Trump'ın hesaplarını şekillendiren İran karşıtı söylem fabrikasının perde arkası

img
Trump'ın hesaplarını şekillendiren İran karşıtı söylem fabrikasının perde arkası YDH

"Temel soru şu: Veri akış haritası nasıl? İlk veriyi kim üretiyor? Kim yorumluyor? Hangi medya bunu meşrulaştırıyor? Ve Başkan'ın kulağına nasıl ulaşıyor?"




YDH - İran merkezli Nur News, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran politikalarını etkileyen karmaşık dezenformasyon ağını ve bu sürecin arkasındaki "anlatı fabrikasını" detaylandırıyor. UANI ve FDD gibi kuruluşların, dezenformasyon içeren verileri ana akım medyaya ve siyasi karar alıcılara "uzman görüşü" olarak pazarladığını belirtilen makalede, bu sistematik algı yönetiminin, hatalı stratejik kararları rasyonalize ederek bölgesel ve uluslararası istikrarı tehlikeye attığı vurgulanıyor.

Bir sahneyi hayal edin: ABD Başkanı kameraların karşısına geçiyor ve İranlı protestocuların büyük şehirleri ele geçirdiğini güvenle söylüyor.

"Meşhed'in kontrolünden", sokaklardaki milyonlardan, siyasi sistemin çöküşün eşiğinde olduğundan, hatta sınırlı bir baskı veya saldırının bu süreci tamamlayabileceğinden bahsediyor.

Kısa süre sonra aynı iddialar; sahadaki veriler ve bağımsız haberlerle örtüşmüyor. Görüntüler ve rakamlar başka bir şey söylüyor. Soru tam burada başlıyor: Bu tablo nerede kurgulandı?

Trump, sadece son dönemdeki huzursuzluklar sırasında değil, son yıllarda ve farklı dönemlerde İran hakkında, daha sonra ya abartı olduğu ya da eksik verilere ve sosyal medyadaki belgelenmemiş haberlere dayandığı anlaşılan anlatılar sundu.

Son protestolarda fotoğraflarının protestocuların elinde olduğu iddiasından, muhaliflerin "sokakları tamamen kontrol ettiği" yönündeki tanımlamalara ve hatta yakın zamanda dile getirdiği İran'daki kaosun ve karışıklığın devam ettiği açıklamalarına kadar pek çok örnek mevcut.

Bu kalıbın tekrarlanması, konuyu münferit bir hatanın ötesine taşıyarak bir "bilgi besleme zinciri" meselesine dönüştürüyor.

Günümüz siyaset dünyasında başkanlar nadiren ham veri alıyor. Masalarına ulaşan bilgiler; düşünce kuruluşu raporları, acil bültenler, medya analizleri, sosyal medya verileri ve danışman notları gibi birçok işleme katmanının ürünü.

İran söz konusu olduğunda, yıllardır tehdit odaklı bir anlatı üretmeye odaklanan nispeten uyumlu bir siyaset araştırma ve baskı grubu ağı bulunuyor. Bu ağın merkezinde iki isim çok sık geçiyor: UANI ve FDD.

"Nükleer İran'a Karşı İttifak" veya UANI, İran'a yönelik ekonomik ve yaptırım baskısına odaklanan, raporlar yayımlayarak ve kampanyalar yürüterek uluslararası şirket ve kurumları İran ile işbirliğinden vazgeçirmeye çalışan bir kuruluş.

"Demokrasileri Koruma Vakfı" veya FDD ise Washington merkezli, ulusal güvenlik ve Orta Doğu siyaseti alanında faaliyet gösteren ve İran'a karşı sertlik yanlısı tutumuyla tanınan bir düşünce kuruluşu. Bu grubun haber ve analizleri medyada, hatta Kongre'deki resmi oturumlarda geniş yer buluyor.

Bu çekirdeğin çevresinde, İran hakkında sürekli içerik üreten ve İngilizce yayın yapan medyada sıkça referans gösterilen bir analizci ve yorumcu halkası aktif durumda; Behnam Ben Taleblu, Gaseminejad, Brodsky ve birkaç isim daha bu halkada yer alıyor.

Önemli olan sadece bu isimlerin varlığı değil, aynı zamanda çıktılar arasındaki anlatı uyumu. Kötümser bir tahmin veya maksimalist bir senaryo, kısa süre içinde birkaç kanaldan yayımlanıyor ve siyasi kitle için bir uzman mutabakatı gibi görünüyor.

Çalışma modeli genellikle şöyle ilerliyor: Uyarı niteliğinde bir rapor yayımlanıyor; yüksek takipçili birkaç hesap bunu destekliyor; yurt dışındaki Farsça yayın yapan televizyonlar buna ivme kazandırıyor; ana akım medya bunu yeniden paylaşıyor ve sonuçta bu ifade "hakim algı" haline geliyor.

Bu süreçte "olasılık", "analiz" ve "gerçek" arasındaki fark belirsizleşiyor. Kısa haberlere ve basitleştirilmiş anlatılara ilgi duyan bir siyasetçinin eline böyle bir paket ulaştığında, algısal hata riski artıyor.

Bu hatanın sonucu sadece kürsüde söylenen yanlış bir cümle değil. Eğer üst düzey bir karar verici, bu görüntüye dayanarak karşı tarafın çöküşün eşiğinde olduğu sonucuna varırsa, daha riskli seçenekleri mantıklı görmeye başlıyor: Hızlı bir çöküş beklentisiyle maksimum yaptırım veya etkili bir yanıt gelmeyeceği varsayımıyla sınırlı bir askeri eylem.

İşte burada, yanlış bir anlatı yüksek maliyetli bir stratejik karara dönüşebilir; etkisi sadece ikili ilişkilerle sınırlı kalmayan, bölgesel ve uluslararası düzeni de etkileyebilecek bir karar bu.

Bu arada, bu anlatı zincirinde İsrail'in rolünü sadece siyasi bir tutuma indirgemek mümkün değil.

Aralarında Benyamin Netanyahu'nun da bulunduğu İsrailli yetkililer, "anlatı inşasını" ve "medya operasyonlarını" güç ve ulusal güvenlik aracının bir parçası olarak defalarca açıkça dile getirdiler.

Geçtiğimiz yıllarda lobi kuruluşları, araştırma merkezleri, medya projeleri ve İsrail'in güvenlik söylemine yakın analizcilerden oluşan bir ağ, sürekli olarak İran tehdidini öne çıkarmaya ve maksimum baskı gerekliliğine odaklandı.

Bu akım ile Washington'daki bazı etkili düşünce kuruluşlarının çıktıları arasındaki zamanlama ve içerik örtüşmesi, sadece dağınık bir akımla karşı karşıya olmadığımızı, aksine birbirini besleyen bir anlatı ekosistemiyle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Böyle bir çerçevede, analiz döngüsüne ve ardından karar alma paketlerine giren abartılı veya yönlendirilmiş verilerin bir kısmının tam da bu ağda üretilip güçlendirildiği ve nihayetinde Trump'ın İran'daki saha gerçekliğine dair algısını etkileyebileceği varsayımı öne sürülebilir.

Temel soru şu: Veri akış haritası nasıl? İlk veriyi kim üretiyor? Kim yorumluyor? Hangi medya bunu meşrulaştırıyor? Ve Başkan'ın kulağına nasıl ulaşıyor?

Bu harita çizildiğinde, bazı yanlış anlatıların tesadüfi hatalar olmadığı; aksine karar vericinin zihnini kuşatabilen ve büyük kararların yönünü değiştirebilen bir anlatı ekosisteminin ürünü olduğu açıkça görülüyor.

Çeviri: YDH