Ortodoks Yahudilerin Holokost yaklaşımı
SAAF-Siyonizm karşıtı Ortodoks Yahudi Organizasyonu Neturei Karta
SAAF-İran Dışişleri Bakanlığı tarafından 11–12 Eylül 2006 tarihinde Tahran’da düzenlenen 'Holokost'un (soykırımın) yeniden gözden geçirilmesi: Küresel Vizyon' konferansına Siyonizm karşıtı Ortodoks Yahudi organizasyonu "Neturei Karta"yı temsilen bazı hahamlar da katıldı.
"Neturei Karta" organizasyonu adına konuşma yapan Haham Cohen’in konuşma metnini Saafonline için arkadaşımız Seyfeddin Kara çevirdi.
Ortadoks Yahudilerin 'Holocoust’a yaklaşımı
Değerli arkadaşlar, katılımcılar ve meslektaşlarım,
Bugün buraya İkinci Dünya Savaşı'nın çok önemli ve trajik bir meselesi olan 'Holokost' olayını tartışmak ve farklı açılardan değerlendirmek için toplandık. Herkesin bildiği gibi 'Holokost' olayı Nazi Almanyası’nın Yahudilere karşı uyguladığı politikalar ve eylemler etrafında dönmektedir. Şunu da belirtmem gerekir ki bu olaya Nazilerin işlediği daha geniş anlamdaki katliamlar çerçevesinde bakılmalıdır. Benim bugünkü amacım size Ortodoks Yahudilerin 'Holokost' olayına yaklaşımlarını açıklamak olacaktır.
İlk olarak bu konferansı düzenleyerek benim ve diğer katılımcıların konu hakkındaki görüşlerini ifade etmesine fırsat hazırlayan saygıdeğer organizatörlere şükranlarımı sunmak isterim. Bu bağlamda yine verilen bu fırsatı çok büyük bir ayrıcalık olarak gördüğümüzü belirtmek isteriz.
Ortodoks Yahudi olarak bilinen ben ve arkadaşlarım, hayatımızı bütünüyle çok eskilerden beri süregelen bir din ve yaşam biçimi olan Yahudilik dinine göre yaşamaya çalışan kimseleriz. Biz şu anda “Neturei Karta” isimli gurup olarak burada bulunuyoruz.
Bu gurup, Ortodoks Yahudiliğinden ayrı bir hareket ya da organizasyon değildir. “Neturei Karta” grubu kuruluş amacı itibariyle Ortodoks Yahudilerinin seküler ve ulusalcı bir yapısı olan ve Filistin’de ayrımcı bir devlet kuran Siyonizm’e karşı duruş felsefelerinin yansımasıdır.
Herkesin bildiği gibi yıllardır 'Holokost' Siyonizm’le birlikte anılmakta ve yine Siyonistler hiç bir meşruluğu bulunmaya hedef ve felsefelerini meşrulaştırmak amacıyla Holokost olayını haddinden fazla büyütmektedir. Bu noktada hem Siyonizm hem de 'Holokost' hakkında çok kısa bir şekilde konuşarak bunların arasındaki ilişkiyi açıklamak istiyorum.
Biz “Neturei Karta” olarak bu tür etkinliklere katılmanın hem dinî bir vazife hem de insanî bir görev olduğunu düşünmekteyiz. Bu bağlamda bu toplantıdaki görüşmelerin ve ortaya çıkan sonuçların her alanda doğru olması için Tanrı'ya dua ediyorum.
İlk olarak 'Holokoust' konusuyla çok yakından ilgili olduğu için burada hazır bulunan herkese sunu hatırlatmak isterim: Yahudilik ve Siyonizm tamamıyla farklı ve birbirine zıt kavramlardır. Yahudilik çok eski tarihlerden beri süregelen ve bu tarihsel serüveni içerisinde yıllarca ahlakî ve dinî değerlere dayalı bir Tanrı öğretisidir, bir dindir. Siyonizm ise yüzyıl gibi çok kısa bir tarihe dayalı seküler ve milliyetçi bir çizgiye sahip yine bütün ahlaki değerlerden tamamıyla soyutlanmış bir kavramdır.
Aradaki bu derin farka rağmen şu da bir gerçektir ki bazı Yahudi gruplar bu Milliyetçi seküler hareketten etkilenerek (ya da zehirlenerek) Siyonizm’le Yahudiliği sentezlemeye çalışmışlardır. Fakat bu durum binlerce yıllardan beri süregelen Yahudi öğretilerine tamamen zıt bir yaklaşımdır.
Yahudilik, Filistin diye bilinen “Kutsal Toprakların” Yahudilere vaat edildiğini kabul etse de bu vaadin gerçekleşmesi için bazı şartların yerine gelmesini öngörmektedir. En basit açıdan bakıldığında bu şartlar Yahudilerin en yüksek ahlakî ve dinî standartlara ulaşmış olmalarının gereğidir. Bizim dinî öğretilerimiz ve kaynaklarımız -Tevrat- bu şartların yerine getirilmemesi durumunda Tanrı emriyle gerçekleşecek ve bütün Yahudileri dağıtacak bir sürgün döneminin varlığına dair uyarılarla doludur.
Şu anki durum da bundan ibarettir. Bahsedilen şartlar gerekli şekilde yerine getirilmediği için -tarihçilerin de ortaya koydukları gibi- Yahudiler Tanrı tarafından dünyanın dört bir yanına sürgün edilmişlerdir. İçinde bulunduğumuz bu ana kadar Yahudiler ilahi bir sürgün dönemindedir ve bu sürgün döneminde bizden istenilen, üzerinde yaşadığımız devletlerde ülkesine bağlı iyi bir vatandaş olmaktır. İçinde bulunduğumuz bu sürgün durumundan kendi elimizle kurtulmaya çalışarak “Kutsal Topraklara” geri dönmek dinî olarak bize yasaklanmıştır.
Yine bizim Filistin’de kendimize ait bir devlet kurmaya çalışmamız Yahudilik dininde yasaklanmıştır. Bu yasaklara karşı koymak, Tanrı'nın isteklerine karşı isyan etmek demektir ve biz, bu durumun acı sonuçları konusunda uyarılmış durumdayız.
Bu bağlamda seküler ve milliyetçi bir felsefeye sahip Siyonizm hareketi açık bir şekilde belirtilmiş olan Yahudi öğretilerini görmezden gelmekte ve çiğnemektedir. Bu durum Siyonizm’in ortaya çıktığı tarihten bu yana büyük Yahudi otoritelerince dile getirilmiş; Siyonizm kınanmıştır.
Siyonizm ortaya çıktığından beri çoğunluğunu Filistinlilerin oluşturduğu yerli halkı görmezden gelmiş ve yine Siyonistler, Filistinlileri yüzyıllardan beri yaşadıkları topraklarda kendi kendilerini yönetme hakkından mahrum bırakmıştır. Yine Filistin halkının evleri ve yaşamları tahrip edilerek dine dayalı insanlık hakları ayaklar altına alınmıştır.
Buna karşın Yahudilik bize insanların canlarına ve mallarına saygı duymayı ve güvence altına almayı öğretmektedir.
Daha önce de vurguladığım gibi Siyonizm bir bütün olarak Yahudiliğe ve Yahudi halkına mal edilmemelidir. Bu bağlamda eskiden gelme önyargılı bir gelenek olan anti-Semitizm’le karıştırılmadan Siyonizm’e karşı durulmalıdır ki bu durum İran İslam Cumhuriyeti'nde de çok iyi bir şekilde yaşatılmakta; Yahudilerin bütün sivil haklarına saygı duyulmakta ve Yahudiler yüzyıllardan beri olduğu gibi Iran halkıyla barış içinde yaşamaktadır.
'Holokost' olayının Siyonizm’le ilişkisine gelecek olursak; ortada şöyle bir realite vardır: Siyonistler 'Holokost'u kendi fikirleri için bir meşruiyet aracı olarak görmekte ve 'Holokost'un tekrarlanmaması için kendi devletleri olan İsrail’in varlığını olmazsa olmaz bir şart olarak ileri sürmekte ve bu durumu da “Never Again” (Bir daha asla) sloganıyla dile getirmektedirler.
Bu noktada Ortodoks Yahudilerin 'Holokost'a bakış açılarını yansıtmak açısından şunu belirtmek isterim; şimdiye kadar ortaya çıkan sayısız delillerin ve şahitlerin ışığı altında Nazi Almanyası’nda Yahudilere karşı sistemli bir soykırım politikası yürütüldüğünü inkâr etmek mümkün değildir.
Ben o dönemde İngiltere’de yaşadığım için ve Naziler de İngiltere’yi işgal edemediği için savaşın ölümcül etkisine maruz kalmaktan kurtuldum. Fakat ben ve bildiğim birçok kişi Nazi işgali altında yaşayan birçok yakınını ve arkadaşını bilinçli bir şekilde uygulanan soykırım ve yok etme politikası yüzünden kaybetti.
Sadece 3 milyon Yahudi Polonya’da, yarım milyondan fazlası Macaristan’da, on binlercesi Rusya, Slovakya, Fransa, Hollanda, Belçika ve diğer yerlerde katledildi. Bazıları, bu rakamları pek inandırıcı bulmayarak bu konuyu tartışmak isteyebilir; fakat şunu göz önünde bulundurmak gerekir ki soykırıma kurban gidilerin 6 milyon olması (ki bu rakam bizce doğrudur) 5 milyon olması ya da 4 milyon olması pek bir şey değiştirmez ve olayın acısını hafifletmez.
Yine cinayetlerin yöntemi de ister gaz odaları şeklinde olsun (ki bunu kanıtlayacak şahitler vardır), ister kurşuna dizmek ya da başka bir yolla öldürmek şeklinde olsun, bu pek bir şey değiştirmez. Kötülük yine de kötülüktür. İşlenen suçu küçük göstermek bu suça kurban giden kişilerin anısına çok büyük bir saygısızlık göstermek olur. Bu da korkunç bir yanlıştır.
Bu noktada bahsetmem gereken önemli bir husus vardır ki Ortodoks Yahudilerinin yaklaşımına göre herhangi bir suçu isleyen kişi her ne kadar işlediği suçtan dolayı bütünüyle kendisi sorumlu ve suçlu olsa da yüce Tanrı'nın isteği bulunmaksızın bu suçu gerçekleştiremez. Bu bağlamda kurban, belirli bir noktaya kadar kendisine karşı işlenen bu suçu önlemek için uğraşmak zorundadır. Fakat bir netice alamayacağını anladığı zaman yüce Tanrı'nın dileğine boyun eğmek zorundadır.
Bizim öğretilerimize göre ilahi bir takdir olan sürgünün bir parçası olarak Yahudi halkının kendilerine eziyet verenleri adalet önüne getirme gibi bir görevi yoktur. Bu yüce tanrının görevidir. Bize düşen görev daha çok çalışarak başımıza tüm bu belaları getiren eylemlerimizden ve günahlarımızdan arınmaktır. Bahsettiğim bu yaklaşım uzun süren sürgün dönemlerindeki Yahudi anlayışı olmuştur ve hiçbir şekilde bu durumu değiştirmeye gücümüz yetmez. Aksini savunmak sapkınlıktır.
Seküler bir yaklaşımdan kaynaklanan dar kafalı bir anlayışa sahip Siyonistler bu felsefeye tamamıyla aykırı bir şekilde hareket etmekte “Never Again” demeye cesaret etmektedirler. Onlar kendi darkafalı yaklaşımlarına göre Tanrı'nın 'Holokost'u bir daha gerçekleştirmesini engelleyebileceklerini düşünmektedirler ki bu sapkınca bir anlayıştır.
Yine herkesin bildiği gibi Siyonistler bu yanlış düşüncelerini, çok büyük zulüm ve baskılarla birleştirerek Filistin halkına empoze ettiler.
Burada ifade etmem gereken önemli bir husus da Siyonistlerin Hitler zamanında 'Holokost'un bütün aşamalarını İsrail devletini kurma noktasında bir avantaja çevirdikleri düşünülürse, Siyonistlerin 'Holokost'u ağızlarına almaları ikiyüzlüküğün doruğa ulaştığı en son nokta olarak kabul edilmelidir.
1930’lu yıllarda Hitler, Yahudileri Almanya’dan sürgün etmek istediği zaman Siyonistlerin Nazi yönetimiyle işbirliği yaparak –evet beraberce- genç ve sağlıklı Yahudileri -ki bunlar yeni devletin kurulmasında hammadde olarak görülmüşlerdir- zorla Filistin’e göç ettirilmesi o döneme ait belgelerle de açık bir şekilde ortadadır.
Yine tarihî belgeler, savaş zamanı Yahudi ölümlerinin yaşandığı dönemde Siyonistlerin imkânları olduğu halde ölmekte olan Yahudilere yardım etmek yerine kayıtsız kaldıklarını göstermektedir. Bunun nedeni ise Siyonistlerin savaş bittiğinde istedikleri devleti kurabilmek için bütün bu acılara ve ölümlere ihtiyacı olmasıdır. Sonuç olarak savaş bittiğinde Siyonistler 'Holokost'un sebep olduğu acıma duyguları ve sempatiyi dini bir inancın parçası haline getirerek kurdukları devletin menfaati doğrultusunda kullanmışlardır.
Yine bu noktada yeni bir 'Holokost'a meydan vermemek için ortaya çıktıklarını savunan Siyonistler aslında 'Holokost'tan çok daha önceleri ortaya çıkmışlar ve 'Holokost' yaşandığı anda bu olayı Filistinlilere karşı kendi emellerini meşrulaştırmak için bir araç olarak kullanmışlardır.
Şimdiye kadar bahsettiklerimizi özetlemek gerekirse Ortodoks Yahudileri açısından 'Holokost' olayı tarihte meydana gelmiş ve boyutları tam olarak bilinmeyen çok acıklı bir gerçektir. Fakat bu olay hiçbir zaman Siyonistlerin gayrimeşru ve haydutça hedeflerini meşrulaştırmak için kullanılamaz.
Arkadaşlarım, konuşmamı Ortadoğu’da zulme, acıya ve kan dökülmesine neden olan İsrail devletinin barışçıl bir şekilde ortadan kaldırılmasına yönelik bir duayla tamamlamak istiyorum. Şunu da ekliyorum: İsrail’in yerine kurulan yeni devlet Filistin halkının yönetiminde olmalı ve onların isteklerini bütünüyle karşılamadır ki böylece Araplar ve Yahudiler daha önce yüzyıllarca yaşadıkları gibi kardeşçe bir arada yaşayabilsin.
Umut ederim ki bizler Tanrı'nın bütün kudretini ve yüceliğini ifşa edeceği günün -ki o gün bütün insanlar barış içinde kardeşçe yaşayacak- kıymetini anlarız.
İlgili Haberler
İngiltere’deki bir sivil toplum kuruluşu tarafından yayımlanan raporda…
01 Nisan 2011
Fransa’nın İsrailliler tarafından bir kontrol noktasında öldürülen Fil…
04 Mayıs 2010
Fransa yetkililerinin Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in Paris ziyare…
11 Aralık 2009
İngiliz Başbakanı Gordon Brown, İngiltere’nin Hizbullah’la Lübnan’daki…
07 Kasım 2009

