Riyad, Washington'a güvence verdi

img
Riyad, Washington'a güvence verdi YDH

"Her halükârda, bu çatışmanın son yaşananlarla sınırlı kalmayacağı, aksine daha fazla değişime ve yeniden şekillenmeye aday olduğu görülüyor."


Lokman Abdullah


YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Lokman Abdullah, Yemen'deki Suudi Arabistan-BAE rekabeti ekseninde, yerel vekil güçlerin kırılganlığını ve dış baskılarla ittifakların ne denli hızlı değişebildiğini analiz ediyor. Güney Geçiş Konseyi'nin askeri başarısızlığı ile Ensarullah hareketinin direnci arasındaki tezatı vurgulayan Abdullah, Riyad'ın Selefi grupları kullanmasının Washington'da yarattığı diplomatik rahatsızlığa ve Suudi yetkililerin "İslamcılarla yakınlaşma olmadığı" yönündeki savunmalarına dikkat çekiyor.

Yemen'de Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki çatışmanın son perdesi, bir dizi ifşa edici göstergeyi beraberinde getirdi.

Bunların başında güneydeki nüfuzlu yerel güçlerin ne denli kırılgan olduğu, dış güçlere tam bağımlılıkları, bölgesel baskılar karşısında tutumlarının değişkenliği ve savundukları sloganları hayata geçirme konusundaki motivasyon eksikliği geliyor.

Bu durum, on binlerce savaşçıyı bünyesinde barındıran ve nüfuzu on binlerce kilometrekarelik alana yayılan Birinci Askeri Bölge'nin, Güney Geçiş Konseyi'nin saldırısının ilk saatlerinde düşmesiyle açıkça ortaya çıktı.

Ardından bu kuvvetlerin, Suudi Arabistan'ın bir dizi hava saldırısına maruz kaldıktan sonra çökmesi, tabloyu daha da netleştirdi.

Ayrıca bu seçkinlerin kişisel imtiyazlar, servet birikimi ve kazanımlar peşinde koştuğu; buna karşılık hizipçilik ve bölgesel bağnazlığı aşmakta başarısız olduğu yeniden kanıtlandı. Bu durum, sadakatlerini yıldırım hızıyla değiştirmelerini, güneyin ayrılması talebinden Krallığın himayesindeki "Tek Yemen" projesinin propagandasını yapmaya geçişlerini açıklıyor.

Öte yandan, Aden sokaklarında dev posterleri asılan BAE ise bugün güney illerinin güvenliğini bozan ve Suudi Arabistan'ın güvenliğini tehlikeye atmaktan sorumlu tutulan bir taraf olarak nitelendiriliyor.

Bu tablodaki dikkat çekici tezatlardan biri de Doğu illerini ele geçirdikten hemen sonra cepheleri birleştirip Sanaa'ya ilerleme sözü veren Geçiş Konseyi'nin, çoğu gövde gösterisinden ibaret olan ve hedeflerini gerçek anlamda vurmayan hava saldırılarının ağırlığı altında sadece birkaç saat dayanabilmesiydi.

Oysa Ensarullah hareketi, sekiz yıl boyunca 274 binden fazla hava saldırısı karşısında direnmişti. Amerikan ve İsrail saldırılarının şiddetine rağmen hareketin lider kadrosundan hiç kimse ülkeyi terk etmezken, Geçiş Konseyi Başkanı Aydarus ez-Zübeydi, Aden'deki Maaşık Sarayı üzerinde bir insansız hava aracı uçtuğu söylentisi üzerine yakınlarından kimseye haber vermeden BAE'ye kaçtı.

Askeri saflaşmalardaki dönüşüm hızı da dikkat çekti; Selefi Amalika güçlerinin, çatışmalarda Geçiş Konseyi'ni desteklemekten vazgeçip, Konsey'i tamamen ortadan kaldırmayı amaçlayan bir harekat kapsamında Suudi destekli ve yine Selefi olan Vatan Kalkanı güçlerine katılması buna örnektir.

Sanaa'daki iktidar ortağı Yüksek Siyasi Konseyi Genel Sekreteri Selim el-Muğalis, X platformundaki paylaşımında bu dönüşümleri şöyle yorumladı:

"Suudilerin tarihi, farklı isimler altında da olsa (Vatan Kalkanı, Amalika) aşırılık yanlılarını ve tekfircileri silah altına alıp Zübeydi ve arkadaşları gibi sosyalistlerin üzerine sürerek tekerrür ediyor. Aden'de kalan partileri ve sivil görünümleri de yok edebilirler. Geçiş Konseyi'nin projesi açıkça bağları koparmaksa, bunların projesi güçlendikten sonra Hilafet devleti kurmaktır."

Krallığın savaşı sonuçlandırmak için Selefi güçlerden yardım alması, Washington nezdinde bir mahcubiyet kaynağı oluşturdu ve Suudi Arabistan'ın önceliklerinde bir "dönüşüm" olup olmadığına dair Amerikan sorularının gölgesinde, Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan'ı durumu izah etmek üzere geçen hafta ABD'yi ziyaret etmek zorunda bıraktı.

Jewish Insider internet sitesinin bir haberine göre, bir dizi ABD'li milletvekili, Suudi Arabistan'ın siyasal İslam akımlarıyla uzlaştığına dair söylemlerin abartılı olduğu izlenimiyle görüşmeden ayrıldı.

Sitenin Demokrat Temsilci Brad Sherman'dan aktardığına göre Suudi Bakan, Kongre üyeleriyle yaptığı görüşmede Krallığın "İhvan karşıtı" olduğunu ve BAE ile anlaşmazlıkların "ideolojik değil taktiksel" olduğunu vurguladı.

Sherman, Bakan'ın bu endişeleri gidermek adına "epey mesafe katettiğini" belirterek, duyduklarının Riyad'ın karmaşık sahalardaki politikalarının İslamcılarla, özellikle de İhvan ile bir yakınlaşma olarak değil, karmaşık dosyaların gerçekçi bir yönetimi olarak okunmasını istediğine işaret ettiğini söyledi.

Ancak Amerikan Foreign Policy dergisi, son yaşanan çatışmanın sadece sınırlı bir yerel sürtüşme olmadığını, buna BAE yanlılarının Suudi Arabistan'ı İhvan grubunu desteklemekle ve küçük komşusuna zorbalık yapmakla suçladığı; Suudilerin ise BAE'ye İslam düşmanı, İsrail destekçisi ve bölge genelinde ayrılıkçıları pervasızca destekleyen bir güç damgası vurduğu şiddetli propaganda savaşlarının eşlik ettiğini yazdı.

Her halükârda, bu çatışmanın son yaşananlarla sınırlı kalmayacağı, aksine daha fazla değişime ve yeniden şekillenmeye aday olduğu; krizle ilgili bölge ülkelerinin ise Suudi Arabistan'ın diğer tarafları gözetmeksizin tek başına vereceği kararları elleri kolları bağlı beklemelerinin beklenmediği görülüyor.

Çeviri: YDH