"Suriye gerçekliği artık patlamak için bir kıvılcım bekleyen saatli bir bombaya dönüşmüştür."
YDH - Suriye, radikal ideolojilerin kurumsallaşması ve el-Kaide ile IŞİD bağlantılı yapıların devlet mekanizmalarına sızmasıyla bölgesel bir güvenlik krizinin eşiğine geldi. El-Ahbar gazetesi yazarı Firas eş-Şufi'nin değerlendirmesine göre ABD'nin et-Tenef'ten çekilmesi, denetimsiz kalan Hol Kampı ve resmi makamların sunduğu kolaylıklar, terör örgütlerinin hem Suriye içinde yeniden yapılanmasına hem de küresel ölçekte yeni eylemler planlamasına zemin hazırlıyor. Ebu Muhammed el-Colani (şimdiki adıyla Ahmed eş-Şaraa) yönetimindeki mevcut yapı, terörle mücadelede bir müttefik olarak sunulsa da, sahadaki gerçekler radikalizmin devlet eliyle ihraç edildiği bir "saatli bomba" tablosuna işaret ediyor.
El-Kaide terör örgütünün 2026 yılı itibarıyla, 11 Eylül 2001 saldırılarından bu yana elli kat büyüdüğüne dair sarsıcı tahmin, ne yazık ki hak ettiği ilgiyi ve odağı görmedi.
Birleşik Krallık merkezli The Times gazetesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kaynaklarına dayandırdığı bu veri; BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 5 Şubat’ta yayımlanan raporuyla da örtüşüyordu.
Guterres, IŞİD’in Afrika, Suriye ve Horasan’daki gücünün istikrarlı bir şekilde katlandığını, yoksulluk ve iç çatışmalar nedeniyle örgüte duyulan sempatinin arttığını bildirmişti.
Ancak Guterres’in raporu da ihmal edildi; raporun can alıcı detayları atlanarak yalnızca bir dönem Şeyh Eymen ez-Zevahiri’nin Suriye temsilciliğini yapan Geçici Devlet Başkanı Ahmed eş-Şaraa’ya yönelik suikast girişimlerine odaklanıldı.
Şam Uluslararası Kitap Fuarı’na "Selefi Cihatçılık" ve "el-Kaide" literatürünün hâkim olması, bölgesel ve uluslararası koşulların Suriye sahnesine dayattığı aşırılıkçı düşüncenin yayılması için uygun iklimin bir yansımasıdır.
Bu durum, Şaraa başkanlığındaki Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) iktidarını sürdürmesiyle birlikte Suriye toplumunu sarsan topyekûn dönüşümün bir göstergesidir.
Arap ve Batı medyasının Suriye gerçekliğine dair yürüttüğü "aklama" ve "güven verme" kampanyalarına, diplomasinin Suriye’de yayılan radikalleşmeyi inkâr etmesine rağmen, ülkedeki dönüşüm sinyalleri hayra alamet değildir.
Bu tablo, arzulanan ancak gerçekleşmeyecek sonuçlar üzerine kurulan tüm (kasıtlı veya kasıtsız) yanılsamaları ve bahisleri boşa çıkarmaktadır.
Geçtiğimiz günlerde ABD güçlerinin Irak-Suriye-Ürdün sınırındaki et-Tenef üssünden çekilmesiyle doruğa ulaşan son bir aylık gelişmeler; birikmiş güvenlik, ekonomi, sosyal ve siyasi unsurların üzerine ek bir baskı unsuru oluşturmuştur.
Suriye gerçekliği artık patlamak için bir kıvılcım bekleyen saatli bir bombaya dönüşmüştür. Bu patlamanın etkileri yalnızca Suriye ile sınırlı kalmayacak; Lübnan, Irak, Ürdün, bölge ülkeleri ve Kuzey Afrika’dan Avrupa kıtasının kalbine kadar uzanan son derece ağır sonuçlar doğuracaktır.
Bugün Suriye topraklarında yaşanan en tehlikeli gelişme, camileri, okulları, üniversiteleri, hastaneleri, resmi daireleri, karakolları, askeri karargâhları ve meydanları İbn Teymiyye ve İbn Baz gibi aşırılıkçı figürlerin inançlarını pazarlamak için kullanan Vahabi ve İhvan kökenli "fikri" istiladır.
HTŞ’nin ve diğer Selefi hareketlerin vaizlerinin, şehir ve kırsal bölgelerde mürit toplamak amacıyla Suriyeli Sünni Müslümanlara yabancı bir mezhebi dayatma çabaları yoğunlaşmaktadır.
Suudi Arabistan’ın tozlu raflarından çıkarıp "Suriye’ye ihraç edilmek üzere" ayırdığı Vahabi ve İbn Teymiyye bağlantılı dini kitapların Şam’ın kalbinde dağıtılması artık sıradan bir manzara haline gelmiştir.
Tüm Suriyelilere dayatılan bu aşırılıkçı yöntem, el-Kaide ve IŞİD’in neşvünema bulduğu ve beslendiği yöntemden zerre kadar farklı değildir. Her ne kadar siyasi ve teknik anlaşmazlıklar IŞİD’in eski lideri Ebubekir el-Bağdadi ile Ebu Muhammed el-Colani (yeni adıyla Ahmed eş-Şaraa) arasındaki yolu, özellikle el-Kaide ve Uluslararası Koalisyon ile ilişkiler bağlamında ayırmış olsa da, Şaraa iktidarının yerleştirdiği bu ideoloji, her iki örgütün ve belki de Şam’daki iktidarın "şovları" arkasında büyüyen diğer melez ve radikal yapıların canlanması için uygun ortamı yaratmaktadır.
Şaraa’ya bağlı hükümet güçleri ile terör örgütü unsurları arasındaki iç içe geçmişlik yalnızca geleceğe dair teorik bir öngörü değildir.
Bu temas, bazı bölgelerde doğrudan bir bağ kurma noktasına ulaşmıştır. Bunun en somut örneği, Palmira’da ABD askerlerinin Şaraa güçleri bünyesinde yer alan IŞİD bağlantılı bir güvenlik personeli tarafından öldürülmesidir.
Yine, Yeni Suriye Ordusu bünyesindeki 82. Tümen'in komutanlarından Ebu Musab el-Mısri’nin, SDG’nin çekilmesinin ardından Hol Kampı’ndan Mısırlı ve Çeçen aileleri örgüte kaçırdığı gerekçesiyle, Amerikalıların talimatıyla İçişleri Bakanlığına bağlı mesai arkadaşları tarafından öldürülmesi bu durumun kanıtıdır.
Mısır uyruklu el-Mısri, Suriye Savunma Bakanlığına bağlı ve ağırlıklı olarak yabancı militanlar ile Selefi unsurlardan oluşan 82. Tümen bünyesindeki Selefi Ensar el-Tevhid örgütünün liderlerindendi.
ABD’nin, IŞİD esirlerinin Şaraa güçlerinin korumasındaki cezaevlerinde bırakılması yerine Irak’a nakledilmesi talebi, Washington’ın geçici hükümet güçlerine duyduğu güvensizliği teyit etmektedir.
Irak’a nakledilenler arasında en az üç bin Suriyeli IŞİD üyesinin bulunması, meselenin Suriye sahasındaki boyutunu gözler önüne sermektedir.
ABD’nin Hol Kampı ve diğer gözaltı merkezlerindeki güvenlik tedbirlerini izleme konusundaki teyakkuzuna rağmen, Şaraa’ya bağlı güçlerdeki unsurların ve yetkililerin, özellikle BM verilerine göre 25 bin kişiyi barındıran ancak bugün sadece birkaç yüz kişinin kaldığı Hol Kampı’ndan çok sayıda IŞİD ailesinin kaçışını organize etmeye devam ettikleri sızan bilgiler arasındadır.
Suriye’deki bu güvenlik ve siyaset iklimi, "cihatçılar için dost" bir zemin ve cazibe merkezi teşkil etmektedir. Bu durum yalnızca Suriyeli gençleri çekmekle kalmıyor; Suriye deneyiminden etkilenen dünyanın farklı bölgelerinden yeni müritleri de kendine çekiyor.
Cihatçılar artık Suriye ve komşu ülkelerde resmi statülere, kara, deniz ve hava ulaşım tesislerine erişim kolaylığına, teknolojik ağlara, askeri kaynaklara ve finansal yeteneklere sahip durumdadır.
Suriye dışına çıkmak isteyen yabancı militanlar veya Suriyeli cihatçılar için de yeni havayolu hatları ve hükümet kolaylıklarıyla pasaportlara erişim imkânı; 8 Aralık 2024 öncesinde İdlib’de hareketlerini kısıtlayan güvenlik engellerini aşmak ve yurtdışında terör eylemleri gerçekleştirmek için bir fırsat sunmaktadır.
ABD’nin et-Tenef’ten çekilmesi, yeni hükümetin IŞİD ile mücadele kapasitesinden değil, ABD Başkanı Donald Trump’ın sonuç ne olursa olsun çekilme yönündeki yoğun arzusundan kaynaklanmıştır.
Pentagon’un önceki dönemde engellediği bu planı Trump, bu kez Pentagon üzerindeki baskılarıyla hayata geçirmiştir. Pentagon dün, IŞİD’in gerilemek yerine gücünün artmasından duyduğu endişeyi açıkça ilan etti.
Eğer örgüt geçtiğimiz yıl boyunca, ABD askeri varlığına ve SDG’nin geniş kontrolüne rağmen Suriye rejiminin çöküşüyle canlanabildiyse; ABD sonrası dönem, IŞİD’in saflarını yeniden sıkılaştırması ve faaliyetlerini genişletmesi için bir "başlangıç düdüğü" olacaktır.
Bu durum, artık "Uluslararası Koalisyon"un bir ortağı haline gelen ve ABD’nin kendisinden beklediği rolü üstlenme yükümlülüğü bulunan Şaraa yönetimi altındaki uygun ve hazır ortamda gerçekleşecektir.
Çeviri: YDH