MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
22/11/2017 - 17:33 tarihinde eklendi
Lübnan’da ava giderken av olmak
Alptekin DURSUNOĞLU
Lübnan’da ava giderken av olmak
Suudiler Lübnanlı Sünniler üzerinde ilk kez bu kadar büyük bir nüfuz kaybı yaşıyor ve Fransa ilk kez Lübnanlı Sünniler üzerinde Suudilerden daha etkili olabiliyor.

Riyad’da istifa eden Saad Hariri’nin Beyrut’ta istifasını geri alması, Suudilerin Lübnan Sünnileri üzerindeki geleneksel patronluğunun ağır bir darbe aldığını gösteriyor.  

Saad Hari’nin Fransa’nın girişimleri sayesinde dönmeyi başardığı ülkesinde istifasını geri alması, istifanın arkasında Suudilerin olduğunu artık bir iddia veya yorum olmaktan çıkardı.

İstifanın sadece şekli değil, zamanlaması, gerekçesi ve Suudilerin davranış biçimi de Hariri’nin sadece kendisine verilen rolü oynadığının ispatı oldu.  

Saad Hariri’nin en az 12 saat öncesine kadar istifa edeceğinden kendisinin dahi haberdar olmadığını göstermişti. Çünkü Saad Hariri, Suudi başkentinde İran’ı suçlayarak istifa etmeden 12 saat önce İran İslam Devrimi Lideri Ayetullah Hamenei’nin Dış Politika Danışmanı Dr. Ali Ekber Velayeti ile görüşmüş ve Lübnan’a desteklerinden dolayı Tahran’a teşekkür etmişti.

Öte yandan hayatının tehlikede olduğundan bahseden, Hizbullah’ı ve İran’ı hedef göstererek suçlayan Saad Hariri, 2 hafta boyunca İran’ın ya da Hizbullah’ın değil Suudilerin elinde tutuklu kaldı. İki hafta boyunca onun Lübnan’a dönmesine izin vermeyen Suudiler, Fransa’nın girişimi ile bu kez ailesini rehin alarak Saad Hariri’nin Paris’e gitmesine izin verdi.

Hariri’yi azleden Suudilerin mesajları

Aslında Suudiler Hariri’nin istifası konusunda oyunu çok açık oynadı. Suudiler, bu aşağılayıcı adımla Hariri ailesine, Lübnanlı Sünnilere, bölgedeki müttefiklerine, İsrail’e ve Batılı dostlarına hem ortak hem de ayrı ayrı mesajlar vermiş oldu.

Suudilerin bunların hepsine birden verdiği ortak mesaj şuydu: “Lübnan’ın Sünni olması gereken başbakanını ben tayin eder, ben azlederim. Irak, Suriye ve Lübnan’da desteklediğimiz silahlı gruplar, İran, Hizbullah ve müttefikleri tarafından yenilmiş olsa da ben oyundan çekilmiş değilim.”

Gerçekten de Saad Hariri’yi başbakanlığa getiren Suudilerdi; çünkü eğer Suudiler Saad Hariri’nin başbakanlığına karşılık Mişel Aun’un cumhurbaşkanlığını kabul etmeseydi, yıllardır meclis, cumhurbaşkanı ve başbakan seçemeyen Lübnan’da siyasi kriz devam ediyor olacaktı.

Suudilerin bu genel mesajından Hariri ailesinin ve Lübnanlı Sünnilerin payına düşen özel mesaj şu oldu: “Sizin patronunuz benim, Saad’ın yerine kardeşi Baha’yı tayin ediyorum.”

Gerçi Hariri’nin liderlik ettiği el-Mustakbel partisi ve partinin önde gelen liderlerinden İçişleri Bakanı Nohad Maşnuk Suudilerin bu atamasına “biz koyun sürüsü veya birinden alınıp bir başkasına satılan tarla değiliz” diye itiraz etse de Suudi kararını engelleyemedi.

Suudilerin Lübnanlı Sünnilere verdiği bu özel mesaj, Batılılara ve İsrail’e de hitap ediyordu. Zira Suudiler Amerika’ya ve İsrail’e “Lübnanlı Sünnilerin patronu” olarak Lübnan’ı istediği anda istikrarsızlaştırmaya muktedir olduğunu göstermiş ve onları Hizbullah’a ve İran’a karşı bu fırsatı kullanmaya teşvik etmiş oldu.

Lübnan için Yemen senaryosu

Suudilerin Saad Hariri’yi istifa ettirmesi, akıllara hemen “Yemen senaryosu bu kez Lübnan’da mı tekrar edilecek?” sorusunu getirmişti.

Çünkü Suudilerin istifa oyununun ilki, dünyanın gözlerinin önünde Yemen’in viraneye dönmesine sebep oldu. Suudiler, Lübnan’da olduğu gibi Yemen’de de patronluk iddiasındaydı. Nitekim 2011’de Ali Abdullah Salih’in cumhurbaşkanlığından çekilmesini ve yerine yardımcısı Mansur Hadi’nin gelmesini sağlayacak kadar Yemen üzerinde nüfuz sahibiydi.

Körfez İşbirliği Örgütü adı altında 2011’den 2015’e kadar Yemen’deki tüm siyasi süreçlere müdahale eden Suudiler, 2013’te görev süresi biten Mansur Hadi’nin süresini bir yıl daha uzattırdı.

Ocak 2015’te Husilerin darbe yaptığını iddia ederek Mansur Hadi’yi istifa ettirdi. Husiler yönetim boşluğu oluşmaması için Mansur Hadi’den seçimlere kadar istifa etmemesini istedi.

Hadi’nin istifasını geri almaması üzerine de yönetim boşluğunu gidermek için diğer siyasi gruplara cumhurbaşkanlığı konseyi kurulması çağrısı yaptı.

Diğer siyasi gruplar cumhurbaşkanlığı konseyi kurma konusunda anlaşmak üzere görüşmeler başlatacakken Mansur Hadi Şubat 2015’te Sana’dan Aden’e giderek istifasını geri aldığını açıkladı ve “cumhurbaşkanı” sıfatıyla da Mart 2015’te dış müdahale çağrısı yaptı.  

Yani aslında 2014’te uzatılmış görev süresi de biten Mansur Hadi’yi Ocak 2015’te istifa ettiren de, Şubat 2015’te istifasını geri aldıran da Mart 2015’te askeri müdahale çağrısı yaptıran da Suudilerdi.

Lübnan, Suudiler için Yemen’den daha ağır bir yenilgi

Suudiler, 2015’te Yemen’de sahneye koyduğu senaryonun benzerini Lübnan’da tekrarlamaya çalıştı; ancak kendilerini Yemen’dekinden çok daha rezil bir duruma soktu.

Zira Saad Hariri’nin Lübnan’a döndükten sonra 22 Kasım’da istifasını geri alması, Suudilerin Lübnan için tasarladığı planın çöktüğünün göstergesi oldu.

Suudilerin Lübnan planı

Yemen’deki gibi bir koalisyon oluşturup Lübnan ve Suriye’de Hizbullah’a veya İran’a saldırı yapmak Suudilerin hayallerini süslemiş olabilir. Ancak muhtemelen böylesi bir hayali gerçekleştirmenin imkansız olduğu, Suudi özgüveni ile dahi kavrandığı için Lübnan için şöyle bir plan öngörüldü:

1- Hariri’nin istifası ile Lübnan’da başlayacak siyasi istikrarsızlığı mezhep çatışmaları yaratarak toplumsal bir krize dönüştürmek.

2- Krizden İran ve Hizbullah’ı sorumlu göstermek ve Hizbullah’ın kabine dışı bırakılmasını ve yalnızlaştırılmasını sağlamak.

3- İsrail’i Lübnan’da oluşacak toplumsal krizi ve güvenlik sorunlarını gerekçe göstererek askeri müdahaleye teşvik etmek ve desteklemek.

Suudilerin gazabından Fransa’ya sığınmak

Hariri’nin istifasını geri almasıyla ilgili açıklaması Suudilerin Lübnan üzerindeki patronluğunun Yemen üzerindeki patronluğundan bile daha kötü bir duruma düştüğünün ispatı oldu.

Hariri, 22 Kasım’daki açıklamasında şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanı Mişel Aun, benden şimdilik beklememi istedi; ben de onun isteğine olumlu cevap verdim ve istifamı askıya aldım. Umarım bu durum yapıcı müzakereler için zemin yaratır. Kendimizi uluslararası ve bölgesel çatışmalardan uzak tutmalıyız. Kendimizi Arap kardeşlerimize zarar verecek her şeyden uzak tutmalıyız.  Ben hükümet revizyonu için tüm siyasi taraflara ortaklık peşindeyim. Ben Lübnan’ın ilerlemesi, çevredeki savaş ve krizlerden korunması için Cumhurbaşkanı ile işbirliği yapmaya bağlı olduğumu vurguluyorum. Ülkemiz mevcut aşamada herkesin istisnai çabalar göstermesini gerektiriyor.”  

Hariri’nin istifasını geri alması, Suudilerin Lübnan üzerindeki nüfuz hezimetinin açık bir göstergesi; ancak bu Hariri’nin cesareti veya bağımsızlığı ile ilgili bir şey değil.

Hariri’ye Fransız öpücüğü

Saad Hariri’nin Suudiler karşısında ne kadar ‘bağımsız’ veya ‘şecaat sahibi’ olduğunu anlamak için şunları hatırlamak yeterli:

12 saat öncesine kadar istifa edeceğinden kendisinin bile haberi olmayan Hariri, Suudi Arabistan’dan ancak Fransa’nın girişimiyle ve ailesini rehin bıraktıktan sonra ayrılabildi ve istifasını ancak Lübnan’a döndükten sonra geri alabildi.

Hariri’nin istifasını geri alması, 22 Kasım itibariyle Fransızların Lübnanlı Sünniler üzerindeki Suudi ‘patronluğuna’ ortak olduğunu gösteriyor.

Fransa’ya Lübnan’da istediği kişiyi başbakanlık koltuğuna oturtan istediğinde o koltuktan indiren Suudilerin Sünniler üzerindeki nüfuzuna ortak eden süreç, Lübnan Dışişleri Bakanı Cubran Basil’in Fransa ziyaretiyle başladı.

Cumhurbaşkanı Mişel Aun’un damadı da olan Dışişleri Bakanı Basil, Hariri’nin Suudilerin elinde rehin olduğunun kuşku götürmez bir şekilde ortaya çıktığı günlerde Fransa’ya gitti.

Fransa, Hariri’yi serbest bırakması için Suudilere süre verirken,[1] Cumhurbaşkanı Mişel Aun da Hariri’nin Suudilerin elinde tutuklu olduğunu resmi olarak ilan etti.[2]

Hariri’nin Suudilerin elinde tutuklu olduğu meselesi, istifadan bir gün sonra TV’den açıklama yapan Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah tarafından bir soru şeklinde gündeme getirilmişti.

Hariri’nin Beyrut’ta değil de Riyad’da istifa ettiğine, Veliaht Muhammed bin Salman tarafından tutuklanan Suudi prenslerle aynı otelde tutulduğuna dikkat çeken Nasrullah, “Yoksa Hariri tutuklu mu? Lübnan emniyetinin yalanlamasına rağmen Suudi medyasının Hariri’ye suikast girişiminde bulunulduğuna dair haberi onun Lübnan’a gönderilmemesi için bahane mi yapılacak?” diye sormuştu.

Hariri ailesinin zaman çalması Suudilerin foyasını meydana çıkardı

Suudiler, azlettikleri Saad’ın yerine kardeşi Baha Hariri’yi tayin etmiş; ancak başta Saad ve Baha’nın halası olan Beyihe Hariri olmak üzere el-Mustakbel partisinin liderleri bu dayatmaya tepki göstermişti.  

Suudiler, Baha Hariri başkan seçilmeden Saad’ı serbest bırakmak istememişti ve eğer Hariri ailesinin ve el-Mustakbel partisinin direnci kısa sürseydi Saad’ın Suudi Arabistan’da tutuklu olduğu görüntüsü ortaya çıkmayabilir ve bu mesele sadece Nasrullah’ın iddiası olarak kalabilirdi.

Ancak Hizbullah da dahil olmak üzere tüm Lübnan’ın Hariri’ye yapılan Suudi muamelesini Lübnan’a yapılmış bir hakaret olarak nitelemesi ve el-Mustakbel partisinin Baha’yı başkan seçmeyi geciktirmesi, Saad’ın Suudilerin elinde tutuklu olduğu gerçeğini artık gizlenemez hale getirdi.  

Suudilerin yanlış hesabı Paris’ten döndü  

Lübnan hükümeti ve Fransa’nın uluslararası girişimleri ise Suudileri Hariri’yi serbest bırakmaya mecbur etti.

Taifeci siyasi sistemle yönetilen Lübnan’da yasal olarak cumhurbaşkanlığını elinde bulunduran Hıristiyanlar üzerinde Fransa’nın, başbakanlığı elinde bulunduran Sünniler üzerinde Suudi Arabistan’ın ve meclis başkanlığını elinde bulunduran Şiiler üzerinde de İran ve Suriye’nin nüfuzu olduğu bilinir.   

Suudiler, İran nüfuzunu gerekçe göstererek 2005’ten beri Irak’ta, 2011’den beri Suriye’de ve 2015’ten beri de Yemen’de kendince İran’la savaşıyor.

Irak’ta IŞİD’in elindeki son kent olan Rave’nin, Suriye’de ise el-Bukemal’in General Kasım Süleymani komutasındaki ‘Direniş Ekseni Güçleri’ tarafından kurtarılması, Yemenlilerin ise Riyad’ı balistik füzelerle vurmaya başlaması, Suudilerin tüm cephelerde yenildiğinin sembolik bir göstergesi oldu.

İran’la savaşa girdiği her cephede yenilen Suudiler, 2015’ten beri artık kameralara poz vermekten çekinmedikleri İsraillilerle birlikte Lübnan’da İran avına çıkayım derken av oldular.

Zira Suudiler Lübnanlı Sünniler üzerinde ilk kez bu kadar büyük bir nüfuz kaybı yaşıyor ve Fransa ilk kez Lübnanlı Sünniler üzerinde Suudilerden daha etkili olabiliyor.

 



[1]YDH. 14 Kasım 2007 Fransa’dan Hariri konusunda Suudilere süre http://ydh.com.tr/HD15486_fransadan-hariri-konusunda-suudilere-sure.html

[2]YDH. 15 Kasım 2017. Aun: Hariri’nin tutuklanması düşmanca bir adım http://ydh.com.tr/HD15487_aun--haririnin-tutuklanmasi-dusmanca-bir-adim.html

Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
İran’ın en büyük şansı Suudiler 07/12/2017 - 02:47 tarihinde eklendi
Lübnan’da ava giderken av olmak 22/11/2017 - 17:33 tarihinde eklendi
Suudi-İsrail ekseni için yeni umut 06/11/2017 - 00:34 tarihinde eklendi
Dejavu, bağımsız Kürdistan macerası 22/10/2017 - 18:58 tarihinde eklendi
Kürdistan referandumu, hangi mağduriyet, hangi meşruiyet? 03/10/2017 - 04:04 tarihinde eklendi
Kürdistan için iki senaryo, Barzani için iki muhtemel gelecek 17/09/2017 - 18:48 tarihinde eklendi
Hizbullah’ın ikinci stratejik zaferi 30/08/2017 - 15:40 tarihinde eklendi
Omletten yumurta yapma sanatı 13/08/2017 - 19:46 tarihinde eklendi
‘Fiili durumlar’ diyarında bağımsız Kürdistan kumarı 30/07/2017 - 17:45 tarihinde eklendi
Şerif’in Çar’la anlaşması 09/07/2017 - 16:14 tarihinde eklendi
Zulfikar’ın anlattıkları 21/06/2017 - 13:58 tarihinde eklendi
350 milyar dolarlık hayal ticareti Ortadoğu NATO’su 22/05/2017 - 17:49 tarihinde eklendi
Hamas’ın 'devekuşu' vizyonu 07/05/2017 - 18:37 tarihinde eklendi
Suriye’de yeni süreç başlarken Türkiye’nin lisanı ve lisan-ı hali 30/04/2017 - 16:59 tarihinde eklendi
Suriye saldırısı, ‘Yeni Şerifin’ ödül avcılarına züğürt tesellisi 09/04/2017 - 15:57 tarihinde eklendi
Şam ve Hama saldırısı Türkiye’nin Astana rolüne Suudi çelmesi 26/03/2017 - 18:02 tarihinde eklendi
Ankara, ‘yapı söküm stratejisinin’ aracı mı olmak istiyor? 05/03/2017 - 20:30 tarihinde eklendi
Türkiye’nin ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ macerası 19/02/2017 - 18:52 tarihinde eklendi
ÖSO iç savaşından, Fetih Ordusu iç savaşına 30/01/2017 - 02:06 tarihinde eklendi
Astana konferansı, yeni 'oyun düzeninin' ilk tatbikatı 22/01/2017 - 19:04 tarihinde eklendi
Güncel
15:02 (12.12.2017)
İsrail rejimi Mervan Bargusi'yi tek kişilik hücreye nakletti.
15:28 (11.12.2017)
Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, bir sonraki Astana toplantısının 22 Aralık'ta yapılacağını açıkladı.
22:54 (08.12.2017)
Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrail'in bugün Gazze'ye yaptığı saldırılarda 2 kişi şehit oldu 170 kişi yaralandı.
22:02 (08.12.2017)
İsrail basını füze saldırısından dolayı güneyde sirenlerin çalmaya başladığını bildirdi.
21:59 (08.12.2017)
Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrail'in Gazze'nin kuzeyine yaptığı hava saldırısında 15 kişi yaralandı.
15:53 (07.12.2017)
El Menar: İşgalci askerler, Batı Şeria'daki Beyt İyl'de Filistinlilere ve gazetecilere ateş açtı.
15:41 (07.12.2017)
Şam: Beşşar Caferi başkanlığındaki Suriye müzakere heyeti, önümüzdeki pazar günü müzakerelere katılmak üzere Cenevre'ye gidecek.
13:44 (07.12.2017)
Katar, Fransa ile 12 milyar euro değerinde anlaşmalar imzaladı.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
İran’ın en büyük şansı Suudiler
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım