İsrail’in Kızıldeniz’i askerileştirmeye yönelik planı kapsamında ABD, İngiltere ve Suudi Arabistan’ı “operasyonel araçlar” olarak kullandığı belirtildi.
YDH- Yemenli siyasi ve ekonomik çevreler, İsrail’in, Kızıldeniz’i askerileştirmeye ve İsrail bağlantılı çıkarları korumaya yönelik daha geniş bir plan kapsamında, İngiltere, Suudi Arabistan ve ABD’yi “operasyonel araçlar” olarak kullanarak Yemen’in karasuları ile stratejik deniz geçişleri üzerinde kontrol kurmayı hedeflediğini belirtti.
Nasırcı Halk Birliği Örgütü Genel Sekreterliği Üyesi Hamid Asım, İsrail rejiminin Yemen denizleri üzerinde hakimiyet kurmayı hedefleyen politikalar izlediğini, Londra, Riyad ve Washington’un ise bu doğrultuda hareket ettiğini söyledi.
Asim, el-Mesire TV’ye yaptığı açıklamada, İngiltere’nin rolünün Arap ve İslam dünyasındaki “sömürgeci mirasıyla uyumlu” olduğunu, Yemen’in de uzun süredir İngiliz saldırılarından zarar gördüğünü ifade etti.
İngiltere’nin rolü ve Yemen savaşı
Asım, Yemen’e yönelik Suudi-BAE saldırısının “doğrudan İngiliz ve ABD yönlendirmesi ve desteğiyle” başlatıldığını belirtti.
İngiltere’nin, İsviçre ve Kuveyt’te yürütülen görüşmeler de dahil olmak üzere Yemen’le ilgili uluslararası müzakere süreçlerini yönlendirmede “merkezi bir rol” oynadığını kaydetti.
Asım ayrıca, İngiltere’nin zaman zaman Kızıldeniz’de Yemen kıyılarına yakın bölgelerden geçiş için izin talep etmek zorunda kaldığını, bunun Yemen’in “gelişen deniz kabiliyetlerinin” bir göstergesi olduğunu söyledi.
Brexit sonrası güç arayışı
Asım, Londra’nın, özellikle Avrupa Birliği’nden ayrılmasının ardından, askeri konumunu ve küresel etkisini yeniden tesis etmeye çalıştığını belirtti.
Bu çabanın, “İsrail’in çıkarlarına hizmet ederek”, hatta Suudi Arabistan ve BAE pahasına ve Yemen halkının süren acıları pahasına yürütüldüğünü dile getirdi.
Kızıldeniz’in askerileştirilmesi
Ekonomik araştırmacı ve analist Ahmed ez-Zeyn de Kızıldeniz’in askerileştirilmesi ile ABD, İngiltere ve Suudi Arabistan’a ait deniz güçlerinin konuşlandırılmasının, esas olarak “İsrail’in çıkarlarını ve İsrail’le bağlantılı deniz taşımacılığını korumayı” hedeflediğini söyledi.
Ez-Zeyn, bunun özellikle İran’ı da kapsayabilecek daha geniş bir bölgesel tırmanma ihtimali bağlamında ele alındığını aktardı.
Riyad’daki askeri toplantı
Ez-Zeyn, el-Mesire’ye yaptığı değerlendirmede, ABD, İngiltere ve Suudi Arabistan’dan askeri komutanların katılımıyla Riyad’da düzenlenen son toplantının, “deniz güvenliği ve bölgesel istikrar” başlığı altında Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nin kontrolüne yönelik mekanizmalara odaklandığını belirtti.
Planın aynı zamanda Yemen’in güneyindeki Suudi destekli güçlere destek vermeyi ve Ensarullah ile Yemen ordusunun Kızıldeniz’den geçen gemileri hedef almasını engellemeyi amaçladığını ifade etti. Bu adımların, olası daha geniş çaplı bir bölgesel savaş durumunda tedarik zincirlerini ve lojistik hatları güvence altına almayı hedeflediğini kaydetti.
“Sarkah” sloganı ve kamuoyu etkisi
Ez-Zeyn, Yemen’de yaygın olarak kullanılan “Sarkah” (Ensarullah tarafından kullanılan slogan) sloganının “İsrail’i rahatsız ettiğini” ve Yemen halkının Filistin davasına verdiği desteğin derinliğini ortaya koyduğunu söyledi.
Sloganın, “halkın politik ve ahlaki duruşunun” İsrail ve ABD politikalarına karşı etkili bir meydan okuma oluşturduğunu vurguladı.
Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb Boğazı, dünyanın en stratejik deniz geçiş noktaları arasında yer alıyor. Gazze savaşı ve artan bölgesel gerilimler nedeniyle bu hatlar uluslararası askeri faaliyetlerin odağı haline gelmiş durumda.
Sanaa yönetimi, deniz operasyonlarının “İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını durdurmaya yönelik bir baskı aracı” olduğunu defalarca dile getirirken, bu tutumun Batılı ülkeler ve Suudi Arabistan tarafından bölgede artan deniz konuşlandırmalarını tetiklediği ifade ediliyor.