"12 Gün Savaşı'nda görülen sorunlar yeniden ortaya çıktı; rejimin hava kuvvetlerinde yıpranma ve operasyonel baskı arttı."
Muhallil
YDH - Muhallil Telegram kanalı, 12 Gün Savaşı'nın ardından ABD ve İsrail’in daha geniş çaplı ortak harekat planını ve bunun teknik detaylarını ortaya koyuyor. Pentagon’un çok katmanlı hava gücüne dayalı “ateş çemberi” yaklaşımına karşı İran, erken karşılık, dağınık atış ağı ve ABD üslerini hedef alan önceliklendirme stratejisi geliştirdi. Bu yaklaşım, düşmanın planını tersine çevirerek operasyonel ritmini bozdu ve hava gücünü bölmek zorunda bıraktı.
12 Gün Savaşı'nda, Siyonist rejimin hava kuvvetleri saldırıları icra etti ve toplamda yaklaşık 1500 mühimmat kullanıldı. Bu harekatta rejim, ilk 48 saate bel bağlamıştı ve aldığımız hasarın önemli kısmı da ilk üç gün içinde gerçekleşti.
Üç günün ardından, düşmanın iç fay hatlarını harekete geçirme planı sonuç vermeyince, uzun mesafeler ve yetersiz yakıt ikmali nedeniyle hava kuvvetlerinde ciddi yıpranma başladı; hedef bankası tükendi; rejim ilk iki günde tüm kartlarını açığa çıkardı; İran’ın atışları arttı.
Bunun üzerine Tel Aviv, Fordo’ya saldırı için ABD’ye yöneldi ve ardından ateşkese gitti. Savaşın bitiminden sonra Siyonist planlayıcılar, daha büyük bir harekatta tek başlarına saldırı imkanı olmadığını gördü; farklı düzeylerde yoğun temaslar başlatıldı ve ABD’nin doğrudan saldırılara katılması hedeflendi.
Önerilen modellerden biri, ABD ve NATO’nun ateş gücü kaynaklarını rejimin emrine verip tam savunma sağlamasıydı; nihayetinde Tel Aviv, ABD’yi doğrudan ortak harekata dahil etmeyi başardı.
Pentagon’un planı neydi?
Pentagon komutanları bu amaçla 400 savaş uçağını harekata tahsis etmeye karar verdi. Abraham Lincoln’den kalkacak 50 uçak güney İran’ı vuracaktı; bölgede ve Avrupa’da konuşlu 300 uçak ile Gerald Ford’dan kalkacak 50 uçak, seyir füzeleri ve İHA’larla birlikte, onların hesabına göre İran’a karşı tam bir ateş çemberi oluşturacaktı.
İlk dalgalar için 350 uçağın yeterli olacağına inanıyorlardı; Gerald Ford’daki 50 uçak daha sonra eklenecekti. Pentagon, CENTCOM ve Aman’daki planlayıcıların hesabı şuydu: ilk dalgaların ardından İran, İsrail’e üç haneli partiler halinde atışlarını boşaltacak; bölgedeki savunma kalkanları rejimi korurken, mevcut güçle İran’ın taarruz kabiliyeti kısa sürede bastırılabilecekti.
Uçaklar Ali el-Salim, ed-Dafra, el-Udeyd, Prens Sultan ve Muvaffak Salti üslerine dağıtıldı; Suudi Arabistan’daki Prens Sultan ve İsrail’deki Ben Gurion yakıt ikmali ve AWACS merkezi yapıldı; Muvaffak Salti 60 uçakla muharebe merkezi olarak kurgulandı.
100 uçak da gemilerde konuşlandı; Kıbrıs, Yunanistan ve Avrupa’da önemli yığınak yapıldı. Bu çerçevede, İran’ın füze-İHA kabiliyeti ilk aşamada bastırıldıktan sonra CENTCOM’un ateş çemberi daralacak, ikinci ve üçüncü halkadaki uçaklar ve tankerler el-Udeyd, el-Dhafra ve Ali el-Salem’e kaydırılacaktı.
Peki İran’ın ve şehit komutanlarımızın tedbiri neydi?
Tahran’da silahlı kuvvetler planlayıcıları bu senaryoyu öngörerek üç yaklaşımı devreye soktu:
Birincisi, “ateş serbest” talimatı. Düşmanın ilk anda ŞAM ve Savunma Konseyi üyelerini hedef alacağı öngörüldü; bu nedenle planlar ve hedef bankası önceden belirlenip ülke genelindeki Devrim Muhafızları’nın taarruz birliklerine verildi.
Saldırı başlar başlamaz atışların açılması sağlandı. Böylece önceki savaşta ilk atışın 16 saat sonra yapılmasına karşılık, bu kez Tahran’a saldırıdan yalnızca 1 saat sonra karşılık verildi.
İkincisi, atış unsurlarının dağıtılması. Önceden İran’ın füze üsleri sınırlı ana üslere bağlıydı ve düşman bu üsleri vurarak ateşi susturmaya çalışıyordu.
Bu kez pasif savunma ilkeleri daha sıkı uygulanıp ilave tahkimatlar kuruldu; atış noktaları artırılıp ülke geneline yayıldı. Sonuç olarak düşman daha yoğun ve geniş saldırılar düzenlese de, ana üslerden ve diğer mevzilerden atışlar, daha düşük sayılarda da olsa, sürüyor.
Üçüncüsü, İsrail’e ilk dakikalardan itibaren kesintisiz atış yapılırken asıl ağırlığın eşzamanlı biçimde bölgedeki Amerikan üslerine ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına verilmesi.
Amaç, düşmanın radar ve hava savunma izleme kabiliyetini, erken uyarı ağını imha ederek kör etmek ve ABD ordusunun bölgedeki operasyonel etkinliğini düşürmekti.
İranlı komutanlar zaman geçtikçe düşmanın üslerimize yoğun ateş uygulayacağını biliyordu; bu yüzden daha az atışla daha fazla etki üretmek kritikti. Bu plan düşmanı fiilen şaşırttı.
Ana radarların imhasıyla iki hafta içinde üslerin operasyonel kapasitesi ya azaldı ya da devre dışı kaldı; önceki plan tersine döndü.
Ateş halkası daralmak yerine ABD, gücünün bir bölümünü İsrail’e ve Güney Avrupa’ya kaydırmak zorunda kaldı; bu da her harekat için uzun ve sık hava yakıt ikmali gerektirdi.
Sonuçta Siyonist rejim yeniden hava harekatının ana ekseni haline geldi. Irak ve Lübnan cephelerinin devreye girmesi, hava gücünün başka bir kısmını daha tüketti.
Böylece 12 Gün Savaşı'nda görülen sorunlar yeniden ortaya çıktı; rejimin hava kuvvetlerinde yıpranma ve operasyonel baskı arttı.
Hedef bankasının yeniden daralması ve tüketilmesiyle birlikte düşman alternatif mekanizmalar aramaya yöneldi; operasyon ritminin etkilendiği açık biçimde görülüyor.
Halihazırda daha fazla muharip ve kamikaze İHA, seyir ve karadan karaya füzeler kullanma; Ürdün, Suudi Arabistan, BAE ve İsrail’de kalan kapasitenin azami kullanımı; Gerald Ford’un Akdeniz’den güney bölgeye sevki; darbeleri tek operasyonlarda yoğunlaştırma; yerel ve nokta vuruşlarını artırma ve nihayetinde savaşın fazını askeri boyuttan güvenlik boyutuna daha hızlı kaydırma çabası, düşmanın son dönemde başvurduğu alternatifler arasında yer alıyor.
Son maddeler, son 3-4 günde izlenen operasyonel yaklaşımları tarif ediyor; planlarında nasıl bir değişime gidecekleri yakından izlenecek.