilinen Mustafa Şeyh aracılığıyla bir araya toplayıp birer milis gücü olmaktan çıkarıp düzenli ve disiplinli bir orduya dönüştürmeye çalışacağı görülüyor.[15]

Elbette Mustafa Şeyh, Özgür Suriye Ordusu’nu dünyanın en kalabalık ve disiplinsiz “terör” olmaktan çıkarıp disiplinli ve düzenli bir orduya dönüştürebilecek sihirli bir değneğe sahip değil.

Ancak Özgür Suriye Ordusu denen silahlı gruplar topluluğunun belli bir emir komuta disiplininden yoksun olmasının bu gruplara akıtılan paraların tek bir merkezde toplanamamasından kaynaklandığı dolayısıyla da paranın yeni örgütte veya geçici hükümete, silahların da genelkurmay başkanı rolü verilecek Mustafa Şeyh’te toplanması halinde sorunun büyük ölçüde giderilebileceği söylenebilir.

Kuşkusuz böylesi bir senaryonun gerçekleşmesi durumunda sahadaki İslamcı militanlarla Mustafa Şeyh komutasındaki Özgür Suriye Ordusu arasında çatışmaların yaşanması söz konusu olabilir.

Ancak şu an İslamcı militanların eline geçmesinden kaygılandığı için muhalifleri silahlandırmaktan kaçınan Amerika’nın kurdurduğu geçici hükümetin Genelkurmay Başkanı Mustafa Şeyh aracılığıyla muhalifleri ağır silahlarla destekleme konusunda daha cesaretli davranabileceği de söylenebilir.

Her halükarda Amerika’nın doğrudan liderlik üstlendiği yeni sürecin muhalifler açısından da Şam yönetimi açısından da oldukça zorlu geçeceği öngörülebilir.

 


Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
Amerikan jokerleri 08/12/2019 - 14:24 tarihinde eklendi
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet 18/10/2019 - 22:53 tarihinde eklendi
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Amerikan jokerleri
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım