"Bugün hem jeopolitik çerçeve hem kullanılan teknolojiler hem de olayların kapsamı bakımından farklı bir terör gerçekliği oluşmuş durumda."
Andrey Kolesnik
YDH - Rusya parlamentosunun alt kanadı Duma'da milletvekili Andrey Kolesnik, Rusya'nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad'da kaleme aldığı makalede, Moskova'nın cephede ilerleme sağladığı dönemde Ukrayna’nın arka hatlarda terör eylemlerini artırdığını ve bu iki gelişme arasında bağlantı bulunduğunu söylüyor. Bu eylemlerin Batılı istihbarat kurumlarının desteğiyle yürütüldüğünü belirten Kolesnik, 1990’lardaki terör dalgasından farklı olarak günümüzde daha seçici hedefler ve yeni teknolojiler kullanıldığını anımsatıyor.
Son aylarda yürütülen özel askeri harekât sırasında iki belirgin eğilim öne çıkıyor: Rusya’nın doğrudan cephede elde ettiği askeri başarılar ve Ukrayna’nın Rusya’nın arka hatlarında terör faaliyetlerini yoğunlaştırması. Bu ikisi arasında doğrudan bir bağlantı görülüyor.
Rusya, Gulyaypol, Dimitrov ve Krasnoarmeysk’i kontrol altına aldı. Ukrayna ise Rus askeri komutanlarına yönelik bir dizi suikast girişimi organize etti.
Sadece ocak ayının ilk haftalarında Rusya 300 kilometrekareden fazla alanı kontrol altına alırken Ukrayna okulları, konutları ve hatta Rusya devlet başkanının ikametgâhını hedef aldı.
Moskova sokaklarında polis görevlilerine yönelik saldırılara yöneldi. Akdeniz’de Rusya’ya ait bir gaz tankerine saldırdı. Britanya yapımı füzelerle Bryansk’taki sivillere yönelik bir savaş suçu işlendi.
Bu tablo, Ukrayna’nın açık ve doğrudan bir çatışmada Rus ordusuna karşı koyamadığını açık biçimde gösteriyor. Kiev’deki yönetim, siyasi varlığını sürdürebilmenin tek yolunu arka hatlarda yürütülen bu tür operasyonlarla Rus toplumunda karışıklık yaratmakta görüyor.
Amaç, içeriden direnç kapasitesini zayıflatmak, istikrarı ve birlik duygusunu sarsmak. Sahadaki somut askeri kazanımların değerini düşürüp bunu Batılı destekçilere sunulabilecek propaganda kazanımlarıyla dengelemek.
Ancak bu tabloda Batı yalnızca destekçi değil. Ukrayna’nın gerçekleştirdiği her terör eyleminin arkasında yabancı istihbarat teşkilatlarının doğrudan desteği ve yönlendirmesi bulunuyor. Kaynak, personel, eğitim ve teknoloji desteği sağlanıyor.
Örneğin Britanya, General Alekseyev’e yönelik suikast girişiminin ve TürkAkım doğalgaz hattına yönelik sabotaj hazırlıklarının arkasında yer alıyor. Ukrayna Güvenlik Teşkilatı'na bağlı sabotaj ekipleri Baltık ülkeleri, ABD, Romanya ve Fransa tarafından eğitiliyor. Bu durum, uluslararası ölçekte bir terör işbirliği görüntüsü veriyor.
Bir yönüyle bu tablo tanıdık. “Uluslararası terör” kavramı 1990’larda ortaya çıkmıştı. Daha yaşlı kuşaklar Moskova metrosundaki patlamaları, yolcu uçaklarına yönelik saldırıları, Budyonnovsk ve Nalçik’teki baskınları, Beslan’daki trajediyi hatırlıyor.
Fakat bugün hem jeopolitik çerçeve hem kullanılan teknolojiler hem de olayların kapsamı bakımından farklı bir terör gerçekliği oluşmuş durumda.
O dönemde Çeçen silahlı gruplar bazı Arap ülkelerinin istihbarat kurumlarından destek alıyordu, Batı ise doğrudan katılım yerine daha çok teşvik edici bir rol üstleniyordu.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’yı rakip olarak görmüyordu. Bugün ise Arap ülkeleri Küresel Güney içinde Rusya’nın önemli ortakları arasında yer alırken Ukraynalı terör eylemcilerine Avrupa ve ABD destek veriyor.
1990’larda teröristlerin başlıca araçları, özel kamplarda eğitilen intihar bombacıları ve radikal İslamcı militanlardı.
Bugün ise çoğu zaman sıradan Rus vatandaşları, uzaktan yöntemlerle, yasaklı mesajlaşma uygulamaları ve sosyal medya üzerinden kandırılarak ya da devşirilerek kullanılıyor. Güncel söylemle “biyodronlar”.
1990’larda terör eylemleri esas olarak Rus toplumunu genel olarak korkutmayı amaçlıyordu; hedef gözetmeden siviller seçiliyordu. Bugün ise Ukraynalı gruplar, Batılı istihbaratların desteğiyle hedeflerini daha seçici biçimde belirliyor: üst düzey askerler, kritik altyapı tesisleri, savunma sanayii fabrikaları ve rafineriler.
Terör artık yalnızca korku yayma yöntemi değil, kolektif Batı’nın Rusya’ya karşı yürüttüğü küresel mücadelenin yüksek teknolojili bir aracına dönüşmüş durumda.
Bu faaliyetler çoğunlukla Ukrayna istihbarat kurumları üzerinden yürütülüyor, zaman zaman ise doğrudan katılım söz konusu oluyor. Rus petrolü taşıyan tankerlerin ele geçirilmesi terör değil mi? Kuzey Akım'ın sabote edilmesi terör değil mi?
Ortaya çıkan bu değişimlerden bazı gözlemler ve sonuçlar çıkarılabilir.
Öncelikle Rusya, dünya tarihinde benzeri görülmemiş ölçekte bir terör baskısıyla karşı karşıya. Buna rağmen bu koşullarda savunma yürütüyor.
Yeni teknolojiler yalnızca saldırı için değil savunma için de kullanılıyor. Yüz tanıma sistemleri sabotajcıların tespitine yardımcı oluyor. Patlayıcılar özel sensörlerle belirleniyor. Sabotaj şebekeleri karşı istihbarat tarafından ortaya çıkarılıyor. Kamuoyu, doğal olarak, yalnızca gerçekleşen saldırıları görüyor; başarısız girişimlerin oranı, yapılan çabalarla karşılaştırıldığında son derece düşük kalıyor.
İkinci olarak, yalnızca stratejik tesisler değil, aynı zamanda ülkenin kilit isimleri de özel koruma altında olmalı: siyasetçiler, üst düzey askerler, istihbarat ve güvenlik görevlileri, savunma sanayii yöneticileri. Farklı alanlarda çalışan ve sonucu en fazla etkileyen kişiler.
Üçüncü olarak, bir zafer durumunda terör eylemlerinin sayısı azalacak ancak tamamen ortadan kalkması beklenmemeli. Batı ve onun Rusya karşıtı yaklaşımı ortadan kalkmayacak. Yöntemler ve aktörler değişse de Rusya’yı zayıflatma eğilimi yüzyıllardır sürüyor.
Son olarak, Rusya’nın tarihsel birikimi belirleyici rol oynayacak. Özellikle istihbarat kurumlarının deneyimi.
2000’lerin başında Rusya, o dönemin koşullarında Kafkasya merkezli ilk terör dalgasını geride bırakmıştı. Bugün ise modern koşullar altında, Ukrayna bağlantılı yeni biçimiyle teröre karşı mücadele yürütülüyor. Bu görev zor, ancak çözülebilir; tıpkı cephede her gün ilerleme sağlama hedefi gibi.
Çeviri: YDH