"Gayriresmî kanallarda, İran’da yaşanacak bir rejim değişikliğinin Türkiye’yi bölgede baskın güç yapacağına inananlar ile otorite boşluğu ve kaosun Türkiye’yi öngörülemez tehditlerle karşı karşıya bırakacağı uyarısında bulunanlar arasında görüş ayrılıkları mevcut."
YDH- Muhammed Nureddin, bölgedeki askeri hareketliliğin gölgesinde Ankara’nın yürüttüğü diplomatik trafiği ve bu krizin Türkiye üzerindeki olası maliyetlerini ele aldığı yazısında, Türkiye'nin resmi düzeyde barışçıl çözüm için arabuluculuk yaparken; gayriresmi düzeyde "İran'da rejim değişikliği fırsat mı yoksa Türkiye için bir güvenlik felaketi mi?" sorusu üzerinden derin bir görüş ayrılığı yaşadığını açıklıyor.
Washington ve Tahran arasındaki gerilim tırmanırken Ankara, resmî düzlemde her fırsatta iki ülke arasında savaşın önlenmesi ve krizin barışçıl yöntemlerle çözülmesi çağrısında bulunuyor. Ancak gayriresmî kanallarda görüş ayrılıkları mevcut: İran’da yaşanacak bir rejim değişikliğinin Türkiye’nin bölgede baskın güç haline gelmesinin önünü açacağına inananlara karşılık; otorite boşluğu ve kaosun yayılmasının Türkiye’yi öngörülemez tehditlerle karşı karşıya bırakacağı uyarısında bulunanlar bir arada yer alıyor.
Bu atmosferde Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki gün önce AK Parti üyelerine yaptığı açıklamada, “İran'ın güvenliği ve istikrarı bizim için önemlidir. Yeni bir savaşa yol açmadan, bu sorunu barışçıl ve diyalog yoluyla çözmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı. Ardından İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile temasa geçerek, Türkiye’nin taraflar arasında arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu bildirdi. Erdoğan’ın bir hafta içinde Trump ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesi ve Pezeşkiyan ile önerdiği video konferans trafiğiyle somutlaşan bu çabalar, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Ankara ziyaretiyle doruk noktasına ulaştı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Arakçi ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “İran'da barış ve istikrar Türkiye ve bölge için elzemdir” diyerek, İran'ın iç sorunlarının yabancı müdahalesi olmaksızın çözülmesini beklediklerini dile getirdi. Tahran ve Washington arasındaki diyaloğun hayati olduğunu vurgulayan Fidan, İran’ın küresel ekonomik sisteme entegrasyonu için yaptırımların kaldırılmasının tüm tarafların faydasına olduğunu savundu. Fidan ayrıca, İsrail'i ABD'yi İran'a karşı kışkırtmakla suçlayarak, Washington'un bu planlara dahil olmamasını beklediklerini ifade etti.
Abbas Arakçi ise Türkiye’nin her zaman İran’ın yanında durduğunu belirterek, Tahran’ın dış baskıları reddettiğini ancak adil ve hakkaniyetli bir diplomatik sürece hazır olduğunu kaydetti. İranlılar, Türkiye’nin Suriye, Kafkasya ve Irak’ta ABD için vazgeçilmez bir ortak olmaya devam etmesi nedeniyle Ankara’nın Trump’ı diyaloğa ikna edebileceğini umuyor. Ancak Arakçi’nin Ankara ziyareti sadece yardım istemekle sınırlı değil; muhtemel bir Amerikan saldırganlığının Kafkasya’dan Orta Doğu’ya tüm bölgeyi istikrarsızlaştıracağına dair net bir uyarı niteliği taşıyor. Nitekim Azerbaycan ve BAE’nin, topraklarını İran’a karşı bir saldırı platformu olarak kullandırmayacaklarını açıklaması da bu bölgesel endişeyi yansıtıyor.
Yazar Murat Yetkin, Türkiye’nin İsrail’in yönlendirmesiyle komşusuna yönelik bir Amerikan saldırısı görmek istemediğini belirtiyor. Yetkin’e göre; nükleer programın durdurulması ve Tahran’ın Gazze, Lübnan ve Yemen’deki müttefiklerine desteği kesmesi gibi ABD şartlarının tamamı aslında İsrail’in talepleridir. Trump’ın sorunun bizzat tarafı olduğunu hatırlatan Yetkin, saldırganlığın durdurulmasının Trump’ın Tahran’dan ne elde edeceğine bağlı olduğunu vurguluyor. Yetkin ayrıca, Trump’ın saldırısını engelleme çabasının Tahran’daki rejimi savunmak anlamına gelmediğini, bunun Amerikan otoriter politikalarına karşı bir Türk mesajı olduğunu savunuyor.
Cumhuriyet gazetesi yazarı Orhan Bursalı da İran’a yapılacak bir saldırının bölgede radikal bir değişimi tetikleyeceği görüşünde. Bursalı, “Suriye'de iktidarın yeniden yapılandırılması kolaydı ancak İran'da rejim değişikliği bambaşka bir mesele” diyerek, İran’ı yok etmeye çalışan asıl gücün İsrail olduğuna dikkat çekiyor. Bursalı, İsrail’in başarılı olması durumunda bölgenin tek egemen gücü haline geleceğini vurgularken, Erdoğan’ı Trump ile olan kişisel ilişkisini savaşı önlemek için kullanmaya çağırıyor.
Abdülkadir Selvi ise Amerikan baskısının asıl amacının Hamanei yerine "ılımlı" bir figür getirmek olduğuna inanıyor. Selvi, İran’a yönelik bir saldırının bölgeyi tam bir kaosa sürükleyeceğini ve İsrail için bir zafer teşkil edeceğini belirterek, askeri harekatın Ramazan öncesi veya hemen sonrasında gerçekleşebileceği riskine işaret ediyor.
Çeviri: YDH