Chicago Üniversitesinden Prof. John Mearsheimer, ABD'nin İran ile girdiği savaşın küresel ekonomi ve jeopolitik istikrar için geri dönülemez bir yıkım riski taşıdığını belirtti.
YDH - Chicago Üniversitesinden Prof. John Mearsheimer, Breaking Points kanalına verdiği mülakatta, ABD ve İsrail'in İran'a açtığı mevcut savaşı sert bir dille eleştirdi.
Realist okulun en önde gelen temsilcilerinden biri olan Mearsheimer, "Bu savaşı başlatmanın devasa bir hata olduğunu düşünüyorum" diyerek söze başladı.
Başkan Donald Trump'ın daha önce "sonsuz savaşlara" girmeme sözü verdiğini hatırlatan profesör, "Eğer bir savaşa girecekseniz, bu dünyada başlatmak isteyeceğiniz son savaştır çünkü İranlılar kartların çoğunu ellerinde tutuyor" dedi.
Mearsheimer'a göre, gerilim basamakları tırmanıldıkça İran'ın uluslararası ekonomiye verebileceği hasarın önüne geçebilecek hiçbir güç bulunmuyor.
Mevcut durumu "tehlikeli bir belirsizlik" olarak nitelendiren uzman, ABD için ufukta bir çıkış yolu görünmediğini, aksine ilerledikçe işlerin daha da kötüleşeceğini savundu.
"İranlılar çoğu kartı ellerinde tutuyor"
Savaşın ekonomik boyutuna dikkat çeken Prof. Mearsheimer, özellikle İran'daki Güney Pars doğalgaz sahasına yönelik İsrail ve ABD saldırıları ile buna karşılık İran'ın Suudi Arabistan, Kuveyt ve Katar'daki misillemelerini "son derece önemli gelişmeler" olarak tanımladı.
Trump'ın petrol fiyatlarını varil başına 100 doların altında tutmak için yoğun çaba sarf ettiğini, bu nedenle Rus petrolüne yönelik yaptırımları gevşettiğini ve İran'ın Hürmüz Boğazı üzerinden petrol satmasına göz yumduğunu belirtti.
Ancak saldırıların ardından petrolün 115 dolara fırladığını kaydeden Mearsheimer, "Bu durum ABD ve dünya ekonomisi için tam bir felaket. Eğer gerilim yükselmeye devam ederse, ekonomik durum daha da ağırlaşacaktır" uyarısında bulundu. Trump'ın İsraillilere "bunu bir daha asla yapmayın" mesajını vermesinin temelinde bu ekonomik kaygının yattığını ifade etti.
"Müzakere masası ufukta görünmüyor"
Savaşın nasıl sonlanabileceğine dair senaryoları değerlendiren Mearsheimer, en iyi ihtimalin müzakere edilmiş bir çözüm olduğunu ancak bunun mevcut şartlarda imkansıza yakın olduğunu söyledi.
"İran'ı savaşı durdurmaya ikna etmek için devasa tavizler vermeniz gerekir" diyen Mearsheimer, ABD ve İsrail'in Tahran'ın talep edeceği bu seviyedeki ödünleri vermeye yanaşacağını hayal etmenin güç olduğunu belirtti.
En kötü senaryonun ise gerilimin kontrolsüz şekilde tırmanması olduğunu vurguladı. Mearsheimer, krizin sadece petrolle sınırlı kalmadığının altını çizerek, "Dünya gübresinin üçte biri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Gübre olmazsa Amerikalı çiftçiler dahil dünya genelinde gıda üretimi durma noktasına gelir. Gaz ve petrol fiyatlarının yanı sıra gıda fiyatlarının da uçması, büyümenin yavaşlaması ve dünya genelinde birçok insanın ölümüyle sonuçlanacak devasa bir enflasyon demektir. Felaket potansiyeli hafife alınmamalı" dedi.
"İsrail, her türlü çıkış yolunu kapatmak istiyor"
İran Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani'ye yönelik suikast ve İsrail'in "başsız bırakma" stratejisini de yorumlayan Prof. Mearsheimer, bunun temelsiz bir strateji olduğunu kaydetti.
İsrail'in, müzakere masasına oturabilecek her türlü ılımlı aktörü tasfiye ederek yerlerine şahinlerin gelmesini sağladığını ve böylece siyasi bir çözümü imkansız hale getirdiğini belirtti. "
İran'ın başında kim olursa olsun bir anlaşma yapmak çok zor" diyen Mearsheimer, Tahran'ın yaptırımların tamamen kaldırılması, tazminat ödenmesi ve bir daha saldırıya uğramayacaklarına dair garanti verilmesi gibi ağır şartlar dayatacağını ifade etti.
Haziran ayındaki saldırıların üzerinden bir yıl bile geçmeden yeni bir çatışmanın çıkmasının, İran'ın "bu son saldırı olsun" diyerek çok daha katı durmasına neden olduğunu ekledi.
"ABD'yi bu savaşa İsrail sürükledi"
Mülakatın en dikkat çekici kısımlarından biri, ABD'nin bu savaşa nasıl girdiğiyle ilgili bölümdü. Trump yönetimi yetkilisi Joe Kent'in "İsrail, Trump'ı manipüle ederek bu yola soktu" yönündeki ifadelerine katılan Mearsheimer, "Joe Kent'in haklı olduğundan şüphem yok. Bizi bu savaşa sürükleyen İsrail ve İsrail lobisidir" dedi.
Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson'ın açıklamalarının da inisiyatifin ABD'de değil İsrail'de olduğunu kanıtladığını savundu.
Senatör Lindsey Graham'ın, Netanyahu'ya Trump'ı savaşa ikna etmesi için "koçluk yaptığını" itiraf etmesini ise çarpıcı bir örnek olarak sundu.
Mearsheimer, Trump'ın en yakın danışmanları olan Jared Kushner ve Steve Witkoff'un İngiltere Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell tarafından "İsrail varlıkları (assets)" olarak tanımlandığını hatırlatarak, "Bu buzdağının sadece görünen kısmı" dedi.
"İran rejiminin kolayca çökeceğine inandırıldılar"
Trump'ın neden ikna edildiği sorusuna ise Mearsheimer üç ihtimalle yanıt verdi: Şantaj olasılığı, İran'ın bir "kağıttan kaplan" olduğu yönündeki yanlış istihbarat ve Venezuela'daki "magical (sihirli)" sonuçların İran'da da alınabileceği yanılgısı.
İsraillilerin Trump'ı, bölgeye bir armada göndermenin bile İran'ı teslim almaya yeteceği konusunda ikna ettiğini belirten profesör, "Trump, Hürmüz Boğazı'nın kapatılacağına dair askeri uyarıları ciddiye almadı çünkü hızlı ve kesin bir zafer kazanacağını düşündü" ifadelerini kullandı.
Genelkurmay Başkanı'nın operasyonun zorluklarına dair uyarılarının, "Venezuela'da başardık, burada da başarırız" mantığıyla göz ardı edildiğini kaydetti.
"Hizbullah hâlâ hayatta ve saldırıyor"
Lübnan cephesine de değinen Mearsheimer, İsrail'in bölgedeki hedeflerinin Hizbullah'ı tamamen etkisiz hale getirmek ve Litani Nehri'ne kadar olan toprakları kontrol etmek olduğunu söyledi.
Batı'da savaş öncesi hakim olan "Hizbullah'ın dişleri söküldü" algısının yanlış çıktığını belirten uzman, "Hizbullah'ın kuzey İsrail'e füze ve roket yağdırdığını görüyoruz; örgüt gayet hayatta. Ayrıca İranlılar da Hizbullah ile koordineli şekilde kuzey İsrail'i bombalıyor, bu İsrail vatandaşları için tam bir felaket" dedi.
İsrail'in güney Lübnan'da Merkava tanklarını kaybettiğine dair raporlara atıfta bulunarak, İsrail'in ne İran ne de Lübnan karşısında başarılı olabildiğini savundu.
"İsrail savaş bağımlısı haline geldi"
İsrail'in neden kendi çıkarlarına aykırı görünmesine rağmen savaşı sürdürdüğü sorusuna Mearsheimer, "İsrail savaş bağımlısıdır" yanıtını verdi. İsrail'in "kaba kuvvet diplomasisine" inandığını, ülkeleri döverek dize getirebileceklerini sandıklarını ve siyasi çözümleri bir kenara ittiklerini ifade etti.
İkinci neden olarak ise Başbakan Netanyahu'nun iç politikadaki sıkışmışlığını gösterdi. Mearsheimer, "Netanyahu'nun siyasi ve hukuki sorunlarından kurtulmak için tek stratejisi sürekli bir savaş hali. Ofiste kalabildiği sürece savaş makinesini çalışır durumda tutacaktır" dedi.
"Hürmüz Boğazı'na kara harekatı bir bataklık reçetesidir"
Hürmüz Boğazı'na yönelik olası bir kara operasyonu hakkında da uyarılarda bulunan Mearsheimer, bunun tarihi Gelibolu harekatına benzeyebileceğini ima etti.
Donanmanın boğaza yaklaşamadığını, çünkü İran'ın elinde çok sayıda mayın, seyir füzesi, balistik füze ve insansız deniz/hava aracı bulunduğunu belirtti.
"Büyük ölçekli kara gücü yığsanız bile boğazdaki trafiği güvenli hale getiremezsiniz" diyen profesör, böyle bir hamlenin ABD'yi geri dönülemez bir bataklığa çekeceğini vurguladı.
Mearsheimer, "İran'ın içine kara gücü sokmak; ister Hürmüz çevresine, ister zenginleştirilmiş uranyumu ele geçirmek için olsun, büyük bir bela reçetesidir" diyerek sözlerini noktaladı.