ABD'nin kibri Yemen’de ters tepti

img
ABD'nin kibri Yemen’de ters tepti YDH

ABD’nin Yemen’e yönelik saldırgan politikalarının ve kuşatma stratejisinin “kibir, yanılsama ve güç sarhoşluğu” üzerine kurulduğu, bu yaklaşımın ise Washington’un bölgedeki hesaplarını boşa çıkardığı belirtildi.




YDH- Ensarullah’ın resmi internet sitesinde yayımlanan makalede, ABD’nin uzun yıllar boyunca “kibir, gurur ve yanılsama” içinde hareket ettiği, siyasi manevra oyunlarını ustalıkla yürütürken aynı anda medya aldatmacasını devreye sokarak kendisini ve başkalarını “izlenmesi gereken en yetkin ve en hak eden güç” olduğuna inandırmaya çalıştığı belirtildi.

Makalede, yanılsama ile gerçeklik iç içe geçtiğinde ve Washington, dünyanın kendi “uydurulmuş kişiliğinden” çıkan her şeye uyum sağlayacağına ikna olduğunda, politikalarını da bu varsayım üzerine kurmaya başladığı ifade edildi.

ABD hesaplarının Yemen’de çöküşü

Makalede, Yemen’in gerçek haliyle ortaya çıktığı yalnızca on yıllık bir sürecin, ABD’nin tüm bu hesaplarının “sahte, kırılgan ve kısır” niteliğini açığa çıkarmaya yettiği kaydedildi.

ABD’nin, Yemen’e yönelik saldırganlık yoluyla gücünü sınamayı ve küresel bilinçte “vahşi imajını” yeniden canlandırmayı seçtiği anda bu hesapların çöktüğü ifade edildi.

Ayrıntılı savaş planlamasından, atılacak bombaların, savaş uçağı sortilerinin ve füzelerin sayısının belirlenmesine; “aşağılayıcı bir kuşatmanın” eşgüdümünden, Gazze’de kadınların, çocukların ve sivillerin öldürüldüğü “iki yıllık barbar İsrail saldırganlığı” sırasındaki cepheleşmeye kadar tüm bu süreçlerde çizgilerin ve hesapların arkasındaki temel güdünün kibir olduğu belirtildi. Aynı kibrin bir anda lanete dönüştüğü, Yemenlilerin eliyle Washington’u “Arap sularında boğduğu” ve ABD’nin konumunu ciddi biçimde küçük düşürdüğü aktarıldı.

Koalisyonun hedeflerine ulaşmak amacıyla sekiz yıl boyunca yürüttüğü saldırganlık sürecinde, Yemenlilerin direnişi ve dayanıklılığıyla ortaya çıkan gelişmelerin, ABD’yi defalarca Yemen halkına karşı yeni baskı ve toplu cezalandırma yöntemleri icat etmeye zorladığı ifade edildi. Önceki planların istenen sonuçları vermediğinin netleştiği her aşamada bu yönteme başvurulduğu belirtildi.

Kuşatma ve “yumuşama” hamleleri

Makalede, gerilimi düşürme anlaşmasının, kadınları, çocukları, işçileri ve göçebe toplulukları öldürmeye yönelik taktikler geliştirme, kamu maaşlarını gasp etme ve yakıt krizleri üretme konusunda “tüm yaratıcı kapasitesini tüketmiş” olan ABD için adeta bir can simidi olduğu ifade edildi.

ABD’nin temel bahislerinin, Yemen toplumunun moralini bozmak, onu “ABD zorbalığıyla” yüzleşmekten caydırmak ve Yemen gücünün “mucizevi yükselişini” durdurmak amacıyla kuşatma kartına dayandığı belirtildi.

Washington’un ablukayı tırmandırdığı, Birleşmiş Milletler komiteleri aracılığıyla sağlanan sınırlı gevşeme dönemlerinde ise ülkeye yalnızca asgari düzeyde mal girişine izin verdiği kaydedildi. Bunun gerekçesi olarak Yemen güçlerinin bazı malzemeleri askeri üretimde kullanabileceği öne sürüldü.

Bu durumun, Yemen’in üretim kabiliyetine yönelik “örtük bir kabul” anlamına geldiği, aynı zamanda Yemen’in ister yerli ister ithal silahlara sahip olmasını engellemeyi hedefleyen erken dönem kibrini açığa çıkardığı ifade edildi.

Buna rağmen, bu yaklaşımın Washington için bir geri adım olduğu belirtildi. Makalede, dünyanın yayın dalgalarını “çığlık ve feryatlarla” doldurarak Tahran’ı Sanaa’ya silah kaçakçılığı yapmakla suçlayan gücün yine ABD olduğu hatırlatıldı.

ABD’nin saldırganlık koalisyonunun “manevi babası ve mutlak yöneticisi” rolünü sürdürdüğü, Yemen’e karşı yürütülen her operasyonel ayrıntıda ilk ve son sözü elinde tuttuğu ve kuşatmanın Yemen’in silah edinme kapasitesi üzerindeki etkisini yakından izlediği kaydedildi.

Askeri dönüşüm ve zorunlu geri adım

Saldırganlık sürecinde yüzlerce hava saldırısında Yemenlilerin üzerine füze ve bombalar yağarken, Yemen güçlerinin “basitliğine rağmen son derece etkili” askeri dönüşümler gerçekleştirmeyi başardığı ifade edildi.

Bu gelişmelerin, saldırgan güçleri gerilimi düşürmeye ve ateşkes talep etmeye zorladığı, aksi takdirde Amerikan çıkarları ile Suudi ekonomisinin mali felç riskiyle karşı karşıya kalacağı belirtildi. Bu noktada kuşatmanın, ortaya çıkan bu “endişe verici dönüşümleri” sıfırlamak ve Yemenlilerin hızlanan silah üretim sürecini durdurmak için elde kalan tek kart olduğu aktarıldı.

Makalede, bir halkı kontrol etmek için onu zayıflatma amacıyla “şeytanla el ele” çalışan planlamacıların ve bir ulusun nasıl yenileceğini bildiğini iddia edenlerin, yaşananlar karşısında şaşkına dönmesinin doğal olduğu belirtildi.

Filistin halkına destek amacıyla “Vadedilmiş Zafer ve Kutsal Cihat” başlığı altında yürütülen destek operasyonlarının, ABD kibrinin sözde askeri dehalarını başarısızlığa uğrattığını ortaya koyduğu ifade edildi. Kuşatmanın ters etki yarattığının açığa çıktığı ve destek kampanyasında dünyanın tanık olduklarının tüm beklentileri aştığı kaydedildi.

“Kuşatma zihniyetinin iflası”

Makalede, kuşatma altındaki Yemen’in yalnızca ablukanın beyhudeliğini kanıtlamakla kalmadığı, aynı zamanda bu tedbiri tasarlayan Amerikan zihniyetinin kapasite açısından sınırlı olduğunu gösterdiği belirtildi.

ABD’nin, silah dışında “garantili zafer” sağlayacak araçlardan yoksun olduğu, gerçek bir askeri ya da siyasi kurnazlığa sahip olmadığı ifade edildi.

Dünya ve Yemen’e karşı uygulanan tüm zorbalık biçimlerinde planlama ve uygulamada herhangi bir incelik bulunmadığı, yalnızca sözde “akıllı silahlara” dayanıldığı kaydedildi.

Amerikan-Suudi koalisyon güçleriyle gerilimin düşürülmesinin arifesinde Yemen’in, farklı nesillerde basit silahlar üretebilme kapasitesine zaten sahip olduğu belirtildi. Bu yeteneklerin Amerikan “dahi odalarını” rahatsız ettiği ve Yemen’in askeri üretim yolunda ilerlemesini durdurmak için kuşatmanın sürdürülmesiyle birlikte gerilimi düşürmenin gerekli olduğu sonucuna varıldığı aktarıldı.

Savaşın sürmesinin, Yemenlilerin ürettikleri silahları test etmelerine ve zayıf yönlerini tespit ederek geliştirmelerine imkân tanıyacağı; buna karşılık gerilimin düşürülmesinin, bu silahların kullanılmaması anlamına geldiği ve üretim ile geliştirme motivasyonunu ortadan kaldıracağı hesaplandı. Süregelen kuşatmanın ise mevcut kabiliyetleri aşındıracağı, morali kıracağı ve Yemen’deki devrimci ruhu bastıracağı beklentisi dile getirildi.

Bu tür bir muhakemenin, Amerikan zihniyetindeki yetersizlik ve işlev bozukluğunun derinliğini ve kibre aşırı bağımlılığını teyit ettiği ifade edildi.

Bölgesel güç dengesi ve sonuç

Makalede, bugün Yemen’in, üretime yönelme cesaretiyle ki bunun Arap ve İslam ülkelerine fiilen yasaklandığına dikkat çekildi ve uzun mesafeleri kat edebilen, tüm takip ve savunma katmanlarını aşabildiğini kanıtlamış gelişmiş silahlara sahip olmasıyla bölgedeki “en güçlü aktörlerden biri” haline geldiği belirtildi.

Kuşatma öncesinde Yemen’in silah ürettiği, kuşatma sonrasında ise bu başarının “stratejik ve şaşırtıcı” bir düzeye ulaştığı kaydedildi.

Halkları baskı altına almak ve silah edinmelerini engellemek için tasarlanan kuşatma kartının, daha önce yıllar boyunca İslam Cumhuriyeti’ne karşı da kullanıldığı ve bu ülkenin bu Amerikan kartını alaya alınan bir araca dönüştüren ilk örnek olduğu ifade edildi.

Kuşatmanın, “düşmanı” yok etmek yerine, yeni stratejistlerin yanılsamalarının aksine, üst düzey ve gelişmiş silahların edinilmesini teşvik eden bir katalizör haline geldiği belirtildi.

“Suçlu” olarak nitelendirilen Trump’ın ilk başkanlığından Biden dönemine ve “dengesiz” olarak tanımlanan Trump’ın dönüşüne kadar üç ABD başkanlık dönemi boyunca, farklı planlama ekiplerinin “özgür Yemenlileri kuşatmanın” onların silah edinme arzusunu kıracağı konusunda hemfikir olduğu aktarıldı.

Bu hesapların yalnızca tedarik ve satın almaya odaklandığı, ancak sonucun Yemen’in “mermiden füzeye kadar” ihtiyaç duyduğu her şeyi modern teknolojiyle üretmesi olduğu ifade edildi.

Bu süreçte Yemen toplumuna öz-yeterlilik doktrininin yerleştiği, bu yol seçildikten sonra geri dönmenin ve sömürgeci ile hegemonik devletlerin ürettiklerine bağımlı hale gelmenin artık imkânsız olduğu kaydedildi.