Beyrut’ta İsrail ile barış konferansı

img
Beyrut’ta İsrail ile barış konferansı YDH

"Güncel barış çağrılarının, bazı çevrelerin Hizbullah'ın son savaştaki hesap hataları olarak gördüğü durumu siyasi bir ranta dönüştürme bağlamının dışına çıktığını düşünmek zor."




Nida Eyub

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Nida Eyub, Ketaib Partisi lideri Sami Cumeyyil'in Beyrut'ta İsrail ile barışı konu alan bir konferans düzenleme girişimini ele alıyor. Eyub, bu etkinliğin Lübnan'ın resmi duruşu olan Arap Barış Girişimi'ni dışarıda bırakması ve İsrail ile süregelen askeri gerilim ortamında zamanlamasını eleştiriyor.

Lübnanlıların bir kesimi, son dönemde İsrail düşmanıyla barış konusunu alenen konuşma "tabusunu" yıktı. Ancak hiçbir parti lideri, şimdiye dek "yetkili" yerli ve yabancı şahsiyetleri davet ederek bu seçeneği kuramsal zemine oturtacak bir siyasi etkinlik düzenleme cesareti göstermedi.

Bu göreve doğrudan soyunan tek isim, Ketaib Partisi lideri Sami Cumeyyil oldu. Cumeyyil yarın, partisinin düzenlediği "Barış İnşası: Lübnan İstikrarına Giden Yol" başlıklı konferansın açılışını yapacak.

Bu etkinlik, Lübnan'ın "çevresiyle" barışını aleni bir tartışmaya açması bakımından türünün ilk ve belki de en net örneği. Ketaib'in -utanılacak bir durum olmadığından kuşkusuz- adını açıkça koymadığı bu çevre, İsrail düşmanı.

Konferans, Beyrut merkezindeki Le Gray Oteli'nde düzenleniyor. Açılış konuşmasını Cumeyyil yapacak, ardından Konrad Adenauer Vakfı Beyrut Ofisi Başkanı Kristina Badi kürsüye çıkacak.

Vakfın katılımı siyasi anlam taşıyor; zira konferansın finansörü olan bu kuruluş, Almanya'nın en sağcı vakıflarından biri. İsrail'e verdiği destekle bilinen eski Almanya Başbakanı'nın ismini taşıyan vakfın faaliyetleri incelendiğinde; Fas ve Tunus gibi ülkelerdeki çok sayıda akademik kurumun, araştırma içerikleri ve eğitim programlarına müdahale etmesi ile İsrail yanlısı yaklaşımları nedeniyle işbirliğini sonlandırdığı görülüyor.

Konferans iki oturum halinde yapılacak. Gazeteci Velid Abbud'un yöneteceği ilk oturumda "Lübnanlılar Arasında Barış İnşası: Zorluklar ve Ufuklar" başlığı ele alınacak.

Rahip Corc Hubeyka, Milletvekili Mervan Hamade, eski Milletvekili Ahmed Fetfat ve gazeteci Dima Sadık konuşma yapacak.

Daha kritik olan ikinci oturum ise "Lübnan ve Çevresiyle Barış: Gerçek İstikrara Giden Yol" başlığını taşıyor. Bu bölümde Dr. Paul Salem, gazeteci Mustafa Fahs, Milletvekili Nedim Cumeyyil ve gazeteci Sam Mansa yer alacak.

Ayrıca Mısırlı iş insanı Necip Saviris ile Washington'daki Siyonist-Lübnan-Amerikan lobisi içerisinde bankacı Anton Sehnavi ile bağlantılı olan eski ABD'nin Lübnan Büyükelçisi David Hale'in video mesajları da yayımlanacak.

Edinilen bilgilere göre, Sosyal Politikalar Bakanı Hanin es-Sayid konuşmacı olarak katılmak istediğini belirtmiş, ancak daha sonra bu kararından vazgeçmiş.

Ayrıca Papa'nın Lübnan Büyükelçisi Monsenyör Jozef Spiteri'ye de davet gönderilmiş. Zira Cumeyyil, konferans fikrini geçen yılın sonunda Papa XIV. Leo'nun Lübnan'a yaptığı ziyaretin ardından olgunlaştırmış.

Papa'nın ziyareti sırasında yaptığı konuşmalar barış çağrısı üzerine kurulu olup, Cumhurbaşkanı'nın bu çağrıyı olumlu karşılaması dikkat çekmişti.

Ketaib, bu adımı Papa'nın çağrısını somut bir siyasi sürece dönüştürme girişimi olarak tanıtsa da, parti içi kulislerde bazı kadroların ve yetkililerin çekinceleri ve itirazları yükseldi.

Bu itirazlar fikrin ilkesine değil; zamanlamasına ve bu hassas dosyada hiçbir parti liderinin daha önce girişmediği kadar büyük ölçekli bir siyasi etkinlik düzenlenmesine yönelik.

Sayfi’nin barış yanlıları safında konumlanması, partinin bilinen siyasi çizgisinde sürpriz değil. Ancak asıl sorun, bu girişimin Lübnan'ın çözüm sürecindeki tutumunun referans çerçevesi olan Arap Barış Girişimi'ne hiçbir atıfta bulunmaması.

Bu durum, pratikte tüm barış formüllerinin tartışmaya açık olduğu izlenimini yaratarak devletin resmi duruşunun aşılmasına ve Lübnan'ın, ABD ile İsrail'in talebi olan İbrahim Anlaşmaları'na dahil olma ihtimalini içeren tartışmalara kapı aralıyor.

Cumeyyil, Hizbullah ve tabanına karşı "uzatılan el" siyaseti güttüğünü açıklasa da, tartışmayı medyatik düzeyden organize bir etkinlik çerçevesine taşıma konusunda Lübnan Kuvvetleri'ni geride bıraktı.

Bu tartışma, yasaların güvence altına aldığı ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilse dahi, İsrail'in işgal ve saldırganlığının sürdüğü bir ortamda Lübnan'ın gerçekliğine çözüm ararken sadece bu zemine sığınmak, meseleyi basite indirgemek anlamına geliyor.

Zira sahadaki gelişmeler, son savaşa dair görüş ayrılıkları ne olursa olsun, tüm siyasi güçlere net bir ulusal öncelikler listesi dayatıyor.

Lübnan Ordusu'nun İsrail düşmanının günlük ateşine, saldırılarına ve tehditlerine maruz kaldığı bir dönemde barış konusunu gündeme getirmek mümkün değil.

Üstelik söz konusu "çevre", İsrail düşmanının ta kendisi. İşgalini genişletmeye devam eden, akıbetlerini açıklamadan Lübnanlı esirleri alıkoyan, Güney'deki yaşam alanlarını yok etmeyi sürdüren ve liderlerinin Lübnan topraklarını ilhak etme arzusunu açıkça dile getirdiği bir düşman.

Bu noktadan hareketle, güncel barış çağrılarının, bazı çevrelerin Hizbullah'ın son savaştaki hesap hataları olarak gördüğü durumu siyasi bir ranta dönüştürme bağlamının dışına çıktığını düşünmek zor.

Bu eleştiriyi yöneltenlere göre, girişimin temelinde ulusal ortak çıkar zeminini atlama arzusu yatıyor.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel