‘Barış Kurulu': Gazze'nin tabutuna çakılan çivi

img
‘Barış Kurulu': Gazze'nin tabutuna çakılan çivi YDH

Jonathan Cook, “Barış Kurulu”nun Gazze’nin yeniden inşası amacı taşımadığını, uluslararası hukuku devre dışı bırakan yeni bir kontrol ve sömürü düzeni kurmayı hedeflediğini belirtti.



YDH- ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’de üç aylık “ateşkes”i büyük bir başarı olarak nitelendirdi ve şimdi sözde “barış planının” ikinci aşamasına geçileceğini söyledi.

İngiliz gazeteci Jonathan Cook, Middle East Eye için kaleme aldığı makalede, bu “başarının” neye benzediğini sordu ve İsrail askerlerinin Ekim ayından bu yana 460’tan fazla Filistinliyi öldürdüğünü, bunların en az 100’ünün çocuk olduğunu kaydetti.

İsrail’in ayrıca hâlâ ayakta kalan az sayıdaki binadan 2 bin 500’ünü daha yerle bir ettiğini aktaran Cook, İsrail’in gıda, su, ilaç ve barınma ambargosu ile “insani bir felaket” yarattığını, kış sıcaklıklarının düşmesiyle en az sekiz bebeğin donarak hayatını kaybettiğinin bilindiğini ifade etti.

“Barış” mı, “kontrol” mü?

Yazar, yeni aşamaya geçişi işaret eden açıklamalarla Trump’ın geçen cuma günü Gazze’nin geleceğini belirleyecek bir “Barış Kurulu” ilan ettiğini belirtti.

“Barış” teriminin, “ateşkes”te olduğu gibi Orwellvari bir anlam taşıdığını söyleyen Cook, bunun Gazze’nin acısını sonlandırmakla ilgili olmadığını, “Büyük Birader tarzı anlatı kontrolü” yaratmak ve Filistinli yaşamının Gazze’de “nihai ortadan kaldırılmasını” “barış” olarak satmakla ilgili olduğunu kaydetti.

Cook, anlatının, Hamas silahsızlandırıldıktan sonra kurulun Gazze’nin yeniden inşasını üstleneceği yönünde olduğunu aktardı. Ancak bunun, iki yıldır İsrail’in gerçekleştirdiği soykırımın ardından hayatta kalanların hayatının yavaşça normale döneceği varsayımına dayandığını belirtti ve hiçbir Batılı liderin bunu soykırım olarak tanımadığını veya saldırı sırasında kaç Filistinlinin öldüğünü öğrenmeye çalışmadığını vurguladı.

Kurulun hedefinin “barış” olmadığını, bunun “göz boyama ve aldatmacadan” ibaret, son derece “alaycı bir girişim” olduğunu ifade etti.

“Kurul” sözcüğü ve “sömürü” planı

Metinde, “kurul” teriminin Trump’ın siyasetten ziyade iş dili tercih ettiğini ima ettiğini ve aynı zamanda Trump’ın Gazze’nin “dönüşümünden” çıkar sağlamayı amaçladığı iş fırsatlarına gönderme yaptığını belirtti.

Trump’ın planının Birleşmiş Milletler’i ve dolayısıyla uluslararası toplumu Gazze’nin kaderi üzerinde denetimden uzaklaştırmak olduğunu ifade eden yazar, bunun “viceroy” (valiler) dönemine dönüş anlamına geldiğini ve sömürgeciliğin yeniden açık şekilde ortaya çıktığını söyledi.

Cook, Trump’ın “Barış Kurulu”nun Gazze’nin devralınmasını yönetmekten daha büyük hedefleri olduğunu, hatta kurulun “tüzüğünde” Gazze ve geleceğinin bile geçmediğini aktardı.

Yazar, Arjantin Cumhurbaşkanı’na sızdırılan bir davette Trump’ın, kurulu “küresel çatışmaları çözmek için cesur yeni bir yaklaşım” olarak tanımladığını ve tüzüğün, kurulun “sonuç odaklı” olacağını ve “çok sık başarısız olan yaklaşımlardan ve kurumlardan ayrılma cesaretine” sahip olacağını belirttiğini aktardı.

“İnsanlık” ve “hukuk” sistemi hedefte

Cook, İsrail ve ABD’nin Filistinlileri “laboratuvar faresi” gibi gördüğünü, hem silah ve gözetim teknolojilerini test etmek hem de İkinci Dünya Savaşı sonrası geliştirilen uluslararası normları değiştirmek için Filistinlileri kullandığını vurguladı.

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde kurulan kritik hukuki ve insani yapının, BM ve Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ile Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) gibi kurumları içerdiği ifade edildi.

Cook, İsrail ve ABD’nin bu sistemi, Gazze’deki iki yıllık “soykırım” savaşının başından itibaren “yıkıma uğratmak için test ettiğini” kaydetti. İsrail’in Gazze’de evleri, okulları, hastaneleri, devlet binalarını ve fırınları halı bombalamasıyla sistemin çöktüğünü belirtti.

Yazıda, Trump’ın ikinci başkanlığının bu gündemi hızlandırdığı ifade edilerek, Beyaz Saray’ın bu ay içinde 66 küresel örgüt ve anlaşmadan çekileceğini duyurduğu ve bunların yarısının BM ile ilişkili olduğu aktarıldı.

Cook, UCM yargıçları ve savcılarının, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve savunma bakanı Yoav Gallant için tutuklama emri çıkarmaları nedeniyle ABD’nin “çok ağır ve sert yaptırımları” altında olduğunu ve UAD’nin, İsrail’i soykırım iddiasıyla soruşturmasına rağmen sustuğunu savundu.

Yazar, Trump’ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırması ve Grönland’ı ele geçirme planının, “kurallara dayalı uluslararası düzenin” zaten yıprandığının kanıtı olduğunu belirtti ve BM ile NATO’nun “sözde savunma” ittifaklarının zor durumda olduğunu ifade etti.

“Barış Kurulu” ile BM’nin devre dışı bırakılması

Metinde, Trump’ın “Barış Kurulu” ile BM’yi ve uluslararası hukuku savunma görevini üstlenen sistemi “nakavt vuruşu” ile devre dışı bırakmayı umduğunu belirtildi. Gazze’nin yeniden inşasının kurulun ilk görevi olabileceğini, ancak Trump’ın çok daha büyük hırsları olduğunu savundu.

Yazıda, kurulun Trump’ın imajına göre şekillenen yeni bir dünya düzeninin merkezinde yer aldığı ve milyarderler ile onların etrafındaki çevrenin, zayıf ulusların kaderini açıkça belirleyeceği, bunun da güç elitinin para kazanma içgüdüsünden kaynaklandığı kaydedildi.

Cook, Trump’ın Norveç başbakanına gönderdiği bir mektupta Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmemesi üzerine “Artık sadece barışı düşünme zorunluluğunu hissetmiyorum” dediğini ve bu durumda “Barış Kurulu”nun amacının ne olduğunun sorgulanması gerektiğini belirtti. Bu noktada, Orwell’in “Savaş barıştır” anının gerçek anlamda geldiğini savundu.

“Doğu Hindistan Şirketi” benzetmesi ve kuruldaki güç dengesi

Yazar, Trump’ın kendisini bu yeni emperyal iş girişiminin başına koyduğunu ve bunun, İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth tarafından lisanslanan, iki yüzyılı aşkın süreyle dünyayı talan eden Doğu Hindistan Şirketi’nin güncellenmiş bir versiyonu olduğunu söyledi.

Cook, Trump’ın kurula diğer üyeleri seçtiğini, yaklaşık 60 ulusal lidere davetiye gönderdiğini, katılımlarını istediği zaman sonlandırabileceğini, kurulun ne zaman toplanacağını ve neyi tartışacağını tek başına belirlediğini ve tek veto hakkına sahip olduğunu aktardı.

Trump’ın başkanlık süresi bittikten sonra bile başkanlık görevini sürdürebileceğini söyleyen yazar, üyelerin üç yıllık görev süresi olduğunu, BM Güvenlik Konseyi’ne alternatif bu yapıda kalıcı koltukların 1 milyar dolar “nakit fon” karşılığında satın alınabileceğini belirtti.

Cook, Macaristan’ın aşırı sağ lideri Viktor Orban’ın ilk katılanlar arasında olduğunu, Netanyahu’nun da çarşamba günü katıldığını aktardı. Diğer erken katılımcılar arasında Birleşik Arap Emirlikleri, Vietnam, Özbekistan, Kazakistan, Fas, Belarus ve Arjantin’in yer aldığını belirtti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de üst masada yer almayı düşündüğü bildirildi.

Bu durumun diplomatik çevrelerde “Trump’ın BM’si” olarak algılandığını, Reuters’a konuşan bir diplomatın “Bu, BM tüzüğünün temel ilkelerini görmezden gelen bir ‘Trump BM’si” dediğini aktardı.

Cook, Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın BM tüzüğüne bağlılığını yineleyen bir açıklama yapmasının “çaresiz bir girişim” olduğunu belirtti ve BM’nin temel taahhütlerinin, saldırganlığa karşı durma, kendi kaderini tayin, çok taraflı yükümlülükler ve insan haklarının korunması olduğunu, ancak bunların Beyaz Saray tarafından “kâğıt parçası haline getirildiğini” ifade etti.

İsrail’in “BM’yi parçalama” hedefi

Yazar, onlarca BM kararına muhatap olan İsrail’in, BM’yi ve hukuki insani kurumları yok etmeyi uzun süredir hayal ettiğini belirtti. Cook, İsrail’in BM’nin manevra alanını sınırladığını düşündüğünü ve Trump’ın onu “Filistinlileri anavatanlarından silme” planını tamamlaması için özgür bırakacağını vurguladı.

Cook, İsrail’in bunun bir kutlaması gibi, işgal altındaki Doğu Kudüs’te UNRWA’nın binalarını yıktığını aktardı. UNRWA’nın bu eylemi “benzeri görülmemiş bir saldırı” ve “uluslararası hukukun ciddi bir ihlali ile BM’nin ayrıcalıkları ve dokunulmazlıklarına aykırı” olarak nitelendirdiğini belirtti.

Yazar, “Barış Kurulu”nun herhangi bir itirazda bulunmasını beklememek gerektiğini kaydetti.

Gazze’nin yeniden inşası için “beş yıl” hedefi ve gerçekler

Cook, Trump’ın BM’yi devre dışı bırakmasının Gazze’deki gerçeklerin değerlendirilmesini gölgeye iteceğini savundu. Trump’ın Gazze’nin dönüşümü için beş yıllık bir takvim belirlediğini, ancak rakamların tutmadığını aktardı.

Yazar, BM’nin, İsrail kuşatması yarın durursa bile Gazze’nin yeniden inşasının onlarca yıl süreceği uyarısında bulunduğunu belirtti. BM Kalkınma Programı’nın en iyi senaryoda 60 milyon ton enkazın temizlenmesinin yedi yıl sürebileceğini, diğer BM araştırmalarının ise daha gerçekçi bir takvimin 20 yıl olduğunu ve patlamamış mühimmatın temizlenmesinin 10 yıl alacağını belirttiğini aktardı.

Cook, BM’nin ticaret ve kalkınma kolunun, İsrail’in Gazze’de 70 yıllık insan gelişimini yok ettiğini ve tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 90’ını yok ederek “kayıtlı en kötü ekonomik çöküşe” yol açtığını söylediğini belirtti.

Yazar, Gazze’nin okullarının, üniversitelerinin, hastanelerinin, kütüphanelerinin ve devlet dairelerinin yok olduğunu ve İsrail’in “Sarı Çizgi” adı verilen çizgisiyle Gazze’yi ikiye böldüğünü ve neredeyse yüzde 60’ını fiilen ilhak ettiğini kaydetti.

Cook, bu devasa engellerin Trump’ın barış planında neredeyse hiç yer almadığını, çünkü planın Gazze halkının refahıyla ilgili somut hiçbir şey söylemediğini savundu.

Yazar, daha açık ifadeyle Trump’ın Gazze planının Gazze halkıyla ilgilenmediğini, çünkü onların bölgede çok uzun süre var olmasını öngörmediğini ileri sürdü.

“Etnik temizlik” ve “Barış Kurulu”nun rolü

Cook, İsrail’in son iki yılda neredeyse örtülü bir hedef olarak Gazze’nin toplu etnik temizliğini amaçladığını, halı bombardımanının bölgeyi yaşanamaz hale getirmeyi hedeflediğini belirtti.

Yazar, Trump’ın planının bu hedefle çelişmediğini, aksine onu tamamladığını vurguladı. “Barış Kurulu”nun, İsrail’in istediği son hedefe ulaşmak için bir araç olduğunu ve ilk pratik işlevinin Batılı ve Arap devletlerin Gazze’nin yok edilmesine ortaklığını pekiştirmek olduğunu ifade etti.

Cook, gerçek karar verme gücünün kurulda değil, Trump’a yakın yedi isimden oluşan bir yürütme organında olacağını belirtti. “Barış Kurulu”nun, onların kararlarını onaylamak ve finanse etmekle yükümlü olacağını söyledi.

Yazar, bu “Kurucu Yürütme Kurulu”nda da Filistinli temsilcilerin olmayacağını, Filistinlilerin yalnızca teknokrat bir “Gazze Ulusal Yönetim Komitesi” adlı “ayak işleri” yapan bir komitede bulunacağını aktardı. Bu komitenin, Hamas yerine “Kırmızı Bölge”de, Gazze halkının hapsedildiği alanda günlük işleri yönetmekle görevli olacağını belirtti.

Cook, son olarak “Uluslararası İstikrar Gücü”nün, yeniden düzenlenmiş bir BM barış gücü olacağını, bir ABD tuğgeneralinin liderliğinde ve muhtemelen İsrail ordusuyla yakın çalışacağını öne sürdü.

Yazar, Trump’ın Filistinlilerin refahını umursamasa bile bu kurumların, İsrail onay vermeden hiçbir ilerleme kaydedemeyeceğini belirtti. Bu arada bu yapıların, “meşruiyet görünümü” sağlayarak hareketsizliği meşrulaştıracağını ve Gazze’de daha fazla hayatta kalanın İsrail’in “Taş Devri koşulları” nedeniyle öleceğini ifade etti.

“Gerçek güç” ve “Gaza Riviera” planı

Cook, “Kurucu Yürütme Kurulu”na atanan üç gerçek güç sahibini Jared Kushner, Steve Witkoff ve Tony Blair olarak tanımladı ve Gazze’nin kaderinin fiilen onların ellerinde olduğunu belirtti.

Yazar, Trump’ın damadı ve gayrimenkul aile kökenli Jared Kushner’in, Şubat 2024’te Gazze’deki soykırımı “bir gayrimenkul anlaşmazlığı” olarak çerçevelediğini hatırlattı. Kushner’in o dönemde, Gazze’nin “temizlendikten” sonra “çok değerli” bir sahil mülkü haline getirilebileceği fikrini ilk kez kamuoyuna açıkladığını aktardı.

Cook, New York gayrimenkul zengini ve Trump’ın özel elçisi Steve Witkoff’un, Kushner ile birlikte, İsrail’in Eski Gazze’yi “temizlediği” dönemde, “Yeni Gazze” için 40 sayfalık bir tanıtım kitabı üzerinde uzun aylar çalıştığını belirtti.

Yazar, Ekim ayında “60 Dakika” programında Witkoff’un, iki yıldır Gazze’nin yeniden inşası için bir “masterplan” üzerinde çalıştıklarını ve bu planın Gazze bombalanmadan önce hazırlandığını söylemesinin, Trump’ın ekibinin başından beri Gazze’nin tamamının yok edilmesini planladığına işaret ettiğini aktardı.

Cook, “GREAT Trust” adı verilen bir yapı ile Gazze’nin lüks sahil tatil beldesi ve teknoloji merkezi olarak yeniden tasarlandığını, bunun yıllık milyarlarca dolar gelir getireceğini belirtti.

Yazara göre, Trump’ın neredeyse bir yıl önce sosyal medyada paylaştığı bir videoda Trump ve Netanyahu’nun, etnik temizlikten geçirilmiş Gazze sahilinde yüksek katlı binaların arasında şezlongda kokteyl içtiğinin görüldüğünü hatırlattı.

Cook, Gazze halkının, yıllarca süren izolasyon ve ambargo nedeniyle yoksul ve kötü beslenmiş olduğunu, planın gerçekleşmesi için engel olarak görüldüğünü belirtti. Gazze’deki Filistinlilerin önce “başka yerlere yerleştirilmesi” gerektiğini ve bunun şartlarının hâlâ belirsiz olduğunu söyledi.

Tony Blair ve “güvenilirlik” söylemi

Cook, kuruldaki bir diğer ismin eski İngiltere Başbakanı Tony Blair olduğunu ve Blair’in 2003’te Irak işgaline katılmak için Parlamento ve kamuoyunu yanıltmasıyla bilindiğini hatırlattı.

Yazar, ABD liderliğindeki işgalin Irak toplumunun çöküşüne, şiddetli mezhep savaşına, geniş kapsamlı işkence programına ve bir milyondan fazla Iraklının ölümüne yol açtığını belirtti.

Cook, bu deneyimin Trump’ın Gazze planını denetlemesi için gereken nitelikler olduğuna dikkat çekti.

Yazar, Blair’in Trump yönetimi tarafından “güvenilir bir el” olarak sunulduğunu ve İsrail’in talepleri ile Filistin liderliğinin “umutsuz beklentileri” arasındaki boşluğu yönetmede önemli olacağının iddia edildiğini aktardı.

Cook, Blair’in, BM tarafından 2007’de kurulan ve artık var olmayan “Dörtlü” adlı uluslararası bir yapı adına Ortadoğu özel elçisi olarak görev yaptığı sekiz yıllık döneminin, Gazze için en son ihtiyaç duyulan kişi olduğunu vurguladı.

Yazar, o dönemde gözlemcilerin Blair’in görevini “barış sürecini” canlandırmak olarak yanlış anladığını, ancak Blair’in İsrail’e diplomatik baskı uygulamaktan kaçındığını ve 2007’de yeni başlayan Gazze ambargosuna sessiz kaldığını belirtti.

Cook, Blair’in, Filistinlilerin “kendi kaynaklarından” faydalanmasına ilgisi olmadığını ve muhtemelen gaz sahalarını yağmalama planında bu deneyimi kullanacağını kaydetti.

Yazar, Blair’in Arap Baharı hakkında 2011’de yaptığı bir yorumda bu demokratik ayaklanmaların esas olarak “İsrail için sorun yaratabileceğini” söylediğini hatırlattı.

Cook, Blair’in Kushner ve Witkoff’un “Gaza Riviera” planıyla kişisel bağlantıları olduğunu reddettiğini, ancak geçen temmuzda sızan bir versiyonun, “gönüllü yer değiştirme” planı dahil olmak üzere Blair’in parmak izlerinin planın her yerinde olduğunu gösterdiğini aktardı.

Yazar, Blair’in düşünce kuruluşu Tony Blair Institute for Global Change’ın, Blair’in yönetici kurulda yer almasını memnuniyetle karşıladığını ve “Gazze’nin eski haliyle değil, olabileceği ve olması gereken şekilde yeniden inşa edilmesini” istediklerini belirten bir açıklama yaptığını aktardı.

Blair’in ifadesinin, İsrail’in “Filistinlilerden arındırılmış bir Gazze hayali” ve Trump’ın “Gazze’yi zenginler için bir oyun alanı” olarak görme vizyonu dışında bir şeyi ima ettiğine inanmanın zor olduğu belirtildi.

“Trump dünyası” ve Avrupa’nın sorumluluğu

Yazar, Trumpvari yeni dünya düzeninin şablonunun Gazze’de şekillendiğini ve Trump’ın Venezuela ile Grönland’ı ele geçirme yolunun bu küçük Filistin toprağında döşendiğini belirtti.

Cook, İsrail’i silahlandıran ve abluka sırasında ona diplomatik örtü sağlayan İngiltere Başbakanı Keir Starmer gibi “umursamaz” Avrupa liderlerinin Trump’ı cesaretlendirdiğini söyledi.

Yazar, uluslararası hukukun ve “kurallara dayalı dünya düzeninin” önceliğini savunanların, Grönland veya Ukrayna’da bunu iddia etmeye çalışırken, Washington’ın bu düzeni yok etmesine yardım ettiklerini ve şimdi “alıcı pişmanlığı” yaşadıklarını belirtti.

Cook, bu liderlerin Trump’ın “Barış Kurulu”na katılmayı reddederek BM ve uluslararası hukuku savunarak Trump’ın “sinister” (kötü niyetli) projelerini engelleyebileceğini söyledi. Ancak bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini sorguladı ve “Bahis oynamayın” dedi.

 

 

 

 



Makaleler

Güncel