MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
15/03/2015 - 19:04 tarihinde eklendi
5. yılında Suriye isyanının 2 sayfalık özeti
Alptekin DURSUNOĞLU
5. yılında Suriye isyanının 2 sayfalık özeti
CIA Başkanı John Brennan’ın “Suriye’de rejimin yıkılmasını istemiyoruz” açıklaması, Suriye’deki vekalet savaşına son verildiğinin resmi ilanı oldu.

CIA Başkanı John Brennan’ın “Suriye’de rejimin yıkılmasını istemiyoruz”[1] açıklaması, Suriye’deki vekalet savaşına son verildiğinin resmi ilanı oldu.

Ancak bu açıklama, ABD ve ‘Dostları’ yenilgiye götüren 4 yıllık vekalet savaşı politikasının ne yönde değişeceğine dair ipuçları sunması bakımından daha büyük bir önem taşıyor.

18 Ağustos 2011’de Suriye cumhurbaşkanına çekilme çağrısı yapan Washington’u, 14 Mart 2015’te Suriye’de ‘rejim değişikliği’ istemediğini bir yenilgi itirafı olarak açıklamaya zorlayan etken, şu yalın ve nesnel gerçeklikten ibaret.

Beşinci yıla girilirken Suriye krizinde, isyancılar iç savaş halinde; isyancıların bölgesel ve uluslararası müttefikleri ise paramparça. Buna karşın Suriye yönetimi bütünlüğünü koruyor; uluslararası ve bölgesel müttefikleri ise koordinasyon içinde Şam’ın yanında durmaya devam ediyor.

Rejim laneti

Suriye’de ‘Arap Baharı’ adı verilen isyanlardan etkilenerek başlayan krizin bu ülkedeki ‘rejim’den kaynaklandığı yönünde genel bir kabul söz konusu.

Bundan dolayı devlet kavramının yerine Suriye’de ‘rejim’ kelimesi kullanılır. Kraliyet ailesinin ismini taşıyan Suudi Arabistan’da bile hükümetten, Suriye’de ise ‘rejim’den söz edilir.

Her ülkede ordular, Suriye’de ‘rejim güçleri’ vardır. Her ülkede devlete ve halka karşı silah kullananlardan ‘terörist’, Suriye’de ise ‘rejim karşıtı silahlı muhalefet’ diye bahsedilir.

Suriye’nin krallar, emirler ya da ancak darbe ile veya ölünce değiştirilebilen cumhurbaşkanları tarafından yönetilen bölge ülkeleri arasında bir istisna olmadığı biliniyordu.

Tüm kesimlerin eşit ve adil bir şekilde yönetime katılma imkanı elde etmesi, istihbarat baskısı olmadan görüş veya inançların özgürce ifade edilebilmesi ve yaşanması ve hukukun üstünlüğünün egemen olması herkesin olduğu gibi elbette Suriye halkının da hakkıydı.

Ancak ‘rejim’ vurgusuna dayalı bu söylemin adalet duygusunun aksine analitik düşünme kabiliyeti son derece zayıf olan geniş halk yığınlarını manipüle etmeye yönelik olduğu son derece açıktı.   

Suriye’nin 2011 kronolojisi

Suriye isyanının 18 Mart 2011’de Dera’da sivil değişim talepleriyle başladığı; ancak ‘rejim’in ‘halkın sivil değişim taleplerini şiddet kullanarak bastırdığı; halkın da daha sonra kendini savunmak için silahlı direniş başlattığı’ varsayılıyor.

Fakat ABD’nin Suriye cumhurbaşkanına çekil çağrısı yaparak ‘devrim’ niyetini kuvveden fiile geçirdiği 18 Ağustos 2011’e kadar olan sürecin kısa kronoloji, bu varsayıma inanmayı güçleştiriyor:

21 Mart 2011: Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed, Dera valisini görevden aldı. 26 Mart’ta geniş̧ çaplı reform süreci başlattığını açıkladı, 260 siyasi tutuklu serbest bırakıldı. 29 Mart’ta Naci Itri hükümeti istifa etti.

7 Nisan 2011: Ulusal Koordinasyon Kurulu adlı muhalif örgütün liderlerinden Heysem Menna, el-Menar’a iki kanaldan silah yardımı teklifi aldıklarını; ancak bunu reddettiklerini açıkladı. 8 Nisan’da Dera’da 19 polis, 11 Nisan’da Banyas’ta 2’si subay 9 asker öldürüldü.

29 Nisan’da Suriye’nin Türkiye sınırına yakın hiçbir yerinde en küçük bir gösteri dahi olmamasına rağmen, 250 kişilik bir Suriyeli grubu ellerindeki Türk bayraklarıyla ve Türkçe “Türkler gibi yaşamak istiyoruz, demokrasi istiyoruz” sloganları atarak Yayladağı’na geçti. Türkiye insani krize hazırlık gerekçesiyle mülteci kampları inşa etmeye başladı.

1 Mayıs 2011: Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed, genel af ilan etti. 2 Mayıs’ta Başbakan Erdoğan Suriye sorununun BM güvenlik Konseyi’ne gelebileceği uyarısı yaparak bu durumunda Türkiye’nin uluslar arası toplumla birlikte hareket edeceğini söyledi.

18 Mayıs’ta Erdoğan’la acil görüşme talebinde bulunan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, Esad’ın reform konusunda çok yavaş̧ hareket ettiğini belirtip, “Esad’a karşı ortak dil kullanmalıyız, mesajlarımızı senkronize etmeliyiz” dedi. Yurt dışında dağınık halde bulunan muhaliflerin örgütlenmesi süreci başladı. 31 Mayıs’ta Suriyeli muhalifler Antalya’da toplandı.

1 Haziran 2011: Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed, ulusal diyalog için heyet kurdu. Yeni seçim yasası hazırlandı. Antalya’da toplanan Suriyeli muhalifler, genel af kararını kabul etmediklerini ve rejim değişikliği taleplerinde ısrarcı olduklarını açıkladı. 6 Haziran’da Türkiye sınırına yakın Cisr eş-Şugur kasabasında silahlı gruplar, Suriyeli 120 güvenlik görevlisini öldürdü. Muhalifler cinayetten rejimin sorumlu olduğunu söyledi. Aynı gün Israil Savunma Bakanı Ehud Barak, Beşşar Esed’in Suriye halkı nezdindeki meşruiyetini yitirdiğini öne sürdü.

4 Temmuz 2011: Fransa’daki Israil lobisinin en etkin üyelerinden Bernard Henri Levy, Suriyeli muhalifleri Paris’te bir konferansta topladı. Toplantıya Müslüman Kardeşler’den de Milhem Derrubi katıldı. 28 Temmuz’da Suriye ordusundan kaçıp Türkiye’ye sığınan Albay Riyad Esad, diğer firari askerlerle birlikte Özgür Suriye Ordusu adlı bir silahlı örgütü kurdu.

5 Ağustos 2011: ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Suriye’de ölen 2 bin kişiden ‘rejimin’ sorumlu olduğunu söyledi.

6 Ağustos’ta Başbakan Erdoğan Suriye’de yaşananları Türkiye’nin bir iç meselesi olarak gördüklerini söyledi. 7 Ağustos’ta ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Davutoğlu’nu telefonla arayarak “Sam’a vereceğiniz mesajlarda uluslararası toplum ile birlikte hareket etmemiz büyük önem taşıyor. Tek ses olalım” mesajı verdi.

8 Ağustos’ta ABD Başkanı Obama’nın Ortadoğu Özel Temsilcisi Fred Hoff ile ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, Başbakan Baş Danışmanı İbrahim Kalın ile görüştü. İbrahim Kalın, Amerikalılara “Davutoğlu’nun 9 Ağustos’ta yapacağı görüşmeyi beklememiz lazım. Bu görüşme sonrası yeni bir yol haritası belirleyebiliriz” dedi.

9 Ağustos’ta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ABD ve Avrupa tarafından yakından izlenen Şam ziyaretini gerçekleştirdi. Davutoğlu’nun bu başarısız ziyaretinin ardından Türkiye’nin üstlendiği ikili ilişkilerden kaynaklanan nüfuzu ile Suriye’yi dönüştürme rolü sona ermiş̧ oldu.

18 Ağustos’ta ABD Başkanı Barack Obama ve AB liderleri Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’e görevi bırakma çağrısında bulundu.

‘Dostlar’ın devrimi, Suriye’nin iç savaşı

18 Mart’tan 18 Ağustos’a kadar Suriye’de Tunus veya Mısır tarzı bir devrimin gerçekleşmemesi ve Şam’ın Türkiye aracılığı ile dayatılan teslim şartlarını kabul etmemesi, ABD ve müttefiklerini ‘Suriye devrimi’nin araçlarını yaratmaya sevk etti.

15 Eylül’de ABD, Fransa, Katar ve Türkiye’nin girişimiyle İstanbul’da Suriye Ulusal Konseyi adlı bir muhalif örgüt kuruldu. Örgütün Libya devrimine liderlik eden Libya Ulusal Geçiş̧ Konseyi gibi Suriye devrimine liderlik edeceği açıklandı.

2 Kasım 2011: Arap Birliği, sunduğu barış̧ planının Suriye yönetimi tarafından kabul edildiğini açıkladı. 4 Kasım’da Suriye içişleri bakanlığı, herhangi bir cinayete karışmamış̧ kişilerin silahlarını bırakarak teslim olması halinde affedileceklerini açıkladı. 6 Kasım’da ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, Suriyeli muhaliflerden silahlarını bırakmamasını istedi.

12 Kasım’da Katar başkanlığındaki Arap Birliği, Suriye’nin birliğe olan üyeliğini askıya aldı. Arap Birliği’nin Beşşar Esed’e cumhurbaşkanlığı yetkilerini yardımcısına devrederek çekilmesini öneren Yemen modeline uygun devrim teklifi Şam tarafından reddedildi.

4 Şubat 2012: Arap Birliği ve Avrupalı ortakları ‘sivilleri koruma’ gerekçesiyle BM Güvenlik Konseyi’ne Suriye’ye müdahaleyi öngören bir karar taslağı sundu; ancak taslak Rusya ve Çin tarafından veto edildi. Bunun üzerine 24 Şubat’ta ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal etmek üzere kullandığı yöntemle Suriye’ye müdahale için BM dışı bir uluslar arası platform olarak Suriye’nin Dostları Grubu kuruldu.

9 Nisan 2012: Türkiye, Suriye’de siyasi çözüm öngören ve 10 Nisan’da yürürlüğe girecek olan Annan planını kadük ilan etti. Şubat ayında muhaliflerin silahlandırılmasına karşı çıkan ABD, Türkiye ve Arap müttefiklerinin baskısıyla mayıs ayından itibaren muhaliflerin Türkiye üzerinden silahlandırılmasını koordine etmeye başladı.

Kontrolden çıkan vekalet savaşı

18 Temmuz 2012: Dostlar Grubu, vekalet savaşını başlattı. Şam’daki ulusal güvenlik binasını hedef alan bombalı saldırı sonucu savunma bakanı da dahil olmak üzere Suriyeli tüm üst düzey güvenlik yetkilileri öldürüldü ve silahlandırılan gruplar başta Halep ve Şam olmak üzere kent merkezlerine saldırdı.

11 Kasım 2012: Temmuzda başlatılan savaştan sonuç alınamaması üzerine ABD, muhalif grupları yeniden örgütledi ve Katar’da Suriye Ulusal Koalisyonu adlı grup kuruldu. 7 Aralık’ta da bu grubun askeri kanadının komutasını üstlenmek üzere ÖSO genelkurmayı oluşturuldu.

15 Eylül 2013: ABD’nin Doğu Guta’da kullanılan kimyasal silahlardan Suriye yönetimini suçlamasına rağmen askeri müdahaleden son anda vazgeçmesiyle devrim umutları sönen silahlı gruplar iç savaşa başladı.

Dostlar Grubu tarafından ‘ılımlı’ denerek desteklenen ÖSO, Cihatçı gruplar karşısında varlık gösteremeyip tabeladan ibaret kalırken silahlı gruplar arasındaki iç savaştan terör örgütü olarak nitelenen IŞİD ve Nusra güçlenerek çıktı.

11 Haziran 2014: 2013’ten beri Suriye’nin Rakka kentini elinde tutan IŞİD, Irak’ta Musul ve Tıkrit kentini işgal etti. 30 Haziran’da hilafet ilan eden IŞİD, 5 Ağustos’ta Erbil’e ilerlemeye, Ürdün ve Suudi Arabistan’ı ise tehdit etmeye başladı.

12 Eylül 2014: Suriye’de desteklenen silahlı grupların radikalleşerek ABD müttefiklerini de tehdit edecek şekilde güçlenmesi Dostlar Grubu’nun IŞİD karşıtı Uluslararası Koalisyon’a dönüşmesine neden oldu.

Vekalet savaşının sonun resmi ilanı

2013’te Mısır’ı, 2014’te de Tunus’u 2011 öncesine geri döndüren adımlar, ABD ve Suudi Arabistan açısından bir başarı destanı olsa da; Libya, Yemen, Suriye ve Irak bariz bir başarısızlık hikayesi anlatıyor.

CIA Başkanı John Brennan’ın 14 Mart’taki sözleri ve Dışişleri Bakanı John Kerry’nin bugün CBS’e verdiği demeçte “Birleşik Devletler sonunda Suriye yönetimi ile müzakereye oturacak” açıklaması, vekalet savaşının bittiğinin resmi ilanı olarak okunabilir.

Ancak yazının en başında da vurgulandığı gibi bu açıklamalar, yenilgiyle sonuçlanan bu vekalet savaşından nasıl bir ‘onurlu çıkış’ üretilebileceğine dair ipuçları sunması bakımından önem taşıyor.

18 Ağustos 2011’de ‘Şam’da rejim değişmelidir’ diyen, 2012’deki Cenevre-1 ve 2014’teki Cenevre-2’de siyasi çözüm çabalarını ‘önce Esed gitmelidir’ ön şartıyla engelleyen ABD, dün itibariyle artık politikasını Şam’ın selametine öncelik veren bir perspektifle değiştirdiğini resmen ilan etmiş oldu.

ABD açısından Türkiye ile ortak yürütülen ‘eğit-donat’ programı, bu ilanla çelişmiyor; çünkü Ankara’nın beklentisinin aksine Washington, bu programla Şam’ı değil, ‘terörist’ grupları hedef aldığını gizlemiyor.

Dolayısıyla Ankara eğer ‘eğit-donat’ programını hala ABD’yi vekalet savaşında tutma kozu olarak görüyorsa fena halde yanılıyor.

Suriye’deki vekalet savaşının öncülerinden Katar, 2013’te ABD tarafından oyundan alınmıştı. Bu savaşın diğer ateşli destekçisi Suudi Arabistan artık Şam’dan çok daha büyük korkulara sahip.

Re’y el-Yovm gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdulbari Atvan’a göre Suudi gençlerinin yüzde 92’si IŞİD’e sempati duyuyor.

Riyad, Şam’dan ve onun en büyük müttefiki olan Tahran’dan korkuyor; ama İhvan’dan ve IŞİD’den de korkuyor. Yemen’de Husilerden korkuyor; ama ona karşı desteklediği el-Kaide’den de korkuyor.

Bu korkuları sebebiyle İsrail’e yakınlaşmasını bile gizleme gereği duymayan Suudilerin ABD’yi tekrar vekalet savaşı seçeneğine döndürebilecek takati bulunmuyor.

ABD’nin vekalet savaşının sonunu ilan etmesi, elbette bu savaşın hemen biteceği anlamına gelmiyor.

ABD’nin nasıl bir ‘onurlu çıkış’ üreteceği şimdilik belirsiz gözüküyor; ancak bu ilanın silah bırakarak ulusal uzlaşma sürecine katılmak isteyen Suriyeli silahlı gruplar üzerinde teşvik edici bir etki yaratacağı açık.[2]

 



[1] El Cezire Türk. 14 Mart 2015. 'ABD Suriye rejiminin yıkılmasını istemiyor' http://www.aljazeera.com.tr/haber/abd-suriye-rejiminin-yikilmasini-istemiyor

[2] Kronoloji ile ilgili dipnotlar, yazının hacmini arttırmamak için yazılmadı. Yazıda geçen gelişmelerle ilgili kaynaklara Suriye’de Vekalet Savaşı adlı kitabımızdan ulaşılabilir.

Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
Amerikan jokerleri 08/12/2019 - 14:24 tarihinde eklendi
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet 18/10/2019 - 22:53 tarihinde eklendi
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Amerikan jokerleri
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım