Avrupa, atom bombasının anlamını bayağılaştırdı

img
Avrupa, atom bombasının anlamını bayağılaştırdı YDH

"Avrupa’nın kendi nükleer 'şemsiyesine' ihtiyaç duyduğuna dair bu mülahazaların, uluslararası güvenlikle uzaktan yakından alakası yoktur."




YDH - Rus düşünce kuruluşu Valday Tartışma Kulübü Program Direktörü Timofey Bordaçev, Rusya'nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad'da kaleme aldığı köşe yazısında, nükleer silahların yayılmasının küresel istikrar üzerindeki etkilerine dair süregelen tartışmayı ele alırken, Avrupa'nın son dönemdeki nükleer silah taleplerini yeriyor. Bordaçev, İsrail veya Kuzey Kore gibi ülkelerin nükleer silahlara "varoluşsal tehditler" nedeniyle, yani hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğunu; ancak Avrupa'nın bu talebinin gerçek bir güvenlik ihtiyacından ziyade, ABD ve Rusya karşısında bir "rüşt ispatı" ve siyasi tatmin aracı olduğunu vurguluyor. Bu bağlamda Bordaçev, Avrupa liderlerinin (Macron ve Ischinger gibi) tutumu, stratejik derinlikten yoksun bir "entelektüel çöküş" ve atom bombası gibi korkunç bir gücün anlamını bayağılaştıran (poşlost) [1] tehlikeli bir sorumsuzluk olarak nitelendiriyor.

Nükleer silahların yayılmasının uluslararası istikrar adına bir lütuf [2] mu, yoksa bir tehdit mi olduğu bahsi, bu ölümcül teçhizatın tarih sahnesine çıkışıyla yaşıttır.

Çatışan bakış açılarının her biri, kendi zaviyesinden bakıldığında gayet ikna edici tınlar.

Kendi atom bombasına sahip ülke sayısının azami düzeye çıkmasını savunanlar şu hususta ısrarcıdır: "Nükleer", her şeyden evvel karşılıklı bir dizginleme aracıdır.

Zayıf olana sükûnet bahşederken, kudretli olanı kaba kuvvete değil, diplomasiye başvurmaya mecbur bırakır.

Pek çok bilim insanı, nükleer silaha sahip olmanın savaşların sayısını azaltacağına tüm ciddiyetiyle inanmaktadır; zira devletler, çatışmalarını tam veya kısmi bir karşılıklı yok oluşun [3] pusuda beklediği o eşiğe taşımaktan imtina edecektir.

Bu görüşe emsal olarak, Soğuk Savaş dönemindeki SSCB ve ABD cepheleşmesi ile günümüzde Hindistan ve Pakistan arasındaki münasebetler gösterilmektedir.

Öyle ki, her iki tarafın da silahların en korkuncuna erişmesi, inanışa göre, aralarında cereyan edecek gerçekten büyük ölçekli harplerin önüne set çekmiştir.

Bu yaklaşımın muarızları ise nükleer silahların, sırf yönetim sistemlerinin yetkinliği sayesinde bu gücü ehliyetle sevk ve idare edebilecek, münhasır ve dar bir devletler zümresine emanet edilebileceği kanaatindedir.

Buna mukabil, dünya devletlerinin ekseriyeti böylesi bir silaha sahip olma tecrübesinden yoksundur; bu sahadaki oyunun kurallarını bilmezler ve sırf kendi sorumsuzlukları yüzünden ölümcül hatalara imza atabilirler.

Başka bir ifadeyle, burada hüküm süren mantık, yangın güvenliğinin o temel düsturuyla birebir örtüşmektedir: "Kibrit, çocuk oyuncağı değildir."

Elimde henüz böyle bir felaketin yaşandığına dair örnekler olmasa da bu durum, nükleer silahların yayılma tehlikesine dair söylemlerin, aslında monopolü sınırlı sayıda devletin elinde tutma arzusundan ibaret bir bahane olduğu yönünde haklı şüpheler uyandırmaktadır.

Velhasıl, nükleer silahlanmanın yayılmasının dünyadaki durumu stabilize mi edeceği, yoksa daha riskli bir hale mi getireceği sorusuna henüz net ve tek sesli bir cevap verilmiş değildir.

Fakat hayat akmaya devam ediyor: Hindistan ve Pakistan çoktan bu silahın sahipleri arasına katıldı; Kuzey Kore (KDHC) bunu resmen ilan etti ve hükümeti tarafından resmen teyit edilmemiş olsa da İsrail'in kendi atom bombasına sahip olduğu varsayılmakta.

Bugün bu tartışma, ABD’nin dış politika hamleleri ve Washington ile Avrupalı müttefikleri arasındaki ilişkilerde patlak veren krizle yeniden hararetlenmiş durumda. Nitekim birkaç gün evvel Brezilya’nın o eski ama hâlâ sözü geçen [4] diplomatları, ülkelerinin kendi nükleer bombası üzerine ciddi ciddi kafa yorması gerektiğinden dem vurmaya başladılar.

Buna vesile olan gelişme ise şaşırtıcı olmayan bir şekilde, tüm Batı Yarımküre’yi kendi münhasır nüfuz alanı ilan eden yeni ABD politikasıydı.

Ancak Avrupalıların sesi, burada çok daha gür çıkmaya başladı. Avrupa’dan, Fransız ve İngiliz nükleer "şemsiyesinin" tüm NATO üyesi Avrupa ülkelerini kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrıları yükseliyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bunu resmi ağızdan dile getirirken, birkaç gün önce de Münih Güvenlik Konferansı Başkanı, önde gelen Alman diplomat Wolfgang Ischinger aynı minvalde beyanatta bulundu.

Ne var ki son örnekteki gerekçelendirme, tuhaf hatta gülünç [5] denebilecek kadar çelişkiliydi.

Biçimsel olarak Avrupa’nın en otoriter figürlerinden biri sayılan bu isme göre; Avrupa Birliği’nin kendi nükleer caydırıcılığını elde etmesi, ABD, Rusya ve Çin nezdinde bir "rüştünü ispat" aracı olarak elzemmiş. Kendi vatanı Almanya ise nükleer meselede Avrupa ile ABD arasında bir "köprü kurucu" rolü üstlenebilirmiş; maazallah Amerikalılar, müttefiklerinin gelecekte kendi başlarının çaresine bakmaya niyetlendiğini sanmasınlar diye...

Meselenin bu şekilde ortaya konulması, Rusya’nın Batı’daki en büyük komşularının nasıl bir entelektüel çöküşe sürüklendiğini ve modern dünyada atom bombasının rolüne dair kavrayışın orada ne denli eksen kaymasına uğradığını aynı anda gözler önüne sermektedir.

Evvela; Avrupa’nın kendi nükleer "şemsiyesine" ihtiyaç duyduğuna dair bu mülahazaların, uluslararası güvenlikle uzaktan yakından alakası yoktur.

Nükleer silah, varlığına yönelik tehditlerle hakikaten yüzleşmek zorunda kalan devletler için her daim hayati olmuştur: Buradaki en çarpıcı örnekler Kuzey Kore ve İsrail’dir.

Belirli bir manada Pakistan da bu kategoriye girer; zira demografik ölçeği itibarıyla, ezeli hasmı Hindistan’a karşı asla eşit şartlarda mukavemet gösteremeyecektir.

Vaktiyle SSCB için nükleer silah yaratmak, ABD ile yaşanması neredeyse kaçınılmaz olan cephe çatışmasını önlemenin bir aracıydı; 1960’lar ve 70’lerde ise Çin’i fazlasıyla mütecaviz bir stratejiden caydırmanın yoluydu.

Fakat dünyanın büyük devletlerinden herhangi birinin, Eski Kıta’ya, def edilmesi uğruna nükleer kıyameti göze almaya değecek çapta bir tehdit teşkil etmeye niyetlendiğini tahayyül etmek güçtür.

Avrupalıların komşularının -ki başta Rusya gelmektedir- yegâne arzusu; bizzat Avrupa’nın onların iç işlerine karışmaya, güvenlik tehditleri yaratmaya ve uluslararası iktisadi bağları tahrip etmeye bir son vermesidir.

Almanya, Fransa ve diğer AB ülkelerinde bu gerçek gayet iyi idrak edilmektedir. Fakat dış dünyadan korunmak için böylesine kudretli bir savunma aracına muhtaçmış gibi davranmaya devam etmektedirler.


[1] Opoşlit / Poşlost: Metnin başlığındaki "opoşlila" fiili, Rus edebiyatının en derin kavramlarından biri olan "poşlost"tan türemiştir. Vladimir Nabokov, Gogol üzerine derslerinde bunu "sahte bir önem atfetme", "ruhsuz bir bayağılık", "yüksek değerlerin içinin boşaltılarak ticari veya gösteriş amaçlı kullanılması" olarak tanımlar. Bordaçev, Avrupa'nın nükleer bombayı varoluşsal bir araçtan çıkarıp, bir statü sembolüne, bir "kendini ispat etme" (samoutverjdeniye) aracına dönüştürmesini "poşlost" olarak niteler. (ç.n.)

[2] Nimet / Lütuf. Orijinal: Благо (Blago): Rusçada "Blago", sadece "iyilik" veya "fayda" demek değildir; ilahi bir lütfu, bereketi ve yüksek ahlaki bir iyiliği de imler. Yazar burada bu kelimeyi kullanarak nükleer silah gibi bir yıkım aracına "kutsal bir iyilik" atfedilmesindeki ironiyi vurgular. (ç.n.)

[3] Karşılıklı Yok Oluş. Orijinal: взаимное уничтожение (vzaimnoye uniçtojeniye): Soğuk Savaş doktrini olan MAD (Mutually Assured Destruction) kavramına doğrudan atıftır. Rus entelijansiyası için bu kavram, barışın değil, "dehşet dengesinin" (balance of terror) teminatıdır. Bordaçev, Avrupa'nın bu tarihsel ağırlığı unutup konuyu "imaj" çalışmasına indirmesini yermektedir. (ç.n.)

[4] O eski ama hâlâ sözü geçen diplomatlar. Orijinal: авторитетные, хотя и бывшие, дипломаты (avtoritetnıye, hotya i bıvşiye, diplomatı): Rusya'da (ve genel olarak Sovyet geleneğinde) "eski" (bıvşiye) diplomatlar veya devlet adamları, "devlet aklını" temsil eden, güncel siyasetin popülizminden arınmış bilgeler olarak görülür. "Avtoritet" (otorite) kelimesi burada bürokratik bir saygınlığı, sözünün ağırlığını ifade eder. (ç.n.)

[5] Gülünç / Tuhaf. Orijinal: курьезно (kuryezno): Fransızca "curieux" kökenli olsa da Rusçada "kuryez", garip, komik, ciddiyetsiz ve absürt bir durumu ifade eder. Bir devletin nükleer stratejisinin "kuryez" olması, o devletin ciddiyetinin sorgulanmasıdır. Bordaçev, burada Ischinger'in (ve Almanya'nın) stratejik derinlikten yoksun olduğunu ima eder. (ç.n.)