MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
24/03/2013 - 19:43 tarihinde eklendi
İsviçre çakısı gibi bir kriz ve diplomatik zafer
Alptekin DURSUNOĞLU
Çözüm öncesiyle, çözüm şekliyle ve çözüm sonrası hedefleriyle Türk İsrail siyasi krizi İsviçre çakısı benzetmesini hak ediyor.

 

İsrail Başbakanı Benyamin Netnyahu’nun, Mavi Marmara katliamından dolayı Türkiye’den özür dilemesi Erdoğan yönetimi ve ona yakın çevreler tarafından “diplomatik bir zafer” olarak nitelendirdi.[1]

Aslında Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin de Davos’taki “one minute” çıkışıyla başlayıp Gazze ve Mavi Marmara saldırılarıyla büyüyen “siyasi krizin” de gerçek niteliğine ve hedeflerine ilişkin en nesnel tespiti Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Namık Tan yaptı.

Büyükelçi Tan, twitter hesabından yaptığı açıklamada “sadece gerçek dostlar birbirinden özür diler”[2] diyerek iki taraf arasında zaten var olan “güçlü ve tarihi dostluk”ta yeni bir sayfa açıldığını söyledi.

Türkiye-İsrail krizinin mahiyeti

Büyükelçi Namık Tan’ın “güçlü ve tarihi dostluk” şeklindeki diplomatik ifadesi, siyaset biliminin diliyle Türkiye ile İsrail’in ortak uluslar arası angajmanlara ve bundan kaynaklanan güçlü bir karşılıklı bağımlılık ilişkisine sahip olduğu gerçeğine işaret ediyor.

Bu gerçeklik, 1990’lı yılların sonunda Necmeddin Erbakan’ın başbakanlığındaki Refah-Yol hükümetini Türkiye’yi mensubu olduğu uluslar arası ittifak ekseninden çıkarmaya çalışmakla suçlayıp uyaran dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı tarafından “Türkiye-İsrail ilişkileri hükümetlere göre değiştirilemeyecek bir kararlılık ve perspektifle ele alınmaktadır” cümlesiyle ifade edilmişti.

Erdoğan hükümetinin 2009’dan itibaren İsrail’le yaşadığı siyasi krizin niteliği Büyükelçi Tan’ı da General Karadayı’yı da haksız çıkarmadı.

Zira bu kriz, “Arap Baharı” sürecinde “İsrail’le kriz yaşayan Türkiye’nin “model ülke imajını güçlendirmesi bakımından başta Erdoğan hükümeti olmak üzere ABD’nin tüm bölgesel müttefiklerine eşsiz kazanımlar armağan etmekle kalmadığı gibi ikili ekonomik ilişkilerin katlanarak artmasına hiçbir olumsuz etkide de bulunmadı.

Nitekim İsrail Merkezi İstatistik Bürosu’nun açıklamasına göre “Türkiye ile İsrail arasındaki ticaret hacmi ocak ayında geçen yılın eş dönemine göre yüzde 14 artarak 341,4 milyon dolara çıktı.”[3]

Tarafların yararına olan bir krizi tarafların yararına çözmek

2009’dan bu yana ilgili tüm tarafların yararına sonuçlar üreten Türkiye-İsrail krizi, ABD Başkanı Obama’nın İsrail ziyareti sırasında üçlü telefon seremonisi ile çözüldü. Çözümün zamanlamasını hazırlayan şartları şöyle sıralamak mümkün:

1- Suriye istisna edilecek olursa, “Arap Baharı” denen süreç tamamlandı. İsyanların yaşandığı ülkelerdeki siyasi süreçler, bölgeye “rol model” olarak sunulan Erdoğan hükümetine hem ideolojik hem de dış politika öncelikleri bakımından yakın olan figürleri iktidara taşıdı.

2- Sokaklarda “İsrail karşıtlığı” söylemiyle isyan sürecini zafere taşıyan siyasi figürler, hükümet koltuğunda “İsrail gerçekliğini” fark etti. Örneğin Müslüman Kardeşler[4] ve Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi[5], “Camp David”e bağlılığını açıkladı. Devrimci Mısır yönetimi, abluka altındaki Gazze’nin ihtiyaçlarını karşılayan tünelleri imha etme[6] konusunda Mübarek döneminden çok daha etkili oldu.

3- İç politikadaki kazanımları açısından Türkiye’ye gönderilecek “özür” mesajının “İsrail’in onurunu” kırmayacak bir kelime seçimiyle yapılmasında ısrar eden eski Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, hakkındaki yargı sürecinden dolayı henüz yeni kabineye giremedi.

4- İsrail’in Akdeniz’de bulduğu doğalgazın Türkiye üzerinden dünya pazarlarına açılması bir zorunluluk olarak ortaya çıktı.[7]

5- Amerikan Başkanı Barack Obama, ikinci hükümet dönemine, bölgeye bir çekidüzen verme adına iki bölge müttefikini barıştırarak diplomatik bir başarıyla başlamak istedi.       

Dolayısıyla İsrail’in eski Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın “kelime hassasiyeti” sebebiyle geciken “apologize/özür” mesajını, Başbakan Netanyahu aracılığıyla vermesi, Türkiye İsrail ilişkilerinin normalleşmesinin ilk adımı olarak yeterli bulundu.

Özetle Arap Baharı sürecinde Erdoğan hükümetinin bölgeye sunulan model rolünü parlatması bakımından Türkiye ve Amerika’nın ve ikili ekonomik ilişkilere olumsuz hiçbir etkisi olmaması bakımından da İsrail’in yararlandığı bu kriz, bölgeye İsrail’le ilişkilerini nasıl yönetmesi gerektiğine dair model sunmak üzere çözülmüş oldu.

Elbette Ankara’nın ilişkilerin normalleştirilmesi konusundaki şartları “apologize/özür”den ibaret değil. Ancak Ankara’nın 22 Mart’ta aldığı özür mesajını “diplomatik bir zafer” olarak ilan etmesi ve “ilişkilerde yeni bir sayfa” olarak nitelemesi, Mavi Marmara gemisinde hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat ödenmesi ve Gazze ablukasının kaldırılması şeklindeki diğer iki şartının karşılanacağını garanti olarak gördüğünü gösteriyor.

Ankara diğer iki şartının karşılanacağını garanti gördüğünü şu açıklamayla ortaya koydu: “İki Başbakan tazminat/ademi mesuliyet konusunda bir anlaşma yapılması hususunda da mutabık kalmıştır. Başbakan Netanyahu ayrıca, İsrail’in, sivil halkın kullanacağı malların Gazze dâhil Filistin topraklarına girişine ilişkin kısıtlamaları esas itibariyle kaldırdığını ve sükûnet devam ettiği müddetçe bu durumun da devam edeceğini ifade etmiştir. İki lider, Filistin topraklarındaki insani durumun iyileştirilmesi için birlikte çalışmak konusunda mutabık kalmıştır.”[8]

Bu açıklamaya rağmen Gazze ablukasının kaldırılması konusunda belirsizlik bulunsa da Lieberman’ın bile hassasiyet göstermediği tazminat konusunun Ankara’nın beklentilerine uygun şekilde karşılanacağı söylenebilir.

Dolayısıyla bu gelişmenin ardından Ankara’nın da 2 Eylül 2011’de İsrail’e karşı aldığı 5 maddelik “yaptırım kararında”[9] şu değişiklikleri yapması bekleniyor.

1- İkinci kâtip düzeyine indirilen diplomatik ilişkiler yeniden büyükelçilik seviyesine çıkarılacak.

2- Türkiye ile İsrail arasında askeri anlaşmalar yeniden yürürlüğe konacak.

3- “Doğu Akdeniz’de en uzun kıyısı bulunana sahildar devlet olarak Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de seyrüsefer serbestisi için gerekli gördüğü her türlü önlemi alması”na gerek kalmayacak. Elbette bu maddenin şimdiye kadar nasıl uygulandığı ve İsrail üzerinde nasıl bir caydırıcı veya zorlayıcı etki yaptığı belirsizdir.

4- Türkiye İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ambargoyu tanımamayı sürdürecek.

5- Dışişleri Bakanlığı açıklamasında yer aldığı şekliyle “adem-i mesuliyet” çerçevesinde, Mavi Marmara katliamıyla ilgili olarak bazı İsrailli yetkililer hakkında açılan dava düşecek.

Tüm tarafların yararına olan çözüm tüm tarafların diplomatik başarısı

İçinde “appologize” ifadesinin geçtiği özür mesajı ile Türkiye İsrail siyasi ilişkilerinin normalleştirilmesi, Ankara tarafından bir “diplomatik zafer” olarak kutlandı.[10] Başbakan Erdoğan’ın “dikleşmeye gitmeden”[11] sonlandırdıklarını açıkladığı süreç Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’a göre “Türkiye’nin ilk defa izlediği dik politika”, hükümetin yayın organlarına göre ise “İsrail efsanesinin sonu”[12] idi.

Ankara, diplomatik zaferini İsrail’in içinde “apologize” kelimesi geçen bir özür mesajı göndermek zorunda kalmasıyla açıklıyor.

Ancak bu özür meselesi de tıpkı tüm taraflara kazandıran krizin kendisi ve çözümü gibi, tüm tarafların kendine zafer payı çıkarmasına imkanlar sunuyor.

Bu özür meselesi Avigdor Leiberman için iç politika açısından bir siyasi zafer; çünkü diğer siyasi ortakları “apologize” ifadesinin yer aldığı özür mesajı göndererek “İsrail’in onurunu” çiğnemiş oldu ve bunu da ancak kendisinin yokluğunda yapabildi. Dolayısıyla bu olay Lieberman’ın “İsrail onuru” açısından ne kadar vazgeçilmez bir siyasetçi olduğunu ispat etmiş oldu.

Netanyahu için bir diplomatik zafer; çünkü aslında “İsrail’in onurunu” düşünerek şimdiye kadar atmadığı bu adımı, stratejik müttefiki Amerika’nın baskısıyla; ama iç politikada zarar görecek olmasına rağmen “İsrail’in yüksek çıkarlarını” düşünen cesur ve fedakar bir lider olarak attı.

Obama için bir diplomatik zafer; çünkü kullandığı nüfuzla iki önemli bölge müttefikini yeniden barıştırdı ve bölgenin gerçek patronu olduğunu bir kez daha gösterdi.

Sonuç

Kendisi de çözümü de tıpkı bir İsviçre çakısı gibi taraflarına çok kullanımlı yararlar sağlayan Türkiye-İsrail krizi İsrail’in özrüyle 22 Mart’ta çözüldü.

Başbakan Erdoğan 23 Mart’ta Türkiye İsrail uzlaşmasının Suriye’deki yönetimin devrilmesini hızlandıracağını söyledi.[13]

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu da “Türkiye ile ilişkileri Suriye sebebiyle tesis ettiklerini” açıkladı.[14]

Aynı gün Golan’daki İsrail topçu birlikleri, Suriye ordusuna ait mevzileri vurdu.[15]

Yine aynı gün İsrail Gazze’ye açılan Kerem Ebu Salim sınır kapısını Yahudi bayramını gerekçe göstererek üç gün süreyle kapattı.[16]

Çözüm öncesiyle, çözüm şekliyle ve çözüm sonrası hedefleriyle Türk İsrail siyasi krizi İsviçre çakısı benzetmesini hak etmiyor mu?

 



Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
Amerikan jokerleri 08/12/2019 - 14:24 tarihinde eklendi
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet 18/10/2019 - 22:53 tarihinde eklendi
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Amerikan jokerleri
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım