MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
23/12/2012 - 16:58 tarihinde eklendi
Moskova’dan satış beklerken, Washington’un satışına gelme ihtimali
Alptekin DURSUNOĞLU
Moskova’dan Suriye politikasında “satış” bekleyen “Dostlar”, Washington’un Cenevre "satışı"na uyanabilirler.

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Jeffrey Feltman, geçtiğimiz hafta Lübnanlı grupların Suriye’ye silah sokulmasındaki rollerinin kaygı verici olduğunu söyledi.

Rus yetkililerin krizin başından beri kullandığı “Suriye’de kimseyi desteklemiyoruz” söyleminden, “Moskova’nın Şam’ı sattığı” algısı oluşturulmaya çalışılırken, Feltman’ın BM’deki bu son açıklamasından hareketle Washington’un “Dostlarını satabileceği” ihtimali elbette kimsenin dikkatini çekmiyor.

Feltman’ın Suriye’deki silahlı grupların Lübnan üzerinden silahlandırılması konusundaki kaygılarını BM Genel Sekreter Yardımcısı sıfatıyla dile getirdiği ve bunun Amerikan politikasını doğrudan yansıtmadığı doğrudur.

Ancak bu “kaygının” sahibinin yakın zamana kadar Amerikan Dışişleri Bakanı Yardımcılığı, onun öncesinde ise Amerika’nın Beyrut büyükelçiliği görevinde bulunduğu da doğrudur.

Amerika’nın Lübnan Büyükelçisiyken “güneyin (Hizbullah’ın) silahına karşı kuzeyin (14 Martçıların) silahlandırılması”[1] teorisinin sahibi olan Jeffrey Feltman, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı sıfatıyla Suriye’deki isyanın henüz iç savaşa dönüşmediği aylarda Lübnan’daki 14 Martçı liderlerle birlikte Suriye’deki silahlı grupları örgütleyen isimlerin başında geliyordu.

Halen Katar’da bulunan İsrail parlamentosu eski milletvekillerinden Azmi Bişara ile İstanbul’da kurulacak olan Ulusal Konsey’in zeminini hazırlayan Feltman, Suriyeli isyancıların Humus’un Baba Amr semtinde kurtarılmış bölge oluşturmaya çalıştığı dönemlerde önemli bir toplantı organize etmişti.

El Mustakbel Partisi Başkanı Sa’d Hariri’nin Danışmanı Hani Hammud, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Dan Shapiro ve Mustakbel Partisi üyesi eski Ekonomi Bakanı Mervan Hammade’nin katıldığı bu toplantı sonrasında Suriyeli suikastçıların yakalanmamak için özel uçaklarla Beyrut’a geldiği ve Hariri sayesinde de bunlara göç ve gümrük işlemleri yapılmadığı açıklanmıştı.[2]

Ulusal Koordinasyon Kurulu Başkanı Heysem Menna tarafından da doğrulanan ve Suriyeli muhalif grupların hem nitelik hem de nicelik açısından silahlandırılmasını sağlamaya çalışan sürecin baş aktörü Jeffrey Feltman’ın, şimdi Lübnanlıların Suriye’ye yaptığı silah kaçakçılığından kaygı duyması elbette Washington’dan bağımsız olarak yeni göreviyle de izah edilebilir.

Ancak Suriye’de 18 Temmuz’da başlatılan vekalet savaşına Ankara’nın zorlaması ve başkanlık seçimlerinin iç politik şartları çerçevesinde dahil olan Obama yönetiminin uluslar arası bir anlaşmayla Suriye’de kontrollü bir geçiş formülünden hala çok uzak olmanın tedirginliği içinde bulunduğu da gözüküyor.

Bu tedirginlikten olsa gerek ki Obama yönetimi, seçim zaferinden hemen sonra doğrudan liderlik üstlenerek Suriye’de kontrollü geçişi sağlamak üzere Katar’da yeni bir siyasi örgüt ve Antalya’da da savaş sahasını kontrol altına alacak bir askeri örgüt kurdurdu.

Daha önceleri, Suriye’deki el-Kaide gücünün çok sınırlı olduğunu[3] ya da el-Kaide varlığının rejimin propagandasından ibaret olduğunu[4] söyleyen muhalifler, Amerika’nın Nusra Cephesi’ni terör örgütleri listesine almasına tepki göstererek el-Kaide’nin Suriye devriminin bir parçası[5] olduğunu ifade etmeye başladı.

Katar’da kurulan yeni siyasi örgütün, Antalya’da kurduğu askeri örgüte Nusra Cephesi’ni dahil etmeyerek Washington’un beklentisini kısmen karşılamış olduğu açık; ancak Washington’un terör örgütü listesine aldığı bir örgütü dışlamaya hiç de niyetli gözükmeyen yeni ortaklarına açabileceği kredinin sınırları çok net değil.

Washington’un yeni örgüte, hatta belki de “Suriye devrimine” açtığı kredi limitinin şu iki ihtimale göre şekilleneceği söylenebilir.

1- Ulusal Koalisyon adlı yeni örgüt, gerçekten de Nusra Cephesi’ni devrimin bir parçası olarak görmektedir ve doğal olarak mevcut yönetim devrildikten sonra tüm gruplar gibi Nusra Cephesi’nin de devrimin hissedarı olmasını kabul etmektedir.

2- Ulusal Koalisyon, Antalya’daki askeri örgüte katmayarak Nusra Cephesi’ni zaten dışlamıştır; ancak sahadaki gücünden çekindiği için şu an Nusra Cephesi’ni karşısına almamak adına söylem düzeyinde desteklemektedir. Bir başka deyişle Nusra Cephesi ile hesaplaşma “devrim” sonrasına ertelenmektedir.

Şu an yeni dışişleri bakanını belirlemekle meşgul olan Obama yönetimi, henüz Ulusal Koalisyon’un Nusra Cephesi’ne sahip çıkışını nasıl algıladığını ortaya koyan bir açıklama yapmadı.

Bununla birlikte yukarıdaki ihtimallerden hangisine inanırsa inansın Obama yönetiminin yeni örgüte kredi konusunda çok da cömert davranmayacağı söylenebilir.

Çünkü Amerika’nın kabusu olan birinci ihtimal devre dışı bırakılsa bile ikinci ihtimal, Nusra Cephesi’yle baş etmekten aciz olan yeni örgütün “devrim” sonrasında yapabileceklerinin sınırlarını ortaya koymaya yetiyor. Dolayısıyla da Amerika’ya birinci ihtimalin sonuçlarını vaat ediyor.

Bu sebeple de Türkiye ve İsrail gibi iki önemli müttefikinin sınırlarını el-Kaide’ye teslim etme riski, Washington’u yeniden Cenevre mutabakatına döndürecek potansiyeller taşıyor.

John Kerry yönetimindeki ABD dış politikasının Suriye politikasını Clinton tarzıyla sürdürüp sürdürmeyeceği şimdilik belirsiz gözüküyor; ancak Jeffrey Feltman’ın son açıklamasını muhtemel bir değişimin ilk işaret fişeği olarak değerlendirmek yanlış olmaz.

Özetle Moskova’dan Suriye politikasında “satış” bekleyen “Dostlar”, Washington’un Cenevre satışına uyanabilirler.

Çok ironik bir şekilde hala “el-Kaide’nin Suriye’de esamisinin okunmadığını”[6] düşünen Ankara’yı saplandığı Suriye batağından kurtaracak tek yol belki de bu satış.

 

Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
a.fuad tarafından 24-12-2012 19:41:43 Tarihinde yazıldı.
Satış yok ?
Uluslararası güçler Şam'ın Esed'den kurtarılmasına kilitlendiği için satış yapmazlar,zira Türkiyede aynı kıvamda yeni bir iktidar oluşturma şansını bulamayabilirler. Gerçek müslüman yönetimler ve halklarla birlikte olmayı kendi hayatiyetleri açısından riskli bulan islamcı(!) abiler, küresel güçlerle iş tutarak 2023 ü 2071 i hedefleyen hayaller kuruyorlar. Birileride 28 şubat bin yıl sürecek derken aynı küresel güçlerin gazıyla desteğiyle konuşuyorlardı. 28 şubatın muktedir muvazzaf taşeronları görevleri bitince gözlerinin yaşına bakılmaksızın tasfiye edilirken, yeni partnerlerin 28 şubat mağdurlarından olması ve onların eliyle tasfiyelerin gerçekleştirileceği kimsenin aklından dahi geçmemişti. Canbaza bak canbaza, tavşana kaç tazıya tut vb oyunları bu kadar rahat oynayabileceklerini tahmin etmeyen küresel güçler, hakkı hakikati gözardı etme gaflet ve dalaletindeki müslümanları biribirine kırdırarak işin tadını çıkarmaktalar. Daha düne kadar dine karşı din ve paralel akım tehlikesinin müslüman halklar önündeki en tehlikeli virajlar olduğuna dikkat çeken birçok önemli resmi ve sivil islamcı(!), uluslararası güçlerle birlikte bu oyunda rol kapma yarışına girerek saman gibi savruldular. Hal böyleyken, sıradaki hedefleri de büyük israil hayalinin mukaddimesi olan bop olunca ve buda ancak İran Ve Hizbullahın tasfiyesi ile olabilecekse; en kestirme yol Türkiye eliyle Suriyeyi bitirmekle olabilirdi. Maksat bu olunca el kaidecilerin vb.nin kendileri için ileride tehlike olabileceği ihtimali; sırası gelince onlarında tasfiyesi B planlarında zaten var olduğu için, riyakar endişesinden öte bir anlam ifade etmiyor. Tüm bu şeytani senaryoların icrası, ancak ana menüsü neo osmanlıcılık hayali olan islamcı(!)bir Türkiye hukumeti ile, sosu-salatası emevi saltanatının çağdaş temsilcilği olan suud-katar sermayesinin marifetiyle mümkün olabilirdi. Birçok insan bu rol için belkide en son rte ve ekibini düşünürken, her yaptığında mutlaka bir hikmet aranan % 50 lik destekli rte ve ekibi ne yazıkki ilk sırada yer aldı. İşin en ilgincide bu işi ibadet(!) aşkıyla yaptıklarına inanmaları. Meğer durmak yok yola devam sloganından maksat küresel güçlerle yol almakmış!! Birileri tez elden bu yolun çıkmaz yol olduğunu hatırlatır bu zevata inşallah. Yahutta daha bir geç olmadan bizzat kendileri görüp anlarlar. Değilse, bu meçhule gidiş macerasını görüp bildiği halde nefislerine uyarak kendilerine yazık edenler kadar, uyarı vazifesini yapmayan, şu veya bu nedenle susmayı tercih edenler de dareyn sorumluluğundan kurtulamazlar..
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
Amerikan jokerleri 08/12/2019 - 14:24 tarihinde eklendi
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet 18/10/2019 - 22:53 tarihinde eklendi
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Amerikan jokerleri
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım