Iraklı silahlı grupların son çıkışları, İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak’ın yalnızca arka plan değil, çatışmanın seyrini etkileyebilecek “stratejik bir eşik” haline geldiğini gösteriyor.
YDH- ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri tehditlerinin artması ve bölgeye yeni takviyelerin yapılmasıyla birlikte, Irak’taki direniş gruplarının Tahran’ı savunmak için olası bir çatışmaya katılmaya hazır olduklarını açıkça dile getirdiği bildirildi.
Resmi açıklamalar ve doğrudan mesajlar yoluyla verilen bu tutumların, “duygusal tepkilerden ziyade Irak, Lübnan, Suriye ve Körfez’i birbirine bağlayan giderek karmaşıklaşan bölgesel bir denklemin parçası” olarak değerlendirildiği aktarıldı.
Şafak News’e konuşan gözlemciler, artan söylemlerin “birden fazla mesaj” taşıdığına dikkat çekti. Bu mesajların, İran kamuoyunda moralin güçlendirilmesini ve ABD ile İsrail’e olası bir savaşın “coğrafi olarak genişleyebileceği” uyarısının verilmesini hedeflediği belirtildi. Ayrıca, Irak’taki mevcut ve gelecekteki hükümetlere devletin silahlar üzerindeki denetim kapasitesinin sınırlarının hatırlatılmasının da bu söylemlerin amaçları arasında yer aldığı ifade edildi.
“Bu aşama önceki dönemlerden farklı”
İran dosyası uzmanı Mehdi Azizi, Ketaib-i Hizbullah, Nuceba Hareketi ve Bedir Örgütü tarafından yapılan açıklamaların, müttefiklere ve karşıt aktörlere “bu aşamanın önceki dönemlerden farklı olduğu” yönünde net bir mesaj verdiğini söyledi.
Azizi’ye göre, İran ile ABD arasında olası bir savaş, “iki tarafla sınırlı kalmayacak” ve “İslami direniş ile Siyonist proje arasında varoluşsal bir savaşa dönüşecek.”
Azizi, bu tutumların İran içinde “olumlu tepkiler” gördüğünü, söz konusu açıklamaların moral yükseltici bir işlev gördüğünü ve Tahran’ın füze, savunma ve askeri hazırlıklarının yanı sıra “angajman kurallarını değiştirebilecek bir kaldıraç gücüne sahip olduğu” algısını pekiştirdiğini belirtti.
Azizi, “Bu açıdan bakıldığında mücadele yalnızca İran’ın mücadelesi değil, İsrail’e karşı bir eksenin çatışmasıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Irak devleti ve siyasi otoriteye mesaj
Mustansiriye Üniversitesi’nden siyaset bilimi profesörü Issam el-Feyli ise Ketaib-i Hizbullah’ın açıklamasının zamanlamasının, Irak’taki mevcut ve gelecek hükümetlere doğrudan bir mesaj içerdiğini söyledi.
El-Feyli, bu grupların “siyasi bir iradeye değil, yalnızca ideolojik bir otoriteye tabi olduklarını” ortaya koyduklarını ifade etti.
El-Feyli, söz konusu grupların “değişmeyen sabit bir stratejiyle hareket ettiğini” ve “geleneksel siyasi yapılara entegre olmayı hedeflemediklerini “belirterek, bunun “ABD–İran arasında olası bir çatışmada aktif bir güç olarak kalma niyetinin açık bir ilanı” anlamına geldiğini kaydetti.
Böyle bir çatışmanın, Iraklı direniş gruplarını doğrudan ABD hedeflemesi kapsamına sokabileceği ve sonuçlarının, İran ile bu gruplar arasındaki ilişkilerle ABD ile ilişkilerin geleceğini belirleyebileceği ifade edildi.
Bölgesel dinamikler ve olası senaryolar
Arap-Avustralya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Ahmed el-Yasiri ise bu açıklamaların esas olarak ABD’nin askeri yığınağı ve İran’ı hedef alma yönündeki artan baskılar gibi “dış faktörlerden” kaynaklandığını ifade etti.
El-Yasiri, özellikle İsrail’in, Lübnan Hizbullahı’nın kuzey cephesinden olası bir müdahalesine dair beklentilerinin bu süreci etkilediğini söyledi.
El-Yasiri’ye göre Iraklı gruplar, ABD-İsrail baskısını Tahran üzerinden azaltmayı hedefliyor ve verdikleri mesajlar Irak iç siyasetinden çok, “bölgesel gelişmeler tarafından” şekilleniyor. Bu söylemin, “bölgesel angajman üzerinden içerdeki varlığı güçlendirme” çabasını yansıttığı ifade edildi.
Haberde, Haziran 2025’teki İran-İsrail gerilimi sırasında Tahran’la bağlantılı bölgesel güçlerin askeri olarak müdahil olmadığı, tepkilerin protesto ve siyasi açıklamalarla sınırlı kaldığı hatırlatıldı. Olası yeni bir çatışmanın, son iki yılda kayıplar yaşayan Lübnan, Irak ve Yemen’deki müttefik grupların kapasitesini sınayacağı kaydedildi.
Gözlemcilere göre, böyle bir çatışmanın sonucu, üç olası senaryoyu gündeme getirebilir: İran’ın saldırıları püskürtmesi halinde konumunun güçlenmesi, askeri ve içsel bir çöküş ya da yoğun dış baskı ve derin siyasi-ekonomik sıkıntılar altında varlığını sürdürme.
