İsrail Batı Şeria’da yeni bir duvar inşa ediyor

img
İsrail Batı Şeria’da yeni bir duvar inşa ediyor YDH

Batı Şeria’da yapımı süren yeni duvarın, Filistinli yerleşimleri izole ederek tarımsal üretimi ve günlük yaşamı doğrudan etkileyeceği kaydedildi.




YDH- The Electronic Intifada, İsrail ordusunun, işgal altındaki Batı Şeria’nın derinliklerinde 22 kilometre uzunluğunda bir duvar ve yalnızca askeri kullanıma açık, 50 metre genişliğinde bir yol inşa ettiğini belirtti.

Projenin, Filistinli toprak sahiplerini milyonlarca metrekarelik arazilerinden koparması, tarım topluluklarının yerinden edilmesine yol açması ve Batı Şeria’nın kuzeyindeki bölgeler arasındaki hareketliliği daha da parçalı hale getirmesi bekleniyor.

Haberde aktarıldığına göre, kasım ayının sonu ile Aralık 2025’in başında İsrail güçleri, kuzey Ürdün Vadisi’nde planlanan yeni duvar güzergâhı boyunca onlarca yıkım emri dağıtmaya başladı.

Bu emirlerin, evler, tarım arazileri, seralar, hayvan barınakları, su şebekeleri ve çeşitli yapıları kapsadığı belirtildi. Bu topraklardan geçimini sağlayan çok sayıda Filistinli ailenin, arazi sahibi ya da tarım işçisi olsun, doğrudan etkileneceği kaydedildi.

“Verimli ve özel mülkiyete ait topraklar izole edilecek”

Duvar ve Yerleşimlere Karşı Halk Direnişi Komisyonu’na bağlı Halk Eylemi Dairesi Genel Müdürü Abdullah Ebu Rahme, The Electronic Intifada’ya yaptığı açıklamada, “duvarın özel mülkiyete ait, son derece verimli geniş tarım alanlarını izole edeceğini” söyledi.

Ebu Rahme, “yaklaşık 190 ila 200 bin dönümlük bir arazinin duvarın diğer tarafında kalacağını” ifade etti.

Yeni duvarın ilk aşamasının, Ürdün sınırından yaklaşık 12 kilometre batıda, Teyasir ve Hamra askeri kontrol noktaları arasında inşa edileceği bildirildi. Bu noktaların, Cenin, Tubas ve Nablus ile Ürdün Vadisi ve Eriha arasındaki geçişi kontrol ettiği belirtildi.

Hareketlilik daha da zorlaşacak

Ayn Şibli köyü yerel meclis üyesi Hüseyin Ebu Hattab, söz konusu bölgenin “Batı Şeria’nın kuzeyi, batısı ve doğusu arasında hayati bir bağlantı hattı” olduğunu söyledi.

Ebu Hattab, “Ürdün Vadisi’ne erişim son derece zorlaşacak ve bu durum, bölgenin sakinlerinden arındırılmasını daha da kolaylaştıracak.” değerlendirmesinde bulundu.

Ebu Hattab ayrıca, Tubas’a bağlı Tammun ve el-Faria’dan Ürdün Vadisi’ndeki tarlalarına giden çiftçilerin giriş çıkışlarda ciddi zorluk yaşayacağını, bunun da “arazilere el konulmasını kolaylaştıracağını” belirtti.

Habere göre, duvar Ayn Şibli köyünden başlayarak Tubas’ın doğusundaki Teyasir askeri kontrol noktasına kadar uzanacak ve Tubas, Tammun, Teyasir, Atuf, Yarza, Akabe ve Ayn Şibli’ye ait arazileri kesecek. Bu sürecin Yarza ve Ayn Şibli’yi fiilen “yerleşim adacıkları” haline getireceği, Yarza’nın ise tamamen çevreleneceği aktarıldı.

“Kızıl İplik” projesinin parçası

İsrail medyasına dayandırılan bilgilere göre, yeni duvar bölümü, savunma bakanlığı tarafından “Kızıl İplik” olarak adlandırılan daha geniş bir projenin parçası. Yaklaşık 1,7 milyar dolarlık bu planın, tamamlandığında işgal altındaki Golan Tepeleri’nden Kızıldeniz kıyısındaki Eilat’a kadar yaklaşık 500 kilometre boyunca uzanacağı belirtildi.

Savunma bakanlığının açıklamasında, projenin “ulusal güvenliği ve doğu sınırı üzerindeki stratejik kontrolü güçlendirmeyi” hedeflediği bildirildi. Ancak Filistinli yetkililer bu gerekçeyi reddetti.

Ebu Rahme, “hedefin açık olduğunu; Filistinlilerin kaynaklarına el koymak, halkı topraklarından koparmak ve bu bölgeleri yasa dışı yerleşimciler lehine fiilen ilhak etmek” olduğunu söyledi.

Tarımsal merkezler hedefte

Haberde, Ürdün Vadisi’nin Batı Şeria’nın en önemli tarım alanlarından biri olduğu vurgulandı. Vadinin, binlerce yıl boyunca merkezî dağlık bölgelerden gelen mevsimsel akarsuların taşıdığı verimli tortular sayesinde derin ve zengin topraklara sahip olduğu, deniz seviyesinin altında yer alması nedeniyle uzun ve verimli tarım sezonları sunduğu ifade edildi.

Özellikle Temmun ve Atuf ovalarının – yerel olarak “el-Bekaa” ovası – en ağır etkilenecek bölgeler arasında olduğu kaydedildi.

Atuf Yerel Meclis Başkanı Abdullah Bişarat, “Atuf ve Temmun’un topraklarının yaklaşık yüzde 70’ini, yani 65 kilometrekarelik bir alanı kaybedeceğini” belirtti.

Bişarat, “İsrail mahkemelerine başvurduk, ancak akıbetimizin ne olacağını bilmiyoruz” dedi.

Bişarat, bölgede muz, kekik, üzüm, zeytin, patates, soğan ve domates üretimi yapıldığını aktararak, bu tarım alanlarının “dört ila beş bin aileyi, hatta daha fazlasını” geçindirdiğini söyledi. “Bunların hepsi ortadan kalkarsa, bu aileler büyük bir yıkımla karşı karşıya kalacak” ifadesini kullandı.

Artan kontrol ve yerinden edilme

Haberde, İsrail’in halihazırda Batı Şeria’nın yüzde 60’ını oluşturan ve Oslo Anlaşmaları kapsamında “C Bölgesi” olarak tanımlanan alanı doğrudan kontrol ettiği hatırlatıldı. Bu bölgelerde yüzlerce yasa dışı yerleşimin bulunduğu, Filistinlilerin hareketliliğinin ise yaklaşık 800 engel, askeri üsler, kapalı askeri alanlar ve “doğa rezervleri” ile sınırlandığı belirtildi.

Gazze’deki soykırım sürecinin başlamasından bu yana Batı Şeria’daki arazi gaspının on yılların en yüksek seviyesine çıktığı aktarıldı. 2024’te İsrail hükümetinin toplam 23,7 milyon metrekare Batı Şeria toprağını “devlet arazisi” ilan ettiği, bunun 12 milyon metrekarelik kısmının Ürdün Vadisi’nde yer aldığı ve bunun 1993’ten bu yana “en büyük tek seferlik el koyma” olduğu ifade edildi.

“Açık hava hapishanesi”

Ayn Şibli köyünün, Hamra askeri kontrol noktası ile yeni duvar arasında kalacağı ve “iki taraftan sıkıştırılmış” bir duruma düşeceği bildirildi.

Ebu Hattab, “köyün doğusunda kontrol noktası, batısında duvar olacağını ve bunun köyü fiilen ‘açık hava hapishanesine’ çevireceğini” söyledi.

Ebu Hattab, köy sakinlerinin “derin bir psikolojik baskı ve umutsuzluk” yaşadığını, öğrenciler, hastalar ve çalışanlar için giriş çıkışların ciddi biçimde zorlaşacağını aktardı.

Ayrıca Ayn Şibli’ye ait geniş tarım arazilerinin de erişilemez hale geleceğini belirtti.

Haberde, son iki yılda Batı Şeria’da 10 binden fazla Filistinlinin zorla yerinden edildiği, yasa dışı yerleşimlerin ve karakolların hızla arttığı ifade edildi.

Ebu Rahme, süreci “Filistinlilerin hareketliliğini kısıtlama, onları kuşatılmış nüfus merkezlerine hapsetme ve geçim kaynaklarını yok etme politikası” olarak tanımladı.

Ebu Rahme, “insanların, kapıları kontrol edilen kantonlara sıkıştırıldığını” söyledi.