Laricani: Aşkın hikmet ile eleştirel akıl arasında

img
Laricani: Aşkın hikmet ile eleştirel akıl arasında YDH

"Ne Doğu-Batı karşıtlığına hapsoldu ne de tek bir geleneğin sınırlarında kaldı. Sadracı hikmet ile Kantçı eleştiriyi buluşturmaya, İslam aklını modern felsefenin disiplininden yararlandırmaya çalıştı."




Kerim Haddad

YDH - El-Ahbar gazetesinin sol-sosyalist çizgideki yazarlarından Kerim Haddad, Amerika ve İsrail'in haydutluk eyleminde şehit düşen İran Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani’nin düşünsel yapısının İslam felsefesi ve Kantçı eleştirel düşünce arasında kurduğu özgün sentezi inceliyor. Laricani’nin, Molla Sadra geleneğinden gelen aşkın hikmeti modern felsefeyle ilişkilendirerek akıl, varlık ve siyaset arasında bütünlüklü bir yaklaşım geliştirdiği kaydeden Haddad, Kant etkisiyle ödev, sınır ve rasyonel gerekçelendirme kavramlarını siyasal düşüncesine dahil ettiğini belirtiyor.

Ali Laricani’nin bir lider ve siyasetçi olarak kişiliği, İslam düşünce geleneğindeki derin felsefi kökleri dikkate alınmadan anlaşılamaz.

Bu gelenek onun için yalnızca kültürel referans ya da medeniyet kimliği değildi; dünyaya, bilgiye ve insana bakışını biçimlendiren canlı bir düşünce yapısıydı.

Felsefi bilinci, modern dönemde büyük isimlerin şekillendirdiği İslami hikmet ufku içinde oluştu. Bu isimlerin başında Seyyid Muhammed Hüseyin Tabatabai, Şeyh Murtaza Mutahhari ve İmam Ruhullah Humeyni gelir. Onlar, daha derine uzanan bir felsefi mirasın, Molla Sadra ve İbn Arabi’nin çizgisinin canlı devamıydı.

Bu çizgide felsefe ile irfan kesişir, akıl ile keşif iç içe geçer, bilgi ise varlığın birliği ve dereceleri üzerine kurulur.

Bu bağlamda Laricani, bu mirasın pasif bir alıcısı değildi. Onu bilinçli biçimde okuyan, Molla Sadra’nın kurduğu aşkın hikmetin akıl ile nakil, felsefe ile din arasındaki klasik ayrımı aşmayı hedeflediğini kavrayan bir düşünürdü.

Bu yaklaşım, cevheri hareket fikrine, varlığın dereceli oluşuna ve varlığın tek ama mertebeli bir hakikat olduğuna dayanır. Bu çerçeve yalnızca varlığa ilişkin bir metafizik sunmaz; aynı zamanda insanı da oluş halinde bir varlık olarak tanımlar. İnsan bilgi ve eylemle gerçekleşir, varlığın mertebelerinde yükselerek olgunlaşır.

Laricani, özellikle Tabatabai’nin "el-Mizan" tefsirinde akıl ile metin arasındaki bu bütünlüğün somut bir örneğini buldu. Bu yaklaşımda vahiy akıldan kopuk okunmaz, akıl da deney sınırlarına indirgenmez; ikisi aynı bilgi ufkunda birleşir.

Tabatabai felsefeyi yeniden üretmeye değil, modern dünyanın meydan okumaları karşısında etkin kılmaya yönelmişti. Bu yaklaşım, Mutahhari dahil geniş bir düşünür kuşağını etkiledi. Mutahhari de İslam felsefesini geçmişin kalıntısı değil, çağla konuşabilen canlı bir proje olarak sunmaya çalıştı.

İmam Humeyni ise bu mirasa farklı bir boyut ekledi. Felsefe, irfan ve siyaset arasında doğrudan bağ kurdu. Onun deneyiminde felsefe, gerçeklikten kopuk tefekkür değil, tarih içinde etkili bir güç haline geldi.

Siyasi eylemde, devlet inşasında ve toplumun yeniden şekillenmesinde karşılığını buldu. Böylece İslam felsefesinin pratik boyutu belirginleşti; varlık üzerine düşünmek, insanın tarihsel sorumluluğunu anlamanın temeline dönüştü.

Bu çerçevede Laricani’nin düşünsel oluşumu, aşkın hikmet ile teorik irfanın iç içe geçtiği bir zeminde şekillendi.

Akıl burada yalnızca analiz aracı değildir; varlığın mertebelerini kavrama, zahir ile batını, duyum ile aklı, bilgi ile huzuru ayırt etme yetisidir. Bu durum, onu düşünce ile siyaset ya da din ile akıl arasında keskin ayrımlar yapan indirgemeci yaklaşımların ötesine taşır.

Ancak bu oluşumun önemi yalnızca köklerinde değil, açıklığında yatar. Laricani’nin entelektüel seyri, İslam mirasıyla sınırlı kalmadığını gösterir. Kant başta olmak üzere Batı felsefesine de yöneldi. Bu yönelim, İslam düşüncesine alternatif arayışı değil, onu zenginleştirme çabasıydı.

Böylece ne Doğu-Batı karşıtlığına hapsoldu ne de tek bir geleneğin sınırlarında kaldı. Sadracı hikmet ile Kantçı eleştiriyi buluşturmaya, İslam aklını modern felsefenin disiplininden yararlandırmaya çalıştı.

Bu yaklaşım yüzeysel uzlaştırma değildir. Daha derin düzeyde bir birlik arayışıdır. Molla Sadra’nın farklı felsefi akımları bir araya getirme çabasına benzer şekilde Laricani de İslam geleneği ile modern felsefe, hikmet ile bilim, irfan ile eleştiri arasında diyalog kurmayı hedefledi.

Bu nedenle onun siyasi kişiliği bu felsefi arka plandan ayrı okunamaz. Bu perspektifte siyaset, çıkar yönetimi değil; dünya görüşünün, insan tasavvurunun ve bilgi anlayışının dışavurumudur. Başka araçlarla devam eden felsefedir. Felsefe de siyasette kendini sınar, kavramlarını somutlaştırır.

Bu çerçeve, Kant’ın Laricani üzerindeki etkisini anlamak için giriş oluşturur. Bu etki, köklerinden kopuş değil; onları genişleten ek bir ufuktur. Akıl ile gerçeklik, ödev ile eylem, bilgi ile iktidar arasındaki ilişkiyi yeniden düşünme imkanı sağlar. Böylece iki büyük felsefi geleneğin tek bir kişilikte buluşması ve bunun siyasal düşünceye dönüşmesi sorusu ortaya çıkar.

Bir kişiyi anarken, başarılarını sıralamak yeterli değildir. Onu şekillendiren derin yapıyı anlamak gerekir. Laricani ile Kant arasındaki ilişki bu açıdan önemli bir anahtar sunar. O, düşünce ile pratiği, teori ile yönetimi, felsefi tefekkür ile karar sorumluluğunu bir araya getiren bir figürdü.

Laricani, Kant’ı yüzeysel okuyan biri değildi. "Kant felsefesinde matematik yöntem" başlıklı çalışmasında onun eleştirel projesine doğrudan dahil oldu. Kant’ı teorik sistem olarak değil, bilginin imkan şartlarını araştıran bir düşünür olarak ele aldı. Bu yaklaşım, onun liderlik tarzına da yansıdı. Özünde Kantçı sayılabilecek bir siyasi akıl biçimi ortaya koydu.

Kant felsefesinin merkezinde ödev kavramı yer alır. Bu kavram sınırlama değil, aklın özgürlüğünün ifadesidir. Özgür insan, kendi koyduğu yasaya uyan insandır. Bu fikir siyaset alanına taşındığında, yalnızca fayda hesabına dayanmayan, ilkelere bağlı bir liderlik biçimi doğurur.

Bu açıdan Laricani’nin siyasi davranışı, zorunluluk ile ödev arasında denge kurma çabası olarak okunabilir. Ne dar anlamda pragmatikti ne de gerçeklikten kopuk bir idealistti. Kararlarını normatif bir ufuk içinde şekillendirmeye çalıştı. Siyasetin yalnızca mümkün olanın sanatı değil, aynı zamanda ahlaki sorumluluk alanı olduğu fikrini benimsedi.

Kant’ın temel derslerinden biri, aklın etkin olabilmesi için sınırlarını bilmesi gerektiğidir. Bu ilke siyasi düzlemde, sınır tanımayan gücün zorbalığa dönüşeceği anlamına gelir.

Laricani’de bu bilinç açık biçimde görülür. Bu anlayışta lider, mutlak hakikatin sahibi değildir. Kararlarının koşullara bağlı olduğunu bilir. Siyasi bilgi matematik kesinlik değil, imkanlar içinde yürütülen bir değerlendirmedir. Bu da liderliğe zayıflık değil, sorumluluk bilincinden doğan bir alçakgönüllülük kazandırır.

Kantçı sınır fikrinin içselleştirilmesi, siyaseti öz eleştiri alanına dönüştürür. Liderlik, başkalarını yönetmekten önce sürekli düşünsel bir faaliyet haline gelir.

Laricani’nin analizine göre Kant, matematikten ilham alır ama felsefeyi matematiğe indirgemez. Bu yaklaşım siyasete uygulandığında düzen, tutarlılık ve iç bütünlük arayan bir düşünce biçimi ortaya çıkar.

Laricani de bu dengeyi kurmaya çalıştı. Düşüncede disiplin, donukluğa dönüşmeden; karar süreçlerinde yöntem, gerçekliği basit denklemlere indirgemeden var olur. Siyaset matematik gibi kesin temellere dayanmaz, fakat zihinsel düzen olmadan kaosa sürüklenir.

Siyaseti yalnızca güç mücadelesi olarak gören yaklaşımların karşısında Kant, onu pratik aklın alanı olarak tanımlar. Bu da siyasi eylemin güçten değil, gerekçelendirme yeteneğinden doğduğunu gösterir.

Laricani’nin siyaset tarzı bu açıdan kamusal alanı rasyonelleştirme çabası olarak okunabilir. Amaç, onu çıplak çatışma zemini olmaktan çıkarıp tartışma ve gerekçelendirme alanına dönüştürmektir. Çatışma ortadan kalkmaz, fakat akıl ölçütleriyle sınırlandırılır.

Siyasi düşüncenin temel sorunlarından biri teori ile pratik arasındaki ilişkidir. Laricani için bu yalnızca teorik mesele değildi. Kant okuması onu gerçeklikten uzaklaştırmadı; aksine onu daha derin kavramasına imkan verdi. Felsefenin hazır çözümler sunmadığını, fakat karmaşıklığı anlamak için araç sağladığını gördü.

Kant düşüncesinin önemli bir katkısı da budur. Dünyaya tam hakimiyet vaadi sunmaz; onun sınırları içinde hareket etmeyi öğretir.

Laricani gibi bir figürü değerlendirirken, onun ne tür bir lider olduğu sorusu önemlidir. Hangi akıl anlayışını, hangi siyaset tasavvurunu taşıdığı belirleyicidir.

Kant perspektifinden bakıldığında, nadir görülen bir model ortaya çıkar. Ödev ile gerçeklik, disiplin ile esneklik, kesinlik arayışı ile sınır bilinci arasında denge kurmaya çalışan bir lider. Bu denge kolay değildir; sürekli zihinsel ve ahlaki çaba gerektirir.

Bu anlatıdan çıkarılabilecek temel sonuç, siyasetin hala felsefeye ihtiyaç duyduğudur. Hazır reçeteler için değil, aklın eleştirel kalmasını sağlamak için. Özgürlük ile ödev arasındaki bağı korumak için.

Bu bağlamda Kant’ın Laricani üzerindeki etkisi, felsefe ile siyasetin buluşmasının mümkün olduğunu gösterir. Bu buluşma lüks değil, düşünmeden karar veren liderlerin arttığı bir çağda gerekliliktir.

Çeviri: YDH