"Müslüman Kardeşler ve muhalif Alevi eylemlerinin bir sonucu olarak Esed, hem ordu hem de güvenlik aygıtı üzerindeki kontrolünü güçlendirdi."
YDH - Aşağıda tercümesi verilen istihbarat raporu, Suriye Müslüman Kardeşler örgütünün 1982 yılında Hama'da başlattığı isyanı, örgütün stratejilerini ve Esed hükümetinin buna verdiği yanıtı detaylandırıyor. Bu zamana kadar Türkiye ana akım medyasındaki iddiaları faş edecek türde olan rapor, İhvan'ın bu kez daha sofistike bir planlama yaparak muhalif Alevilerle işbirliği arayışına girdiğini ve Irak'tan destek aldığını, ancak planın erken keşfedilmesiyle girişimin başarısız olduğunu belirtiyor.
SAVUNMA İSTİHBARAT AJANSI
Suriye: Müslüman Kardeşler Baskısı Yoğunlaşıyor (U)
MAYIS 1982
Bilgi Kesim (cutoff) Tarihi[1]: 22 Nisan 1982
Bu, Savunma İstihbarat Ajansı, Araştırma Direktörlüğü tarafından hazırlanan bir Savunma Bakanlığı İstihbarat Belgesidir.
ÖZET
Suriye Müslüman Kardeşler örgütü (İhvan), Sünni Müslüman Köktendinci bir örgüt olarak, laik Baas Partisi'nin 1963'te iktidara gelmesinin ardından bir muhalefet partisi niteliğinde gelişmeye başladı.
İhvan muhalefeti, 23 Şubat 1966'da Baas Partisi'nin, İhvan tarafından Müslüman kabul edilmeyen Alevi unsurları tarafından iktidarın ele geçirilmesinden sonra yoğunlaştı.
Esed hükümeti, Mart 1973'te İslam’ı devletin dini olarak tanımlayan maddeleri çıkaran yeni bir anayasayı kabul ederek Baasçıların laiklik konusundaki titizliğini ortaya koydu.
1979 başlarında, İran'daki İslam Devrimi'nden cesaret alan Suriye Müslüman Kardeşler örgütü, Esed'i devirmek için benzer bir halk devrimini tetikleyecek bir plan geliştirdi.
16 Haziran 1979'da Halep'teki Topçu Okulu'nda 50 Alevi askeri öğrencinin katledilmesi, Müslüman Kardeşler taarruzunun başlangıcını işaret etti.
Ancak, 1980 yazına gelindiğinde, aylar süren kanlı çatışmaların ardından hükümet güçleri ile İhvan militanları arasındaki mücadelede Devlet Başkanı Esed, Müslüman Kardeşler tehdidinin belini kırmıştı.
Suriye İhvan’ının 1980'de uğradığı büyük yenilgi, örgütü 1961'den beri yöneten lideri İsam Attar'ın sonunu getirdi.
1981 başlarında, sürgündeki yeni Müslüman Kardeşler liderliği, Hafız Esed hükümetini devirmek için ülke çapında bir isyan üzerine kurulu karmaşık bir strateji geliştirdi; bu isyan görünüşe göre Esed karşıtı bir Alevi darbesiyle bağlantılı olacaktı.
1982 başlarında ise Suriye istihbaratı darbe planını ortaya çıkardı ve ülke içindeki muhaliflere yönelik operasyonlarını yoğunlaştırmaya başladı.
Sonuç olarak, Müslüman Kardeşler, 2 Şubat 1982'de başlayan Hama ayaklanmasını başlatmak zorunda hissetti.
Devlet Başkanı Hafız Esed, Hama ayaklanmasını bastırmada başarılı olsa da açıkça savunmada kalmakta ve rejimini hem Suriye içinde hem de Arap dünyasında giderek daha dışlanmış bulmaktadır.
Yine de Suriyeliler, Sünni Müslüman bir başkanın hakim olduğu bir yönetimi şüphesiz tercih etseler de Müslüman Kardeşler’in hükümetini istemeyen pragmatistlerdir.
1. TARTIŞMA
a. Arka Plan
Müslüman Kardeşler, Suriye'de yaklaşık 1937'den beri var olmasına rağmen, ancak 1963'te Suriye Baas Partisi'nin ordu ile koalisyon halinde Suriye'de siyasi iktidarı ele geçirmesinden sonra bir muhalefet partisi olarak gelişmeye başladı.
Baasçılar siyasi yönelimlerinde Arap milliyetçisi olsalar da aynı zamanda laiklerdi; bu pozisyon İslami köktendinci Müslüman Kardeşler tarafından tamamen reddediliyordu.
Şubat 1964'te, İhvan tarafından Baas yönetimine karşı kışkırtılan isyanlar patlak verdi ve nisan ayına gelindiğinde köktendinci bir kale olan Hama, tam bir isyan halindeydi.
Yayılan kargaşa karşısında, Suriyeli güçlü adam [Halepli Sünni] Emin Hafız, Hama'yı kuşattı ve Müslüman Kardeşler liderliğindeki isyanı bastırmak için ordu birliklerini şehre kaydırdı.
Daha sonra, Baas güvenlik faaliyetleri İhvan’a karşı yoğunlaştı ve liderlerinin çoğunu Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan ve Arap Körfez Ülkeleri'ne sürgüne gitmeye zorladı.
Baas partisindeki iç rekabetin bir sonucu olarak, askeri kanadın partiyi ele geçirmesiyle Hafız Esed'in da dahil olduğu liderlik, 23 Şubat 1966'da Suriye'nin en kanlı darbelerinden birinde iktidarı ele geçirdi.
Darbe sadece Emin Hafız'ı iktidardan zorla indirmekle kalmadı, aynı zamanda Suriye Baas Partisi'nin Sünni Müslüman hakimiyetinin sona erdiğinin de sinyalini verdi.
Yeni liderlik, Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 11'ini oluşturan, gizliliğe önem veren dini bir topluluk olan Alevileri temsil ediyordu.
Baas'ın Alevi fraksiyonunun iktidara yükselişi, Müslüman Kardeşler'in onları iktidardan uzaklaştırmaya yönelik gizli çabalarını yoğunlaştırmasına neden oldu; zira Alevilerin resmi olarak öyle olduklarını iddia etmelerine rağmen Müslüman olduklarına inanmıyorlardı.
Mart 1973'te Esed hükümeti, bir anayasa değişikliğiyle devletin dini olarak İslam’a atıflar yapan maddelerini çıkardı. Bu eylem, İhvan tarafından Alevi-Baasçı laiklerin sadece laik değil, aynı zamanda İslam karşıtı olduklarının bir başka kanıtı olarak görüldü.
Ek olarak İhvancılar, bir Alevi olan Hafız Esed'in Cumhurbaşkanı olmasını, anayasanın 3. maddesinde yer alan "Cumhurbaşkanının dini İslam olacaktır" ifadesinin ihlali olarak değerlendirdi.
Müslüman Kardeşler, 1964’te Baasçı yönetime muhalefeti sınırlı olsa da, siyasi şiddet eylemleri için gizli kollarını, yani ‘Gizli Teşkilat’ı, Emin Hafız'ın onların faaliyetlerini bastırmasının ardından genişletmeye başladı.
‘Muhammed'in Gençliği’, ‘Cundullah’, ‘İslami Öncü’ ve diğer birtakım savaş adlarıyla (nom de guerre) bilinen bu gizli kol, Dr. Adnan el-Mısri tarafından yönetiliyordu.
Mısri'nin 1965'te hükümet tarafından idam edilmesinin ardından, Şeyh Mervan Hadid, [Raporda Mervan Hadid’in ismi yanlış şekilde Haddad olarak yer alıyor. YDH] kendi ölümüne kadar Gizli Teşkilat'ın yönetimini devraldı; sonrasında liderliği Şeyh Adnan Ukla üstlendi.
Ancak Müslüman Kardeşler, iktidardaki Alevi-Baasçı rejime meydan okuyacak güce ve siyasi desteğe sahip olduğunu ancak 1979'da hissetti.
16 Haziran 1979'da Halep'teki topçu okulunda 50 Alevi askeri öğrencinin katledilmesi, görünüşe göre Müslüman Kardeşler taarruzunun İran'dakine benzer bir halk ayaklanması yaratmak üzere tasarlandığının işaretiydi.
Şah'ın aksine, Suriye Devlet Başkanı Esed, muhalefetine karşı harekete geçmeden önce hem Baas Partisi'nin hem de Alevi topluluğunun kontrolünü pekiştirmek için dikkatli bir şekilde hareket etti.
1980 yazına gelindiğinde, aylar süren kanlı çatışmaların ardından hükümet güçleri ve İhvan’ın ‘Gizli Teşkilat’ı arasındaki mücadelede Esed, Müslüman Kardeşler tehdidinin belini kırmıştı.
Siyasi bedel ağır olmuştu; zira hükümetin kullanmak zorunda hissettiği yöntemler, çoğunluğu Sünni Müslüman olan nüfusun büyük bir kısmını yabancılaştırmıştı.
Yine de Suriyeliler pragmatisttir ve Esed popüler olmasa da, Suriye'ye 1946'da bağımsızlığını kazanmasından bu yana herhangi bir dönemde olduğundan daha büyük bir istikrar sağladığı genel olarak kabul edilmektedir.
b. Yeni bir liderlik, yeni bir tehdit
1980'deki büyük yenilgi, İsam Attar'ın Suriye örgütünün Genel Mürşitlik [örgütteki en üst liderlik. YDH] görevinden alınmasına yol açtı.
Attar, 1961'de yaşlanan Dr. Mustafa es-Sibai'nin yerini aldığından beri bu pozisyonu elinde tutuyordu.
İsam Attar sadece 53 yaşında olmasına rağmen sağlığı kötüydü. Birçok kişi, Suriye Müslüman Kardeşler'inin ihtiyaç duyduğu dinamik liderliği sağlamak için Suriye içindeki sorunları kavrama yeteneğinden ve enerjiden yoksun olduğunu hissetti.
Yeni liderlik Adnan Saadeddin (yeni genel mürşit); Genel Murakıb[2] Said Havva[3]; Genel Murakıb Yardımcısı Ali Sadreddin Beyannuni[4] ‘Gizli Teşkilat’ Komutanı Adnan Ukla'dan oluşuyordu.
Adnan Saadeddin, 1943'ten beri Müslüman Kardeşler üyesiydi ve Militan ‘Gizli Teşkilat’ ile önemli bir deneyim kazanmıştı.
Yardımcısı Said Havva, 1965'ten 1976'daki ölümüne kadar Gizli Teşkilat Komutanı Şeyh Mervan Hadid'in yardımcısı olarak görev yapmıştı.
Havva, görünüşe göre 1976'da Hadid ile birlikte tutuklanmış, ancak 1977'de serbest bırakılmıştı.
Avrupa'ya taşınmış gibi göründüğü 1980 yılına kadar Ürdün'de sürgüne gitti. Said Havva, İslam hukuku ve tefsir üzerine Arapça çok sayıda kitap yayınlamış tanınmış bir İslam alimidir.
Ali Sadrreddin Beyannuni, Suriye Müslüman Kardeşler komuta zincirindeki üç numaralı adam, 1943'te köktendinci gruba katılan Halep'ten 45 yaşında bir avukattır.
O da Havva gibi, Suriye'deki Alevi-Baasçı yönetime karşı mücadelede izlenmesi gereken tek yolun silahlı mücadele olduğuna inanıyordu.
Üst düzey liderlik kadrosunu oluşturan dördüncü kişi, Suriye'deki kontrollü operasyonları yöneten Suriye Müslüman Kardeşler askeri komutanı Adnan Ukla idi. Eski bir Suriye Ordusu Teğmeni olan Ukla da Haleplidir.
1980'de Suriye Devlet Başkanı Esed, Müslüman Kardeşler faaliyetlerini bozmada ve popüler Sünni Müslüman desteğini nötralize etmede başarılı oldu.
Tutuklamalar ve artan Suriye güvenlik önlemleri, İhvan’ın hükümete karşı etkili eylem yapma yeteneğini zayıflattı.
Bununla birlikte, İhvan’ın temel örgütsel yapısı bozulmadan kaldı. Bu yapı, tahmini 10.000 Müslüman Kardeşler üyesini ve Gizli Teşkilat'ın ilave 1.000 üyesini içeriyordu.
Suriye Müslüman Kardeşler liderliği için ilk öncelik, Alevi-Baasçılarla yeni bir çatışma turu için Suriye örgütünü yeniden toparlamaktı.
Aralık 1980'de, İsam Attar'ın genel mürşit olarak değiştirilmesinden kısa bir süre sonra, Said Havva ve Ali Sadreddin Beyannuni bir İslami Cephe'nin kurulduğunu duyurdular.
Die Welt gazetesine verilen bir röportajdaki bu duyuru, öncelikle bir propaganda jesti olsa da aynı zamanda Suriye Müslüman Kardeşler ile Irak hükümeti arasında artan temasların başlangıcını da işaret ediyordu.
Irak hükümeti laik olsa da (Suriye'deki Hafız Esed'in siyasi liderliğine taban tabana zıt olarak Sünni Müslüman idi), 1979-80 çatışmaları sırasında Irak, İhvan’a, özellikle Halep'te gizli destek sağlamıştı.
Bağdat ayrıca, 1980 başlarında hükümete karşı çatışmalara katılan Riyad et-Türk'ün Suriye Komünist Partisi'nden ayrılan grubu ile İhvan arasında bir arabulucu rolü oynamıştı.
İhvan, Esed hükümetini devirme desteği kazanmak için Irak'ın Baasçı referanslarını ve muhalif Suriyeli Baasçılarla olan gizli bağlantılarını aramış görünmektedir.
c. Esed rejimini devirme taktikleri
İhvan’ın yeni çabası, devrik Suriyeli güçlü adam Salah Cedid'in muhalif Alevi destekçilerinden destek kazanmayı hedeflemiş görünmektedir.
Devlet Başkanı Esed'den daha büyük ve daha önde gelen bir Alevi kabilesinden gelen Cedid, 1970'te devrilmesinden bu yana hapistedir.
Cedid'in hala hayatta olması, Alevi topluluğu içindeki statüsünü göstermektedir; zira Esed, bunu siyasi olarak yapabilseydi onu çoktan öldürtürdü.
Birçoğu muhtemelen onun Haddadun kabilesinden olan Cedid destekçileri, Esed hükümetine karşı, Cedid'in Alevi-Baasçıları iktidara taşıdığı 1966 yılındaki tarihi anmak amacıyla 23 Şubat savaş adıyla (nom de guerre) faaliyet gösterdiler.
Irak muhtemelen, Devlet Başkanı Esed'i devirmek için Müslüman Kardeşler planıyla muhalif Suriyeli Baasçı muhalefeti koordine etmede bir aracı rolü oynadı.
Suriye Müslüman Kardeşler'inin geliştirmiş göründüğü yeni strateji, 1979-80 çabalarından çok daha karmaşıktı.
O dönemde İhvan, Esed rejimini devirmek için popüler bir ayaklanmayı tetiklemeye neredeyse tek başına teşebbüs etmişti. Ancak Devlet Başkanı Esed, bu unsurları arkasında toplamak için Müslüman Kardeşler'in Alevi karşıtı ve Baas karşıtı duruşunu sömürdü.
Ayrıca Alevi topluluğu, Baas Partisi ve genel olarak Suriye toplumu içindeki muhalefet unsurlarını tutuklamak, korkutmak veya başka şekillerde etkisiz hale getirmek için devasa bir güvenlik çabası başlattı.
İhvan tarafından benimsenen yeni taktik, görünüşe göre Esed'in muhaliflere yönelik baskısında yarattığı düşmanlıktan yararlanarak Alevi topluluğunu bölmek için tasarlanmıştı.
İktidara geldiğinden beri İsam Attar, 1979 sonu ve 1980 başlarında yaptığı bir dizi açıklamada, Müslüman Kardeşler'in Alevileri Müslüman olarak reddeden pozisyonunu önemsiz gibi göstermeye çalıştı; ancak yeni liderlik Esed'i devirmek için muhalif Alevilerin desteğini aktif olarak aramış görünmektedir.
Plan, görünüşe göre Suriye Müslüman Kardeşler liderliği tarafından geliştirilmiş ve muhtemelen Irak [Saddam rejimi]ile koordine edilmiş olup, birbirini tamamlayan iki eyleme odaklanıyordu.
Birincisi, geleneksel bir İhvan kalesi olan Hama şehri ve Suriye'deki gizli karargahının bulunduğu yer tarafından gerçekleştirilecek tam ölçekli bir isyandı.
Bu isyan bir kez başladığında, Halep, Şam ve diğer büyük şehirlerde, Suriye'yi felç etmek üzere tasarlanmış genel bir grev eşliğinde benzer ayaklanmalar gerçekleşecekti.
Bu kargaşanın ortasında, Salah Cedid'in ordu içindeki takipçilerinin öncülüğünü yaptığı muhalif Aleviler, görünüşe göre Devlet Başkanı Esed'i iktidardan düşürmek için bir darbe başlatacaklardı.
Eş zamanlı olarak, isyanı desteklemek ve zaferlerini ve ordu birliklerinin isyancı tarafa toplu firarlarını vurgulamak için sofistike bir dünya çapında propaganda kampanyası başlatılacaktı.
Basın bültenleri Avrupa ve ABD'de hazırlanacak, Suriye'ye karşı propaganda yayınları ise Falanjistlerin kontrolündeki Lübnan'ın Sesi ve Irak [Baas rejiminin] kontrolünde Bağdat’tan yayın yapan ‘Arap Suriye'nin Sesi’ radyoları tarafından nakledilecekti.
Irak, 1981 başlarında Suriye'deki insan hakları ihlallerini tartışan el-Minber adlı yayın organı aracılığıyla ön hazırlık çabalarına başladı ve daha sonra Esed rejimine atfedilen zulümleri ve 1980'de Hama'nın acımasızca bastırılmasını ele aldı.
Bağdat merkezli Arap Suriye'nin Sesi, el-Minber'in makalelerini yayımladı ve Esed'in baskılarına ve Suriye’nin Arap dünyasından dışlanmasına odaklandı.
Temmuz 1981'e gelindiğinde, Müslüman Kardeşler, seçkin Gizli Teşkilat üyelerini, 1980 yazındaki acımasız hükümet baskısından sonra kaçtıkları Suriye'ye geri sızdırmaya hazırlanıyordu (bkz. şekil).
En az 100 militan, sığındıkları Ürdün'den, Suriye'ye hareketleri öncesinde muhtemelen eğitim aldıkları Irak'a nakledildi.
Eylül sonu veya ekim başında Müslüman Kardeşler, Gizli Teşkilat'ın bir birimini Hama'ya geri sızdırdı, Hama'daki bir hükümet dairesine saldırdı ve Gizli Teşkilat tarafından kullanılmak üzere birkaç yüz boş kimlik kartı ele geçirdi.
Bu tarihten bir süre sonra, Gizli Teşkilat militanlarının sızması Irak'taki toplanma alanlarından ve daha az bir oranda diğerlerinin kaçtığı Türkiye'den başladı.
Ara dönemde, İhvancılar ile muhalif Alevilerin hükümete darbe vurma yeteneğini göstermek için Suriye'de bir dizi terörist bombalama ve silahlı saldırı gerçekleşti.
d. Erken keşif
Titiz planlamaya rağmen, Suriye istihbaratı, planın muhalif Alevi kısmını Ocak 1982 başlarında keşfetti.
Esed'in güvenlik örgütleri ordudaki teyit edilmiş ve şüpheli muhalif Alevilere karşı harekete geçerken, Müslüman Kardeşler'in gizli altyapısını kökünden kazımak için çabalar yoğunlaştırıldı.
Suriye-Ürdün sınırındaki Dera şehrinde ev ev arama çalışmaları, güvenlik önlemleri Suriye genelinde güçlendirildikçe başlatıldı.
Ocak 1982 sonlarına gelindiğinde, hükümetin Hama'da ev ev aramalar yapmayı planladığına dair işaretler vardı; bu şüphesiz zulaları ortaya çıkaracak ve şehre sızmış olan 200 İhvan militanından en azından bazılarını keşfedecekti.
Suriye güvenlik operasyonlarının bir sonucu olarak, Müslüman Kardeşler, diğer şehirlerde yaygın çatışmaları tetikleyeceği umuduyla Hama isyanını vaktinden önce başlatmak zorunda kaldı.
Bir genel grev başlatılmış olsaydı ve Irak ile Lübnan'dan Suriye'ye yöneltilen propaganda saldırıları etkili olsaydı, Suriye Silahlı Kuvvetleri içinde geniş çaplı firarlar tetiklenebilirdi.
Bu nedenle, muhalif Alevi darbe planının keşfedilmesine rağmen Esed rejiminin iktidardan düşürülme olasılığı mevcuttu.
[HARİTA – İhvan’ın Hama'ya sızma rotaları]

[Harita üzerinde Türkiye, Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün ve İsrail sınırları ile Halep, Lazkiye, Hama, Humus, Şam, Dera şehirleri gösterilmektedir. Oklar Türkiye ve Irak üzerinden Hama'ya doğru sızma hareketlerini işaret etmektedir. YDH]
Plan başarılı olmasa bile, Hama isyanı gelecekteki hükümet karşıtı faaliyetler için sembolik bir toplanma noktası olabilirdi.
İsyan ayrıca Şam hükümetini daha da baskıcı olmaya zorlayacaktı. İhvan liderliği, bunun da Esed hükümetinin Sünni Müslüman çoğunluktan ve Alevi topluluğu içinden daha fazla yabancılaşmasına neden olacağına inanıyordu.
Ocak sonu veya Şubat 1982 başlarında, Suriye Müslüman Kardeşler'inin en üst düzey üç lideri, Genel Mürşid Adnan Saadeddin ile Said Havva ve Ali Sadreddin Beyannuni, Brüksel'deki gizli karargahlarından ayrılarak Suriye'deki operasyonları yönetebilecekleri dağınık yerlere gittiler.
2 Şubat'ta, Müslüman Kardeşler ile Suriye güvenlik güçleri arasında bir çatışmanın ardından, Hama'daki cami minarelerinden hoparlörler, halkı hükümete karşı bir cihat başlatmaya çağırdı.
Çağrı ayrıca halka belirli camilerde silahların mevcut olduğunu bildirdi. Aynı zamanda, Müslüman Kardeşler'in Gizli Teşkilat ekipleri, bazıları ordu üniformaları içinde, şehirdeki önceden seçilmiş hükümet hedeflerine saldırmak üzere harekete geçti.
Ekiplerden biri nüfus müdürlüğüne saldırdı ve Hama şehri ile çevresindeki bölgeye ait nüfus kayıtlarını imha etti.
Bu kayıtlar, Suriye istihbaratının nüfus kontrolünü sağlamada birincil aracıydı. Aynı zamanda, diğer unsurlar polis karakollarına, güvenlik ofislerine, Baas Parti Merkezlerine ve ordu birliklerine saldırarak, onları birkaç günlük yoğun çatışmanın ardından şehirden çekilmeye zorladı.
Müslüman Kardeşler engelleme güçleri, hükümet güçlerinin şehre yeniden girmesi yönündeki her türlü girişimi uyarmak ve engellemek için Hama'nın dış mahallelerine hareket etti.
Gizli Teşkilat, 2 Şubat'ta çatışmalar patlak verdiğinde sadece yaklaşık 400 kişiye sahip olsa da, safları muhtemelen 5 Şubat'a kadar düzenli Müslüman Kardeşler üyeleri ve Hama vatandaşlarının eklenmesiyle neredeyse 1.500'e çıkmıştı.
9 Şubat'ta Suriye'deki İslam Devrimi liderliği, Müslüman Kardeşler için bir savaş adı (nom de guerre), Irak kontrolündeki Arap Suriye'nin Sesi üzerinden Hama'daki çatışmalarla ilgili bir bildiri yayımladı.
Haber yorumu, isyancıların şehri ve yaklaşık 50 "casus ve muhbiri" infaz ettiğini anlatıyordu.
Ayrıca Hama'yı geri almak için gönderilen 47. Ordu Tugayı'nın büyük unsurlarının taraf değiştirdiğini ve Hama halkına katıldığını, Suriye Hava Kuvvetleri pilotlarının ise şehri bombalama emirlerini yerine getirmeyi reddettiğini belirttiler.
Haber bülteni, hükümete karşı ayaklanmaların Lazkiye'deki deniz birliklerine ve Palmira'daki hava üssüne yayıldığını ve Halep'te yeni çatışmaların patlak verdiğini işaret etti.
Bildiriye göre yaklaşık 3.000 hükümet gücü öldürülmüş veya yaralanmıştı.
İhvan propaganda kampanyası yoğunlaştıkça, Müslüman Kardeşler'in Bonn'daki sözcüsü, 10 Şubat'ta Hama'nın kurtarıldığını yeniden teyit etti ve hükümetin şehri geri alma girişimlerinin başarısız olduğunu kaydetti.
Bonn duyurusu ayrıca hükümet kayıplarının ölü ve yaralı olarak yaklaşık 3.000 olduğunu ve Suriye 47. Zırhlı Tugayı'ndan büyük firarlar olduğunu vurguladı.
11 Şubat'ta Hong Kong'daki bir kaynak, Halep'teki hükümet radyo istasyonunun ele geçirildiğini ve Bonn'daki bir İhvan sözcüsüne atfedilen bir Paris duyurusu, 3.000 - 4.000 hükümet gücünün zırhlı ve hava savunma birliklerinden ayrılarak Hama'daki İslami Devrim Komutanlığı'na katıldığını bildirdi.
Aynı gün, Viyana'daki Müslüman Kardeşler kaynakları, 2.000 hükümet gücünün öldürüldüğünü ve 3.000'inin yaralandığını iddia ederek, çatışmaların Şam, Lazkiye, Halep ve ülkenin doğu kısmına yayıldığını kaydetti.
14 Şubat'ta propaganda taarruzu devam ederken, Ankara'daki İhvan kaynakları, Şam-Hama-Halep Otoyolu'nun büyük bölümlerinin İslami devrimin kontrolü altında olduğunu bildirdi. (11'inde hükümet bu ana arteri trafiğe yeniden açmıştı.)
15 Şubat'ta, Falanjistlerin kontrolündeki Lübnan'ın Sesi radyosu, Hama'daki direnişin bir genel grev şeklinde devam ettiğini ve Humus, Lazkiye ve Halep'te tutunduğunu bildirdi.
15 Şubat'ta Lübnan'ın Sesi radyosu, 5.000 Suriyeli askerin firar ettiğini ve Lübnan'a kaçtığını duyurdu.
Bu zamana kadar Suriye güçleri Hama şehrinin büyük bir kısmını geri almıştı, ancak Müslüman Kardeşler militanlarının kurtarılmış mahalleleri şehrin eski bölümünde kalmaya devam ediyordu.
16 Şubat'ta Suriye Müslüman Kardeşler Genel Murakıbı Said Havva, Bağdat merkezli ‘Arap Suriye'nin Sesi’ radyosunda yayınlanan bir çağrıda ülke çapında bir ayaklanma çağrısında bulundu.
"Zalime karşı cihat artık silah taşıyabilen herkesin görevidir" dedi. Şeyh Havva ayrıca derhal başlamak üzere ve Esed hükümeti iktidardan düşene kadar sürecek genel bir grev çağrısında bulundu.
Propaganda 20 Şubat'ta Bağdat merkezli ‘Arap Suriye'nin Sesi’ radyosunun Suriye halkını Hafız Esed rejimine karşı birleşmeye çağırması ve Suriye'nin dini liderliğinin (Müslüman Kardeşler) gerçek Müslümanların hükümete vergi ödemesini yasaklayan bir fetva yayımladığını belirtmesiyle devam etti.
25 Şubat'ta, Christian Science Monitor tarafından yayımlanan bir İhvan basın bülteni, Lazkiye yakınlarındaki bir Suriye deniz üssünün ele geçirildiğini ve iki denizaltının zapt edildiğini belirterek, İslami Cephe'nin Lazkiye'nin kuzeyinden Türkiye sınırına kadar olan kıyı şeridini kontrol ettiğini iddia etti.
Propaganda yayınlarına rağmen, Suriye'deki ayaklanma Hama'nın dışına asla yayılmadı, ancak Şam ve başka yerlerde bazı sınırlı bombalamalar gerçekleşmişti.
2. SONUÇ
Hama olayındaki toplam kayıplar muhtemelen 2.000 civarındadır. Bu sayı, tahmini 300-400 Müslüman Kardeşler seçkin Gizli Teşkilat üyesini veya toplam Gizli Teşkilat gücünün yaklaşık üçte birini içermektedir.
Askeri olarak, Suriye hükümeti köktendinci isyanı yendi ve Müslüman Kardeşler'in Alevi-Baasçılara doğrudan tekrar meydan okuyabilmesi muhtemelen birkaç yıl alacaktır.
Ancak isyan, Devlet Başkanı Esed'e, uzun süredir Müslüman Kardeşler faaliyetlerinin yuvası olan Hama'ya karşı harekete geçmek için ihtiyaç duyduğu bahaneyi verdi.
Yine de Müslüman Kardeşler, iktidardaki Alevi-Baasçılara yönelik bu son meydan okumasında, propaganda kullanma ve muhalif Alevilerden destek toplama yeteneğinde yeni bir yetkinlik sergiledi.
Aynı zamanda İhvancılar, Esed rejimi ile Suriye halkı arasındaki uçurumu, en azından kısa vadede genişletmede başarılı oldu.
Müslüman Kardeşler liderliği, Esed rejiminin Hama konusunda "kazananı olmayan" bir durumda olduğunun tamamen farkındaydı.
Eğer Esed Hama'ya karşı sert bir şekilde hareket etmeseydi, isyan, tam ölçekli bir isyana yol açabilecek diğer şehirlere yayılabilirdi.
Esed'in Hama'daki direnişi kırmak için topçuyu serbestçe kullanması, diğer şehirlere iktidarı korumak için gereken iradeye ve araçlara sahip olduğunu bildirdi.
Aynı şekilde, hükümetin eylemleri geniş bir Suriye toplumu yelpazesini dehşete düşürdü ve tiksindirdi.
Yine de Esed'in stratejisi, çoğu Suriyelinin mevcut hükümetle olan farklılıklarına bakılmaksızın, iktidarda Müslüman Kardeşler'i istemediği gerçeğine dayanmaya devam ediyor; şüphesiz Sünni Müslümanların egemen olduğu bir yönetimi tercih edecek olsalar da.
Dahası, Suriyeliler pragmatisttir ve Esed'in yönetimi sırasında Suriye'ye 1946'da bağımsızlığını kazanmasından bu yana herhangi bir dönemde olduğundan daha büyük bir istikrar sağladığını fark etmektedirler.
Bu, Esed hükümetinin Suriye toplumunun tüm kesimlerinde popüler olduğu anlamına gelmez, ancak mevcut koşullar altında herhangi bir alternatif hükümetin daha iyi olabileceği şüphelidir.
Suriye'de siyasi popülarite, siyasi iktidarı elde tutmak için hiçbir zaman bir ön koşul olmamıştır. Askeri ve güvenlik aygıtını kontrol etme yeteneği ve gerektiğinde bunları kullanma isteği çok daha önemlidir.
Devlet Başkanı Hafız Esed, şiddet araçları üzerindeki kontrolünü ve bunu yapmak gerektiğinde güç kullanma yeteneğini açıkça göstermiştir.
Bununla birlikte Esed, Suriye'deki gerilim ve Hama şehrinin bazı kısımlarının yıkımı konusundaki suçu açıkça Müslüman Kardeşler'in üzerine yıkmaktadır.
7 Mart tarihli bir konuşmada Devlet Başkanı Esed, Müslüman Kardeşler'i Müslüman gibi gözükerek, İslam'ı çarpıtmakla ve İslam adına cinayet işlemekle suçladı.
Suriye Devlet Başkanı, Müslüman Kardeşler'in camileri ve ibadethaneleri silah depolarına dönüştürerek "Allah’ın evlerine saygısızlık eden" suçlulardan başka bir şey olmadığını söyledi. Bu suçluların "çocukları, kadınları ve yaşlıları İslam adına katlettiğini" söyledi.
Çoğu Suriyeli muhtemelen Esed'in Müslüman Kardeşler hakkındaki tanımını dikkate almayacak olsa da muhtemelen Suriye'deki mevcut gerilim seviyesinin İhvancıların eylemlerinin bir sonucu olduğunu kabul edeceklerdir.
Esed'in Suriye'deki konumu, 1970'te iktidara geldiğinden bu yana muhtemelen şimdi her zamankinden daha güçlüdür.
Müslüman Kardeşler ve muhalif Alevi eylemlerinin bir sonucu olarak Esed, hem ordu hem de güvenlik aygıtı üzerindeki kontrolünü güçlendirdi.
Bu nedenle, Devlet Başkanı Esed'e karşı başarılı bir darbe olasılığı düşük olmaya devam etmektedir.
Çoğu Suriyeli de bunu fark etmektedir ki bu, hükümet karşıtı faaliyetleri destekleme isteklerini azaltacağı kesindir.
Yine de Müslüman Kardeşler, Suriye'nin Alevi-Baasçı hükümetine karşı silahlı mücadelesini sürdürmeye kararlıdır.
Irak da Esed karşıtı faaliyetleri desteklemeye eşit derecede istekli görünmektedir ve muhtemelen hoşnutsuz Suriyeli Alevilerle ilişkilerde Müslüman Kardeşler için aracı olarak hareket etmeye devam edecektir.
Suriyeli muhaliflerin hareket tarzı özellikle bombalamalar ve suikastlar olmak üzere terörizm olmaya devam edecektir.
Devlet Başkanı Esed, Müslüman Kardeşler veya muhalif Aleviler tarafından yapılacak herhangi bir suikast planı için birincil hedef olmaya devam edecektir.
Suriye güvenlik operasyonları ise, Müslüman Kardeşler altyapısını kırmak veya en azından bozmak ve sürgündeki liderliğini yurtdışında öldürmek için çabalarını sürdüreceği kesindir.
Bu nedenle, mücadelede dönemsel durgunluklar olsa da, gizli savaşın durması muhtemel değildir.
Çeviri: YDH
[1] "Information cutoff date" bir istihbarat raporunu hazırlanırken kullanılan bilgi ve verilerin toplanmasının sona erdiği, "kesildiği" tarihtir. Yani raporda yer alan tüm analiz, değerlendirme ve iddialar, sadece bu tarihe kadar elde edilebilen kaynaklara ve bilgilere dayanır.
[2] Müslüman Kardeşler örgütünde hiyerarşik olarak genel mürşitten sonra gelen liderlik. YDH
[3] Raporda Said Havva’nın adı yanlış olarak Said Havi şeklinde geçiyor. YDH
[4] Raporda bu isim de yanlış şekilde Ali Sadreddin Beyluni diye yazılmış. YDH