MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
17/03/2013 - 18:57 tarihinde eklendi
ABD’nin siyasi çözümü ve Suriye ölçekli armageddon
Alptekin DURSUNOĞLU
Washington’un siyasi çözümden, Suriye’deki savaşı bitirmeyi değil, kontrol altına alarak sürece yaymayı kastettiği anlaşılıyor.

 

Hillary Clinton döneminde Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in çekilmesini ön şart koyarak siyasi çözümü engelleyen Amerikan yönetimi, Suriyeli muhalifleri doğrudan silahlandırmaktan özenle kaçınmıştı.

ABD Başkanı Barack Obama’nın ikinci başkanlık döneminde dışişleri bakanlığını John Kerry, savunma bakanlığını ise Chuck Hagel gibi realist isimlere bırakması, Washington’un genel anlamda bölge, özelde ise Suriye politikasında değişikliğe gideceğinin işareti olarak algılanmıştı.

Nitekim özellikle Dışişleri Bakanı Kerry’nin Suriye konusunda siyasi çözümü vurgulayan açıklamaları, bu algının çok da yanlış olmadığını ortaya koydu.

Gerçekten de Kerry’nin bakanlık koltuğuna oturmasından sonra Washington’un Suriye politikasında Clinton dönemine nispetle şu iki konuda ciddi bir değişiklik gözlemlendi.

1- Clinton döneminde Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in çekilmesini ön şart olarak koyan Washington, Kerry ile birlikte Rusya’nın başından beri savunduğu “Beşşar Esed ile muhaliflerin müzakeresi”yle[1] başlayacak bir siyasi çözüm formülüne dümen kırmış gözüktü.[2]

2- Clinton döneminde Türk ve Arap ortakların Suriye’deki silahlı gruplara verdiği silah ve militan desteğini koordine etmekle[3] birlikte muhaliflere doğrudan silah vermeyen ve yardımlarını para ve “ölümcül olmayan teçhizatlarla”[4] sınırlı tutan Washington, Kerry ile birlikte muhaliflerin silahlandırılmasına ve askeri eğitimine doğrudan öncülük etmeye başladı.  

Ön şartlar dayatarak savaş seçeneğinde ısrar eden Clinton dönemindekinin aksine Siyasi çözümü vurgulayan Kerry döneminde muhaliflere doğrudan silah[5] ve askeri eğitim[6] desteği verilmesi çelişkili gibi gözükebilir.

Ancak Amerika’nın Beşşar Esed’in çekilmesi ön şartından vazgeçip siyasi çözüme yönelmesine neden olan etkenler ile siyasi çözümle öngördüğü kazanımları getirecek koşullar birlikte düşünüldüğünde Kerry’nin “silah destekli siyasi çözüm” formülünün kendi içinde son derece tutarlı olduğu söylenebilir.

Amerika neden siyasi çözüme dümen kırdı?

18 Temmuz’dan itibaren açıkça yürürlüğe konan vekalet savaşı doğurduğu şu sonuçlar bakımından ABD’nin bölgesel hedefleri açısından eşsiz fırsatlar yarattı.

1- ABD, İngiltere, Fransa, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’a vekaleten Suriye’yi tahrip eden silahlı unsurlar, İsrail’in tek kurşun bile atmasına gerek kalmadan Suriye’yi içeriden ağır ve sancılı bir çöküşe sürükledi.

2- Filistin ve Lübnan direnişi yalnızlaştırıldı.

3- Amerika’nın tek bir Dolar harcamasına gerek kalmadan Suriye’nin bölgedeki direnişten yana olan konumunu destekleyen aktörlerle birlikte bizatihi direniş olgusu da “kan ve insan hakları” söylemi ile şeytanlaştırıldı.

4- Bölgedeki mezhebi gerilim kuvveden fiile geçirildi.

5- Irak işgali sırasında en menfur güç olarak bölgeden çekilmesi istenen Amerika, Suriye konusunda liderliği arzulanan bir kurtarıcı olarak bölgeye çağrıldı. Örneğin Başbakan Erdoğan, Amerika’yı Suriye konusunda elini taşın altına koymamakla eleştirdi.[7]

Elbette Türkiye, Arap ortakları ve Suriye içinden devşirilen ortakları aracılığıyla yukarıda sıralanan kazanımları hiçbir masrafa girmeden elde eden Amerika’nın, Başbakan Erdoğan’ın tabiriyle “elini taşın altına koyarak” savaşa fiilen girmesi şaşırtıcı olurdu.

Nitekim sahadaki cihatçıların ağırlığının artmasından ve sürdürülen vekalet savaşının kontrol dışına çıkmasından endişe etmeye başlayan Amerika, arka planda koordinatörlüğünü yaptığı vekalet savaşını yeniden kontrol altına almaya ya da Kerry’nin ifadesiyle siyasi çözüme liderlik etmeye yöneldi.

Siyasi çözüme silahlı destek niçin gerekli?

Suriye sorununun siyasi çözümle sona erdirilmesini savunmaya başlayan Amerika’nın siyasi muhalifleri 11 Kasım’da Katar’da,[8] onlara bağlı silahlı grupları da 5-8 Aralık’ta Antalya’da[9] yeniden yapılandırması ve silahlandırıp eğitmeye başlaması çelişkili gözükebilir.

Ancak bu çelişki görüntüsü, Amerika’nın Rusya tarafından önerilen ve Cenevre mutabakatıyla da çerçevesi belirlenen siyasi çözümü desteklediği varsayımına dayalıdır.

Halbuki yukarıda sıralanan eşsiz maliyetsiz kazanımlar armağan eden bu vekalet savaşının kendisinin değil, bunun kontrolden çıkmasının Washington’u kaygılandırdığı ortadadır. Dolayısıyla da Washington’un siyasi çözümden, Suriye’deki savaşı bitirmeyi değil, kontrol altına alarak sürece yaymayı kastettiği anlaşılıyor.

Binaenaleyh Amerika’nın siyasi çözüm öncesine ve esnasına ilişkin şu planlamaya göre hareket ettiği ya da edebileceği söylenebilir.

1) Kullanılan muhalif örgütleri öngörülen siyasi çözüme hazırlama.

a- İstanbul’da kurulan Ulusal Konsey adlı örgütün, Katar’da Ulusal Koalisyon adıyla yeniden yapılandırılması.

b- Vekalet savaşına komuta etmek üzere bu örgüte bağlı olarak Antalya’da askeri örgütün oluşturulması.

c- Para ve silah desteğinin bu örgütlerde toplanması ve sahadaki cihatçıların yalnızlaştırılması.

d- Antalya’da kurulan askeri örgüte bağlı milislerin eğitilip silahlandırılması ve bunlar aracılığıyla gerek yönetime gerekse cihatçılara karşı elde edilecek mevzilerle müzakere masasına güçlü oturulması.

2) Müzakere masasının, gündeminin ve takviminin dizaynı

a- Birinci aşamada elde edilen kazanımlara bağlı olarak müzakere masasına Şam adına ve “muhalifler” adına kimin oturacağına karar verme üstünlüğü elde edilmesi.

b- Şimdiye kadar yapıldığının aksine Şam’a korku ve umutsuzluk mesajı değil, korkuyla birlikte umut mesajları verilmesi; dolayısıyla Rusya’nın Şam üzerindeki nüfuzuna ortak olunması.

c- Bu çerçevede müzakere seçeneğine karşı çıkan muhaliflerin yalnızlaştırılması ve Beşşar Esed’in çekilmesi ön şartının kaldırılması karşılığında Şam’ın Ulusal Koalisyonu kendisiyle eşit müzakere muhatabı olarak kabul etmesinin sağlanması.

d- Müzakerelerin, Şam’daki mevcut siyasi aktörlerin siyasi hayatta kalma karşılığında Suriye’nin bölgede direniş lehine oynadığı geleneksel rolü sınırlayacak muhalif figürleri iktidar ortağı olarak kabul etmesini sağlayacak bir temayla sürdürülmesi.

Sonuç

Birinci maddede özetlenen adımlar Amerika’nın Suriye’de siyasi çözüm süreciyle ilgili olarak şimdiye kadar attığı, ikinci maddede özetlenenler ise atacağı muhtemel adımlara işaret ediyor.

Elbette Suriye’de başlaması muhtemel olan siyasi çözüm sürecinin sadece Amerika’nın attığı ya da atabileceği adımlara göre şekilleneceği söylenemez.

Şam’ın, muhalif unsurların, bölge ülkelerinin ve Rusya’nın pozisyonlarıyla ortaya çıkabilecek birçok yeni değişkenin öngörülen siyasi süreci doğrudan etkileyeceği son derece açık.

Bununla birlikte John Kerry’nin siyasi çözüm söylemiyle eş zamanlı olarak silahlı gruplara verilen silah ve eğitim desteğinin şimdiye kadarkinden çok daha büyük ve kanlı bir sürece hazırlık olduğu ve tüm bu pozisyonların bu şiddet sürecinden sonra yeniden belirleneceği gözüküyor.

Daha önce sadece Arap ve Türk ortakların rol aldığı muhaliflerin silahlandırılması sürecine artık Amerika’nın açıkça ve doğrudan liderlik etmeye başlaması, İngiltere ve Fransa’nın[10] buna heyecanla katılması ve Şam ulemasının halkı ülke savunması için orduya katılmaya çağırması[11] her iki tarafın da Suriye ölçekli bir armageddona hazırlandığını gösteriyor.

Amerika’nın öngördüğü siyasi çözüm sürecinin de Suriye’yi ilgilendiren yerel, bölgesel ve uluslar arası şartların da şimdiye kadarkinden çok daha kanlı geçeceği öngörülen bu büyük savaş sonrasında şekillenmesi bekleniyor.

 



Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
zeyneb tarafından 17-03-2013 22:37:54 Tarihinde yazıldı.
çok yavan ve ısmarlama bir yazı daha
yani! hiçbir şey söylemiyor yazı! sadece mecburen yazması gereken bir diğer oradan buradan toplama ve sıradan, slogandan ibaret yazı
a.fuad tarafından 19-03-2013 00:05:35 Tarihinde yazıldı.
Büyük imtihan
Hedefi küresel ifsad olan büyük şeytanı anlayabiliyoruz.Truva atı olabilecek her tür oyunu kalleşçe oynamalarını da anlayabiliyoruz.Peki ama büyük şeytanın baş rol oynadığı bir filmde yardımcı rollerde müslüman olduklarını iddia edenlerin yer almasının adını ne koyacağız? Kur-an'da, qhelak olan toplumların anlatıldığı kıssalarda özellikle vurgulanan dikkat çekilen husus,"hala akletmezlermi/akletmeyeceklermi"? şeklinde tekraren dikkatlere sunulur.Hep merak ederdim ad,semud,lut,eyke vb.halkların nasıl olupta akledemediklerini ve günümüz temsilcilerinin ,muadillerinin kimler olduklarını.Üzülerek görüyor ve hüzünleniyorum.Bu muadillerle düne kadar birlikte olduğumuzu düşündükçede gülermisin yoksa ağlarmısın diyorum.Rabbim ayaklarımızı sabit tut.Ufak bir imtihanda patır patır dökülenlerden etme bizi..
mücahit tarafından 19-03-2013 01:04:55 Tarihinde yazıldı.
slogan mı?
bu sayfada tek bir slogan var o da zeynep rumuzlu şahsın yazdığı yorum...
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
Amerikan jokerleri 08/12/2019 - 14:24 tarihinde eklendi
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet 18/10/2019 - 22:53 tarihinde eklendi
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Amerikan jokerleri
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım