İran, yıpratma stratejisine geçiyor

img
İran, yıpratma stratejisine geçiyor YDH

İran, savaşın ilk günlerindeki yoğun saldırı taktiklerinden, ABD ve İsrail'i zamana yayarak tüketmeyi amaçlayan bir yıpratma stratejisine geçiş yapıyor.




YDH - ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı savaşın üzerinden bir hafta geçerken, Tahran yönetimi kendini savunmaya devam ediyor. İsrail'i ve bölgedeki bazı noktalarla Hürmüz Boğazı'nı hedef alan füze ve İHA saldırılarının sayısını azaltarak, Amerika'yı zamanla yıpratma ve tüketme stratejisine yöneliyor gibi görünüyor.

Zira bölgedeki krizin sürmesi, küresel ekonomiyi büyük sarsıntılarla karşı karşıya bırakıyor.

Tüm dikkatler savaşın belirleyici olması beklenen ikinci haftasına çevriliyor. Çin başta olmak üzere bazı taraflar gerilimi düşürmek için harekete geçse de mevcut aşamada buna dair net bir ufuk görünmüyor.

ABD ve İsrail, savaşın ikinci haftasında İran'a geniş çaplı darbeler indirerek çatışmayı kendi lehlerine bitirmeyi umuyor. Tahran ise denklemi değiştirmemek adına direniş ve dayanıklılığını sürdürmeye odaklanıyor.

Bu bağlamda, konuya vakıf bir İranlı güvenlik kaynağı el-Ahbar'a yaptığı açıklamada, "Amerikan ve İsrail saldırıları sonucu İran'ın füze fırlatma rampalarının bir kısmı imha edilse de, füze ve İHA fırlatma sayısındaki düşüşün temel sebebi, savaş alanının yönetim tarzında yapılan değişikliklerdir" bilgisini verdi.

Kaynak, "İran, savaşın ilk günlerine damgasını vuran yoğun ve kapsamlı darbelerden, tüm bölgeye yayılan, aşamalı ancak kapsamlı bir saldırı düzenine geçti" diye konuştu.

Tahran'ın askeri kapasitesini kısa sürede tüketmek istemediğini belirten kaynak, hedeflerinin savaşı uzatarak karşı tarafa giderek artan bir maliyet yüklemek ve stratejik hedeflere ulaşmalarının veya ABD ve İsrail lehine yeni bir güvenlik denklemi kurmalarının önünü kesmek olduğunu vurguladı.

Savaşların genel mantığına göre, galip taraf, savaşı rakibinden bir gün daha fazla göğüsleyebilen taraftır; İran da bu anlayışla hareket ediyor gibi görünüyor.

Öte yandan, ABD ve İsrail'in hesaplamalarının, Devrim Lideri Şehit Ali Hamenei'ye ve bazı üst düzey askeri komutanlara yönelik suikastların ve ardından gelen altyapı saldırılarının, rejim karşıtı güçlerin öncülüğünde sokak protestoları başlatacağı ve bunun sonucunda İslam Cumhuriyeti'nin savaşma kabiliyetini kaybederek Washington ve Tel Aviv'in savaşı hızlıca bitirmesine olanak sağlayacağı varsayımına dayandığı anlaşılıyor.

Ancak olayların gelişimi farklı bir seyir izledi; zaman geçtikçe savaşın yansımaları derinleşiyor. Özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki deniz güvenliğinin zayıflaması, petrol fiyatlarında günlük artışa yol açarak küresel ekonomiyi baskı dalgalarıyla yüzleştiriyor.

Muhtemelen bu sebeple, ABD ve İsrail son günlerde "B planı"na yöneldi. Bu plan, İran karşıtı Kürt grupları silahlandırarak çatışma sahasını değiştirmeyi ve İran'ın askeri gücünün odak noktasını dağıtmayı hedefliyor.

Fakat bu seçenek Washington ve Tel Aviv için büyük bir kumar gibi görünüyor. İran güçleri hava savunma ve hava gücü alanlarında zafiyet gösterse bile, temel güç unsurlarından biri kara savaşları.

Ayrıca, ayrılıkçı grupların hamleleri İranlıların milliyetçi duygularını güçlendirebilir, ki bu durum rejim karşıtlarını bile kapsayabilir; bu da her iki tarafın umduğunun aksine sonuçlar doğurabilir.

Askeri saldırıların değişimine dönecek olursak, atışların kısıtlanması sadece İran tarafıyla sınırlı kalmadı. İsrail Kamu Yayın Kuruluşu, "Washington ve Tel Aviv'in saldırıları daha uzun süreye yaymak için yoğunluğu düşürmeye hazırlandığını" aktardı.

İran, İsrail'i ve bölgedeki Amerikan üslerini hedef alan füze ve İHA yanıtlarını sürdürürken, Hatemü'l Enbiya Merkez Karargahı sözcüsü, İran yapımı İHA'ların Umman Denizi'ndeki Abraham Lincoln uçak gemisini vurduğunu doğruladı. Sözcü yaptığı açıklamada, "Gemi, isabet almasının ardından yanındaki muhriplerle birlikte kaçarak bin kilometreden fazla uzaklaştı" dedi.

Sahadaki gelişmelerle paralel olarak, yeni liderin seçilmesi konusu dikkat çeken başlıklardan biri olarak öne çıkıyor ve bu konuda çok sayıda spekülasyon ve söylenti dolaşıyor.

Bazı gözlemciler, mevcut koşullarda yeni bir lider seçmenin karar alma sürecinde uyumu güçlendirebileceğini düşünürken, diğerleri savaşın ortasında bu adımı atmanın riskli olabileceğini, yeni lideri hedef haline getirebileceğini ve siyasi bölünmeleri artırabileceğini savunuyor. Gözlemciler, ülkenin önceliğinin savunma olması gerektiğinin altını çiziyor.