Euro-Med Human Rights Monitor, AB’nin Gazze’nin yeniden inşasını Hamas’ın silahsızlandırılmasına bağlamasını “soykırımın failine veto yetkisi tanımak” olarak nitelendirdi.
YDH- Cenevre merkezli Avrupa Akdeniz İnsan Hakları Gözlemcisi (Euro-Med HMR), Gazze Şeridi’ndeki yeniden inşa sürecinin silahsızlandırma şartına bağlanmasının, İsrail’in iki yılı aşkın süredir bölgede sürdürdüğü ve “soykırım” olarak nitelendirilen süreci meşrulaştırdığı ve uluslararası hukukun emredici normlarını ihlal ettiği uyarısında bulundu.
Euro-Med HMR, yaptığı açıklamada, bu koşulun Gazze’de sivillere ve altyapıya karşı işlenen ağır suçları görmezden geldiğini ve halkın yeniden inşa hakkını siyasi baskı için bir pazarlık aracına dönüştürdüğünü kaydetti.
Açıklamada, bunun İsrail’in işgalci güç olarak uluslararası insancıl hukuk kapsamındaki yükümlülüklerinin, özellikle sivillerin korunmasını ve temel ihtiyaçlarının “herhangi bir sınırlama veya koşula bağlanmaksızın” karşılanmasını öngören Cenevre Sözleşmeleri’nin açık bir ihlali olduğu ifade edildi.
AB’nin koşullu yaklaşımı ve soykırım uyarısı
Euro-Med İnsan Hakları Gözlemcisi, Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın Gazze’nin yeniden inşasını Hamas’ın silahsızlandırılmasına bağlayan açıklamalarını kınadığını duyurdu. Bu tutumun, sivillerin yaşam ve güvenlik haklarını tehlikeye atan siyasi ve güvenlik koşulları getirerek, AB’nin soykırımı önleme yönündeki taahhüdünden “önemli ölçüde sapma” anlamına geldiği belirtildi.
Açıklamada, Kallas’ın 29 Ocak ve 2 Şubat tarihlerindeki beyanlarında “Gazze’nin yeniden inşasının Hamas’ın silahsızlandırılmasına bağlı olacağını” teyit ettiği hatırlatılarak, bunun “sivillerin yeniden inşa ve hayatta kalma haklarının, uluslararası hukukta koruma yükümlülükleriyle ilgisi olmayan bir siyasi koşula bağlanması” anlamına geldiği vurgulandı.
Euro-Med’e göre bu yaklaşım, Ekim 2023’ten bu yana İsrail tarafından neredeyse tamamen yıkıma uğratılan bir bölgede yaşayan halkın durumunu daha da ağırlaştırıyor.
Avrupa’nın sistematik ortaklığı iddiası
Euro-Med HMR, AB Yüksek Temsilcisi’nin benimsediği bu pozisyonun, Avrupa’nın İsrail’in Filistinli sivillere karşı yürüttüğü soykırım sürecine askeri, ekonomik ve siyasi düzeyde “sistematik bir ortaklık” yaklaşımını pekiştirdiğini bildirdi.
Açıklamada, son iki yılda işlenen “ağır ve benzeri görülmemiş suçlara” rağmen anlamlı bir hesap sorma veya baskı mekanizmasının devreye sokulmamasının, buna karşın bazı AB üyesi ülkeler tarafından İsrail’e silah ve askeri ekipman ihracatının sürdürülmesinin, bu devletlerin söz konusu ihlallere katkı sunduğuna dikkat çekildi.
Bu silah ve ekipmanların, Filistinli sivillere karşı işlenen savaş suçlarında kullanıldığının belgelendiği belirtilerek, ilgili devletlerin hukuki sorumluluğunun doğduğu ifade edildi.
Yeniden inşanın engellenmesi ve soykırım suçu
Euro-Med HMR, Gazze’de yeniden inşanın önlenmesi ya da geciktirilmesinin, Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin II(c) maddesi kapsamına girdiğini vurguladı. Söz konusu maddenin, “bir grubun fiziksel olarak tamamen ya da kısmen yok edilmesine yol açacak yaşam koşullarının kasten dayatılmasını” yasakladığı hatırlatıldı.
Açıklamada, soykırım yasağının uluslararası hukukun hiçbir şekilde istisna tanımayan emredici normlarından biri olduğu ve nüfusun hayatta kalması için hayati önemde olan yeniden inşanın, silahsızlandırma dahil herhangi bir siyasi ya da güvenlik koşuluna bağlanmasının “hukuken geçersiz” olduğu kaydedildi.
AB’nin yükümlülükleri ve hukuki sorumluluk
Bu koşulun, Avrupa Birliği ve üye devletlerin soykırımı önleme yönündeki “pozitif yükümlülüklerinin” ciddi bir ihlali olduğu belirtildi. Euro-Med HMR, bu yükümlülüğün, sivillere dayatılan ölümcül yaşam koşullarını sona erdirmek için mevcut tüm hukuki araçların kullanılmasını gerektirdiğini; buna karşılık yeniden inşanın önüne yeni engeller koymanın veya siyasi ve ekonomik nüfuz kullanarak suçun sürdürülmesini kolaylaştırmanın kabul edilemez olduğunu ifade etti.
Euro-Med Monitor Hukuk Departmanı Başkanı Lima Bustami, “hem hukuki hem de ahlaki zorunlulukların, Avrupa Birliği’nin siyasi baskısını bu yıkımın sorumlusu olan İsrail’e yöneltmesini gerektirdiğini” söyledi.
Bustami, bunun “AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınması ve tüm ekonomik, askeri ve diplomatik iş birliğinin soykırımın derhal durdurulmasına, Uluslararası Adalet Divanı kararlarına uyulmasına ve Gazze’nin yeniden inşasının başlatılmasına bağlanmasıyla” sağlanabileceğini ifade etti.
Bustami, “Bunun yerine İsrail, mağdurlara imkânsız yaşam koşulları dayatıyor ve fiilen onların yaşam hakkını, tarafı olmadıkları güvenlik düzenlemelerine bağlıyor.” dedi.
“Adaletin ters yüz edilmesi”
Bustami, söz konusu yaklaşımın “adaletin açık bir biçimde ters yüz edilmesi” anlamına geldiğini belirtti.
Bu yaklaşımla, “soykırımın faili olan tarafın, kendi askeri makinesinin yıktığı alanların yeniden inşası üzerinde bir kez daha veto yetkisi elde ettiği; mağdurların ise önce kitlesel öldürmeyle, ardından da yaşamlarını yeniden kurma haklarından mahrum bırakılarak iki kez cezalandırıldığı” ifade edildi.
Sahadaki uygulamalar ve kolektif cezalandırma
Euro-Med HMR, bu siyasi koşulların sahada yeniden inşa fonlarının askıya alınması veya engellenmesi, inşaat malzemeleri ve temel ihtiyaç maddelerinin girişinin kısıtlanması, mali işlemlerin yasaklanması, BM mekanizmalarının işlevsizleştirilmesi ya da çalışmalarının engellenmesi gibi yollarla hayata geçirilebileceği uyarısında bulundu.
Açıklamada, bu tür önlemlerin yalnızca siyasi tarafgirlik anlamına gelmediği, aynı zamanda “ölümcül yaşam koşullarını sürdüren somut ve maddi destek” sağladığı için soykırıma ortaklık teşkil edebileceği belirtildi.
Gazze’deki sivil nüfusun barınma, sağlık ve hayatta kalma dahil temel haklarının siyasi, askeri veya güvenlik hedeflerine bağlanmasının, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 33. maddesi uyarınca açıkça yasaklanan “kolektif cezalandırma” anlamına geldiği ifade edildi.
Bunun, sivillerin işlemedikleri fiiller nedeniyle cezalandırılmasını yasaklayan uluslararası insancıl hukuk ilkelerini ihlal ettiği ve bu koşulları dayatanlara doğrudan hukuki sorumluluk yüklediği kaydedildi.
Yeniden inşa bir hak, pazarlık unsuru değil
Euro-Med HMR, uluslararası insancıl hukuk kurallarının siyasi hesaplardan bağımsız ve koşulsuz olarak uygulanması gerektiğini vurguladı. Yeniden inşanın, mağdurlar için “yasal bir hak” ve tazmin yükümlülüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu, “siyasi kazanç uğruna kullanılan bir ödül ya da pazarlık kozu” olmadığı ifade edildi.
Açıklamada, yeniden inşa ve gerekli malzemelerin girişinin engellenmesinin, başta yaşam hakkı olmak üzere, yeterli yaşam standardı, barınma, sağlık, gıda ve su haklarının kullanılmasını imkânsız hale getirdiği belirtildi.
Bu durumdan en ağır şekilde çocuklar ve kadınların etkilendiği, kuşatma, yıkım ve hayati ihtiyaçların inkârının bu grupların haklarına doğrudan zarar verdiği kaydedildi.
Kallas’a geri adım çağrısı ve yaptırım talebi
Euro-Med HMR, AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın Gazze’nin yeniden inşasını silahsızlandırmaya bağlayan açıklamalarını kamuoyu önünde geri çekmesi ve Gazze’deki soykırımın sürdürülmesine ve Filistin halkına karşı işlenen İsrail suçlarına “örtü sağlayan” politikalardan kaçınması gerektiğini belirtti.
Açıklamada, özellikle Avrupa Birliği olmak üzere etkili uluslararası aktörlerin, İsrail’i Uluslararası Adalet Divanı kararlarına uymaya zorlamak için caydırıcı ekonomik ve diplomatik yaptırımlar uygulaması gerektiği ifade edildi.
Bu hukuki yükümlülüğün, yeniden inşaya izin vermenin ötesine geçerek İsrail’e yönelik kapsamlı bir silah ambargosunun derhal yürürlüğe konulmasını ve suç faillerinin hesap vermesinin sağlanmasını içerdiği vurgulandı.
Euro-Med HMR, Avrupa Birliği’nin, bazı üye devletleri tarafından sağlanan askeri teçhizatın yol açtığı yıkımın nasıl yeniden inşa edileceğini tartışmasını “derin bir utanç” olarak nitelendirdi.
Açıklamanın sonunda, uluslararası toplumun İsrail’i Gazze’de sivillere yönelik tüm suç ve ağır ihlalleri derhal ve kapsamlı biçimde durdurmaya zorlamak için kararlı adımlar atması gerektiği belirtildi.
Adaletin sağlanmasının, etkili bir hesap verebilirlik sürecinin işletilmesini ve mağdurların uğradıkları maddi ve manevi zararlar için adil ve kapsamlı tazminat hakkının güvence altına alınmasını gerektirdiği kaydedildi.
Euro-Med HMR, insani yardım ve yeniden inşa sürecinin siyasi ve güvenlik hesaplarından tamamen ayrılması, yeniden inşanın “devredilemez bir hak” olarak tanınması ve Gazze’ye yönelik ablukayı kıracak şekilde inşaat malzemelerinin serbestçe girişinin sağlanması çağrısında bulundu.
Bu yükümlülüğün, sivillerin haklarını, yaşamını ve onurunu korumak için bağlayıcı bir hukuki zorunluluk olduğu vurgulandı.