Afrika ülkeleri, ekonomik ve güvenlik çıkarları doğrultusunda Ortadoğu'daki savaşa farklı tepkiler veriyor.
YDH- Şerif Bojang Jr., Paris merkezli The Africa Report adlı sitede kaleme aldığı analizde, savaş Ortadoğu'da yaşanırken, “siyasi şok dalgalarının” doğrudan Afrika başkentlerine ulaştığını belirtti.
Hükümetlerin tepkilerinin “limanlar ve Kızıldeniz rotaları, Körfez'den gelen havaleler, petrol fiyatları, Washington ile güvenlik ortaklıkları ve toz dindiğinde kimin daha güçlü çıkacağına dair sessiz hesaplamalar” tarafından şekillendirildiği aktarıldı.
Bazı hükümetlerin açıkça İran'ı kınadığı, diğerlerinin ise Batı'nın “askeri aşırılığına” karşı uyarıda bulunduğu belirtildi.
Birkaç ülkenin ise kelimelerini dikkatlice seçerek “iki taraftan birini yabancılaştırmamaya” çalıştığı ifade edildi.
Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dengeler ve Körfez uyumu
Analizde, Afrika Boynuzu'nda konumun politika olduğu vurgulanarak, “haritada nerede durduğunuzun, ilke hakkında söylediklerinizden genellikle daha fazla önem taşıdığı” kaydedildi.
Bölge genelinde ve Kenya'da hükümetlerin, çatışmayı başlatmadaki ABD ve İsrail'in rolü hakkında hiçbir şey söylemezken İran'ı kınamakta “hızlı ve net” davrandıkları bildirildi.
Kendi kendini ilan eden Somaliland'da yetkililerin, İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını "şiddetle kınadığı" ve bunları BAE, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Ürdün'e karşı "provokasyonsuz saldırganlık" olarak nitelendirdiği aktarıldı. Bu tutumun şaşırtıcı olmadığı, çünkü Berbera Limanı'na yapılan BAE yatırımı ve genişleyen güvenlik işbirliğinin Somaliland'ın ekonomik modelinin ve uzun süredir devam eden uluslararası tanınma çabasının merkezinde yer aldığı ifade edildi.
“Jeopolitik çıkarların” Körfez'in ötesine uzandığı, İsrail'in yakın zamanda Somaliland'ı egemen bir devlet olarak resmen tanıyan ilk ülke olduğu ve bunun Afrika Boynuzu'ndaki diplomatik manzarayı önemli ölçüde değiştiren bir atılım olduğu belirtildi.
Bu arada Trump yönetiminin de benzer bir hamleyi düşünmeye açık olduğunun sinyalini verdiği, Hargeisa'daki yetkililerin “tanınma karşılığında Washington'a stratejik liman erişimi ve potansiyel askeri üs haklarını açıkça pazarladığı” kaydedildi.
Somali'nin de İran'ın saldırılarını kınadığı, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Ürdün, Bahreyn ve Umman ile dayanışma ifade ettiği bildirildi. Ancak Mogadişu'nun kasıtlı olarak BAE'yi dışarıda bıraktığı, bunun dikkat çekici olduğu vurgulandı.
Somali ile Abu Dabi arasındaki ilişkilerin, İsrail'in Somaliland'ı bağımsız bir devlet olarak tanımasından bu yana gergin olduğu, Mogadişu'nun bu hamleyi BAE'nin sessizce desteklediğine inandığı ifade edildi. Somali'nin daha sonra Berbera ve Bosaso ile bağlantılı liman anlaşmalarından çekildiği belirtildi.
Somaliland gibi Somali'nin de ABD veya İsrail'in ilk saldırısını değil, İran'ın misillemesini eleştirdiği aktarıldı.
Etiyopya'da Başbakan Abiy Ahmed'in daha da ileri giderek Kuveyt Veliaht Prensi Şeyh Sabah Halid el-Hamad es-Sabah ile doğrudan bir telefon görüşmesi yaptığı bildirildi.
Abiy'nin, Kuveyt'in egemenliğine ve hava sahasına yönelik "korkunç saldırı" olarak nitelendirdiği eylemi kınadığı, liderliği ve halkıyla dayanışma sözü verdiği aktarıldı. Milyonlarca Etiyopyalının Körfez ülkelerinde yaşadığı ve çalıştığı, havalelerin ekonomi için can damarı olduğu belirtilirken, Kızıldeniz güvenliği ve Körfez istikrarının döviz, istihdam ve ülkedeki siyasi istikrarla bağlantılı olduğu ifade edildi.
Güneyde, Kenya'da Devlet Başkanı William Ruto'nun kıtadaki “en net” kınamalardan birini yayınladığı kaydedildi. Ruto'nun, Kenya'nın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları "şiddetle kınadığını" belirttiği ve çatışmanın bölgeselleşmesinin “uluslararası barış ve güvenliği tehdit ettiği” uyarısında bulunduğu aktarıldı.
American University Uluslararası Hizmet Okulu'nda misafir öğretim üyesi ve Uluslararası Siyasi Araştırmalar Enstitüsü (ISPI) Kıdemli Araştırma Görevlisi Federico Manfredi Firmian'ın, "Somali örneğinde, Suudi Arabistan ile uyum özellikle önemlidir. Somaliland'ın duruşu, İsrail'in hükümetini tanıması ve BAE ile güçlü bağları tarafından şekillendiriliyor. Kenya'nın da İsrail ile güvenlik ve diplomatik bağları ve Körfez ülkeleriyle sağlam bağları var. Tüm bu hükümetler ayrıca ABD ile iyi ilişkiler sürdürmek istiyor." dediği belirtildi.
Lagos merkezli SBM Intelligence'ta risk analisti olan Cheta Nwanze'nin, bu hükümetlerin İran'ı suçlayıp ABD ve İsrail'i dışarıda bırakma kararının “jeopolitikle” ilgili olduğunu söylediği aktarıldı.
Nwanze'nin, "ABD-İsrail ittifakının kazanacağına ve bundan sonra daha fazla etkiye sahip olacağına dair kumar oynuyorlar. Bu yüzden böyle bir sonucun doğru tarafında olmak istiyorlar." dediği ifade edildi.
Güney Afrika ve Senegal'den uluslararası hukuk vurgusu
Analizde, “Afrika Boynuzu Körfez uyumuna yönelirken, Güney Afrika ve Senegal'in farklı bir ton tutturduğu” belirtildi.
Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa'nın tırmanışla ilgili derin endişesini dile getirdiği ve BM Şartı'nın 51. maddesinin yalnızca bir devletin silahlı saldırıya uğraması durumunda meşru müdafaaya izin verdiğini vurguladığı kaydedildi. "Önleyici meşru müdafaa uluslararası hukukta izin verilmez" ifadelerinin, yaygın olarak ABD-İsrail doktrininin bir eleştirisi olarak görüldüğü belirtildi.
Dakar'da Başbakan Ousmane Sonko'nun daha da doğrudan olduğu aktarılarak, "Bir ülke, Birleşmiş Milletler'den bir karar veya yetki almadan, diğer ülkelere saldırmaya, liderlerini öldürmeye karar verebilir. Olduğu gibi söylenmeli. Bu son derece ciddi ve son 50 yılda inşa edilen tüm dünya dengesi tehlikeye giriyor" dediği bildirildi.
Sonko'nun “savaş eleştirisinin Ortadoğu'daki anlık olayların ötesine geçtiği, onun için tehlikede olanın küresel düzenin temelini oluşturan kuralların aşınması” olduğu ifade edildi. Birçok Afrika hükümetinin, büyük güç müdahalesine ve dış baskıya karşı bir kalkan olarak uluslararası hukuka yaslandığı belirtildi. Analistlerin, eğer güçlü ülkeler bir bağlamda çok taraflı normları cezasız bir şekilde bypass edebilirse, bunun Afrika dahil başka yerlerde de aynı normları zayıflatabilecek bir emsal oluşturduğu uyarısında bulunduğu aktarıldı.
Bu endişenin Ortadoğu krizine özgü olmadığı, Sonko'nun geçmişte güçlü devletlerin tek taraflı hareket etmesi ve yerleşik uluslararası kuralları zayıflatması konusunda endişe dile getirdiği, büyük güçlerin kendi kurallarını yazmaya başlamasıyla istikrarlı bir uluslararası düzen kavramının anlamını yitireceğini savunduğu kaydedildi.
Batı Afrika'da “ihtiyatlı” yaklaşım ve ekonomik riskler
Batı Afrika'da “ihtiyatın” şimdiye kadar varsayılan tutum olduğu belirtildi. Nijerya Dışişleri Bakanlığı'nın, İran'ı veya ABD-İsrail koalisyonunu kınamadan "azami itidal" ve uluslararası hukuka sıkı sıkıya bağlı kalınması çağrısı yaptığı aktarıldı.
Abuja'nın Batılı güvenlik ortaklarıyla yakın işbirliği yaptığı, Körfez ülkeleriyle ticari bağları sürdürdüğü ve Ortadoğu siyasetine duyarlı, dini açıdan çeşitli bir iç yapıyı yönettiği ifade edildi.
Gana'nın benzer şekilde “ölçülü” bir dil benimseyerek tansiyonun düşürülmesi çağrısı yaptığı ve yurtdışındaki vatandaşlarının güvenliğine odaklandığı belirtildi.
Gambiya'nın da bu “ihtiyatı” yansıtarak "azami itidal" çağrısı yaptığı ve sivil canlarının ve altyapının korunmasını vurguladığı aktarıldı.
Analizde, “açıklamaların ve pozisyon almaların ötesinde risklerin gerçek olduğu” vurgulandı.
SBM Intelligence'ın, “Washington ve Tel Aviv'in erken askeri başarısının çatışmayı sona erdirmeyebileceği” uyarısında bulunduğu belirtildi.
Pazartesi günü yayınlanan bir raporda, "Kısa vadede, ABD-İsrail koalisyonu önemli taktik kazanımlar elde edecek... Ancak bu kazanımlar, İran'ın kurumsal dayanıklılığı sürdürülebilir asimetrik misillemeyi mümkün kıldığı için stratejik olarak aldatıcı olacaktır" denildiği aktarıldı.
Raporun şu ifadeleri eklediği kaydedildi: "Orta vadede, petrol piyasaları altüst olurken ve Hürmüz Boğazı, birçok Afrika ülkesi dahil enerji ithalatçıları için kritik bir kırılganlık olarak ortaya çıkarken, ciddi küresel ekonomik aksamalar yaşanacak."
Oxford Economics'in de benzer şekilde "Afrika ülkeleri için acil, kısa vadeli risklerin esas olarak küresel petrol fiyatlarındaki yükselişler ve döviz kurlarının zayıflamasıyla sınırlı olduğu" uyarısında bulunduğu ifade edildi.
Ayrıca, “Afrika'daki ABD yanlısı varlıkların sembolik hedefler haline gelebileceği ve çok dinli toplumlarda dini gerilimlerin yoğunlaşabileceği” konusunda uyarıldığı belirtildi.
Signal Risk direktörü Ryan Cummings'in, tehlikenin Körfez ile sınırlı olmadığını söylediği aktarıldı. Cummings'in, "İzlenecek bir konu, ABD'nin Diego Garcia üssü göz önüne alındığında Chagos takımadalarının Mauritius'a devrinin geleceği... Ayrıca, Ensarullah’ın Afrika Boynuzu'ndaki İsrail müttefiklerine yönelik saldırıları da tırmanabilir" dediği kaydedildi.