"Haseke’nin doğusundaki el-Hol Kampı’nda, yönetimin geçiş otoritelerine devredilmesi sırasında IŞİD’li ailelerin sevinç gösterileri ve her iki tarafın karşılıklı 'tekbir' getirmeleri kameralara yansıdı."
Amir Ali
YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Amir Ali, ABD'nin, eski müttefiki olan Kürt ağırlıklı SDG'yi tasfiye ederek, eski HTŞ lideri Colani liderliğindeki rejimle çalışma kararı almasını değerlendiriyor. Yazar, bu stratejik makas değişikliğinin yarattığı tehlikelere dikkat çekiyor: SDG'nin çekilmesiyle IŞİD hapishanelerinin güvenliği tehlikeye girdi, firarlar başladı ve IŞİD ideolojisine yakın olan yeni yönetimin bu tehdidi bertaraf etme niyeti ve kapasitesi sorgulanır hale geldi. Ali, ABD basınındaki (WSJ) eleştiriler ve sahadaki kaos (hapishane isyanları, el-Hol'deki sevinç gösterileri) üzerinden, Washington'ın bu "kumarının" IŞİD'in yeniden dirilişine yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Kürtlerin; Rakka ve Deyrezzor'u da içine alan geniş hakimiyet alanlarından çekilmelerinin ardından, savunma hatlarını Haseke vilayeti ve Ayn el-Arab (Kobani) şehrinde tahkim etmeye devam ettikleri bir süreçte; ABD Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack, ülkesinin, Suriye’deki geçiş süreci başkanı Ahmed eş-Şaraa tarafından geçtiğimiz Cumartesi günü ilan edilen mutabakata sadık olduğunu bir kez daha teyit etti.
Söz konusu mutabakata, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin de onay verdiği söylenmiş, ancak Kürt cenahından sızan bilgiler bu iddiaları yalanlamıştı.
Irak Kürdistan Bölgesi’nde Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim yöneticilerinden İlham Ahmed ile bir araya gelen Barrack, görüşmenin akabinde X platformunda paylaştığı kısa ve öz mesajında; "Amerika Birleşik Devletleri, Suriye Demokratik Güçleri ile Suriye Hükümeti arasında 18 Ocak’ta varılan mutabakatta öngörülen entegrasyon sürecini ilerletme konusundaki güçlü desteğini ve taahhüdünü teyit etmiştir" ifadelerini kullandı.
Barrack ayrıca, "Tüm taraflar, atılacak ilk ve en temel adımın mevcut ateşkese tam riayet olduğu hususunda hemfikirdir" diyerek, "güvenin ve kalıcı istikrarın tesisi adına, tüm taraflarca güven artırıcı tedbirlerin belirlenmesi ve hayata geçirilmesi" için ortak çalışma yürütüldüğüne işaret etti.
Barrack’ın bu beyanları, Amerikan siyasetinin SDG ile ortaklığı sonlandırma, bu yapıyı lağvetme ve eş-Şaraa başkanlığındaki geçiş otoriteleriyle yeni bir ittifak kurma yönündeki temayülünü bir kez daha teyit eder niteliktedir.
Ancak bu defa kullanılan üslubun keskinliği bir nebze azalmış görünmektedir; zira açıklamalar, Kürtlere kendilerini tanzim etmeleri için daha geniş bir alan bırakmakta ve Şam ile aralarındaki "güven bunalımı"nı tasdik etmektedir.
Bu gelişme, Barrack’ın; SDG’nin siyasi kanadı olan Suriye Demokratik Meclisi (MSD) tarafından istifasının ve hesap vermesinin istenmesiyle başlayan, ardından Amerikan basınında, bilhassa Wall Street Journal gazetesinde yer alan sert eleştirilerle devam eden bir tepki dalgasının ardından geldi.
Söz konusu gazete, "ABD’nin şu an hem Kürtlerin canıyla hem de IŞİD ile mücadeledeki kendi güvenlik çıkarlarıyla kumar oynadığını" yazdı.
Gazete, her iki mesalenin de "Eş-Şaraa liderliğinde gerçekleşebilecek yeni bir yıldırım harekatını engellemek için yeterli sebep teşkil ettiğini" savunarak, Trump’ın elinde hâlâ "yaptırım kozunu" tuttuğuna dikkat çekti.
"Kürtlerin liderliğindeki SDG’yi ezmenin hiçbir Amerikan çıkarına hizmet etmeyeceğini" vurgulayan gazete, sürecin "bu güçlerin muhafızlığını yaptığı IŞİD mahkumlarını belirsiz bir akıbete terk edecek kadar süratle gerçekleştiğini, nitekim bazılarının derhal firar ettiğini, bunun da Amerikan ordusunu diğerlerini Irak’a nakletmek üzere Çarşamba günü müdahaleye mecbur bıraktığını" belirtti.
Ayrıca, Tedmur’da (Palmira) Amerikan güçlerine yönelik, İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir silahlı unsur tarafından gerçekleştirilen ve failinin IŞİD ile bağlantılı olduğu ortaya çıkan saldırıyı hatırlatarak; "IŞİD ile etkin bir şekilde savaşan SDG ile böyle bir endişe yaşamayan ABD’nin", geçiş otoritelerine ne ölçüde güvenebileceğini sorguladı.
Geniş bir okur kitlesine sahip Amerikan gazetesinin dile getirdiği bu endişe, IŞİD mensuplarının tutulduğu hapishanelere yönelik saldırıların gölgesinde haklı bir zemine oturuyor gibi görünmektedir.
Nitekim yüzlerce mahkumun firar ettiği eş-Şeddadi hapishanesindeki olayların ardından geçiş otoriteleri, kaçanlardan 80’ini yakaladığını duyurdu.
Öte yandan, Haseke’nin doğusundaki el-Hol Kampı’nda, yönetimin geçiş otoritelerine devredilmesi sırasında IŞİD’li ailelerin sevinç gösterileri ve her iki tarafın karşılıklı "tekbir" getirmeleri kameralara yansıdı.
Bu durum, bünyesindeki pek çok grubun örgütle -gerek askeri gerekse ideolojik- "organik bir bağ" içinde olduğu düşünülen yeni otoritelerin, IŞİD dosyasını yönetme kabiliyetine dair soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Amerika Birleşik Devletleri, Suriye’den Irak’a IŞİD’li mahkumların nakline başlandığını ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’na (CENTCOM) göre bu kapsamda 7 bin tutuklunun nakledileceğini duyurdu.
CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, "IŞİD tutuklularının düzenli ve güvenli naklinin, ABD’ye ve bölgesel güvenliğe doğrudan tehdit oluşturabilecek her türlü firarı önlemek adına hayati önem taşıdığını" belirtti.
Reuters haber ajansı ise bu tedbiri, "SDG’nin korumasındaki on iki hapishane ve gözaltı merkezinin güvenliğine dair belirsizlik ortamında" atılan bir adım olarak yorumladı.
Bu bağlamda, Rakka’nın kuzeyinde bulunan ve hâlâ SDG’nin koruması altında olan el-Aktan Hapishanesi’nin güvenlik sorumlusu Ciya Kobani, dün yaptığı açıklamada, SDG milislerinin "en tehlikeli hapishanelerden" çekilebilmesi için güvenli bir koridor açılması çağrısında bulundu.
Kürt komutan yayınladığı video kaydında şunları söyledi:
"Suriye Demokratik Güçleri olarak, şu anda Rakka’da IŞİD unsurlarının tutulduğu el-Aktan Hapishanesi’nin güvenliğini sağlıyoruz (...) Tüm dünya biliyor ki IŞİD hâlâ küresel bir tehdittir."
Kobani sözlerine şöyle devam etti:
"Uluslararası Koalisyon’a ve ilgili tüm taraflara sesleniyoruz; bu hapishanenin sorumluluğunu uluslararası garantiler altında devretmek istiyoruz. Aynı şekilde, güvenli bölgelere ulaşabilmemiz için yine aynı uluslararası garantilerle bize güvenli bir koridor sağlanmasını talep ediyoruz."
Son günlerde Rakka’nın mükerrer saldırılara maruz kaldığını belirten Kobani, "Güçlerimiz çekilirken biz de hapishane muhafızları olarak güvenli bölgelerimize intikal edebilirdik; ancak bu hapishanenin risklerini ve tehdit karşısındaki sorumluluğumuzu biliyoruz" dedi ve ekledi:
"(Şu an) hapishaneyi ele geçirmeye çalışanlar tarafından şiddetli bir saldırı altındayız, sona gelmiş durumdayız. Suyumuz, elektriğimiz, yakıtımız yok ve erzakımız son derece sınırlı."
Çeviri: YDH