Topyekun savaş ile tam mutabakat arasında

img
Topyekun savaş ile tam mutabakat arasında YDH

"Süreç ne yöne evrilirse evrilsin, İran’daki rejimi devirme noktasına varmayan hiçbir sonuç, taraflar arasındaki uzun soluklu hesaplaşmayı bitirmeyecek."




Yahya Debbuk

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Yahya Debbuk, ABD ile İran arasındaki gerilimin topyekûn savaş ile diplomatik çözüm arasındaki hassas dengesini analiz ediyor. Washington’ın tehdit odaklı müzakere stratejisine karşı Tahran’ın taviz sınırlarını koruma çabasına vurgu yapan Debbuk, tarafların sahadaki kazanımları ve geleceğe dair olası askeri-diplomatik senaryoları ele alıyor. Nihayetinde, mevcut kriz aşılsa bile iki aktör arasındaki yapısal çatışmanın uzun vadede süreceğini öngörüyor.

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki ilişkiler uçurumun kenarında seyrediyor. Taraflar, her ikisine de ulaşılmasının pek mümkün görünmediği iki zıt kutba doğru sürükleniyor: Topyekûn savaş veya tam mutabakat.

Bu tablo, müzakere sürecini tırmanan tehditlerle harmanlayarak azami tavizi koparmayı hedefleyen Amerikan mantığı açısından bakıldığında gayet doğal.

Ancak karşılıklı gerilimlere, tehditlere ve Washington'ın "uygulanmaya yakın" seçeneklerine dair süregelen tartışmalara rağmen, her iki tarafın da ihtimal dâhilinde kalsa bile topyekûn bir savaşa girmekten kaçındığı görülüyor.

ABD, başlangıçtan bu yana tutumunu net bir şekilde ortaya koymuştu: İran ya nükleer programı, füze çalışmaları ve bölgesel nüfuzuna ilişkin taleplere boyun eğecek ya da askeri seçenek de dâhil olmak üzere ağır sonuçlarla yüzleşecekti.

Fakat hem sahada hem de siyasette, askeri tehdidin Washington için derhal uygulanacak bir seçenekten ziyade, bir baskı aracı olduğu anlaşıldı. ABD Başkanı Donald Trump’ın "İran’a yönelik sınırlı bir saldırı düzenlemeyi düşünebileceğine" dair medyaya sızan bilgilere rağmen, Washington’ın bu yolu seçip seçmeyeceği belirsizliğini koruyor.

İran ise Amerikan hamlelerine karşı temkinli bir strateji izliyor. Nükleer program konusundaki haklarından vazgeçmeyeceğini vurgulayan Tahran, askeri bir yenilgi almadan teslim olmuş görüntüsü verecek kadar geri adım atmak istemiyor.

Öte yandan mutlak reddediş politikasının, Washington'ı "çıkışsız yol" olarak askeri müdahaleye itebileceğinin de farkında. Bu mülahazalar ışığında İran'ın Cenevre'deki bir sonraki hamlesi, sınırları belirlenmiş bazı tavizler şeklinde tezahür edebilir.

Gelinen noktada her iki tarafın da tehdit ve müzakere dengesini kurma noktasında belirli kazanımlar elde ettiği söylenebilir. İran, boyun eğmediğini göstererek ve herhangi bir saldırının misliyle karşılık bulacağını ihsas ettirerek rakibini hamle yapmadan önce bir kez daha düşünmeye zorladı.

Tahran ayrıca nükleer dışındaki başlıkları masadan uzak tutmayı başararak sistemin bekasına dokunulmasını engelledi. Müzakerelerin genişletilmesine yönelik talepleri, "ısrar edilmesi halinde görüşmelerin anında kesileceği" restiyle geri çevirdi.

Diplomatik süreci Washington’ın kurguladığı "savaştan kaçınmak için taviz" formülünden çıkarıp, "tavize karşı taviz ve yaptırımların kaldırılması" zeminine taşıdı. En önemlisi de müzakereler öncesinde oluşturulmak istenen "ilk şok" etkisini kırmayı başardı.

Washington cephesinde ise müzakerelerin önceki yönetimlerin aksine "tehdit gölgesinde" yürütülmesi bir başarı olarak kaydediliyor. Fiili ve sahadaki ciddiyet sergilenerek İran’dan azami taviz koparılmasının önü açılmak isteniyor.

ABD, Tahran’ı seçeneklerini tartmaya zorladı; zira başarısızlık halinde, müzakereye hizmet etmesi için kurgulanan askeri seçeneğin geri dönülemez bir karara dönüşebileceği algısını yerleştirdi. Ayrıca İran’ın kendine has ağır ilerleyen müzakere temposunu kırarak süreci hızlandırması, Tahran’ın stratejik manevra alanını daraltan bir diğer unsur oldu.

Mevcut veriler ışığında birkaç senaryo öne çıkıyor: Birincisi, askeri baskının artırılması. İran mutlak reddediş yolunu seçerse, taraflar kendilerini istemedikleri halde sınırlı bir hava veya deniz operasyonunun içinde bulabilir.

İkincisi ve daha muhtemel olanı, karşılıklı tavizler üzerine kurulu bir müzakere süreci. Tahran tırmanıştan kaçınmak için kısmi tavizler verebilir; Washington ise 2015 anlaşmasının ötesinde kazanımlar elde etmesi şartıyla çıtayı bir miktar düşürebilir.

Üçüncü senaryo ise ABD’nin daha fazla taviz koparmak için bölgesel ve sınırlı vuruşlar yapması. Ancak bu seçenek, kontrol edilmesi güç topyekûn bir çatışmaya sürüklenme riskini barındırıyor.

Süreç ne yöne evrilirse evrilsin, İran’daki rejimi devirme noktasına varmayan hiçbir sonuç, taraflar arasındaki uzun soluklu hesaplaşmayı bitirmeyecek. Amerikalılar açısından pusuda bekleme hali, İran’a zarar verecek yeni fırsatlar kollayarak devam edecek.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel