İsrail-İran'ın askıya alınan savaşında en tehlikeli ihtimal ABD müdahalesi

img
İsrail-İran'ın askıya alınan savaşında en tehlikeli ihtimal ABD müdahalesi YDH

Mevcut isteksizliğe rağmen İsrail–İran çatışması ortadan kalkmış değil, yalnızca ertelenmiş bir olasılık olarak varlığını sürdürürken ABD’nin İran’a yönelik olası bir saldırısı, belirsizliği en yüksek ve sonuçları en ağır senaryo olarak öne çıkıyor.


Danny Citrinowicz


YDH- INSS’de çalışmaları yayımlanan İsrailli uzman Danny Citrinowicz, İran’daki iç sarsıntının İsrail-İran geriliminin en hassas evresine denk gelmesini, bölgesel çatışma dinamiklerini yeniden şekillendiren yapısal bir kırılma olarak ele alıyor. Citrinowicz, mevcut koşullarda savaşın istenmeyen bir sonuç olduğunu kabul etmekle birlikte, yapısal gerilimler giderilmedikçe İsrail-İran çatışmasının ertelenmiş ancak ortadan kalkmamış bir olasılık olarak varlığını koruduğunu vurguluyor.

İran Devrimi 2026 olarak adlandırılan süreç, İsrail ile İran arasındaki gerilimin zirve yaptığı bir anda patlak verdi. Trump–Netanyahu görüşmesi sırasında İsrail’in olası saldırılar için ABD’den “yeşil ışık” aradığına dair haberler ve İsrail’in İran’dan gelebilecek sürpriz bir saldırıya ilişkin kaygıları, iki tarafın yeniden doğrudan bir çatışmaya sürüklendiği izlenimini yarattı.

İran içindeki huzursuzluğun patlak vermesi, Tahran’ın önceliklerini önemli ölçüde yeniden şekillendirdi. Rejim şu anda esas olarak iç istikrarı yeniden sağlamaya odaklanmış durumda. İsrail’de, İran’ın iç krizini dışsallaştırmak amacıyla İsrail’e saldırabileceği yönünde kaygılar bulunsa da, bu senaryo son derece düşük bir ihtimaldir. İdeolojik sertliğine rağmen İran rejimi ve liderliği, böyle bir adımın doğuracağı ağır sonuçların farkındadır.

Aynı zamanda İsrail’in de İran’daki iç çalkantılarla kamuoyu önünde ilişkilendirilmek gibi bir niyeti yoktur. İsrail rejim değişimini umuyor olabilir; ancak Tahran’a İsrail’e saldırmak için bir gerekçe sunmak ya da İranlı protestoculara yönelik daha sert baskıları meşrulaştırmak istememektedir.

Bununla birlikte, mevcut durumda iki tarafın da ikili bir tırmanmadan kaçınma yönünde ortak çıkarı bulunsa da, önümüzdeki günlerde yaşanabilecek bir dizi olası gelişme nedeniyle çatışma riski kayda değer düzeyde kalmaktadır.

İlk risk, yanlış hesaplamadır. İran’ın, İsrail’in ülke içindeki istikrarsızlıktan faydalanabileceğine dair korkuları; doğrudan iletişim kanallarının ya da etkili gerilimi düşürme mekanizmalarının yokluğunda, istenmeyen bir tırmanmaya yol açabilir.

İkinci risk, ABD’nin İran’a yönelik olası bir saldırısıdır. Böyle bir saldırının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ile kapsamı ve hedefleri belirsizliğini korusa da, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf başta olmak üzere İranlı yetkililer, İran’a yönelik herhangi bir saldırının İsrail’e karşı misillemeyi tetikleyeceğini şimdiden dile getirmiştir.

Vurgulamak gerekir ki İran, ne İsrail’le ne de ABD ile doğrudan bir çatışma arayışındadır. Bu durum, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ABD temsilcisi Steve Witkoff ile görüşmelere ilgi duymasını açıklamaktadır; bu temaslar büyük olasılıkla Amerikan askeri müdahalesini geciktirme ya da engelleme amacı taşımaktadır. Ancak İran, geçmişte topraklarına yönelik saldırılara karşılık verdiğini de göstermiştir. Dolayısıyla bir ABD saldırısı oyunun kurallarını değiştirecek nitelikte olur ve belirli senaryolarda daha geniş bir bölgesel tırmanmaya yol açabilir.

İleriye bakıldığında, İran rejimi mevcut huzursuzluğu bastarmayı başarsa ve füze ile nükleer kapasitesini geliştirmeye devam etse bile, İsrail ile İran arasında doğrudan bir çatışma nihayetinde zaman meselesi olmaya devam edecektir.

Her iki tarafın da açık bir tırmanma arzusunun bulunmadığı bir ortamda dahi, özellikle ABD’nin İran’a yönelik olası bir saldırısı gibi gelişmeler zinciri, İsrail ve İran’ı şu an istemedikleri bir çatışmaya sürükleyebilir.

Çeviri: YDH